SOS214U-GÖÇ SOSYOLOJİSİ
Ünite 4: Göç ve Toplumsal Cinsiyet
Giriş
Göçmenler, sayısal birer veriden daha fazlasını ifade etmektedir ve göç süreçleri çok boyutlu ve karmaşık bir yapıya sahiptir. Göçün bu niteliklerinin bütüncül bir şekilde kavranabilmesi için farklı göç türleri kadar göç süreçlerinde yer alan kadınlar, çocuklar, refakatsiz çocuklar gibi farklı toplumsal grupların durumlarının anlaşılması önem taşımaktadır. Toplumsal cinsiyet ve göçün oldukça karmaşık nitelikteki etkileşimlerinin anlaşılması özellikle kadın göçmenler için olumlu politikaların geliştirilmesi açısından önemlidir. Erkekler ve kadınların göç süreçlerinin benzerliklerinin yanında göç büyük ölçüde toplumsal cinsiyete dayalı bir olgu olarak erkek ve kadın için farklılaşır. Toplumsal cinsiyet normları ve beklentileri, güç ilişkileri, eşitsiz haklar, kadınlarla erkeklerin göç tercihlerini ve deneyimlerini değişik biçimlerde şekillendirmektedir.
Erillikten Kadınlaşmaya Toplumsal Cinsiyet Bağlamında Göç
Göçlerin birbirinden oldukça farklı nedenleri ve gerçekleşme biçimleri vardır. Bireyler daha iyi bir yaşam arzusu ile yoksulluktan, siyasi zulümden, toplumsal ya da ailevi baskılardan kurtulmak üzere göç edebilirler. Toplumların çoğunda varlığını koruyan erkek egemen anlayışların etkisiyle göçler uzunca bir dönem erkeklere ilişkin eril bir olgu olarak kabul edilmiştir. Kadınlar, erkekler nedeniyle göç eden bireyler konumunda görüldüğü için göçe ilişkin tartışma, analiz ve politikalarda göz ardı edilmişlerdir. Bununla birlikte göç veren ve göç alan ülkelerdeki toplumsal, kültürel, siyasal ve ekonomik dönüşümler kadınların da göç süreçlerinde daha belirgin bir konum elde etmelerine yol açmıştır.
Eril Bir Olgu Olarak Göç
Ortak algı, göçmenlerin ağırlıklı olarak erkek olduğu yönündedir. Aslında, cinsiyete göre küresel tahminler, 1960’tan beri sınır ötesi kadın göçmenlerin sayısının erkek göçmenlerle neredeyse aynı sayılara ulaştığını doğrulamaktadır. II. Dünya Savaşı’nın ardından Batı Avrupa’da erkeklere özgü meslekler olarak bilinen madencilik gibi iş kollarında ihtiyaç duyulan iş gücü için yoğun bir göçmen işçi akınının başlaması göçün erilliği düşüncesini pekiştirmiştir. Ekonomik koşulların yanında göçün eril bir olgu olarak kavranması, sadece bireylerin ve ailelerin göç kararlarında değil aynı zamanda göç politikaları ve yasal düzenlemelerde de etkili olmuştur. Dolayısıyla erkekleri esas göçmenler, kadın ve çocukları ise yalnızca bağımlılar olarak gören göç mevzuatı çoğu zaman toplumsal cinsiyetin etkisini açıkça yansıtmaktadır.
Göçün Kadınlaşması
İlk göç kuramcısı olarak kabul gören Ravenstein’ın daha 19. yy’da iç göçlerde kadınların erkeklerden daha fazla göç ettiğini vurgulamış olmasına rağmen (Reeder, 2017) uzun bir dönem boyunca göç eril bir olgu olarak görülmüş, kadınların göç eden erkeklerin yanında
onlardan etkilenen ikincil bir konumda bulundukları düşünülmüştür. Ancak gerek göç süreçlerinde kadınların sayısal olarak daha fazla yer almaları gerek dünyada yaşanan toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel dönüşümlerin etkisiyle kadınlar göç tartışmalarında daha çok gündeme gelmeye başlamıştır. Göç sürecinde kadınların, erkeklerden ayrı bir şekilde kendilerine özgü durumuyla ele alınıp incelenmesinin gerekliliği ve önemi ilk olarak Birleşmiş Milletler Kadınlar Üzerine Dünya Konferansı (1975, Meksika), Kadınların On Yılı Üzerine Dünya Konferansı (Kopenhag, 1980) gibi uluslararası konferanslarda dile getirilmiştir. 1980’lerle birlikte göç konulu araştırma ve tartışmalarda, göç eden kadınların benzer deneyimleri, hedef ülkelerin iş gücü piyasasında kadınların işlevleri gibi konular öne çıkmaya başlamıştır. 1990’lardan itibaren kadınların konumunun göç sürecinin mağduru şeklinde ifade edilen pasif konumdan değişimin faili olarak tanımlandıkları aktörlüğe doğru dönüşmesi söz konusu olmuştur. 2019’da kadınlar dünya çapındaki tüm uluslararası göçmenlerin yüzde 47,9’unu oluşturmuştur. Daha gelişmiş bölgelerde kadın göçmenlerin sayısı erkek göçmenlerden daha fazla iken daha az gelişmiş bölgelerdeki göçmen nüfusun yarısından azını kadınlar oluşturmaktadır. 2019’da kadınlar, daha gelişmiş bölgelerdeki tüm göçmenlerin yüzde 51,5’ini oluşturuyordu, bu rakam 1990’dan beri neredeyse hiç değişmemiştir. Göçün kadınlaştırılması olgusu giderek uluslararası göçün de yaygın olarak kabul gören bir özelliği hâline gelmiştir. Göçün kadınlaşması süreci toplumsal cinsiyete dayalı iş gücü politikaları ile de yakından ilişkilidir (Piper, 2009). Bu bağlamda son dönemlerde göçün kadınlaşması (feminizasyonu) kavramı göçe ilişkin literatürde ve tartışmalarda oldukça yoğun bir şekilde yer bulmuştur. Göçün kadınlaşması temelde beş alandaki eğilimler ve bu alanlardaki genel durum ile ilişkili bir şekilde değerlendirilmektedir. Bu alanlar şöyle sıralanabilir (Piper, 2006, aktaran Yılmaz, 2019);
a. Ekonomik yönden gelişmiş ülkelerdeki kadın göçmen oranın daha fazla olması b. Genel olarak kadın göçmen sayısındaki artış c. Aile birleşimi ya da evlilik gibi geleneksel kadın göç hareketlerinin dışında işçi göçü, insan ticareti ve sığınmacı göçü gibi göçün tüm çeşitlerinde kadınların artan varlığı d. Erkeklerin yaşadıkları ülkelerde tam zamanlı iş bulmasındaki güçlüklerin kadınları başka coğrafyalarda iş aramaya yöneltmesi e. Hedef ülkelerde, hemşirelik, hasta bakıcılığı, ev temizliği, bakıcılık gibi kadınlarla özdeşleşmiş işlerde iş gücü talebinin artması
Uzun bir süre kadınların göçü genellikle bağlantılı göç olarak kategorize edilmiştir. Bağlantılı göç, iş bulmak, görev gereği tayin gibi nedenlerle göç eden ailenin erkek üyelerini takip eden kadınların hareketini tanımlamaktadır. Burada kadının birey olarak bağımsız bir göç kararı
almasından çok aile içindeki eş, anne, genç kız gibi konumuna bağlı olarak göç etmesi söz konusudur.
Toplumsal Cinsiyet ve Göçün Etkileşimi
Göç, temel olarak cinsiyetçi bir konudur ve bu nedenle oldukça geniş bir toplumsal ilişkiler alanına içkindir (Castles ve Miller, 2008). Dolayısıyla toplumsal cinsiyet ve göç karşılıklı olarak birbirlerini etkiler. Göçün toplumsal cinsiyet rolleri üzerinde etkileri üç boyutta ifade edilebilir:
a. göç kararını alanların bu kararı uygulamaya koymadaki başarı ve çözümleme yeteneği, b. göç edilen ülkede iş gücü piyasasına dâhil olma modelleri, c. göçün kadın ve erkek statüsü üzerindeki etkileri ve bunlara bağlı gelişen tepkiler (Şeker, 2019).
Göç ve toplumsal cinsiyet arasındaki etkileşim dört farklı şekilde gerçekleşebilir (Carling, 2005);
• Toplumsal cinsiyet ilişkilerinin göç üzerindeki etkileri. • Göçün toplumsal cinsiyet ilişkileri üzerindeki etkileri. • Toplumsal cinsiyet ilişkilerinin göçün toplumsal sonuçları üzerindeki etkileri. • Toplumsal cinsiyet ilişkilerinin göçün temsilleri üzerindeki etkileri.
Göç ve Kadınlık
Göçler, kadın göçmenleri ve mültecileri yeni veya artan risklere maruz bırakabilir. Aynı zamanda yeni fırsatlar sunar ve kadınlar, göçle birlikte eğitime ve ekonomik kaynaklara daha yüksek düzeyde erişebilirler. Bütün boyutlarda göç ve kadınlık arasındaki etkileşim hem fırsat ve olanakları hem de tehdit ve riskleri barındırmaktadır.
Göçün Kadınlar Üzerindeki Etkileri
Göçlere kaynaklık eden çatışmalar ya da felaketler kadınlarla erkekleri farklı biçimlerde etkilediği için herhangi bir kaos ortamında kadınların ve erkeklerin tepkileri de farklılık göstermektedir. Kadınların doğası gereği göç süreçleri gibi sıkıntılı ortamlarda var olabilmeleri erkeklere göre daha zordur. Kadınların göç etmesine savaş, çatışma, karmaşa, kıtlık, ekonomik güçlükler, tabii afetler ve insan hakları ihlalleri gibi durumlar neden olabilir. Bunların yanında şiddet, geleneksel kadın rollerinin baskısı gibi sosyal ve kültürel nedenler de kadınları göç etmeye zorlayabilir. Kadın göçmenler homojen bir bütünlük sergilememektedir. Kadın göçmenlerin içindeki bazı kadınlar hemcinslerinden daha fazla riskle karşı karşıya kalmakta, bu nedenle daha fazla korunmaya ihtiyaç duymaktadır. Daha dezavantajlı konumda yer alan kadın grupları şöyle sıralanabilir (UNCHR Türkiye, 2017 aktaran Yılmaz, 2019):
• Refakatsiz ve tecrit edilmiş kadınlar • Yalnız aile reisi konumundaki kadınlar • Cinsel şiddet kurbanı kadınlar
• Eşcinsel kadınlar • Ruh sağlığı bozuk ve travma geçirmiş kadın mülteciler • Gözaltındaki veya benzeri durumdaki kadınlar
Göçün Kadınlık Üzerindeki Etkileri
Toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümünün, kadınlara yönelik şiddetin ve kadınların karar verme gücünden yoksun bırakılışının temel nedeni bütün toplumlarda yaygın olan toplumsal cinsiyet normlarıdır. Araştırmalar, kadınların göç deneyimlerinin göçün kadınların yaşamlarını iyileştirmek ve baskıcı toplumsal cinsiyet ilişkilerini değiştirmek için yeni fırsatlar sağlayabileceğini göstermektedir. Göç deneyimi, kadının zihinsel temsillerinde toplumsal cinsiyet rol ve sorumluluklarıyla ilgili değişime yol açarken iyi bir eş ve anne olma çabasının yanında çalışma hayatında da var olma mücadelesine karşın toplumsal destek olanaklarından yoksun olunması hayat şartlarını zorlaştırmaktadır. Aslında göç, kadınların özerkliğini, beşerî sermayelerini, öz saygılarını, sahip oldukları otoriteyi, ailelerinde ve toplumdaki değerlerini artırabilir. Göç yoluyla kadınlar, eğitime ve ekonomik fırsatlara daha fazla erişim sağladıkça geleneksel toplumsal cinsiyet normlarını değiştirebilirler. Kadınlar göçmen olmadığında dahi göçün onlar için olumlu etkileri olabilir ve göçle ilgili değişim kadınları ve toplumsal cinsiyet anlayışlarını etkileyebilir. Böylece göç, evdeki toplumsal cinsiyet normlarını etkileyebilir ve değiştirebilir, daha fazla cinsiyet eşitliği yaratabilir. Göç süreçlerinin kadınların toplumsal cinsiyet rollerinde ve toplumsal cinsiyet anlayışlarında ortaya çıkardığı değişimlerin ekonomik sistem ve işleyişle yakından ilişkisi vardır.
Göç ve Erkeklik
Göç deneyimini etkileyen temel bir olgu niteliğindeki toplumsal cinsiyet; toplumsal cinsiyet stereotipleri ve beklentileri kadınlarda söz konusu olduğu gibi erkeklerin ve erkek çocukların göç deneyimini de şekillendirir. Böylece göç süreci bir toplumsal cinsiyet kategorisi olarak erkeklikler üzerinde değişime yol açar ve erkeklik değişmek zorunda kalır. Göçler ve erkeklik arasındaki etkileşimde, tıpkı kadınlıkta olduğu gibi olumlu ya da olumsuz boyutlardan söz edilebilir. Aynı zamanda göç sürecinin farklı dönemleriyle ilişkili etkileşimler ortaya çıkabilir. Bir toplumsal cinsiyet kategorisi olarak erkeklik de tıpkı kadınlık gibi evrensel ve nesnel bir yapı olarak görülemez aksine erkeklik kavramsalı çoklu bir yapıya işaret etmektedir (Connell, 2005 aktaran Göktuna Yaylacı ve Çarpar, 2019). Dolayısıyla erkeklerin göç deneyimi ya da göçlerin erkeklere etkisinden çok toplumsal cinsiyet bağlamında erkekliklerden ve göçlerle ortaya çıkan farklı erkeklik deneyimlerinden söz etmek yerinde olacaktır. Göçü travmatik bir deneyim olarak yaşayan erkeklerin sahip olduklarını düşündükleri erkeklik kimliklerinin temelleri sarsılmaktadır. Böylece erkek göçmenler, iktidar, saygınlık ve statü kaybı yaşarlar. Toplumsal cinsiyet kimliklerine uygun erkeklik rolleri ve davranış
kalıplarını dayatan ataerkil toplumsal cinsiyet düzeni erkeklere başkalarına şiddet gösterme, askerlik yapma; aile geçimini üstlenme, himayesi altında bulunan diğer bireyleri koruma; dezavantajları hakkında konuşmama gibi özellikler dayatabilmektedir. Buna bağlı olarak sığınmacı erkekler aile geçimini üstlenme sorumluluğunun verdiği psikolojik gerilimlerle mücadele etmekte, ekonomik sıkıntılar çekmekte; çalışma yaşamlarında ekonomik ve psikolojik olarak istismara uğramaktadırlar (Göktuna Yaylacı ve Çarpar, 2019). Bu süreçler, erkeklik krizi olarak adlandırılabilecek toplumsal cinsiyete ilişkin kimlik sorunlarına yol açmaktadır. Farklı kültürlerde birçok göçmen erkek ataerkil ilişkilerde egemenlik alanlarının zedelendiği bu kaygı ve gerilim verici hâli erkekliğin kaybı olarak deneyimlemektedir.
Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği ve Göç Politikaları
Toplumsal cinsiyet, erkek ve kadının toplumsal olarak inşa edilmesine işaret eder ve toplumsal cinsiyet normları erkeklik ve kadınlıkla ilişkili rolleri, beklentileri ve davranışları şekillendirir. Cinsiyet normları ise hakları ve fırsatları hem güçlendirebilir hem de kısıtlayabilir. Dolayısıyla toplumsal cinsiyete dayalı bir analiz, cinsiyet ilişkilerine dair bir perspektif sunar. Göç alan ve göç veren ülkeler ya da uluslararası toplum tarafından geliştirilecek göç ve uyum politikalarının en önemli unsurlarından biri de toplumsal cinsiyet olmalıdır. Göç politikaları toplumsal cinsiyet eşitsizliğini aşmak üzere göçmenlerin toplumsal cinsiyet kimliklerini dikkate alarak geliştirilmelidir.
Göçler ve Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği
Siyasal, ekonomik ve toplumsal hayatın hemen hemen her alanında toplumsal cinsiyet meselesi gündemdedir (Durgun ve Oğuz Gök, 2017). Aynı zamanda toplumlarda egemen olan ataerkil yapı, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ilişkin tutum ve davranışları sürekli bir şekilde yeniden üretmekte ve normalleştirmektedir (Koçak, 2017). Balibar’a (1991) göre birbirleriyle yakın ilişki içerisinde gelişmiş olan ırkçılık, cinsiyetçilik ve sınıf tahakkümü temel olarak kapitalizm ve moderniteye özgü toplumsal normalleştirme ve dışlamanın üç özel biçimidir. Genel bir boyutlandırma yapıldığında, politik katılım, ekonomik katılım ve fırsatlar alanlarında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin daha yoğun yaşandığı söylenebilir. Görece daha olumlu aşamaların kaydedildiği eğitimsel başarı ile sağlık ve hayatta kalma boyutlarında da eşitsizlik varlığını korumaktadır (WEF, 2020). Göç bağlamında da toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri bu boyutlarda ifade edilebilir. Toplumsal cinsiyet ve göç arasındaki karmaşık ve çok boyutlu ilişkileri daha iyi anlamak, özellikle kadın göçmenler için faydaları artıran ve sorunlar ile maliyetleri azaltan daha sağlıklı politikalara yol açacaktır. Bu kapsamda politika geliştiriciler tarafından göz önünde bulundurulması gereken unsurlar ve dolayısıyla politikaların temel boyutları şöyle ifade edilebilir (Fleury, 2016):
• Göç, medeni durum, doğurganlık durumu, eğitim ve beceriler gibi bireysel faktörlerden veya statü
veya sınıf gibi aile veya sosyal faktörlerden kaynaklanabilir. • Yoksul kadınlar daha fazla göç etmektedir. • Eğitim seviyesi ve mevcut istihdam göç ile olumlu bir şekilde ilişkilidir. • Beklentiler ve cinsiyet normları göç etme kararını büyük ölçüde etkilemektedir. Bazı ülkelerde bekâr kadınların göç etme olasılığı daha yüksektir. • Kadınlar, cinsiyet temelli yapısal eşitsizlikler ve evdeki ayrımcılık nedeniyle göç edebilirler. • Yurt içi ve yurt dışında toplumsal ağların varlığı göçü daha fazla teşvik edebilir.