SOS214U-GÖÇ SOSYOLOJİSİ
Ünite 3: Türkiye’de İç Göç Dinamikleri
Giriş
Kişilerin veya toplulukların kesin ya da geçici olarak bir yerleşim yerinden başka bir yerleşim yerine gitmesi ve oraya yerleşmesi, göç hareketi olarak nitelendirilir. Göç, sosyal ve insanbilimlerin temel çalışma konularından biri olup araştırma ve incelemelerde, nüfus sayımları, kayıt sistemi verileri ve araştırma çalışmaları gibi ana veri kaynakları kullanılmaktadır.
İç göç, kırdan kente göç terimleriyle örneklenebildiği üzere birden çok göç adlandırması vardır. Bu adlandırmalarda genellikle göçün gerçekleştiği yerleşim yerlerinin idari statü veya nüfus büyüklüğü kıstası ve göçün yönü dikkate alınmaktadır. Göç etme nedenleri oldukça çeşitli olsa da göç etme nedenleri ile göç yönü arasında bir ilişki kurulabilmektedir.
İç Göçe İlişkin Veri Kaynakları
Ülkenin sınırları içindeki bölge, kent, kasaba ve köy gibi yerleşim yerleri arasında gerçekleşen göç hareketleri iç göç olarak isimlendirilir. İç göçler, göç edilen yön dikkate alınarak kırdan kıra, kırdan kente, kentten kente ya da kentten kıra şeklinde dört farklı şekilde sınıflandırılır. Türkiye’de iç göç konusunda inceleme ve araştırmaların temel zeminini Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze değin gerçekleştirilen büyük çaplı nüfus sayımları, kayıt sistemi verileri ve araştırma çalışmaları oluşturmaktadır.
Genel Nüfus Sayımları
Türkiye’de ülke genelinde iç göç ile ilgili resmî bilgiler; Genel Nüfus Sayımları, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi ve 2011 Nüfus ve Konut Araştırması sonuçlarından üretilmektedir. Bu sayımlardan elde edilen bilgiler sayesinde göçlerin büyüklüğü, zaman içindeki değişimleri, göçlerin yönü, göç nedenleri, göç edilen ve varılan yerlere olan etkiler ve göç edenlerin özellikleri gibi konular hakkında karşılaştırmalı bilgi üretilmektedir.
Türkiye’de Cumhuriyet Dönemi’nde ilk genel nüfus sayımı 1927 yılında uygulanmıştır. İkinci sayım 1935’te gerçekleştirilmiş olup bu tarihten sonra 1990 yılına kadar nüfus sayımları her beş yılda bir yapılmıştır. 1990 yılındaki 13. genel nüfus sayımından sonra iki sayım arasındaki süre uzatılarak on yıla çıkarılmıştır. En son genel nüfus sayımı 22 Ekim 2000 tarihinde, Pazar günü 08:00 ile 17:00 saatleri arasında sokağa çıkma yasağı uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Bu tarihten sonra gelişmiş pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de kayıt sistemlerine dayalı veri toplanmasına ağırlık verilmektedir.
Genel Nüfus Sayımları, uygulama tarihinde ülke sınırları içinde bulunan nüfusun büyüklüğünü, bölge düzeyinden en küçük idari bölünüşe kadar dağılımını ve başlıca demografik, sosyal ve ekonomik özelliklerini tespit etmek amacıyla gerçekleştirilir. Genel nüfus sayımlarında büyük ölçekte finansman ve insan gücü kaynağı kullanması zorunludur.
Genel Nüfus Sayım tarihindeki daimî ikametgâh yeri ile beş yıl önceki daimî ikametgâh yeri farklı olan kişiler göç eden nüfus olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma göre iç göçte yer alan nüfus, 5 ve daha yukarı yaştaki kişilerden oluşmaktadır.
Genel Nüfus Sayımlarına dahil olan kişilere yöneltilen sorulardan, iç göçe dahil olan ve olmayan kesimleri, göç edenlerin sayısını ve göç yönünü saptamak ve göç edenlerin temel sosyal ve ekonomik özellikleri hakkında da bilgi elde etmek mümkündür.
Bu katkılarına rağmen Genel Nüfus Sayımlarının göç konusundaki analizlerden bazı sınırlılıkları da vardır:
• Sayımlar arasında birden fazla göç olmuşsa bunlar hesaplanamaz. • 0-4 yaş grubu hesaplamalara dahil edilmemiştir. • Zincirleme, döngüsel ve geriye göçün incelenmesi mümkün olmamaktadır.
Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) Genel Nüfus Sayımları
Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS), 29 Nisan 2006 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu ile başlatılmıştır. Türkiye, resmî nüfus ve demografi istatistiklerini 2008 yılından beri bu sistemi kullanarak üretmekte ve kullanıcılarla paylaşmaktadır.
Sistemde, her bir vatandaşın T.C. Kimlik Numarası, ülkedeki tüm adreslere verilen adres numarası ile eşleştirilmekte, anlık ve ikamete dayalı olarak nüfus tespiti yapılmaktadır. Bu sayede yerleşim yerlerine göre nüfus büyüklüğü, yaş ve cinsiyet göstergeleri, medeni durum ve hanehalkı yapısı gibi nüfusun temel niteliklerine ilişkin bilgiler elde edilmektedir.
ADNKS’de son bir yıl içinde, ülke sınırları içinde belirli yerleşim yerleri arasındaki daimî ikametgâh adres değişiklikleri iç göç olarak tanımlanmıştır. ADNKS’den yıllık olarak iç göç göstergelerinin hesaplanması ve en küçük yerleşim birimine kadar göç hareketlerinin takip edilmesi bu sistemin önemli bir avantajıdır. Diğer yandan ADNKS’den göçe ilişkin elde edilen bilgilerin bazı önemli eksikleri de vardır. ADNKS, nüfusun demografik, sosyal ve ekonomik niteliklerine ilişkin henüz genel nüfus sayımları kadar ayrıntılı bilgi sağlamamaktadır. Bu tür bilgilerin derlenmesi amacıyla on yılda bir Nüfus ve Konut Sayımı (NKS) yapılmasına karar verilmiştir. İlk NKS’nin 2021 yılında tamamen idari kayıtlar ve mevcut hanehalkı araştırmaları kullanılarak yapılması planlanmaktadır. Ayrıca göç nedenleri bilgisi ADNKS’den elde edilememektedir. Bu eksikliği gidermek üzere Resmî İstatistik Programı (RİP) çalışmaları kapsamında ülke içi göç eden nüfusun göç etme nedeni istatistiklerinin idari kayıtlara dayalı olarak üretilmesine yönelik İçişleri Bakanlığı tarafından yapısal düzenleme, veri derleme ve test süreçleri gerçekleştirilmektedir.
Bir diğer önemli eksiklik, kır ve kent tanımlarında ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de uzun yıllar kullanılan kır ve kent tanımları, 2014 yılına değin çıkarılan 5393, 6360 ve 6447 sayılı kanunlar neticesi değişikliğe uğramıştır. İlgili kanunların gerektirdiği idari alan değişiklikleri gerçekleştirilmeden önce 2014 yılında Türkiye nüfusunun yüzde 72’si kentlerde, yüzde 28’i ise kırlarda yaşamaktaydı. Kanunların öngördüğü değişiklikler ile aynı yıl içinde Türkiye’nin yüzde 86’sı kent nüfusu ve yüzde 14’ü de kır nüfusu hâlini almıştır. Bu durum gerek kentleşme göstergelerinin gerekse yerleşim yerleri arasındaki göçlerin önceki yıllarla karşılaştırılmasını ve takip edilmesini güçleştirmiştir.
Hanehalkı Araştırmaları
Veri toplama aracı olarak anketlerin kullanıldığı, çok aşamalı ve tabakalı örnekleme yöntemlerinin kullanıldığı araştırmalarda, örneklem çerçevesini hanehalklarının oluşturur.
Bu araştırmalar sayesinde, göç eden bireylerin; göç etme nedenleri, yaşam boyu gerçekleştirdikleri göçlerin tarihçeleri, göç edenlerin sosyoekonomik ve kültürel özellikleri, belirli konulardaki davranış örüntüleri ve tercihleri araştırma konusu hâline gelebilir. Bu tip araştırmalardan elde edilen veri birden fazla değişkenin birlikte analiz edilmesine olanak sağladığı için iç göç ve göç eden kişilere yönelik araştırmaların çok boyutlu olarak gerçekleştirilmesini sağlar.
T.C. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığının talebi ve koordinatörlüğünde Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü tarafından 2006 yılında planlanıp uygulanmış olan Türkiye Göç ve Yerinden Olmuş Nüfus Araştırması (TGYONA) ile Türkiye İstatistik Kurumunun, idari kayıtlara dayalı geniş kapsamlı bir örnekleme araştırması olarak planladığı 2011 Nüfus ve Konut Araştırması bu tarz araştırmalardandır.
Türkiye’de İç Göçlerin Tarihsel Seyri
Türkiye’de de dünyadaki eğilimlere benzer şekilde yakın tarih içinde önemli boyutta ve hızda iç göç hareketleri gerçekleşmiştir.
Türkiye’nin kırsal bir nüfus olmaktan kentsel bir nüfus olmaya doğru dönüşümünü sağlayan temel unsur ülke içi göç hareketleridir. Türkiye’de iç göçler tarihsel dönemlere ayrılarak incelenirken; Türkiye’nin demografik dönüşüm süreci, iç göçlerin büyüklüğü, hızı, yönü, nedenleri ve toplumsal etkileri dikkate alınarak bir sınıflama yapılabilir. Bu süreç dört tarihsel döneme ayrılarak incelenebilir:
• Cumhuriyet’in kuruluşundan 1950’li yıllara kadarki dönem demografik geçişin ilk dönemine karşılık gelmektedir. • 1950 ve 1980 arası yıllar, Türkiye’de ülke genelinde üretim ve yerleşim biçiminin hızla modernleşmeye başladığı, tarımsal üretimde mekanizasyon ile başlayan kırdaki yapısal
değişikliklerin yanı sıra şehirlerdeki olanaklar kısmen iyileşmeye başladığı demografik geçişin ikinci dönemidir. • Türkiye’de 1980’lerle birlikte göçlerin yarıdan fazlasının şehirden şehire göçler şeklinde olmuş, doğurganlık hızı da belirgin şekilde azalma göstermeye başlamış ve demografik dönüşüm üçüncü aşamasına girmiştir. • 2000’li yıllar ve sonrasında ise Türkiye’de demografik dönüşüm son evresine girmiştir. Bu dönemde iç göçler ekonomik nedenli olmanın yanı sıra eğitim, sağlık ve yaşam yeri tercihi gibi nedenlerle de yapılmaya başlanmıştır.
1923-1950 ve 1950-1980 Dönemlerinde İç Göçler
Türkiye’de Cumhuriyet’in kuruluşu ile gelen uzun barış ve siyasal istikrar dönemi, ülke nüfusunun hızlıca artmasını sağlayacak temel koşulları oluşturması bakımından önemlidir. 1950 ve 1980 arası dönemde ise ülkenin ekonomik yapısının tarımsal üretime dayalı olmaktan çıkarak sanayi üretimine ve hizmetler sektörüne dayalı bir ekonomik yapıya dönüşümü belirginlik kazanmıştır. Bu dönemde iç göç açısından kırsal alandaki gelişmeler “itici” faktörlere dönüşmüştür.
1923-1950 Yılları Arası: Nüfusun Onarım ve Yerleşme Dönemi
1913 - 1923 arasında Türkiye yaklaşık iki milyon kişilik bir nüfus kaybına uğramıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu dönemde nüfusu yaklaşık 14 milyondu. Bu nedenle pronatalist nüfus politikaları uygulanarak doğumların artması teşvik edilmiştir. Bunlardan bazıları şöyledir:
• Evlilik yaşının düşürülmesi • Gebeliği önleyici araçların satışının yasaklanması • İstemli düşüğün yasaklanması • Özellikle eski Osmanlı toprakları olan Balkan coğrafyasındaki ülkelerden Türk soylu ve Müslüman toplulukların ülkeye göçmen olarak gelmelerinin teşvik edilmesi
Bu dönemde ülke nüfusunun kırsal ve kentsel yerleşim yerlerine dağılımını değiştirecek büyük çapta bir iç göç süreci yaşanmamıştır. 1950’lere değin Türkiye genelinde kentlere yönelik olarak büyük miktarda olmamakla birlikte eğitim amaçlı gelen genç erkek nüfusun iç göçü yaşanmıştır.
1950-1980 Yılları Arası: Kentleşme Göçleri
1950’li yıllar ile 1965 arası köyden-şehire göçün ana nüfus hareketini oluşturduğu dönemdir. Bu dönemdeki kitlesel iç göç hareketleriyle Türkiye kentleşme olgusuyla karşı karşıya kalmıştır. 1960’lı yılların ikinci yarısı ile 1980 arasında iç göçlerde meydana gelen önemli bir gelişme ise nüfus hareketi yönünde şehirden-şehire göçün önem kazanması olmuştur. Bu gelişmenin ardındaki en temel sebep ise iller arasındaki eşitsiz ekonomik ve sosyal kalkınma düzeyidir.
Türkiye nüfusunun 1920’lerden 1990’ların ortasına değin gelişimi demografik yöntemlerle incelediğinde, iç göçe neden olan ekonomik ve sosyal gelişmeler şöyle sıralanabilir:
• Kırsal kesiminde kaynakların tükenmesi • Tarımda üretim biçiminin değişmesi • Kent tabanlı ekonomik gelişmeyi teşvik eden politikalar • Yerleşim yerleri arasındaki gelişmişlik farkları • Geleceğe yönelik beklentiler • Ülke içi ulaşım, taşımacılık ve haberleşmenin kolaylaşması • İyi toprağın kıtlığı (topraksızlık) • Sulama olanaklarının olmayışı • Toprağın verimliliğinin düşük oluşu • Toprağın küçük parçalara bölünmesi • Toprak mülkiyetinin dengesiz dağılışı • Toprak üzerinde yaşanan kavga ve anlaşmazlıklar
Türkiye’de 1950’lerden sonra hızlanan iç göç hareketlerine 1960’lı yıllarla birlikte dış göç hareketleri eklemlenmiştir. Bu dönemdeki iç göçler kentlerde gecekondu yerleşimi olgusunu da ortaya çıkarmıştır. Ayrıca, 1950 ve 1960 arası kentlere göç edenler, kırsal alanlarda da ekonomik olanakları yeterli olmayan, vasıfsız, eğitim düzeyi düşük ve yoksul kesimlerden oluşmaktaydı. Sanayi sektöründe ucuz emek olmanın dışında kentteki iş gücüne dahil olmaya çalışan göç edenler; işportacılık, hamallık, ayakkabı boyacılığı, piyango bileti satıcılığı gibi marjinal-enformel sektöre yönelmişlerdi.
1950 ve 1980 arasında kırdan kente göçlerle kentleşmeye başlayan Türk toplum yapısında meydana gelen önemli değişikliklerden birisi de aile kurumunda yaşanan değişimlerdir. Geniş aile biçimleri çekirdek aile biçimine dönüşmüş, doğurganlık azalmıştır. Bunun sonucunda daha küçük ve basit aile yapıları yaygınlaşmıştır.
1980-2008 Döneminde ve 2008 Yılı Sonrasında İç Göçler
Türkiye 1980 yılına ekonomide radikal bir istikrar ve liberalleşme programı açıklayarak girmiştir. 24 Ocak 1980 yılında ilan edilen bu yeni programla birlikte devlet odaklı ekonomik politikalar yerine piyasa odaklı politikalar benimsenerek ülke ekonomisinin yeniden yapılandırılması yoluna gidilmiştir.
Yeniden yapılanma sürecinde; kamu iktisadi teşebbüsleri (KİT) özelleştirilmiş, yabancı sermayenin ülke içine çekilmesi için gerekli düzenlemeler yapılmış, Avrupa Gümrük Birliğine üye olunmasıyla birlikte uluslararası ticaretteki kısıtlamalar büyük ölçüde kaldırılmış ve ihracata dayalı büyüme stratejisi hayata geçirilmeye çalışılmıştır. Bu gelişmelerden sosyal ve demografik yapı da önemli ölçüde etkilenmiştir. Söz konusu gelişmeler özetle şunlardır:
• Tarımsal üretimin gayrisafi millî hasılaya oranında gerilme • Tarımın iş gücü içindeki payında gerileme
• Kişi Başına Gayrisafi Yurt İçi Hasıla yükselişi • 15 ve daha yukarı yaş nüfusta, okur-yazarlık oranındaki artış • 25 ve daha yukarı yaş nüfusta, Ortalama Okul Süreside uzama • Ulaşım altyapısı ile haberleşme ve bilişim teknolojisine yapılan yatırımlar • Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan İnsani Kalkınma Endeksindeki artış
1980 sonrası dönem, iç göç dinamiklerindeki değişimler dikkate alınarak iki kısımda incelenebilir: Kentlerden kentlere doğru yönelen göç ve yaşam güzergâhı göçleri.
1980-2008 Yılları Arası: Kentler Arası Göçler
1985-2000 yılları arasında gerçekleşen nüfus hareketleri daha önceki dönemlerdeki nüfus hareketlerine benzer bir şekilde, doğudan-batıya ve kuzeyden-batıya doğru gerçekleşmiştir 1995-2000 döneminde göç edenlerin yaklaşık onda altısı şehirden şehire göç etmiştir.
Göçlerle birlikte sorunları artan bu kentlere yönelik yasal ve idari tedbirler alınması yoluna gidilerek, Haziran 1984 tarihinde 3030 sayılı Büyük Şehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun çıkarılmış, İstanbul, Ankara ve İzmir kentleri büyükşehir statüsü kazanmıştır. Günümüzde toplam 81 ili bulunan ülkemizde büyükşehir statüsündeki şehir sayısı 30’a ulaşmıştır. 1995-2000 yılları arasında kadınların çoğunluğunu hanehalkı fertlerinden birine bağımlı göç nedeninden sonra, evlilik ve eğitim nedeniyle iller arası göç etmiştir. Erkeklerin çoğunluğu ise iş arama/iş bulma, tayin ve eğitim nedeniyle iller arası göç etmiştir.
2008 Sonrası: Yaşam Güzergâhı Göçleri
Günümüzde iç göçlerin güncel dinamikleri sanayi toplumlarına özgü örüntülerden farklılaşmaktadır. Bu farklılaşmayı dikkate alarak göç kavramı yerine yaşam güzergâhı kavramı önerilmekte ve yer değiştirmelerin yeni bir yaklaşımla çözümlenmesi teklif edilmektedir. İlhan Tekeli tarafından önerilen bu yaklaşım, insanların yaşamlarının doğum, eğitim, iş, emeklilik gibi çeşitli aşamalarında belirli güzergâhlar üzerinde hareket ettiği gerçeğinden hareket etmektedir.
Bu yaklaşım insanları dünyadaki güzergâhlarını dolaşarak kendilerini gerçekleştiren bireyler olarak tanımlamaktadır.
Ancak Türkiye 2011 yılından beri giderek artan sayıda sığınmacı, mülteci ve düzensiz göçmen akınına maruz kalmaktadır. Bu göçmenler başta Suriye olmak üzere, İran üzerinden Türkiye’ye giren Afganistan, Pakistan, İran, Irak ve bazı Afrika ülkelerinden gelmektedir. Dolayısıyla son on yıl içinde özellikle geçmişten beri iç göç alan kentlerdeki göç dinamiklerinin dış göç olgusu ile birlikte ele alınması zorunluluğu belirmiştir.