AÖF Soru Bankası

Göç SosyolojisiÜnite 2 Özeti

Göç, Sosyal Dışlama ve Entegrasyon

SOS214U-GÖÇ SOSYOLOJİSİ

Ünite 2: Göç, Sosyal Dışlama ve Entegrasyon

Giriş

Menşe ülke: Göç akınlarının kaynağı durumundaki ülke.

Ev sahibi ülke: Göç akınları için varılacak hedef konumundaki ülke, kabul eden ülke.

Göçmenler ve Yasal Statüleri

Temel Kavramlar

Uluslararası Göç Örgütüne göre; bireyin göç etme kararını, zorlayıcı dış faktörlerin müdahalesi olmaksızın kendi özgür iradesiyle ve ‘kişisel uygunluk’ sebepleriyle aldığı durumları kapsar.

Göçmen: Sosyoekonomik koşullarını iyileştirmek ve kendileri ve ailelerine ilişkin beklentilerini geliştirmek amacıyla başka bir ülkeye veya bölgeye hareket eden kişilerdir.

Birleşmiş Milletlere göre; sebepleri, gönüllü veya düzenli olup olmaması, göç yolları fark etmeksizin yabancı bir ülkede bir yıldan fazla ikamet eden bireydir.

Mülteci: Irkı, dini, tabiiyeti, belirli bir sosyal gruba mensubiyeti ve siyasi görüşleri yüzünden haklı bir zulüm korkusu nedeniyle vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve söz konusu korku yüzünden, ilgili ülkenin kurumlarından yararlanmak isteyen kişilerdir.

Sığınmacı: Zulüm veya ciddi zarardan korunmak amacıyla, kendi ülkesi dışında bir ülkede güvenlik arayışında olan ve ilgili ulusal ya da uluslararası belgeler çerçevesinde mültecilik statüsüne ilişkin yaptığı başvurunun sonucunu bekleyen kişi.

Statüleri resmî olarak tanınmamış da olsa, sığınmacılar menşei ülkelerine zorla geri gönderilemezler ve haklarının korunması gerekir. Olumsuz bir karar çıkması sonucunda bu kişiler ülkeyi terk etmek zorundadırlar ve eğer kendilerine insani ya da diğer gerekçeler temelinde ülkede kalma izni verilmemişse, bu kişiler ülkede düzensiz veya kanuna aykırı bir durumda bulunan herhangi bir yabancı gibi sınır dışı edilebilirler.

Düzenli göç: Menşe ülkeden çıkışı ve ev sahibi ülkeye seyahati, transit geçişi ve girişi düzenleyen kanun ve yönetmeliklere uygun olarak insanların olağan ikamet yerinden yeni bir ikamet yerine gitmeleri.

Düzensiz göç: Gönderen, transit ve kabul eden ülkelerin düzenleyici normlarının dışında gerçekleşen hareketlilikler

Yasa dışı göçmen olarak da adlandırılan düzensiz göçmenler kendilerini siyasal olarak ifade edemedikleri gibi eğitim, sağlık gibi temel hizmetlerden de faydalanamamakta, yoksulluk ve sosyal dışlanma riskiyle karşı karşıya bulunmaktadırlar.

Azınlık gruplar: Bir devletteki genel nüfusa göre sayıca daha az olan, hâkim konumda bulunmayan, genel nüfustan farklı etnik, dinsel veya dilsel özellikler taşıyan ve zımnen, kendi kültür, gelenek, din veya dilini muhafaza etmek için dayanışma içindeki gruplar. Genellikle ırk,

etnik köken, dil, din, uyruk ve kültürel özelliklerle örtüştürülen dezavantajlı gruplardır.

Göçmenler, Mülteciler ve Sığınmacıların Haklarına İlişkin Yasalar

• İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (Madde 14): Herkesin başka ülkelerde sığınma talep etme ve sığınma hakkı olduğunu belirtir. • 1951 Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin BM Sözleşmesi (ve 1967 Protokolü): Mültecilerin zulüm görme riski altına girebilecekleri ülkelere geri gönderilmesini yasaklar. • 1990 Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme: Göçmenleri ve ailelerini koruma altına alır. • Bölgesel mülteci hukuku düzenlemeleri (örneğin 1969 Afrika Birliği Örgütü Sözleşmesi, 1984 Cartagena Bildirisi, Avrupa Birliği Ortak Sığınma Sistemi ve Dublin Prosedürü): Mültecilere özel korumalar sağlar.

Sosyal Dışlanma, Yoksulluk ve Göç

Sosyal Dışlanma Kavramının Ortaya Çıkışı ve Gelişimi

Sosyal dışlanma; Anglo-Sakson liberal yoksulluk vurgusuna bir alternatif olarak 1970’li yıllarda Fransa’da ortaya çıkmış ve sosyal güvenlik sistemi dışında kalan bazı marjinal grupların durumunu tanımlamak, bu grup içinde yaygın hale gelen yoksulluk ve işsizlikle birlikte grubun dışlanmasını ve kırılganlığını analiz etmek için kullanılmıştır.

1997 yılında Amsterdam Antlaşması ile sosyal dışlanma ile mücadele Avrupa Birliği’nin amaçlarından biri hâline gelmiş ve aynı yıl Britanya’da iktidara gelen Yeni İşçi Partisi hükûmetinin Üçüncü Yol ideolojisi çerçevesinde, özellikle savunmasız düşük gelir gruplarına yardımı hedeflemek için bir Sosyal Dışlanma Birimi kurulmuştur.

2001 yılında Lizbon toplantısında üye ülkeler sosyal içermeye ilişkin çoğu gelir ve istihdam, birkaçı ise sağlık ve eğitim alanında bir dizi ortak hedef ve sosyal gösterge üzerinde anlaşmışlardır.

2005 yılında Lizbon yeniden başlatılmış ve AB, sosyal içerme hedefini sosyal koruma reformuyla birleştirmiştir. Avrupa Yoksulluk ve Sosyal Dışlanma ile Mücadele Yılı olan 2010 yılına kadar hala hayal kırıklığı yaratan sonuçlara sahip olan AB, sosyal içermenin beş hedefinden biri olduğu 2020 Gündemini başlattı. Yoksulluğa ve Sosyal Dışlanmaya Karşı Avrupa Platformu Gündem 2020’nin sosyal hedefleri, topluma katılım için gerekli tüm kaynaklara, haklara ve hizmetlere erişimi güvence altına almak, dışlanmaya yol açan her türlü ayrımcılıkla mücadele etmek, insanların hayatlarını etkileyen kararlarda herkesin söz sahibi olmasını sağlamak böylece insanların yaşadıkları toplumda normal kabul edilen bir refah standardından yararlanabilmelerini sağlamaktır.


2000 tarihli Irk veya Etnik Kökene Bakmaksızın Kişiler Arasında Eşit Muamele İlkesini Uygulama kanun ile de ırk ayrımcılığı yasaklandı. Söz konusu kanun istihdam (işe erişim, ücret, çalışma koşulları, sosyal haklar), eğitim, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetlerine erişimi kapsamakta ve bu alanlarda yapılan ayrımcılıklar için sert yaptırımları içeriyordu. Öncelikle engelli, göçmen ve etnik azınlık gibi belirli grupları korumak için ayrımcılıkla mücadele ulusal düzeydeki tedbirleri hedef aldı. Zamanla, sosyal içerme politikası da bölgesel bir boyut kazandı.

Sosyal Dışlanma Kavramı

Sosyal Dışlanma: Bireylerin ya da grupların yaşadıkları toplumlara tam olarak ya da kısmi olarak entegrasyonunu engelleyen süreçlerdir (AB, 1995: 4).

Dar anlamda, gelirden yoksunluk ve özellikle ücretli iş gücü piyasasına dahil olmayan ya da düşük ücretli çalışan kişilerdir.

Geniş anlamda ise Avrupa Birliği Yoksulluk Programları raporları sosyal dışlamanın çok boyutlu olduğunu, kaynak eksikliğini ve/veya sosyal hakların reddini içerdiğini ve dışlamanın dinamik bir süreç olduğunu tespit etmiştir.

İngiltere Sosyal Dışlama Birimine göre sosyal dışlanma, bireyler veya bölgeler, işsizlik, düşük gelir, kötü barınma koşulları, yüksek suç ortamları, kötü sağlık ve ailenin par- çalanması gibi bağlantılı sorunların bir kombinasyonundan mustarip olduğunda yaşananları ifade etmektedir.

Sosyal dışlanmayı;

Avrupa Birliği, bireylerin ya da grupların yaşadıkları toplumlara tam olarak ya da kısmi olarak entegrasyonunu engelleyen süreçler;

• De Haan ve Maxwell, sosyal ve politik aktivitelere katılmada başarısızlık • Kahn ve Kamerman, birey ve grupların düşük gelirlerinin yanı sıra istihdama, sosyal hak ve hizmetlere, kültürel ve toplumsal yaşamın diğer yönlerine erişimde yaşadıkları kısıtlar nedeniyle kendi toplumlarına katılımdan tamamen veya kısmen tasfiye edildikleri bir süreç • Sapancalı belirli kesimlerin toplumsal bütünün ve sermaye birikim sürecinin dışında kalması ve ekonomik büyümeye yaptığı katkıdan eşit ölçülerde yararlanamaması

olarak tanımlamıştır.

Adaman ve Keyder, sosyal dışlanmanın yoksulluk dışında engellilik, ileri yaş, cinsiyet, cinsel ve dinsel tercih, göçmen ve azınlık gruplara dahil olma gibi başka etmenlere de bağlı olduğunu ve sosyal koruma dışında kalan grupların daha kırılgan ve savunmasız olduğunu ifade etmiştir.

Literatürde sosyal dışlanma kavramı karşıt kavramı olan sosyal içerilme üzerinden de tanımlanmaktadır.

Sosyal İçerme: Belirli bir topluluk ve toplumun ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel hayatına tam katılıma olanak

sağlamak ve bu katılımı gerçekleştirmek amacını taşıyan süreçtir.

Sosyal içerme kapsayıcı toplum fikrine, insan hakları ve temel özgürlüklere, kültürel ve dinî çeşitliliğe, sosyal adalete, dezavantajlı grupların özel ihtiyaçlarına, demokratik katılıma ve hukukun üstünlüğüne saygıya dayanmaktadır.

Sınıf altı: ABD’ye özgü bazı nitelikleri olan farklı bir yoksulluk kümesidir. Yoksulluktan çok kronik yasa dışılık, uyuşturucu kullanımı, çalışmama, evlilik dışı çocuklar ve okul başarısızlığını ifade etmektedir.

Sosyal dışlanma ve yoksulluk arasındaki farklar:

• Sosyal Dışlanma; Topluma Katılım, Vatandaşlık Hakları, İlişkisel, Süreçler, Çok Boyutluluk, Ölçümün Zorluğu • Yoksulluk; Maddi Kaynaklar, Ekonomik Haklar, Dağıtımsal, Sonuçlar, Tek Boyutluluk, Kolay Ölçülebilir

Sosyal Dışlanmanın Boyutları

Ekonomik dışlanma; insanların iş gücü piyasasından dışlanmasını veya iş gücü piyasasına dahil olsalar bile kötü çalışma koşullarını, çalışma karşılığı elde edilen gelirden yoksun kalmalarını, mal ve hizmetlere erişiminin yetersiz ve kısıtlı olmasını içermektedir. Dolayısıyla ekonomik olarak dışlananlar işsizler, gelir, servet, tasarruf gibi varlıklara erişimden mahrum olanlardır.

Ekonomik gerekçelerden bağımsız olarak kişilerin ya da grupların toplumda arzu ettikleri yaşam koşullarına erişememeleri, birtakım farklılıklardan dolayı toplumdaki faaliyetlere katılamamaları, ilişki ağlarında ve sosyal ilişkilerde olumsuzluklar yaşamaları, sosyal dışlanmayı oluşturur.

Bireyler vatandaşlık haklarını kullanarak siyasal hayatta söz sahibi olmalarının ya da belirli örgütlenmeler içerisinde yer alabilmelerinin engellenmesi sonucu kurumsal dışlanmayla karşı karşıya kalınmaktadır. Kurumsal dışlanma kadınlar, etnik ve dinî azınlıklar veya göçmenler gibi nüfusun belirli kategorilerinin siyasi ve insan haklarından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması kurumsal/politik dışlanmadır.

Sosyal Dışlanma Biçimleri

Ekonomik dışlanma, iş gücü piyasasının dışında kalmaktan dolayı kısa ya da uzun dönemli işsizliğin yaşanması ve/veya kredi olanaklarına ulaşamama durumu.

Mekânsal dışlanma, çeşitli nedenlerden dolayı belli mekânlara ulaşımda ve belirli mekânlardan yararlanmada sorunların bulunması, engellerle karşılaşılması durumu.

Kültürel dışlanma ekonomik nedenlerden bağımsız olarak toplumsal ve kültürel hayata dilediğince katılamama durumu.

Siyasi/politik dışlanma da çeşitli nedenlerden dolayı vatandaşlık haklarını, özellikle de hukuki ve siyasi hakları


tam olarak kullanamama ve siyasal yaşama katılımın doğrudan ya da dolaylı olarak engellenmesi durumu.

Sosyal Dışlanma Teorisi

Hillary Silver ve Ruth Levitas’ın dayanışma, uzmanlaşma ve tekelci paradigmaları entegrasyon anlayışı, entegrasyon kaynağı, ideoloji, söylem, ünlü düşünürler, yeni politik ekonomi modeline göre sınıflandırıldığında:

Dayanışma; Grup dayanışması/ kültürel sınıflar, Ahlaki bütünleşme, Cumhuriyetçilik, Dışlanma, Durkheim, Rousseau, Esnek üretim

Uzmanlaşma; Uzmanlaşma/iş bölümü, Mübadele/ Etkileşim, Liberalizm, Ayrımcılık/Sınıf altı, Locke/ Maddison, Yetenek, ağlar (networks), sosyal sermaye

Tekelci; Tekel, Yurttaşlık hakları, Sosyal demokrasi, Yeni yoksulluk/eşitsizlik/sınıf altı, Marx, Weber/Marshall, İş gücü piyasası/Bölünmesi

Göçmenlerin Sosyal Dışlanması

Sosyal dışlanma engelliler, yaşlılar, göçmenler, azınlık gruplar ve kadınlar arasında daha yaygın olarak yaşanmaktadır.

Birleşmiş Milletlerin Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşmesi’ni imzalayan ülkeler, göçmenlerin belirli bir süre o ülkede yaşamış ya da çalışmış olma şartıyla yasal ya da yasa dışı olmalarına bakılmaksızın belli haklarını garanti altına aldığını kabul etmektedirler. Fakat söz konusu sözleşme aralarında Türkiye’nin de bulunduğu daha ziyade göç veren 32 ülke tarafından imzalanmış, Batı Avrupa’nın göç alan ülkelerinden sözleşmeyi imzalayan olmamıştır.

Göç, Uyum ve Entegrasyon/Bütünleşme

Asimilasyon teorisinin geliştirdiği temel kavramlar olan uyum, entegrasyon ve asimilasyon kavramları, bir topluma sonradan dahil olanların ilişkilerini ve söz konusu ilişkilerdeki değişimi tanımlar.

Bu yaklaşım, temel olarak Amerikan toplumundaki göçmenlerin iş gücü piyasasına dahil oldukça ve yerli halkla aynı imkânlara sahip oldukça toplumsal tabakalaşma hiyerarşisinde yükselebileceklerini ancak zaman içinde kendi kültürlerini yitirerek baskın kültür içinde eriyeceklerini öngörmekteydi. Amerikan toplumunun “eritme potası” ideolojisinin de temelini oluşturan bu yaklaşıma göre göçmenler, hemen olmasa bile, belki birkaç kuşak sonra emilme süreçlerini tamamlayacaklar ve asimile olacaklardır. Ancak özellikle ikinci ve üçüncü kuşak göçmenler üzerinde yapılan araştırmalar, Amerika’nın bazı göçmen grupları için öngörüldüğü gibi bir eritme potası olmadığını, ayrıca uyum ve bütünleşmenin tek yönlü bir süreç olmadığını ortaya koymuştur.

Batı Avrupa’da ise ilkesel olarak -kültürel- asimilasyon eleştirilirken göçmenlerin uyumu ve entegrasyonu için politika arayışları çok kültürlülük programlarıyla sürdürülmüştür.

Uyum (Adaptation)

Uyum, göçmenin göç ettiği topluma ve devlete tek taraflı uyumu değil; devlet kurumlarının, toplumun ve göçmenlerin karşılıklı etkileşiminin söz konusu olduğu bir süreçtir.

Uyum konusunun ilk önemli aşaması göçmenlerin ilk geldikleri anda yerleşme, konut, sağlık, sonra iş gücü piyasasına erişim ve daha sonra eğitim gibi acil yaşamsal ihtiyaçlarının karşılanması olmaktadır. Ancak göçmenlerin kalış süreleri uzadıkça, göçmen uyumunun ön koşulları ve bu ön koşulların sağlanması için devletin göçmenlere sunması gereken hizmetlerin sivil ve siyasal katılım, sosyal ve kültürel haklar gibi uluslararası ve evrensel insan hakları temelinde ele alınması gerekmektedir.

Göçmenlerin; ev sahibi topluma uyumu ancak bir takım toplumsal, politik ve ekonomik koşulların yaratılması ile mümkün olmakta ve kültürel uyumun ulaşabileceği nihai noktaya işaret etmektedir.

Ekonomik uyumu gelir, iş gücüne katılım oranı, istihdam koşulları, ev sahibi ülke vatandaşları ile birlikte çalışıp çalışmadıkları ve kurdukları ticari ilişkiler üzerinden değerlendirmek mümkündür. Ekonomik uyumunun önündeki en önemli engeller arasında; ayrıldıkları ülkede elde ettikleri mesleki ve bilişsel donanımlarının geldikleri ülkeye transfer edilebilmesinin önündeki zorluklar, mesleki olarak niteliksizleşmeden kaynaklanan kayıplar, geldikleri ülkenin diline hâkim olmamaktan dolayı yüksek ücret ödenen ve yüksek vasıf gerektiren işlere/pozisyonlara kabul edilmekte yaşadıkları güçlükler gösterilmektedir.

Kültürel uyumu bilhassa göç hareketleri veya ekonomik yer değişimleri vasıtasıyla farklı kültürlerden gruplar arasında doğrudan ve sürekli temas olmasından kaynaklanan, kültürel adetlerdeki (fikirler, söylemler, değerler, normlar, davranışlar, gelenekler) bir dizi değişim olarak tanımlanır.

Göçmenlerin -özellikle de uluslararası göçmenlerin- çok farklı yeni bir kültüre geçtikleri zaman deneyimledikleri rahatsız edici duygu ve tepkilere ise kültür şoku denir.

John Berry göçmenlerin çoğunluğun baskın kültürüyle kurdukları ilişkilerinde asimilasyon, entegrasyon, ayrışma ve marjinalleşme olmak üzere dört farklı kültürel etkileşim stratejisi benimsediklerini ifade etmektedir.

Kişinin önceki kimliğinin yerine, yeni ev sahibi toplumun kimliğini ikame etmesi demek olan asimilasyon, çoğunluk kültürü ile güçlü bir ilişki, ancak orijinal kültürle zayıf bir ilişki gerektirmektedir.

Entegrasyon, göçmenlerin kendi etnik kimliğini sürdürmekle beraber, aynı zamanda hâkim kültürün bakış açılarını da kazanma kapasitesini göstermektedir.

Ayrışma ile grup kendi kültürünü kaybetmemekte ancak hâkim kültürle de iletişim kurmak istememektedir.


Ayrışma çoğunluk kültürüyle zayıf bir bağlantıyı, ancak orijinal kültürle güçlü bir bağlantıyı ifade etmektedir.

Marjinalleşme ise göçmenlerin kültürel geçmişini yitirmekle birlikte hâkim kültüre girmeyi de reddetmesini ifade etmektedir. Bu anlamda marjinalleşme hem çoğunluk hem de orijinal kültürle zayıf bir bağlantıyı içermektedir.

Uyumun Kuşaklararası Dinamikleri

Göçmenlerin kültürel uyum sürecinin büyük bir kısmı davranış ve değerlerdeki kuşaklar arası değişimlerden geçmektedir. Bu tür değişimleri değerlendirmek için literatür, ikinci kuşak göçmenlerin, birinci kuşak göçmenler ile yerel halk arasındaki farklılık veya benzerlikler bakımından nasıl kıyaslandığına odaklanmaktadır.

Göçmen Uyumunu Ölçmek

Zaragoza Entegrasyon Göstergeleri (Avrupa Birliği- 2010): Göçmenlerin istihdama katılım ve eğitim durumu, yüksek nitelik, gelir, yoksulluk, konut kullanım durumu, algılanan sağlık durumu, oylamaya katılım ve ikamet süresi vatandaşlığın kazanılması algılanan ayrımcılık gibi göstergeler kullanılarak Avrupa ülkelerinin göçmen uyumunu sağlamak için ön koşulları yerine getirmek hususunda ne kadar başarılı oldukları araştırılmakta ve politika önerileri geliştirilmektedir.

Göçmen Entegrasyonu Politika Endeksi (MIPEX): Aralarında Türkiye’nin de olduğu 38 ülkede göçmen entegrasyonu için uygulanan politikaları ölçen bir endekstir. Göçmenlerin yeni geldikleri toplumlara entegre olabilmeleri için, o ülkeler tarafından geliştirilmesi gereken iş gücü piyasasına erişim, aile birleşimi, eğitim, sağlık, siyasi katılım, sürekli ikamet izni, vatandaşlık ve ayrımcılıkla mücadele olmak üzere sekiz farklı politika alanında, toplam 167 gösterge belirlenmiştir. Göçmen uyumu ön koşullarını yerine getirme açısından 38 ülke içinde Türkiye iş gücü piyasası, sürekli ikamet izni, eğitim, siyasi katılım ve ayrımcılık açısından en son sıralarda yer almaktadır.

Entegrasyon/Bütünleşme (Integration)

Entegrasyon kavramı genellikle göçmenler ile ev sahibi toplum arasındaki iki yönlü sürece atıfta bulunur.

Avrupa Birliği göç ve entegrasyon politikaları sosyal entegrasyonun ilkeleri; ev sahibi ülkenin dili, tarihi, kurumları ile eğitim sistemi, işgücü piyasası gibi AB’nin temel değerleri ile bütünleşmek olabileceği gibi; göçmenlerin kendilerine sunulan hizmetlere nasıl eriştiği, ev sahibi vatandaşlar ile arasındaki iletişim, farklı kültür ve dinlerin kendini nasıl ifade ettiği ve politik katılımdır.

Entegrasyon göçmenlerin ev sahibi toplumun bir parçası hâline geldikleri süreci belirtir. Entegrasyon tartışmaları- nın ana eksenini göçmenlerin asimilasyonu ya da ev sahibi topluma uyumunu kolaylaştıran temel sosyal politika hedefleri oluşturmaktadır. Sosyal içerme ve entegrasyon kavramları göçmenlerin ev sahibi topluma uyumunu

içerirken, çok kültürlülük kavramı göçmenlerin etnik kimliklerini kabul ederek hakların, etnik grupların ev sahibi topluma üye olabilmesi için uyarlanmasını içermektedir.

Entegrasyon Modelleri

Castles ve Miller (2008) Avrupa ülkelerinde yaşayan göçmenlerin ve çocuklarının vatandaşlık edinmeleri ve ulusal devlete bağlanma biçimlerine bakarak dört farklı model geliştirmişlerdir.

1. İmparatorluk modeli 2. Etnik model 3. Cumhuriyetçi model 4. Çok kültürlülük

Kültürel Entegrasyon Teorileri

• Asimilasyon/Emilme Teorisi • Çok Kültürlülük Teorisi • Yapısalcı Yaklaşım

Entegrasyon Göstergeleri

Düzensiz göçmenlerin ev sahibi topluma entegre olmaları daha uzun sürerken düzenli göçmenler ise düzensiz göçmenlere göre daha farklı kısıtlar ve zorluklarla karşılaşmaktadır. Örneğin çalışma izni ile bir ülkede bulunan düzenli göçmenler iş gücü piyasasına tam entegre olmuşken aile birleşimi ile gelen göçmenler dil ve kültürel uyum konularında zorluklar yaşayabilmekte ve göçmenlerin iş gücü piyasasına dahil olması uzun sürebilmektedir.

İş Gücü Piyasasına Entegrasyon

İstihdam genellikle göçmen entegrasyonun en önemli göstergesi olarak kabul edilir. Göçmenlerin yegâne gelir kaynağı olan istihdam aynı zamanda göçmenlerin toplumda iyi bir yer edinmeleri, örneğin iyi koşulları olan bir konut bulmaları için de yol açıcıdır. Ayrıca istihdam, ev sahibi ülkenin dilini öğrenmeyi, iş yerinde sosyalleşmeyi ve bir sosyal statü kazanmayı beraberinde getirmektedir. Göçmenler ev sahibi topluluklarda genellikle düşük ücretli, emek yoğun ve düşük vasıf gerektiren işlerde yoğunlaşmaktadır. Tehlikeli, zorlu ve kirli olarak tanımlanan ve yerli iş gücü tarafından yapılmak istenmeyen işlerin temel iş gücünü göçmenler oluşturmaktadır. Ayrıca göçmenler yerli nüfusa göre hem daha düşük iş gücüne katılım oranlarına hem de daha yüksek işsizlik oranlarına sahiptir.

Avrupa Parlamentosu tarafından hazırlanan rapora göre; sığınmacı statüsü ile gelen göçmenler aile birleşimleri ve çalışma amacı ile gelen göçmenlere göre daha zayıf bir iş gücü piyasası uyumunu göstermektedir. Raporda sığınmacıların statüleri onaylanıp yerleşim haklarını aldıktan sonra aynı yaş grubunda diğer göçmen gruplarına göre daha yüksek maaşlar ve daha uzun çalışma saatleriyle çalıştıkları kaydedilmiştir.

Kadın sığınmacıların iş gücü piyasasına katılımlarının göreli olarak daha da düşük kaldığına özellikle dikkat çekilmektedir. Kültürel uyum, dil eğitimi, beceri kazanma


ve istihdam gibi alanlarda göç edilen ülkede kendilerine sunulan fırsatlara hem çocuk bakım yükleri hem de yerel kültürel kodlar nedeniyle yeterince katılamamaktadır.

Göçmenlerin yerleştikleri ülkenin diline ilişkin becerileri, eğitim durumları ya da iş gücü piyasası için sahip oldukları vasıf ve yetenekler göçmenlerin istihdamını yakından etkilemektedir. Ayrıca, sığınmacıların iş gücü piyasasına girişlerini düzenleyen yasal düzenlemeler, sığınma başvurusunun değerlendirilmesinde geçen sürenin uzunluğu ve kalıcı hâle gelip gelinemeyeceği konusundaki belirsizlik, insani nedenlerle göç edenlerin iş gücü piyasalarındaki durumunu yakından etkilemektedir. Bu engellerin yanı sıra, sığınmacıların göreceli olarak zayıf toplumsal ağları, barınma sorunları, travma ve şiddette maruz kalmalarından dolayı yaşanan sağlık problemleri, iş gücü piyasasındaki konumlarını yakından etkilemektedir.

Yaşam Koşulları ve Yoksulluk Göstergeleri

Gelir, barınma ve sağlık göçmenlerin sosyal ve ekonomik konumlarını belirleyen en önemli entegrasyon göstergeleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yerli ve göçmen topluluklar arasındaki gelir farkı, Avusturya ve Güney Avrupa’da en büyükken Orta Avrupa ülkeleri, Portekiz ve Birleşik Krallık’ta en düşüktür. Araştırmalar, yoksulluğun göçmenler arasında daha yaygın olduğunu ve daha hızlı arttığını göstermektedir.

Göçmenlerin göç ettikleri ülkelerde oluşturdukları mahalleler gettolar olarak adlandırılmakta ve genellikle kötü barınma ve yaşam koşulları ile ilişkilendirilmektedir. Bu mekânlar yoksulluk ve sosyal izolasyonun odağı olduğu kadar göçmen nüfusun yoğunluklu olarak yaşadıkları yerlerdir.

AB genelinde yabancı bir ülkede doğmuş her 4 kişiden biri standart dışı konutlarda yaşamaktadır. Araştırmalar göçmenlerin yaşadığı konutların yerli gruplara göre daha kalabalık olduğunu da saptamaktadır.

OECD’nin “Göçmen Entegrasyonunun Göstergeleri” raporuna göre, AB’de, en büyük etnik azınlıklardan doğan yabancıların üçte biri, mahallelerinde yaşayanların çoğunun kendileriyle aynı etnik kökene sahip olduğunu belirtmiştir. Bu durum etnik gettolaşma olgusuna iyi bir örnektir ve sosyal entegrasyonu engelleyen önemli bir faktördür. Söz konusu rapora göre etnik mekânsal yoğunlaşma en çok Belçika ve Hollanda’da deneyimlenirken Fransa’da ve Portekiz’de etnik gettolaşmaya daha az rastlanmaktadır .

Sivil ve Siyasi Katılım

Yaşadıkları toplumda olup bitene ilgi duymaları ve bu konularda seslerini duyurmaları, gelecek hakkında verilen kararlara katılımları gibi kanallarla göçmenler yeni yerleştikleri toplumlara uyum sağlarken, bu alanda elde edilen göstergeler güçlü entegrasyon göstergeleri olarak yorumlanmaktadır.

Sivil ve siyasi katılım konusunda iki önemli gösterge incelemeye değerdir. Bunlardan biri vatandaşlık haklarına erişim, diğeri ise seçmen katılımıdır. Göçmenlere vatandaşlık hakkı vermek göçmenleri vatandaşlar topluluğuna kabul etmek önemli bir eşiktir ki vatandaşlık hakkı seçme ve seçilme hakkı ile beraber gelmektedir. Ülkeyi yönetecek kişilerin seçilmesini belirleyen seçimlere katılım bir entegrasyon göstergesidir.

Entegrasyon Sürecinde Toplumsal Cinsiyet Eşitsizlikleri

Kadınların erkekleri takip ettikleri göç akımların yanı sıra günümüzde kadınlar hem ailelerinde göç etme kararı veren kişiler hem de tek başlarına göç eden aktörler hâline gelmiştir. Hizmet sektörünün genişlemesinin sonucu olarak göçmen kadın emeğine artan talep ile beraber, kadınlar dünyanın birçok yerinde ortaya çıkan göç akımlarında görünür hâle gelmiştir.

Batı’da meydana gelen sosyoekonomik yeniden yapılanma süreci, kadınların ücretli istihdamının giderek artmasına, erkeklerin tam zamanlı istihdamının ise istikrarlı bir şekilde düşüşüne neden olmuştur. İş gücünün feminizasyonu olarak adlandırılan bu durum, sadece ücretli istihdamdaki kadın sayısındaki artışı ifade etmemektedir. Aynı zamanda istihdam koşullarının kötüleşmesini, sosyal koruma ve istihdam güvencelerinin azalmasına paralel olarak bu koşullarda çalışmayı kabul eden kadınların sayısının artmasını da beraberinde getirmektedir. Söz konusu süreç, göçmen kadınların hizmet sektöründeki a-tipik ya da esnek çalışma olarak bilinen işlerde yoğun olarak çalışmaya başladıklarına ilişkin süreçle örtüşmektedir. Göçmen kadın emeğini ele alan araştırmalar, kadınların beceri eksikliği ve dil yetersizlikleri gibi dezavantajlara sahip olmalarına ve düzensiz yasal statülerine rağmen ev içi hizmetlerde, bakım işlerinde, seks işçiliği ve etnik işletmeler gibi kayıt dışı ve güvencesiz mesleklerde de olsa, bir dizi ekonomik faaliyette bulunduğunu göstermektedir.

Kadınlar erkeklere göre daha düşük olasılıkla çalışmak için göç ederken aslında daha yaygın olarak ailevi nedenlerle göç ederler. İşte bu hem istihdamda hem de sosyal alanda göçün kadınlar için farklı sonuçlar doğurmasına neden olur.

Hem göçmen hem de yerli kadınlar erkeklere göre daha düşük gelirli işlerde çalışmaktadır. Göçmen kadınların iş gücü piyasasına dahil olabilmek için daha yüksek niteliklere sahip olması gerekmektedir.

Geçici Koruma Statüsü: Çatışma veya yaygın şiddet ortamlarından kitlesel olarak kaçıp gelen kişilere öncesinde bireysel statü belirleme işlemine tabi tutulmaksızın Devlet tarafından geçici koruma sağlama konusunda geliştirilen düzenlemedir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında