AÖF Soru Bankası

Siyaset SosyolojisiÜnite 3 Özeti

İktidar ve Devlet

SOS207U-SİYASET SOSYOLOJİSİ

Ünite 3: İktidar ve Devlet

Giriş

Çağımızın ünlü ve medyatik düşünürlerinden Slavoj Zizek 2003 yılında yazmış olduğu Kukla ve Cüce kitabı üzerine konuşmak için ABD’de bir televizyon programına katılır. Sunucunun, kitabının çok karmaşık olduğunu ve bir şey anlamadığını söylemesi üzerine, Zizek kitabının yeni iktidar biçimleriyle ilgili olduğunu ifade eder. Zizek’e göre bu yeni tip iktidar her ne kadar kişinin özgür iradesine sesleniyor gibi görünse de aslında ilkinden çok daha güçlü bir mekanizmayı devreye sokmaktadır

İktidarın tek ve çoğul merkezli, görünen ve görünmeyen, dışsal ve içsel mekanizmalarla tüm hayatımıza yayıldığını düşünecek olursak iktidar açıklanması oldukça zor bir kavramdır.

Sosyolojik düşünme tabirini literatüre kazandırmış olan Wright Mills’in amacı bizlerin kendi yaşamlarımıza dair öz farkındalık kazanırken bunu yalnızca bireysel değil, toplumsal bir bağlama ve iktidar ilişkilerinin içine de oturtacak bir çerçeve sağlamaktır. Sosyologlar iktidarı kavramsallaştırmaya çalışırken iktidar mekanizmalarının nasıl çalıştığına, iktidarın kaynağının ne olduğuna, iktidarın nasıl rıza ürettiğine, kimlerin iktidar sahibi olduğuna (bireyler mi, gruplar mı, kurumlar mı), modern devletlerin iktidar mekanizmalarını nasıl kurduklarına ve hangi grubu desteklediklerine odaklanmaktadır (Lukes ve Manza, 2018: 144).

Her ne kadar iktidar kavramı çağdaş siyaset sosyolojisi yaklaşımları tarafından detaylı bir şekilde tartışılsa da Aristoteles’in Siyaset isimli çalışmasında yüzyıllar öncesi sorduğu temel soru hâlâ cevaplanmamıştır: “Bizi kim yönetmektedir: Tek kişi mi, azınlık mı yoksa çoğunluk mu?” Neredeyse tüm sosyologların mutabık olduğu şekilde iktidar, toplumun kılcal damarlarına yayılmıştır ancak iktidar meselesini kavramsallaştırabilmek için temel bakı noktamız iktidarı belirleyen kurumların bunu nasıl yaptıkları ve iktidarı nasıl ellerinde tuttuklarıdır (Taylor, 2010: 15).

Bizi kim yönetiyor sorusuna verilen cevaplar siyaset sosyolojisindeki temel iktidar yaklaşımlarını belirlemektedir. Bölümün ilerleyen bölümlerde detaylı olarak tartışıldığı gibi, kimin iktidar sahibi olduğuna “azınlık” cevabı verenler seçkinci, kapitalist sınıflar diyenler Marksist, çoğunluk diye cevap verenler çoğulcu teorilerin temsilcileridir (Piven ve Cloward, 2005: 55; Dobratz vd., 2016: 2).

İktidarın Üç Yüzü

İktidar kavramsallaştırmasındaki en temel yaklaşımlardan biri Steven Lukes’in iktidarın üç yüzü soyutlamasıdır. Lukes’ın iktidar tanımı üç farklı düzeyde güç ilişkilerinin nasıl işlediği üzerine odaklanmıştır.

Tek Boyutlu İktidar

İktidarın ilk yüzü, uygulanırken açık şekilde görünen, tek boyutlu iktidardır. Buradaki temel soru iktidarın kimin

elinde tuttuğudur. İktidarın ilk tipi zorlayıcı ve baskıcı bir görünüm sergilemekte ve zaman zaman fiziksel şiddet iktidar aracı olarak kullanabilmektedir

Çoğulculuk (liberal) yaklaşımı tek boyutlu iktidar kavramsallaştırmasına en yakın paradigmadır. Farklı gruplar arası potansiyel bir çatışmayı varsayan tek boyutlu iktidar kavramsallaştırması yöntemsel bireycilik üzerine kurulmuştur. Diğer bir ifadeyle, tek boyutlu iktidar tipine göre toplum farklı çıkarlara sahip bireylerden oluşmak- tadır ve bu bireylerin oluşturduğu gruplar iktidar için çekişme halindedir.

Gündem Belirleyici İktidar

Lukes tarafından gündem belirleyici iktidar olarak tanımlanan bu iktidar tipinde iktidarı uygulayan birey, grup ya da kurum karşı taraftan bir meydan okuma gelmeden gündemi belirlemektedir. Gündem belirleyici iktidar biçimi, toplumdaki azınlık grupların taleplerini daha başından engellemektedir.

Örneğin, Maden ocağının açılmasının gerekliliği işsizliğe çözüm bulması bağlamında desteklenirken doğaya vereceği zararlardan bahsedilmemektedir. Diğer bir ifadeyle maden ocağının ekolojik etkileri gündem oluşturmayacak, sadece istihdam yaratma etkisi tartışılacaktır. İktidarın bu şekilde işlemesi Lukes’ın iktidarın ikinci yüzü olarak kavramsallaştırdığı gündem belirleme iktidarıdır.

İktidarın Görünmeyen Yüzü

İktidarın kendi çıkarlarını, yönetilenlerin çıkarları gibi hissetmelerini sağlama gayretidir. Diğer deyişle kulübedekilerin saradakiler gibi düşünmeleri ve sarayda yaşayanların çıkarlarını kendi çıkarları gibi görmeleri ve onunla özdeşleşmeleri ideolojinin en temel işlevlerinden biridir. Lukes’in iktidar tanımı bu bağlamda toplumdaki karmaşık iktidar ilişkilerini aydınlatmak için önemlidir.

Çoğulculuk ve Devlet

Çoğulculuk (plüralizm) toplumun farklı iktidar odaklarından oluştuğu ön kabulünden hareket ederek, devlet ve toplum arasındaki ilişkiyi bu bağlamda değerlendirmektedir. Çoğulculuk için devlet çıkar gruplarının kendini temsil ettiği siyasi bir arenanın ötesinde bir yapı değildir. Tek merkezli devlet yerine, hükümet terimini kullanmaları, hükümetin yarışan ve çakışan çıkarlardan mürekkep olduğu vurgusuna dayanmaktadır.

Çoğulculuğun Düşünsel Kökenleri

Çoğulculuğun düşünsel kökenleri Amerika üzerine çalışmalar yapan ve sanayi devrimiyle birlikte gücü azalan aristokrasilerin karşısında Amarikan kültürü ve siyaset yapma biçiminin demokrasi fikrinin alt yapısını oluşturduğunu iddia eden Tocqueville’e kadar geri gitmektedir. Tocqueville için toplumsal düzen, demokrasi ve demokrasinin devamlılığı için çoğulculuk temel mekanizmadır. Amerika’da Demokrasi isimli kitabında çoğulculuk için önemli varsayımlarda bulunmaktadır.


Robert Dahl çoğulcu teorinin normatif yargılarını 1961 yılında yayınladığı Kim Yönetiyor: Amerikan Şehrinde Demokrasi ve İktidar isimli kitabında ampirik bir analize dönüştürmüştür.

Çoğulcu teorinin devlet teorisine sahip olmadığını iddia etmek yanlış olmayacaktır. Devletin temel işlevi farklı grupların talepleri ve ihtiyaçlarını yansıtabilecek dinamik bir toplumsal düzenin yasal ve hukuksal alt yapısını temin etmektir.

Çoğulculuğun Eleştirileri

Çoğulculuk paradigmasının ifade ettiği gibi toplum farklı taleplerden oluşmaktadır, diğer bir ifadeyle bir çoğulluk vardır. Ancak çoğulluk olması çoğulculuk için yeterli midir? Çoğulculuğun iddia ettiğinin tersine iktidar ampirik olarak genellikle belirli bir azınlığın elinde toplanmaktadır ve bu azınlık iktidarlarını paylaşmak ya da devretmek konusunda son derece gönülsüz davranabilmektedir. Seçkinci düşünürler çoğulculuğun iddia ettiğinin tersine devleti son derece dışlayıcı bir azınlığın yönettiğini iddia etmektedir.

Seçkincilik ve Devlet

Çoğulcuların iddia ettikleri gibi iktidarda farklı çıkar gruplarının eşit temsilini gözlemleyemiyorsak ortaya şu soru çıkmaktadır: İktidarı kimler elinde tutmaktadır? Bu soruya seçkinci paradigmanın verdiği cevap, bir grup azınlıktır. Elitistlere göre seçkinler toplumun geri kalanından farklı şekilde organize olabilme ve kendi çıkarlarının peşinden örgütlü bir şekilde koşabilme kabiliyetine sahip iktidar odaklarıdır

Elit teorinin en genel anlamda iki temel prensibe dayandığını iddia edebiliriz. Bunlardan ilki toplumun iktidarı elinde bulunduran küçük bir azınlık ve kitleler olarak iki kamptan oluştuğu, diğeri ise toplumun yapısını anlamak için elitleri oluşturan yapıya bakılması gerektiğidir.

Seçkinliğin Düşünsel Kökenleri

Klasik seçkinci teorisyenler olan Robert Michels, Vilfredo Pareto ve Gaetano Mosca’nın temel argümanları her toplumda iktidar sayıca azınlık olan elitin elindedir, ancak bu Karl Marx’ın öngördüğü gibi sınıfsız bir topluma gidecek devrimin kapılarını açmaz.

Pretoya göre Seçkin kontrolü ise ya güç kullanarak ya da düzenbazlıkla gerçekleşmekte ve devam etmektedir. Mosca ise Pareto’dan farklı olarak seçkin zümrenin içinde farklı katmanlar olduğundan ve her katmanın farklı bir fonksiyona sahip olduğundan bahsetmektedir.

İktidar seçkinleri yaklaşımı devletin farklı çıkar gruplarının eşit temsil edildiği tarafsız bir arena olma iddiasını reddetmekte ve seçkinlerin ellerinde tuttukları iktidar aygıtını kendi çıkarları için kullanabileceğini iddia etmektedir .

Her ne kadar seçkinci okullar birbirlerinden farklı analizler sunsalar da seçkinciliğin temel prensipleri şu

şekilde sıralanabilir: (1) Yöneticiler sürekli olarak toplumdaki diğer seçkin gruplarla rekabet hâlindedirler. (2) Her ne kadar seçkinler ulus devlete gömülü bir şekilde iktidarlarını korusalar da, uluslararasılaşan sermaye birikimi sebebiyle küresel elit ağlarıyla iletişim önemlidir. (3) İktidarlar çoğunluğun müdahalelerine kapalı bir yapı taşırlar. (4) İktidar seçkinleri ekonomiden siyasete, bürok- rasiden teknokrasiye farklı alanlardan gelen üyelerden oluşmaktadır (Evans, 2006: 40)

Seçkinci İktidar Yaklaşımına Eleştiriler

Elit teori yöneten ve yönetilenler arasında dinamik bir ilişki öngörememekte ve bu ilişkinin doğasını açık- layamamaktadır. Seçkinci teorinin temel vurgusu seçkinlerin karar alma süreçlerini etkileme yöntemleri olduğu için, devlet ve sivil toplum arasındaki ilişkiyi göz ardı etmişlerdir.

İkinci olarak seçkinci teori iktidar bloğunun uyumlu bir bütün mü yoksa çelişkili bir yapı mı olduğunu açıklayamamaktadır.

İktidar değişikliklerinin ve toplumsal değişimin nasıl gerçekleştiğine dair açıklaması yetersiz kalmaktadır. Devletlerin yaşadığı meşruiyet krizlerinin sebepleri ya da iktidarın seçkinler arası değişiminin nasıl gerçekleştiği gibi sorular havada kalmaktadır (Dobratz vd., 2016: 55).

Sınıf merkezli İktidar ve Devlet Yaklaşımı

Çoğulculuk ve seçkincilik genel olarak “devlet merkezli” bir analiz sunarken, Marksizm’in “toplum merkezli” bir analiz sunmaktadır.

Marksist teori, seçkinci teori ile örtüşecek şekilde iktidarın bir grup azınlığın elinde yoğunlaştığını iddia etmektedir ancak “seçkinlerin” iktidarı sınıflı bir toplum yapısı ve sınıf çelişkilerinden bağımsız olarak tanımlanamaz .

Genel hatlarıyla Marksistlerin iktidara yaklaşımı dört perspektiften beslenmektedir. İlk olarak iktidar belli üretim ilişkileri ve o üretim ilişkilerindeki toplumsal sınıfların konfigürasyonları sonucunda ortaya çıkmaktadır.

İkinci olarak Marksist analiz ekonomik, politik ve ideolojik alanlardaki iktidar ilişkilerine bir arada bakmaktadırlar.

Üçüncü olarak (özellikle seçkinci düşünürlerden farklı) Marksist analiz iktidarın sınırlarını sistemin yapısal krizleri ve sınıf çatışması üzerinden inceler.

Son olarak ise Marksist analiz sadece iktidar yapılarını çözümlemek değil, iktidara alternatifler ve stratejiler de geliştirmeyi gündeminin merkezine almıştır (Jessop, 2006: 8).

Marksist Devlet Teorisinin Düşünsel Kökenleri

Kapitalist devletin en önemli özelliği kurumsal olarak devlet ve sivil toplumu biçimsel olarak birbirinden ayrılmasıdır.


Marksist teorisyenlerin ‘devlet’ terimi yerine “kapitalist devlet”i tercih ediyor olmalarının nedeni kapitalist üretim ilişkilerinin üzerinde ya da ekonomik alandan özerk olarak tanımlanmış bir devlet anlayışına karşı çıkarak, kapitalist üretim ilişkilerinin ortaya çıkardığı devlet biçimini tartışmaya açmaktır.

Karl Marx’ın yazmış olduğu metinlerde analitik olarak geliştirilmiş bir devlet teorisi bulunmamakta ve farklı metinlerine referansla ortaya çıkan çeşitli devlet teorileri açığa çıkmıştır.

Araçsalcı Devlet Yaklaşımı

Ralph Miliband araçsalcı devlet yaklaşımının en bilinen teorisyenlerinden biri olarak 1969 yılında yayınladığı Kapitalist Devlet isimli kitabında gelişmiş kapitalist ülkelerde yönetici sınıflar ve devlet arasındaki ilişkiye odaklanmaktadır. Araçsalcı devlet yaklaşımının temel iddiası devlet toplumdaki egemen sınıfların iktidarını sağlayan ve yeniden üreten bir enstrümandır.

Marx’ın Louis Bonapart’ın On Sekiz Brumaire’i, Fransa’da İç Savaş ve Komünist Manifesto isimli çalışmalarındaki araçsalcı devlet anlayışının üzerine çalışmalarını inşa eden Miliband, Marx’ın devleti kapitalist sınıfların çıkarlarını koruyan örgütlü bir yürütme komitesi olduğunu iddiasının ampirik olarak kanıtlanması gerektiğini iddia etmiştir.

Miliband her ne kadar çoğulculuğa ciddi bir eleştiri getirip, Marksist devlet teorisi çalışmaları için öncü bir çalışmaya imza atsa da, çalışması birçok soruyu cevaplayamamaktadır.

Yapısalcı Devlet Yaklaşımı

Yapısalcı devlet yaklaşımı, Miliband’ın cevaplayamadığı temel sorular üzerine şekillenmiş ve devlete kapitalist karakterini veren durumun önemli kurumlardaki sermaye temsilcilerinden değil, kapitalist üretimin yapısından ve çelişkilerinden kaynaklandığını iddia etmiştir.

Devletin basitçe kapitalist sınıfların uzantısı olmadığını iddia eden Poulantzas, devletin göreli özerkliği kavramını geliştirmiştir. Kapitalist toplumlarda ekonomi ve politikanın birbirinden ayrılması sadece piyasanın özerkliğini sağlamamış, daha önceki devlet formasyonlarında görülmemiş bir siyasi alan da sağlamıştır. Poulantzas’a göre piyasanın işlerliği devletin göreli özerkliği ile sağlanmaktadır.

Araçsalcı devlet anlayışından farklı olarak, kapitalist sınıflar bir bütün olarak incelenmez. Poulantzas kapitalist sınıfları üretim ilişkilerindeki etkinliklerine ve ideolojik pozisyonlarına göre fraksiyonlara ayırmaktadır.

Her ne kadar yapısalcı devlet analizi kapitalist devletin özerkliğini açıklayarak onun tarafsız bir hakem olmadığını ve farklı fraksiyonların oluşturduğu iktidar bloklarının devlet içindeki temsiline bakılmasını gerektirdiğini iddia ederek önemli bir devlet teorisi kursa da, devlet ve toplum

arasındaki iktidar ilişkilerinde aydınlatamadığı noktalar vardır.

İktidar ve Yönetimsellik

Siyaset sosyolojisindeki temel paradigmalar -çoğulculuk, seçkincilik ve Marksizm- her ne kadar birbirlerinden çok farklı bir devlet ve toplum tanımlasalar da, iktidarı merkezileşmiş bir devlet üzerinden analiz ettikleri için, günlük hayatımıza sirayet eden iktidar mekanizmalarına dair kapsamlı bir analiz sunamamaktadırlar. Fransız düşünür Michel Foucault’nun iktidar tanımı önceki bölümlerde tartışılan ‘devlet merkezli’ iktidar kavramsallaştırmalarının eleştirisi olarak ortaya çıkmaktadır.

İktidar

Foucaultcu iktidar tanımının siyaset sosyolojisi literatürüne en büyük katkısı devlet-merkezli an- layışlarının göremediği söylemsel ve minör iktidar alanlarını analizinin merkeze almasıdır. Foucault devleti iktidar tartışmalarının merkezinden alıp ‘yönetim problematiği’ içine yerleştirmektedir.

Foucault iktidarın araçsalcı yaklaşımına karşıdır. İktidar basitçe güçlü grupların ya da merkezi devletin elinde biriktirdiği araçlarla toplumun geri kalanını yönetme kapasitesi değildir.

İktidar insanları baskılayan, davranışlarını kısıtlayan ve bu uygulamaları maskeleyen bir ilişki biçiminden ziyade üretken, bireyleri şekillendiren dinamik bir ilişki sürecidir.

Foucault disiplinize edici iktidarın, içselleştirilmiş iktidar olduğunu iddia etmektedir. Tam da bu sebepten ötürü iktidar düşünme biçimleri, egemen söylemler, davranış kalıpları ile ilgilidir.Foucault bu noktada modernist egemen devlet anlayışının ötesine geçerek iktidar analizi yapılması gerektiğini savunmaktadır.

Yönetimsellik

Foucault’nun yönetimsellik kavramıyla tanımladığı iktidar, modernist anlamda devlet kurumlarının yukarıdan aşağıya çeşitli bürokratik ve yasal yollarla uyguladığı iktidar biçiminden oldukça farklıdır.

Yönetimsellik ise devletin neden belli şekillerde hareket ettiğini açıklamaktan ziyade, bireysel ve demografik düzlemdeki iktidar ilişkilerinin nasıl kurulduğu üzerine odaklanmaktadır. Modern toplumların nasıl yönetildiğinin gizemini çözebilmek için sivil topluma, dini kurumlara, finans kurumlarına, tıbbı otoritelere, işveren örgütlerine bakılmalıdır.

Yönetimsellik kavramının üzerine basarak belirttiği gibi artık özneler dolaylı ve belirli bir mesafeden yönetilmektedir. Modern devlet vatandaşların temel haklarına müdahale etmeden onları yönetmek zorundadır ve bu noktada sivil toplum örgütleri, doktorlar, öğretmenler, doğum kontrol sistemleri, sağlık politikaları, konut politikaları gibi alanlara ağ şeklinde dağılmış iktidar mekanizmaları açığa çıkmaktadır.


Yönetimsellik kavramsallaştırmasında merkezi öneme sahip olan biyoiktidar teknikleri vatandaşların dolaylı yönetilmesinde kilit role sahiptir. Modern devlette, şiddet ve doğrudan kontrol mekanizmalarına dayanan hükümranlık iktidarının yerini biyoiktidar almıştır.

Foucault’nun iktidarı sivil toplumda, günlük etkileşimlerde, disipline edici pratiklerde ve mikro-politik alanlarda araştırmak gerektiğini iddia ederek, iktidar kavramsallaştırmasına yeni bir soluk getirmiştir ancak bu iktidar tanım, birtakım analitik açmazlar da açığa çıkartmıştır. İktidarların meşru güç kullanımını tekelelerine alabilecekleri, Demokrasi anlayışında farklılıklar olduğu, bireylerin iktidara nasıl karşı çıkacakları ve değiştirecekleri sorunlarını havada bırakmaktadır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında