AÖF Soru Bankası

Çocukluk SosyolojisiÜnite 1 Özeti

Çocukluk Sosyolojisine Giriş

SOS120U-ÇOCUKLUK SOSYOLOJİSİ

Ünite 1: Çocukluk Sosyolojisine Giriş

Çocukluk Sosyolojisinin Gelişimi

Çocukluk kavramı, son dönemde tüm dünyada çeşitli yönleriyle tartışılmakta ve kendine özgü nitelikleri ile değişim ve dönüşümlerle ilişkilendirilerek ele alınmaktadır. Bu ele alış; çeşitli disiplinlerin bakış açısı ile kimi zaman çocuk hakları, çocuk işçiler, çocuk suçluluğu, çocuk istismarı, çocukluk politikaları gibi konularda olmaktadır. Bu ilgi düzeyinin artışı çocukluğun basit bir gelişim dönemi değil aksine kendine özgü değerler, özellikler ve davranış kalıplarının olduğu bir başka deyişle çocukluğun “toplumsal” olduğu gerçeğinin kabulü ile öncelikle ilişkilidir. Toplumsal bir özne olarak çocukluğun analizi, yapı ve özelliklerinin tespiti ile diğer yaşam dönemlerinde (gençlik, yaşlılık) olduğu gibi varoluşsal olarak ele alınması, tarihsel süreç içerisinde hem akademik çalışmalarda hem de günlük yaşamda ele alınması kolay bir konu olmamıştır.

Çocukluğun tarihi insanlığın tarihi ile özdeştir ve ilk çocuk ilk insandır. Ancak çocuğu kendine özgü döneme yerleştiren çocukluk kavramı toplumsal anlamda daha geç bir dönemin ürünüdür. Diğer bir ifade ile tarihsel açıdan bakıldığında çocukluk ya da çocuk kavramının doğal bir gerçeklikten çok toplumsal-kültürel bir yaratı olduğu ve tarih içinde geliştiği görülmektedir (Doğan, 2000).

Çocukluk araştırmaları, çocukluk kavramının evirilişini çeşitli dönemlerde ele almaktadır. Bu dönemler:

• Antik Dönem, Eski Yunan ve Roma Dönemi, • Ortaçağ Dönemi ve Rönesans, Aydınlanma Dönemi, • Sanayi Devrimi ve 19. yüzyıl Kapitalist Gelişim Dönemi, • Modern Çocukluk (Postman, 1995) ve • Post-Modern Çocukluk dönemleridir.

Belirtilen her bir dönem, kendi toplumsal gerçekliğinde çocukluğu ele almış ve dönemin değerleri ile biçimlendirmiştir.

Antik Dönem, Eski Yunan ve Roma Döneminde Çocukluk

Antik dönemde eğitilesi bir varlık olarak görülen çocukluk Ortaçağ’da ele alınan bir kavram olarak görülmemektedir.

Antik Mısır’daki çocukların çoğu okula gitmez, bunun yerine erkekler babalarından çiftçilik veya diğer zanaatları öğrenir; kızlar annelerinden dikiş, yemek pişirme ve diğer becerileri öğrenirdi. Zengin ailelerin çocukları bazen yazıcı olmayı öğrenmişler ancak burada da kopyalayıp ezberleyerek eğitim almışlar ve çok katı bir disiplin söz konusu olmuştur. Çocuklar için özel oyuncaklar ve kıyafetler bulunmaz hatta iklim gereği de Mısır’daki çocukların büyük bir çoğunluğu kıyafet giymezdi. Antik Yunan’da ise çocukluk için durum farklı değil hatta çok daha kötüdür. Antik Yunan döneminde bir çocuk doğduğunda özel bir tören düzenlenene ve çocuk ailenin bir parçası oluncaya kadar bir kişi (birey) olarak

görülmemiştir. Ebeveynler, kanunen yeni doğan bebekleri ölüme terk etme hakkına sahipti. Bazen yabancılar terk edilmiş bebekleri evlat edinirdi ki bu bebekler aileler için ancak köle durumunda olabilirdi.

Bu toplumsal kurguda çocukların sadece küçük adam ve kadınlar olarak görüldüğü, değersiz ve belki de gereksiz bir dönemin yolcuları olarak tanımlandığı da bilinmektedir.

17.-18. Yüzyıllarda Çocukluk (Ortaçağ Dönemi ve Rönesans, Aydınlanma Dönemi)

On yedinci yüzyıldan itibaren özellikle sanayileşme ile tüm toplumsal yaşamın değişmesi çocukluk anlayışını da etkilemiştir. İşgücüne katılmak ve kentin nimetlerinden faydalanmak istemi, kırdan kente göçüş sürecini başlatmış ve böylece değişen aile yapısı ile çocukluğun değişen yüzü iki biçimde görülmeye başlanmıştır. Bunlardan birincisi kırdan gelen çocuğun işçi statüsü ile uzun ve zorlu çalışma koşullarında sömürünün öznesi olması, diğeri de zenginleşen kentli burjuva çocuklarının önem ve değer kazanmaya başlamasıdır. Bu önem kazanma 17. yüzyıldan başlayarak oluşmuş, kentli orta-üst sınıf aileler, çocuklarının özellikle eğitimlerine önem vermiş, tutorlar (özel öğretmenler) ile gelişimlerini kontrol altına almaya çalışmışlardır.

Sanayi Devrimi ve 19. Yüzyıl Kapitalist Gelişim Döneminde Çocukluk

Çocukların korunmasına dönük sivil yaşamın örgütlenmesi ve zor durumdaki çocukların kurumlarda bakımı 19. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren yaygınlaşmıştır. Batı’da terk edilen çocuklara yönelik kurum açma geleneği 16. yüzyıla kadar gitmekle birlikte, 1830’lardan itibaren her yaş ve ihtiyaç grubu çocuklar için çok yoğun bir kurumsallaşma görülmektedir. Örneğin 1850 yılına varıldığında korunmaya muhtaç çocuklar için sadece New York kentinde 27 özel ve kamu kurumu kurulmuştu. Ülke çapında ise 1851 yılında 77 olan kurum sayısı 1880 yılına gelindiğinde 613’e ulaşmıştır. 1875 yılında New York’ta kurulan “The Society for the Prevention of Cruelty to Children” (Çocuklara Karşı Yapılan Zulmü Önleme Derneği), İngiltere’de “kimsesiz ve yetim” çocuklara yatılı hizmet veren ilk sivil kurumlardan olan Dr. Barnardo’s (1870), National Children’s Home (1869) (Milli Çocuklar Yuvası), Catholic Children’s Society (1887), (Katolik Çocuklar Derneği) gibi sivil örgütler bu dönemin Batılı örnekleridir (Hayden, 1999). Aynı dönemde Osmanlı Devleti’nde de çocukların korunmasına dönük önemli gelişmeler görülmektedir. Aynı dönemde Osmanlı Devleti’nde de çocukların korunmasına dönük önemli gelişmeler görülmektedir. Osmanlı Devleti’nde kurulan ilk çocuk rehabilitasyon merkezi “Niş Çocuk Islahhaneleri”, “Darüşşafaka”, yetimlerin haklarının korunmasına dönük, “Eytam Keseleri ve Emval-i Eytam Nezareti”, I. Meşrutiyet döneminde kurulan sokak çocuklarının barındırılmasına dönük “Darülaceze”, “Darülhayr-i Alî ve sonraki dönemlerde kurulan “Darüleytamlar” vakıf ve


devlet kurumları bulunmaktadır. Osmanlı devletinin bir vakıf medeniyeti olduğu düşünüldüğünde yetim, öksüz ve kimsesizlerin doğal olarak vakıfların koruması altında olduğu açıktır. Ayrıca İslam dininin kimsesizlere yetim ve öksüz çocuklara dönük korumayı emreden öğretileri de Osmanlı coğrafyasında çok sayıda bu amaca dönük vakıfların açılmasına neden olmuştur (Koç, 2008).

19. yüzyılda çocuk olarak kabul edilen bireylerle ilgili bir diğer gelişme görülen alan ise çalışma yaşamıdır. Sanayi Dönemi’nde çok uzun ve zorlu şartlarda çalışan çocukları koruma amaçlı idari ve yasal düzenlemeler yapılmıştır.

Üçüncü gelişme görülen alan eğitim-öğretim süreçleridir. Bu dönemin en önemli eğitim anlayış değişikliği, okulların sadece çocuklara bırakılmasıdır. Sanayi Dönemi’nde okulların tüm işçiler (yetişkin-çocuk) için bir mesleki eğitim verme misyonundan yavaş yavaş temel eğitime (ilköğretime) doğru çocuklar için kurulan yapılar olması, okulların çocukluğu yetişkinlikten ayıran temel kurum olmasını sağlamıştır.

Modern Çocukluk

Modern çocukluk paradigmasının en temel özelliği; çocukluğun ayrı ve kendine özgü kategorik yapısının kabul edilmesidir. Bu bağlamda aile içerisinde çocuğun yeni kabul biçimi, modern çocukluk anlayışının da çıkış noktasıdır. Bir başka deyişle modern aile yapısı, modern çocukluk inşasının başlangıç noktası olmaktadır. Çekirdek yapıdaki ailenin yaşam biçimi, sosyokültürel konum, ev içi iş bölümü, cinsiyetlere yüklediği anlam, eğitim dönem ve süreçleri, ekonomisi, çocuğu algılayış biçimi vb. faktörler modern çocukluğun inşasında rol almaktadır. “Modern çekirdek ailede çocuk, masum ve yetişkin korumasına gereksinimi olan biri olarak algılanır. Bu algılama hükümet, medya ve okullar tarafından kopya edilir ve pekiştirilir.” (Simerci, 2000). Bu hâliyle çocukluk modern bir kurgudur. Modern toplumlarda çocuklara verilen değerin artmasına bağlı olarak “çocukluk” fikri daha güçlü bir kültürel kurgu olarak evirilmiş ve gelişmiştir (Semerci, 2012).

Modern çocukluk anlayışı, çocukluğun yetişkinlikten tamamen farklı olduğu ve yetişkin yaşamının dışında tutulması gerektiği anlayışına dayanır. Modernliğin ürettiği evrensel çocukluk doğası, ulusal ve kültürel farklılıklar nedeniyle değişime uğramakta, günümüzde yeniden tanımlanma yoluna gidilmektedir. Bu tartışmalar da çocukluk sosyolojisinin iddiaları arasındadır.

Çocukluk Sosyolojisi

Son yıllarda çocukların kendi deneyimleri ile sağlık ve hastalık anlayışları üzerine araştırmalara disiplinler arasında artan bir ilgi görülmüştür. Bu artan ilginin çocukluk sosyolojisindeki gelişmeler tarafından teşvik edildiği görülmektedir. 1990’larda, çocukların büyük ölçüde olgunlaşmamış ve pasif sosyalleşme nesneleri olarak tasvir edildiği baskın çocuk gelişimi kavramlarını eleştiren birçok çalışma ortaya çıkmaya başlamıştır

(Burman, 1994; Halldén, 1991; James ve Prout, 1997; Qvortrup, 1994).

Çocukların sosyolojide ve özellikle klasik sosyolojide ihmal edilmiş oldukları gerçeği, çocukluk sosyolojisi alanında çalışanlar tarafından açıklıkla kabul edilmiştir. Cisimleşmiş ve maddileşmiş birey ya da bireysel aktör olarak tanımlanan çocukluğun sosyolojide yeterince yer almaması genel olarak sosyolojinin tarihsel gelişimi ve modernlikle ilişkilendirilerek açıklanmaktadır (Demir Gürdal, 2013). Ancak çocukluk döneminin bazı önemsenmeyen özelliklerine dikkat çekmek, sosyal düzenin nasıl çalıştığına dair daha iyi bir bakış açısı sağlamak ve çocukların yanlışlarını düzeltmede bir temel olarak bu bilgileri kullanmak için sosyoloji bilimine ihtiyaç duyulmaktadır (Mayall, 2000).

Çocukluk, sosyolojiye göre sosyal bir gerçekliktir ve sosyal bir kategori olarak toplumsal yapı, süreç, organizmalarla olan ilişkileri ile araştırılmaya değerdir. Sosyolojinin toplumu ve toplumu oluşturan dinamikleri anlama ve sorunsallara çözüm üretme gayreti çeşitli alanlara dönük öneriler geliştirmesi yaşamsal dönemlere dönük olarak da oluşmaktadır. “Çocukluk”, “gençlik” ve “yaşlılık” olarak genel betimlenen yaşam dönemlerinin toplumsal özellikler bağlamında nasıl görüldüğü, toplumsal algıdaki yerleri, sorun alanları, beklenti ve istekleri, toplumsal yapı, değer ve özelliklere göre bu dönemlerin inşası gibi sorunlar genel olarak bu dönemlerin sosyolojik boyutunu oluştururken çocukluk, diğer iki yaşam döneminden farklılık arz etmektedir. Bu farklılığın oluşmasının iki nedeni bulunmaktadır. Birincisi çocukluğun bir yaşam dönemi olarak çok zor ve uzun süreçler sonunda var oluşunun kabul edilmesi ve kavramsallaştırılması, diğeri ise “çocukluğun tüm dünyada hem ortak hem farklı yönleri olan bir deneyim olması”dır (James, 2000). Bu noktadan hareketle çocukluk kendi yaşam alanında anlam kazanan ve kültürel, coğrafi ve dinsel öğretilerden etkilenen bir özellikler bütünüdür ve çocukluk sosyolojisi bu temel problem üzerine kurulmuştur.

Çocukluk sosyolojisi, hâlen sosyolojinin oldukça yeni bir dalıdır. Şu anki sosyolojinin çocukluk çalışmaları da henüz gelişme seviyesindedir. Bu gelişme sürecinde çocukluk ve çocukluk dönemine dönük yeni bir teorik bakış, çok yönlü ampirik araştırmalar yapılmaya başlanmıştır. Ayrıca sosyal politikalar ve diğer bilim dallarında olduğu gibi, çocukluk dönemi üzerine olan uygulamalı pratikler de gerçekleştirilmektedir (Bühler, 2010).

Çocukluk sosyolojisi günümüzdeki çalışma içerik ve sorunsallarına çeşitli aşamalardan geçerek gelmiştir. Erken dönem çocukluk sosyolojisinin en temel tartışma konularından biri sosyalizasyon teorisidir. Özellikle yeni çocukluk sosyolojisi kavramsallaştırmasından önce bu alanda çalışan neredeyse tüm araştırmacılar, sosyal bir varlık olan çocuğun sosyalleşmesi problemi üzerinde durmuşlardır. Ayrıca çocuklar sosyal yapılardan ve


ilişkilerden etkilenen ve bunları etkileyen sosyal aktörler olarak değil, potansiyel sonuç olgusu olarak görülmektedir. Erken dönemde çocuklar sosyologlara geleceğin yetişkinleri olma dışında başka bir şey ifade etmemektedir. Öncelikle sosyolojide çocuklar, sosyalleşme açısından anlaşılması gerekmektedir. Bu durumun temel nedeni ise çocukluğu, toplumda uyumlu birey olmak için gereken beceri ve bilgileri kazanma aşaması olarak görülmesidir (Handel, vd., 2007). Bu analizler yeni çocukluk paradigmasında çok da görünür değildir ve “yeni” çocukluk sosyolojisi çalışmalarında çocuklar, toplumları etkileyebilen ve toplumdan anlam çıkarabilen sosyal aktörler olarak görülmektedir (Waksler, 1991).

Yeni bağlamda sosyolojik bir girişim olarak çocukluk sosyolojisi ise sosyalleşme teorilerini modern çocuk ve modern çocukluk tanımlarının alışılmış görüşlerinin dışında, yeni soru ve analizler için entelektüel bir zemin biçiminde oluşturmuştur. Yeni anlayış, iki önemli teorik kavram ile bir mesafe kaydetmiştir. Bunlar: “Sosyal bir özne” olarak ve “nesilsel bir düzen” olarak çocukluktur. (Bühler, 2010).

Çocukluk Sosyolojisinin Çalışma Konuları

Çocukluk kavram olarak birçok akademik alanın çalışma zemini içindedir. Bu yüzden disiplinler arası olarak çocukluk çeşitli araştırmalarda ele alınmıştır. Sosyoloji disiplininin kendine has iddiası ve çalışma alanları bağlamında çocukluk makro ve mikro bağlamda ele alınmaktadır. Aşağıda genel çalışma alanlarından birkaç örnek ve öneri verilmiştir:

• Çocukluğun toplumsal işlevleri ve çocukların toplumda yüklendikleri açık ve gizil roller nelerdir? • Çocuk işgücünün ekonomiye katkısı nedir? • Toplum içinde bir tüketici kategorisi olarak çocuk nasıl ele alınmalıdır? • Anne-babaların kendi ideallerini gerçekleştirme aracı olarak çocukları kullanış biçimleri nelerdir? • Toplumların zenginlik ve refah düzeyleri ile çocuklara bakış açıları arasında doğrusal bir ilişki var mıdır? • Sosyal, ekonomik, politik, toplumsal cinsiyet ve sınıfsal eşitsizliklerin eğitim uygulamalarında çocuğa olan etkisi nelerdir? • Devletin ve kamunun sosyal politikalarında çocuk; korunması mı yoksa güçlendirilmesi gereken bir özne midir? • Çocuk suçluluğunun toplumsal kökenleri nelerdir? • Çocuk hukukunun gelişmesinde toplumsal ve kültürel yapının etkisi nedir? • Farklı kültür ve inanışlarda çocukluğun algılanışı nasıldır?

Çocukluk Sosyolojisinde Bilimsel Araştırma Yöntem ve Teknikleri

Çocukluk sosyolojisi 1990’larda ve 2000’lerde çocukluk çalışmaları alanında kritik bir disiplin olarak oldukça hızlı bir şekilde gelişmiştir. Lisans öğretimi ve öğreniminde bir büyüme alanı haline gelmiştir. Bu doğrultuda araştırmacılar araştırma sürecinde çocuklarla daha yenilikçi çalışma yolları bulmaktadır ve alandaki yeni anlayışlar ulusal ve küresel düzeydeki çocuklarla ilgili çalışmaları etkilemektedir. Bu çalışmalardaki kilit alanlardan en önemlileri ise sosyolojik teorilerdir.

Çocukluk araştırmaları akademik bağlamda iki bölümde incelenmektedir. Birincisi dönemsel olarak çocukluğun araştırılması, ikincisi de toplumsal yaşamda çocukların özne olarak yer aldığı araştırmalardır. Birinci araştırma türünde daha çok toplumsalın çocukluk kavramına dönük algısı diğerinde ise sosyal bir aktör olarak çocuğun ortaya koydukları incelenmektedir.

Çocukluğa dönük çalışmaların araştırma yöntemleri incelendiğinde genel olarak gözlem ve ölçmelerin tekrarlanabildiği nicel araştırma tekniklerinin yanı sıra son dönemlerde algıların, olayların doğal ortamda gerçekçi ve bütüncül bir biçimde ortaya konulduğu nitel araştırma tekniklerinin artarak kullanılmaya başlandığı görülmektedir. Bunun yanında birçok araştırmada hem nicel hem de nitel araştırma yöntemleri birlikte kullanılmıştır. Sosyoloji disiplininin kendine ait temel araştırma yöntemleri olan anket, görüşme teknikleri (yapılandırılmış ve derinlemesine görüşme), gözlem (yapılandırılmış ve doğal), literatür tarama, tarama değerlendirme, söylem analizi, içerik analizi, sözlü tarih, kişi ve kurum monografileri, saha çalışmaları, rapor inceleme, doküman inceleme, yaşam öyküsü-biyografik veri inceleme vb. çocukluk sosyolojisi araştırmalarında kullanılabilir. Ancak bu yöntemlerden bazıları çocukluk alanının kendine özgü yapısından ötürü ön plana çıkabilmekte iken bazılarının ise (anket, görüşme gibi) dikkatli kullanılması gerekmektedir.

Çocukluk araştırmalarında etkili kullanılabilecek araçlardan biri gözlem-katılımcı gözlem tekniğidir.

Biyografiler, anılar ve öz yaşama ait belgeler çocukluk sosyolojisinde önemli bulgular sağlayan çalışmalardır.

Grafik romanlar son dönemde özellikle eğitim bilimleri alanında kullanılan veri toplama tekniklerinden biridir. Grafik roman, çizgi roman içeriğinden oluşan bir kitaptır. Çocukluk sosyolojisinde araştırılacak konu ya da temalar grafik romanlar ile çocuklara sunulabilir. Grafik romanlar resim ve yazının birlikte yer aldığı, başı ve sonu belli olan, seri hâlde hazırlanmayan, (bilim, bilim kurgu, tarih, toplum, sosyoloji, paleontoloji vb. kompleks veya basit konuları içeren) her yaşta kişiye uygun eserlerdir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında