AÖF Soru Bankası

Nüfus ve ToplumÜnite 8 Özeti

Nüfus Artışı: Türkiye’de ve Dünyada Demografik Projeksiyonlar ve Nüfus

SOS115U-NÜFUS VE TOPLUM

Ünite 8: Nüfus Artışı: Türkiye’de ve Dünyada Demografik Projeksiyonlar ve Nüfus

Politikaları

Giriş

Bu ünitede nüfus artışı, nüfus yapısı, nüfus projeksiyonu, nüfus politikası, toplam doğurganlık hızı, nüfus artış hızı, doğal nüfus artışı, ortanca yaş, çalışma çağı nüfusu, çocuk nüfus, yaşlı nüfus, kentsel ve kırsal nüfus terimleri tanımlanmakta ve gerekli olan terimlerin birbirleriyle ilişkileri açıklanmıştır. Ayrıca Nüfus projeksiyonları ve politikaları konularında Türkiye’nin özellikleri ve uygulamalarına da yer verilmiştir.

Dünyada ve Türkiye’de Nüfus Artışı

Doğuşta yaşam beklentisi, belirli bir yaştaki kişinin günlük hayattaki faaliyetlerini sınırlandıracak bir sağlık sorunu olmadan yaşaması beklenen yıl sayısı olarak tanımlanan sağlıklı yaşam süresidir.

Kitabınızda Şekil 1’de görüldüğü üzere dünya nüfusu son 100 yılda hızlı bir gelişim göstermiştir. Ancak bu gelişim bölgesel olarak farklılıklar göstermektedir. Çin en kalabalık ülke olmakla birlikte nüfus artış hızı %0,5, Hindistan ise %1,6 nüfus artış hızı ve %2,7 TDH ile yakında Çin’i geçecektir. Afrika’da nüfus artış hızı %2,5, TDH ise 5’tir. Orta, Güney Amerika ve Karayipler’de ise TDH %2,1 civarındadır. Gelişmiş ülkelerde nüfus artış ise çok yavaştır. Amerika’da nüfus artış hızı %0,6 , TDH %2,1 , Fransa gibi Batı Avrupa ülkelerinin nüfusları zorlukla artmakta, Macaristan, Romanya ve Rusya gibi ülkelerin nüfusları ise azalmaktadır.

1975’te dünya nüfusunun sadece %33’ü kentsel alanlarda yaşarken, 2009’da %50’si kentsel alanlarda yaşar hâle geldi. Gelişmekte olan dünyada kentsel alanlarda yaşayan nüfus %44 iken gelişmiş dünyada %75’tir. 2000 yılında dünyada 1 milyondan fazla nüfusa sahip 345 kent varken bu sayı 2015’te 480’e ulaşmıştır. Dünyada 10 milyondan fazla nüfusa sahip megakentlerin durumuna bakıldığında ise 1985’te 8 adet olan megakent sayısı 2007’de 20’ye ulaşmış ve 2015’te 22’ye çıkmıştır.

Osmanlı döneminde ilk nüfus sayımı silah altına alınacak kişileri belirlemek amacıyla 1831 yılında yapılmıştır. Cumhuriyet döneminde ise ilk nüfus sayımı 28 Ekim 1927 tarihinde yapılmış ve bu sayımda nüfus 13.649.945 kişi olarak belirlenmiştir (Şekil 8.2). Bu sayıma göre Türkiye’de kadın nüfus erkek nüfustan belirgin bir şekilde fazladır. Bunun nedeni, I. Dünya Savaşı ile Kurtuluş Savaşı zamanında erkek nüfusta meydana gelen kayıplardır. Türkiye nüfusu 1927-2019 yılları arasında yaklaşık olarak 70 milyon artmıştır. Türkiye’de nüfusun gelişimini 1927- 1960, 1960-1985 ve 1985 ve sonrası olmak üzere başlıca üç dönem hâlinde değerlendirmek mümkündür.

Doğal nüfus artışı: Doğumlar ve ölümler arasındaki fark doğal nüfus artışıdır. Bu farkın doğal olarak adlandırılmasının nedeni doğumlar ve ölümlerin biyolojik olgular olmalarıdır. Terimde artış sözcüğünün kullanılması ise her zaman pozitif yönde bir değişme olacağı anlamına gelmemelidir. Bu fark, süre ortası nüfusa bölündüğünde doğal nüfus artış hızı elde edilir.

Toplam doğurganlık hızı: Bir kadının doğurgan olduğu dönem olan 15-49 yaş grubunda doğurabileceği ortalama çocuk sayısını ifade etmektedir.

Türkiye’de Nüfusun Yapısal Özellikleri

Türkiye nüfusunun en önemli özelliği henüz genç ve dinamik bir yapıyı barındırıyor olmasıdır. Toplam nüfusun yüzde 23,7’lik bölümünü 0-14 yaş grubu (çocuk nüfus), yüzde 68’ini 15-64 yaş grubu (çalışma çağı nüfusu) ve %8,3’lük bölümünü de 65 yaş ve üzeri grup (yaşlı nüfus) oluşturmaktadır. Şekil 8.3’te görüldüğü gibi Türkiye’de ortanca yaş 1980’de 19 iken günümüzde 29,9’a yükselmiştir. Bu durum ülke nüfusunun gittikçe yaşlanmakta olduğu anlamına gelmektedir. Ortanca ya da medyan yaş bir nüfus grubunun yaşları, küçükten büyüğe doğru sıralandığında tam ortada kalan bireyin yaşıdır. Bu durumda toplam nüfusun yarısı bu yaştan büyük, öbür yarısı küçüktür.

Türkiye’de günümüzde erkek (yüzde 50,2) ve kadın (yüzde 49,8) nüfus oranları birbirine oldukça yakındır. Ancak 65 yaş ve üzeri grupta kadınların oranı onların yaşam süresinin daha fazla olması nedeniyle erkeklerden daha fazladır. Türkiye’de 1950’de gerçekleştirilen sayım sonuçlarına göre nüfusun kabaca yüzde 31,8’lik bölümü okuryazardı. 2015 yılına gelindiğinde bu oran yüzde 94,6’ya yükselmiştir. Erkek nüfusta okuryazarlık yüzde 98,2 iken kadınlarda yüzde 91 düzeyindedir. Nüfusun yaygın bir kesimi ilköğretim mezunuyken, önemli bir bölümü lise ve küçük bir bölümü (yaklaşık yüzde 7’si) de üniversite mezunudur. Türkiye’de 1927’de kırsal nüfus yüzde 75,8 düzeyindeyken günümüzde, 2015 yılı itibarıyla, yüzde 26,6 düzeyine gerilemiş, kentsel nüfus oranı ise yüzde 73,4’e yükselmiştir.

Nüfus Projeksiyonları

Nüfus projeksiyonu, göç, ölüm ve doğum verilerinin gelecekteki eğilimleri ile tahminlere göre gelecekte nüfusun durumu hakkında kestirimlerin yapılmasıyla elde edilen bilgidir. Nüfus projeksiyonları bir nüfusun gelecekteki beşerî sermaye düzeyinin nasıl değişeceğini anlatan önemli çıktılardır. Beşerî sermaye, nüfusu ve özellikle işgücünü oluşturan bireylerin üretken olarak çalışmaları ve karşılığında yüksek gelir elde etmelerine olanak sağlayacak eğitim sürecinde kazanılmış üretken bilgi, beceri ve yeteneklerden oluşan bir fikri veya niteliksel insan sermayesidir.

Kitabımızda Şekil 8.4’te dünyanın 2100 yılına kadar ki orta ölçekli nüfus projeksiyonu görülmektedir. Bu projeksiyona göre günümüzde 7,7 milyar dünya nüfusunun çok yakın bir gelecekte 8 milyarı aşacağını; 2055’te 10 milyarı aşacağını ve muhtemelen dünyada toplam doğurganlık hızının daha da azalma eğilimine girmesiyle 2100 yılına kadar daha yavaş bir hızda artacağını göstermektedir. 2100 yılına kadar dünya nüfusu 11 milyarı dahi aşamayacaktır. Şekil 8.5 ise 1950-2100 yılları arasında Türkiye nüfusunun gelişimini sunmaktadır. Bu şekle göre Türkiye nüfusu hiçbir zaman 100 milyonu


aşamayacaktır. İkincisi, 2055 yılına kadar Türkiye nüfusunun artış eğilimi sürecek ama bu yıldan sonra azalmaya başlayacaktır. Üçüncüsü 2100 yılına gelindiğinde Türkiye nüfusunun azalmasıyla günümüzdeki nüfus büyüklüğüne geri dönmüş olacaktır.

Matematik yöntemlerle nüfus projeksiyonu:

1. Üssel fonksiyon 2. Sayım yılları arasındaki nüfus artış hızı ile 3. Sayımlar arası yılların nüfusunun belirlenmesi 4. Şehir nüfusu ve şehirleşme hızı tahmini 5. İl nüfus tahmini ve illerin nüfus artış hızı tahminleri

ile yapılır. Demografik verilerin dâhil edilmesiyle:

1. Belli bir zaman serisi hâlinde elde edilen nüfus, evlenme, doğum-ölüm, göç, gebeliği önleyici metotların kullanım düzeyi gibi veriler 2. Nüfus sayımları verileriyle gelecekteki nüfus büyüklüğü bilgileri

elde edilir.

Türkiye’de 1950- 55 ile 1990-95 yılları arasında yüksek ve orta değerler gösteren toplam doğurganlık hızları 1995- 2000 döneminden itibaren düşük değerlere inmiştir. Günümüzde kabaca kadın başına ortalama 2,1 çocuk düzeyinde olan bu hızın 2025-2030 dönemine kadar pek değişmeyeceği ama sonrasında ise yeniden azalmaya başlayacağı görülmektedir. Bu dönemden sonra ise toplam doğurganlık hızı biraz daha azalacak ve 2095-2100 yılına dek kadın başına ortalama 2 çocuk değerinin altında seyredecektir.

Nüfus Politikaları

Nüfus politikaları, nüfusun büyüklüğü, yapısı ve dağılımını doğrudan doğruya etkileyecek şekilde hükümetlerin alacağı önlemlerin bütünü olarak tanımlanabilir. Nüfus politikası için Birleşmiş Milletler’in tanımı, “…nüfusun büyüklüğü ve artış hızı, coğrafi dağılımı (ulusal ve uluslararası) ve demografik nitelikleri gibi önemli demografik değişkenleri etkilemek suretiyle, ekonomik, sosyal, demografik, siyasal ve diğer ortak toplumsal hedeflere ulaşılmasına yardımcı olmak amacıyla hazırlanan tedbir ve programlardır” biçimindedir. Nüfus politikalarının amacını, nüfusun büyüklüğünü ya da niceliğini değiştirmeye yönelik ve nüfusun yapısını ya da niteliğin değiştirmeye yönelik olmak üzere başlıca iki grupta toplamak mümkündür.

Nüfusun niceliğini etkileyen politikalar sağlık ve doğurganlığı kontrol etme politikalarıdır. Nüfus artışını denetlemek üzere uygulanan en yaygın politika, bazı kaynaklarda nüfus kontrolü ya da nüfus planlaması adını da alan aile planlamasıdır. Türkiye’de 1982 tarihli Anayasa’nın 41. maddesine göre, aile planlaması eğitimi ve uygulaması devletin asli görevleri arasında sayılmıştır.

Nüfusun niteliğini artırmaya yönelik politikaların pek çoğunun ülkedeki ekonomik refah düzeyine, bir başka

ifadeyle ülkenin gelir düzeyine bağlı olduğunu söylemek mümkündür. Genel olarak ekonomik bakımdan geri kalmış ülkelerde nüfusun niteliğine ilişkin görüşler şu şekilde özetlenebilir:

1. Doğum hızlarının yüksekliği nedeniyle aile büyüklüğü fazladır. Ortalama aile/hanehalkı gelirinin düşüklüğüne karşın ailedeki ortalama birey sayısının fazlalığı gelirin büyük bir kısmının gıda ve zorunlu masraflara ayrılmasına neden olmaktadır. 2. Beslenme koşullarının çok yeterli olmadığı durumlarda sağlık ve eğitim kalemlerine ayrılan pay çok azalmakta, bu nedenle genel olarak gelir düzeyi düştükçe eğitim ve sağlık olanakları da düşük düzeylerde kalmaktadır.

Cumhuriyetin kuruluşundan önce nüfus konusunda belirgin bir politikanın varlığından söz etmek mümkün değildir. Cumhuriyet döneminde ise, son yıllardaki 3 çocuk politikası bir kenara bırakıldığında, birbirine zıt hedefleri olan iki farklı nüfus politikasının izlendiği dikkat çekmektedir. Bunlardan ilki, cumhuriyetin ilk yıllarında uygulanan ve nüfus artışını destekleyen, ikincisi ise 1965 yılından son yıllara kadar uygulanan nüfus artış hızını düşürmeye yönelik politikalardır.

Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında göreve gelen hükümetler, nüfusun artmasını önemli bir ulusal amaç olarak düşünmüş ve bu amaçla da yasal önlemler alınmıştır. Örneğin, 1929’da 5’ten fazla çocuğa sahip olan ailelerin yol vergisinden muaf tutulmaları, 1930’da 6 ve daha fazla çocuklu ailelere madalya verilmesi, yine çok çocuklu ailelere devlet hazinesine ait topraklardan bağış yapılması kabul edilmiş ve uygulanmıştır.

1960’ta Devlet Planlama Teşkilatı’nın kurulması ve planlı döneme geçilmesiyle birlikte Türkiye’de nüfus politikası alanında birtakım değişimler yaşanmıştır. 1963-1967 yılları arasında uygulanan Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda Türkiye’deki hızlı nüfus artışının getirdiği sorunlar ilk kez resmî gündem olmuştur. Yeni bir nüfus politikası ihtiyacı, ekonomik kalkınmanın hızlı nüfus artışından olumsuz etkilenmemesi gerektiği düşüncesine dayandırılmıştır. Diğer 5 Yıllık Kalkınma Planları’nda da nüfus artışına yönelik önlemler üzerine durulmuştur. 1985-1989 yılları arasında uygulanan Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda nüfus artış hızının düşmekte olduğu görülmüş, 1990-1994 yılları arasını kapsayan Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda kalkınmanın en önemli bileşeni olan insanın niteliklerinin geliştirilmesi temel bir ilke olarak vurgulanmış, ayrıca nüfusun istikrarlı bir ekonomik gelişmeye uygun artış hızına kavuşturulması gerektiği gündeme gelmiştir.

2001-2005 döneminde uygulanan Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda ayrıca 2001-2023 dönemini kapsayan uzun vadeli strateji de yer almıştır. Uzun dönemde nüfus artış hızının yavaşlayarak yıllık ortalamanın önce yüzde 1,1’e; 2020 yılından sonra ise yüzde 1’in altına düşeceği


tahmin edilmiştir. 2007-2013 yıllarını kapsayan Dokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda Türkiye’nin demografik yapısının, doğurganlık düzeyi ve yaş yapısındaki değişimlerle gelişmiş ülkelerin yapısına benzemeye başladığı, böylece değişen bu yapıda eğitim, istihdam, sağlık ve sosyal güvenlik alanlarındaki politikaların gözden geçirilmesi gerektiğinin altı çizilmiştir. 2008 yılından itibaren “en az 3 çocuk” söylemiyle başlayan süreçle 2013’ten beri Türkiye yeni bir pronatalist (doğumları artırıcı) politika başlatmıştır.

Son kırk yılda gerçekleştirilen demografik araştırmaların işaret ettiği demografik eğilimler göz önüne alındığında, Türkiye’nin 2000’li yıllardan başlayarak yeni bir demografik rejime yöneldiği dikkat çekmektedir. 1935-40 döneminden günümüze kadar devam eden süreçte sosyoekonomik alanda ve özellikle de son yıllarda anne ve çocuk sağlığı alanında gözlenen olumlu gelişmeler, beş yaş altı çocuk ölümlerinin ve kadın başına düşen doğum sayısının önemli ölçüde azalışı Türkiye’yi Demografik Dönüşüm Kuramı’nda belirtilen son aşamaya çok yaklaştırmıştır. Bu aşama itibarıyla Türkiye, yüksek doğurganlık ve ölümlülük hızlarına sahip genç nüfuslu bir ülke olma özelliğinden uzaklaşarak, düşük doğurganlık ve ölümlülük hızlarına sahip ve nüfusu gittikçe yaşlanan bir ülke konumuna gelmiştir. Bu sürecin bir sonucu olarak ilk kez 2008 yılında Türkiye nüfusunda ortaya çıkan ve artış eğiliminde olan yeni tür dengesizliklerin yakın gelecekte yaratacağı riskler dikkate alınmaya, tedbir olarak da mevcut eğilimin tersine çevrilmesi gerekliliğinden kaynaklanan yeni bir nüfus politikası ihtiyacı seslendirilmeye başlanmıştır. Böylece 2013 yılından itibaren ise Türkiye, “en az 3 çocuk” söylemli yeni bir doğumları artırıcı politikaya geçiş yapmıştır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında
SOS115U Ünite 8 Özeti — Nüfus ve Toplum | AÖF Soru Bankası