AÖF Soru Bankası

Nüfus ve ToplumÜnite 7 Özeti

Nüfus Bileşenleri: Göç

SOS115U-NÜFUS VE TOPLUM

Ünite 7: Nüfus Bileşenleri: Göç

Giriş

Nüfusbilim açısından dünya doğurganlık, ölüm ve göç bileşenleri ile okunabilir. Doğurganlık ve ölüm, herkesi etkilediği için önemli görülürken göç görece daha az önemli görülmektedir. Ancak günümüzde dünya ölçeğinde giderek hızlanan ve yoğunlaşan nüfus hareketleri söz konusudur.

Göçler Çağında Nüfus

Göç olgusu bütün dünya açısından yeni bir şey olmamakla birlikte özellikle teknoloji ve ulaşımdaki ilerlemelerin etkisi ile son dönemlerde önemli bir artış ve değişim söz konusu olmuştur. Küresel göçe kaynaklık eden, yoğunluğunu ve etkisini artıran etkenler, küresel etkenler, göç veren kaynak ülkeler açısından etkenler ve göç alan hedef ülkeler açısından etkenler biçiminde üç grupta ifade edilebilir.

a. Küresel etkenler: Yeni ulaşım ve iletişim teknolojileri, küresel bir medya projesi olarak Batılı yaşam tarzının bütün dünyaya sunulması, göç ağları ve ulus aşırı topluluklar gibi göç hareketlerini kolaylaştıran unsurların gelişmesi. b. Kaynak ülkeler bakımından etkenler: Tarımda yenileşmenin sonuçları, iklim ve çevreye ilişkin değişiklikler, kentlere yönelik iç göç, kentlerde ortaya çıkan yoğun işsizlik, toplumsal güvensizlik ortamı, çeşitli biçimlerde şiddet ve insan hakları ihlalleri. c. Hedef ülkeler bakımından etkenler: Endüstrideki yeniden yapılanma çabalarının sonuçları, yeni ortaya çıkan hizmet sektörleri ve buna bağlı olarak gelişen yeni iş gücü gereksinimleri, doğurganlığın azalması ve nüfusun yaşlanmasıyla nüfusta ve işgücünde azalma.

Göçmenlerin anavatanları, Köken Ülke ya da Kaynak Ülke olarak tanımlanır. Hedef Ülke ise göçmenin göç ettiği yeni ülkeyi ifade eder. Transit Ülke ise Göç akınlarının (düzenli ya da düzensiz) içinden geçtiği ülke olarak ifade edilir. Uluslararası göçmen sayısı 2019 yılında 272 milyona ulaşmakla birlikte dünya nüfusunun %3,5’ini oluşturmaktadır. Kuzey yarımküre ülkelerinde, nüfusun %12’si uluslararası göçmenlerdir, buna karşılık Güney yarımkürede her 100 kişiden sadece 2’si göçmenlerdir.

Göç Olgusu, Nedenleri ve Türleri

Göçü net bir tanımı olmamakla birlikte özellikle son dönemlerde göçün yerine insan hareketliliği, nüfus hareketliliği, küresel hareketlilik gibi kavramların sıkça kullanıldığı görülmektedir. Temel olarak göç, süresi, yapısı ve nedeni ne olursa olsun insanların yer değiştirdiği nüfus hareketleridir TDK (2019) sözlüğüne göre göç, ekonomik, toplumsal, siyasi sebeplerle bireylerin veya toplulukların bir ülkeden başka bir ülkeye, bir yerleşim yerinden başka bir yerleşim yerine gitme işi, taşınma, hicret, muhaceret olarak tanımlanmaktadır. Bir ülkede

yaşayan nüfus göç durumuna göre hiç göç etmemiş olanlar, başka bir idari birimde doğmuş olanlar ve yabancı bir ülkede doğmuş olanlar olmak üzere üç kategoride ele alınabilir.

Göçün türü ve hukuki ölçütler söz konusu olduğunda farklı göçmen tanımları ortaya çıkmaktadır. Bunlardan en çok gündeme gelenler mülteci ve sığınmacıdır. 1951 tarihli Sığınmacıların Statüsüne ilişkin B.M. Sözleşmesi’ne göre mülteci “ırk, din, milliyet, belirli bir sosyal gruba üye olma ya da siyasi görüşünden dolayı zulüm görme korkusu nedeniyle ülkelerine geri dönemeyen ya da geri dönmek istemeyen kişi” olarak tanımlamaktadır. Sığınmacı ise sığınma talebi henüz sonuçlandırılmamış, uluslararası koruma arayan bir kişidir. Uluslararası koruma sağlanan sığınmacılar mülteci olmaktadır.

Göçlerin tarihsel gelişimine bakıldığında dünyadaki genel politik koşullarla ilişkili olarak farklı dönemlerde farklı nedenlerden kaynaklandığı görülmektedir. Örneğin 19.yy.da Asya ve Afrika’daki toplumlar ve özellikle Osmanlı Devleti, Batı ve Rus emperyalizminin hedefi olurken bu sürecin sonucunda göçler milli ve dinî boyutlara sahip süreçler olarak gelişmiştir. 20. yy.ın sonlarında ve 21. yy.da ise göçlerin daha çok ekonomik boyutları önem kazanmıştır. 20.yy. göçleri özelinde bakıldığında ise kitlesel göç hareketlerinin 1950’lere kadar daha çok siyasal nedenlerle, 1980’lere kadar daha çok ekonomik nedenlerle ortaya çıktığı 1980’ler ve 1990’larda ise hem dünyada hem Türkiye’de göç nedenlerinin daha yüksek düzeyde çeşitlendiği söylenebilir.

Göçleri açıklamaya yönelik ilk sistemli yaklaşım Ravenstein’in 1885 yılında yayınlanmış olan “Göç Kanunları” adını taşıyan kitabıdır. Ravenstein’ın, dönemin İngiltere’sindeki iç göçlerin gelişimini büyük oranda açıklayabilen tezlerini temel alarak kendine özgü bir model geliştiren Lee’nin göçü açıklamaya ilişkin görüşleri günümüzde hâlâ yaygın olarak kullanılan İtme-Çekme modelinin temelini oluşturmuştur. İtme-çekme modeli, 19. yüzyılın ortalarından 1960’lı yıllara kadar göç araştırmaları alanına egemen olmuştur. İtme-çekme modelinde, bir yerden göç etmeye yönelten itme nedenleri ve bir yere göç etmeye yönelten çekici nedenler bağlamında göç açıklanır.

Göçün farklı nedenleri üzerinde bir genelleme yapıldığında bütün nedenlerin çerçevesini güven ve huzura ilişkin koşulların çizdiği söylenebilir. Göç etmeyi bir seçenek olarak ortaya çıkaran, kimi zaman ise kaçınılmaz yapan asıl unsur, köken ülke ya da bölgelerdeki çatışmalar ve huzursuz ortam koşullarıdır. Bununla birlikte göç, tüm bu çatışma ve huzursuz ortama rağmen gerçekleşmeyebilir. Bu noktada göç etme ya da etmeme durumunu, olumsuz ortam koşullarının derecesi, çatışmanın biçimi ve yoğunluğu, birey veya hane halkının fiziksel, mali, beşerî ve toplumsal sermaye özellikleri şekillendirmektedir.


Giderek çeşitliliği artan göç süreçleri düşünüldüğünde farklı göç türleri görülmektedir. Örneğin Petersen’e (1958) göre genel anlamda göçün dört temel biçimi vardır; ilkel, zoraki, serbest ve kitlesel göç. Adler ve Gielen’in ölçütlerine göre ise şu şekilde sınıflandırılmıştır:

a. Bir Toplum İçindeki Coğrafi Uzaklık açısından göçler: Bölgeler arası göç, eyaletler arası göç, ülkeler arası göç ve kıtalar arası göç, b. Uzamsal Ardışıklık açısından göçler: Doğrudan göç ve aracı evrelerle gerçekleşen göç, c. Göçün gerçekleştiği Yerleşim Birimi Özeliği açısından göçler; Kırsal göç, kentsel göç, endüstriyel göç, d. Zaman ya da Kalma Süresi açısından göçler: Periyodik göç, mevsimsel göç, geçici göç, kalıcı göç, e. Motivasyon açısından göçler: Gönüllü/ gönülsüz göç, organize/düzensiz göç, gereksinimler ya da baskılara dayalı göçler, f. Örgütsel düzeyleri açısından göçler: Bireysel göç, aile, grup, bütün bir etnik grup ya da ulus göçü, g. Sosyo-Biyografik Özellikler açısından göçler: Cinsiyet, yaş, aile statüsü, din, etnisite, eğitim, meslek, entelektüel ve mesleki nitelik göçleri, h. Göç Alan Toplumun Özellikleri açısından göçler: Yeni ya da geleneksel göç ülkesi, etnik homojenlik ya da karmaşıklık, nüfus yoğunluğu, işsizlik oranları, milli gelir vb.

Göç hareketi, ülke içerisinde gerçekleştiğinde iç göç olarak tanımlanır, iç göçte insanlar aynı ülkenin bir bölgesinden başka bir bölgesine göç ederler, ülke sınırını aşması durumunda dış göç söz konusu olur. Dış göç uluslararası göç olarak da görülebilir. İç göçler de farklı biçim ve düzeylerde gerçekleşebilir. Bu göçlerin önemli bir kesimi kırsaldan kente yönelen göçlerdir. Kırsal alanlardan kentsel alanlara göç eden göçmenler, çoğu zaman yoksulluk, tarım gelirlerinin düşük olması, üretimin yetersiz olması, nüfus artışı, kıtlıklar, arazilerin bölünmesi veya adaletsiz dağıtımı, çevresel bozulmalar ve kırsal alanlardaki ekonomik imkânların kısmen yetersiz kalması gibi etkenlerin sonucunda göç ederler. Kimi zaman iç göç kırsaldan kırsala doğru olur. Bir kırsal alandan başka bir kırsal alana göç eden iç göçmenler; tüccarların, göçebe çobanların ve tarım işçilerinin kısa veya uzun mesafeli hareketlerine işaret eder. Aynı zamanda son dönemlerde büyük kentlerden kırsal alanlara doğru göçler de söz konusu olmaya başlamıştır. Bunlardan bir kısmı geri dönüş niteliğindedir bir kısmı ise kent yaşamında bunalan kentlilerin kırsal alana yönelik göçleridir. Göç hareketi yılın sadece belli dönemleri veya mevsimleri içerisinde gerçekleşirse bu durumda dönemlik ya da mevsimlik göç olarak söz konusu olur.

Ülkeler arasında yapılan anlaşmalar çerçevesinde ya da ülkelerin hukuki düzenlemeleri bağlamında gerçekleşen düzenli göçler dışında gerçekleşen düzensiz göçler de giderek artmaktadır. Gerek literatürde gerek gündelik yaşamda, arasında nüanslar olan yasa dışı göç, gizli göç ve

belgesiz göç ile düzensiz göç birbiri yerine de kullanılmaktadır.

Demografik Bir Bileşen Olarak Göç

Göçler, köken ülkelerde işsizlik ve nüfus baskısını azaltırken hedef ülkelerde ise nüfustaki negatif büyümeyi ve yaşlanmayla ilgili sorunları dengelemektedir. Günümüzde Japonya ve Batı Avrupa’da azalan ve yaşlanan nüfus nedeniyle göç nüfus dengelerini sağlamanın tek yolu niteliğindedir. Göç, arzu edilen eğitimi ve çocuk sayısını etkileyerek doğurganlığı çeşitli kanallardan etkileme potansiyeline sahiptir. Göç ve kalkınma arasında ciddi bir ilişki söz konusudur. Göçmenlerin gelişi işgücü sayısında ve çalışan nüfusun yapısında da değişimlere yol açmaktadır. Gelişmiş ülkelerde nüfusun çeşitliliği daha çok uluslararası göçle ilişkilidir ancak gelişmekte olan ülkelerde ise bu çeşitlilik daha çok iç göçlerle ortaya çıkmaktadır.

Göçler istikrarlı köylü toplumlarını mahvetmekte, ekonomilerini baltalamakta ve nüfuslarını yok etmektedir. Aynı zamanda kentlere yönelik göç akımları kent anlayışında da değişimlere yol açmıştır. Yüksek yaşam standartlarını, ticareti, kültürü, daha iyi sağlık koşullarını simgeleyen kentler özellikle gelişmekte olan ülkelerde altyapı yetersizliklerinin simgesi haline gelmiştir. Bunun yanında suç, şiddet, yoksulluk vb. sorunlar da kentlerde kırsala göre daha yüksek düzeydedir. İç göçler genellikle kırdan kente doğru olduğundan, kentlerde gecekondulaşma, trafik, yanlış arazi kullanımı, gündüz bakımevi ihtiyacında artış, okul ve hastane gibi kurumlarda kalabalığa bağlı sorunlar görülebilir.

Göç alan ülkelerde ucuz işgücü temin edilmiş olmaktadır ve kültürel uyuşmazlıklarla birlikte bu durum bazı olumsuz sonuçlara da yol açmaktadır. İşsizlik oranlarında artış olabilir. Özellikle uluslararası göçmenler toplumun en savunmasız üyeleri konumundadırlar. Düzensiz göç durumlarında ise göçmenler ayrımcılık ve istismara karşı özellikle savunmasızdır. Göçmenler aynı zamanda insan ticaretinin kurbanı olabilirler. Sistematik hoşgörüsüzlük ve yabancı düşmanlığı ve uyum sorunları deneyimlenir. Esasen sosyolojik bağlamda düşünüldüğünde göçler, çatışmalara yol açmaktadır. Göçmenlerin kültürel değerleri ile yeni yaşam yerinin kültürel değerleri arasında uyumsuzluk ve gerilimler görülmektedir. Göç alan ülkelerde göçmen ve yabancılara karşı önyargı ve yabancı düşmanlığı, yasalarla engellenmiş olmasına karşın küresel bir realite hâline gelmiştir.

Net göç ya da göç dengesi bir bölgeye giren kişilerin sayısı ile topraklardan ayrılan kişi sayısı arasındaki farkı ifade eder. Bu denge, gelenlerin sayısı ayrılanların sayısından fazla olduğunda net ülkeye göç, aksi olduğunda ise net ülkeden göç olarak tanımlanır. Göçün bütün türleri belirli bir ülkenin, bölgenin vb. nüfus yapısını ve nüfus değişim hızını etkiler; Nüfus değişim hızı = (Doğumlar+içe göç) – (Ölümler + dışa göç). Göç devinim hızı, brüt göç miktarı ile net göç miktarının oranlamasıyla


elde edilir ve çıkan rakam büyüdükçe, bölgeden ayrılan nüfus ile bölgeye gelen nüfus arasındaki kişi sayısının azaldığını ortaya koyar. Belirli bir zamanda bir ülkede ikamet eden toplam göçmen sayısı göçmen stoku olarak adlandırılır (migrant stock).

Göç etkililiği, net göç miktarının brüt göç miktarına bölünmesiyle bulunur ve elde edilen rakam yüz ile çarpılır. Genel göç oranları, iç ya da dış göç ayrımı yapılmaksızın göçün yıllık hacminin o dönemin genel nüfusuna oranlanması ve elde edilen sonucun bin ile çarpılmasıyla hesaplanır. Özel göç oranları ise belirli bir yaştaki göçmenlerin, o yaş grubundaki ortalama nüfusa oranı gibi cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim düzeyi ve meslek gibi niteliklere göre göçlerin nasıl değiştiğini hesaplamayı hedefleyen oranlardır.

Jandl, düzensiz göç akışlarını tahmin etmek için üç temel yöntem türünü tanımlamaktadır: (1) düzensiz göçmenlerin zaman içindeki farklı noktalardaki stoklarının karşılaştırılmasına dayanan net düzensiz akışların tahminleri, (2) çarpan tahmini ve (3) giriş ve çıkış kayıtlarının karşılaştırmasına göre fazla harcama tahminleri. Ayrıca, iki ek yöntem ayırt edilebilir: (4) göçmenlerin örneklem anketlerinden elde edilen bilgilere dayalı tahminler ve (5) coğrafi göç akışları için farklı veri kaynaklarının karşılaştırılmasına dayalı tahminler.

Düzensiz göçlere ilişkin istatistiksel göstergeler üç boyutta detaylandırılabilir. Bunlar

a. Düzensiz göç akışlarına ilişkin istatistiksel göstergeler, b. Statü ile ilgili akışlara ilişkin istatistiksel göstergeler, c. Demografik akışlara ilişkin göstergeler

Nüfus Projeksiyonları ve Göçler

BM verilerine göre insanlığın başlangıcından 19.yy. başlarına kadar olan on binlerce yıllık süreçte dünya nüfusu ancak 1 milyar kişiye ulaşmıştır. Ancak 19.yy. ile birlikte nüfustaki artış giderek daha da hızlanmış çok kısa aralıklarda dünya nüfusu katlanarak artmıştır. Sonraki yüz yıl içinde 2 milyarı bulmuş, ondan sonraki 30 yılda 3 milyar, sonraki 16 yılda 4 milyar, sonraki 10 yılda 5 milyar ve ardından 7 milyar olmuştur. Günümüzde 8 milyar civarındadır. Dünya nüfusu, özellikle gelişmiş ülkelerdeki azalan doğurganlık seviyeleri nedeniyle 1950’den bu yana daha düşük bir hızda da olsa büyümeye devam ediyor. Yapılan orta değişkenli tahminlere göre, küresel nüfusun 2030’da 8,5 milyar, 2050’de 9,7 milyar ve 2100’de 10,9 milyar olabileceği öngörülmektedir. Dünya nüfusu hızla yaşlanmaktadır. Dünya nüfusu açısından 2020’de 1,0 milyar olan 60 yaş ve üstü insan sayısı 2070’te 2,5 milyara çıkacağı ve dünya nüfusunun ortanca yaşının 30,9’dan 38,7 yıla çıkacağı tahmin edilmektedir.

Türkiye’de Nüfus ve Göç

Türkiye’nin farklı biçimlerde ve yoğunluktaki göçlere muhatap olmasına neden olan etkenler, tarihinden ve

üzerinde yaşadığı toprakların jeopolitik ve jeo-stratejik öneminden kaynaklanmaktadır. Türkiye, tarihsel olarak göç alan ve veren bir coğrafya olmasına karşın genel kanaat uluslararası göçün 1960’ların başında başladığı yönündedir. Türkiye’nin göç geçmişini şu dört temel başlık altında toplamak mümkündür;

1. Osmanlı Devletinin Balkanlardaki toprak kaybıyla birlikte Anadolu’ya yönelen Türk göçmenlerin göçü. 2. Cumhuriyet Türkiye’sinin kuruluşuyla birlikte ülkenin kendi iç dinamikleriyle gerçekleşen kırdan kente doğru yönelen göçler. 3. Türkiye’den başta Almanya olmak üzere Avrupa’ya yönelen göçler. 4. Türkiye’nin doğusunda yer alan çeşitli ülkelerden gerek transit geçiş için gerekse de hedef ülke olarak Türkiye’ye yönelen göçler.

Türkiye’ye 1922’den 2000’li yıllara kadar 2,5 milyondan fazla kişi göç etmiştir. Bu hareketlerin en somut örnekleri ise şu şekilde özetlenebilir

• 1922-1938 yılları arasında Yunanistan’dan 384 bin kişi, • 1923-1945 yılları arasında Balkanlardan 800 bin kişi, • 1933-1945 yılları arasında Almanya’dan 800 kişi, • 1988 yılında Halepçe katliamından sonra Irak’tan 51.542 kişi, • 1989 yılında Bulgaristan’dan 345 bin kişi, • 1991 yılında Birinci Körfez Savaşından sonra Irak’tan 467.489 kişi, • 1992-1998 yılları arasında Bosna’dan 20 bin kişi, • 1999 yılında Kosova’da meydana gelen olaylar sonrasında 17.746 kişi, • 2001 yılında Makedonya’dan 10.500 kişi

İç Savaş nedeniyle 2011’den bu yana Türkiye’ye sığınan ve şartlı koruma statüsünde bulunan Suriyelilerin sayısı 4 milyon civarındadır. İçişleri Bakanlığı’nın son göç verilerine göre Suriyeli sığınmacılar 81 ilin yedisinde nüfusun yüzde 10’unu geçti. Adrese dayalı kayıt sistemine göre 23 Mayıs 2019 itibarıyla 82 milyon 3 bin 882 kişi olan Türkiye nüfusunda Suriyelilerin oranı yüzde 4,4’e çıktı. Barınma merkezlerindeki Suriyeli sayısı düştü. Suriyelilerin sadece 116 bin 989’u barınma merkezlerinde kalıyor.

Günümüzde milyonlarca insanımız dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşamaktadır. Yurt dışında yaşayan 6,5 milyonu aşkın vatandaşımızın yaklaşık 5,5 milyonu Batı Avrupa ülkelerine yerleşmiş bulunmaktadır. Türkiye’ye kesin dönüş yapmış olan 3 milyon kadar insanımızla birlikte düşünüldüğünde yaklaşık 9,5 milyonluk bir kitleyi ilgilendiren, geniş kapsamlı bir dış göç olgusundan söz edilebilir. Almanya ile Türkiye arasında 31 Ekim 1961’de yapılan İşgücü Anlaşması ile başlayan dış göç süreci diğer ülkelerle yapılan anlaşmalarla devam etmiştir. 1961’de Türkiye’den Almanya’ya göç edenlerin sayısı sadece 5 bin


193 iken, bu sayı 1973’de 910 bine, bugün 3 milyon dolaylarına ulaşmıştır.

Köyden kente göçün demografik bir etken olarak beslediği nüfus fazlalığı kentleşmeyi hızlandırmıştır TÜİK, 2019 verilerine göre 1927 yılında Türkiye’de köyde yaşayan nüfus oranı %76’dır. İç göçlerin yoğun bir şekilde başladığı 1950 yılında ise kentlerdeki yaşayan nüfus %18 iken 1990’lara gelindiğinde kent nüfus oranı %60 olmuş 2000 yılında ise %65 olmuştur. Böylece 1927’de %24 olan kent nüfus oranı 2018’de %92,3’e çıkmıştır köyde yaşayanların oranı ise %7,7’ye düşmüş durumdadır. 2020 itibarıyla ise kentte yaşayanların oranı %92,8’e yükselmiş köyde yaşayanların oranı %7,2’ye gerilemiştir.

Ülkemizdeki nüfus hareketleri bölgeler açısından değerlendirildiğinde sürekli göç veren ve sürekli göç alan bölgeler biçiminde bir sınıflama yapılabilir. Sürekli göç veren bölgeler Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz Bölgeleridir. Sürekli göç alan bölgeler ise İstanbul ve Kocaeli gibi sanayi merkezlerini, Muğla ve Antalya gibi yumuşak iklimli turizm kentlerini içine alan Akdeniz, Marmara ve Batı Anadolu bölgeleridir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında