AÖF Soru Bankası

Nüfus ve ToplumÜnite 5 Özeti

Nüfusun Bileşenleri: Hanehalkı ve Medeni Durum

SOS115U-NÜFUS VE TOPLUM

Ünite 5: Nüfusun Bileşenleri: Hanehalkı ve Medeni Durum

Hanehalkı

Nüfus çalışmasının bir insan gruplandırmasını içermesi beklenir. Bu noktada bir nüfus kategorisi ile bir insan grubu arasındaki ayrımı bilmek önemlidir. İlkinde, karakteristiklerin benzerliği sınıflandırma ölçütüdür. İkincisinde ise az çok sürekli olan sosyal, ekonomik veya psikolojik etkileşim veya karşılıklı bağımlılık ölçüt olarak esas alınır. Nüfus sayımlarının önemle ilgilendiği insan gruplaması “birlikte ikamet eden insanların bir kümesi olan” yerleşim grubudur.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜK) tanımına göre hanehalkı; “Aralarında akrabalık bağı bulunsun ya da bulunmasın aynı konutta veya aynı konutun bir bölümünde yaşayan, temel ihtiyaçlarını birlikte karşılayan, hanehalkı hizmet ve yönetimine iştirak eden bir veya birden fazla kişiden oluşan topluluktur. Çeşitli resmî ya da özel kurumlarda kalanlar, pansiyon vb. yerlerde yaşayanlar, göçmen veya işçi kamplarında barınanlar özel hanehalkı değil “kurumsal nüfus”tur.

Aile, çoğu sosyoloğun tanımına göre, “aynı evde birlikte yaşayan, soy bağı, evlilik veya evlat edinme yoluyla birbiriyle akraba olan, iki veya daha fazla kişiden oluşan bir sosyal gruptur.” Buna karşın, aynı konutta yaşayan iki kişi, aralarındaki ilişkiye bakılmaksızın hanehalkı olarak kabul edilir; eğer aralarında akrabalık da varsa hem hanehalkı hem de aile olarak sınıflandırılırlar. Bu ayrıma dayanarak, haneler aile olan ve aile olmayan kategorisine yerleştirilirler.

Yerleşim grubu olarak ailenin iki türü vardır: Birincil aile ve İkincil aile. Birincil vaile, birlikte bir konut biriminde oturan ve üyeleri arasında hanehalkı reisinin bulunduğu bir grup akraba olarak tanımlanır. Birincil aile kök aile değildir. Kök aile, kadının ve erkeğin evlenmeden önceki aileleridir. Bir hane iki veya daha fazla aile içerebilir, yani kimi hanelerde “aile içinde aile” yaşar. Bu durumda birincil aile kompozisyonu değişmiş olur; üyeleri arasında tek bir hanehalkı reisinin bulunmadığı bu ailelere ikincil aile ya da alt aile denir.

Üçüncü bir aile türü “Tek ebeveynli aile; ebeveynlerden birinin boşanma, ayrılık ya da ölüm nedeniyle yokluğu durumunda diğer ebeveyn ve çocuklarının bir arada yaşadığı bir aile modeli”dir.

Hanehalklarının Toplumlar Arası Karşılaştırılması

Dünya genelinde ortalama hanehalkı büyüklüğü hane başına 2-9 kişi arasında değişmektedir, örneğin ortalama hanehalkı sayısı Türkiye’de 3.5 kişidir. Ortalama hanehalkı büyüklüğü dünya genelinde azalmakta, hanelerdeki çocuk üye sayısında da düşüş gözlemlenmektedir. Çift hanehalkları (çocuklu veya çocuksuz aileler) dünya genelinde en sık rastlanan hanehalkı türüdür.

Hanehalkını karakterize eden önemli kavram “hanehalkı stratejileri”dir. Bu kavram hane üyelerinin çalışma, geçinme ve işbölümü durumu için geliştirilmiştir.

Çocuksuz hanehalkı ortalaması AB’de %68.6’dir, Türkiye (%45.7) ve İrlanda’da (%58.5) en düşük düzeydedir, Almanya (%78.2) ve Finlandiya’da (%77.6) en yüksek düzeydedir. 3 veya daha fazla çocuğu olan hanehalkı ortalaması AB’de %4.2’dir, bu oran Meksika (%14.4), Türkiye (%13.8) en yüksek düzeydedir, buna karşın İtalya (%2.4) ve Almanya’da (%2.5) en düşük düzeydedir.

Tüm bölgelerde tek ebeveynli ve çocuklu hanehalklarının oranı düşüktür. “Yalnız anne hanehalkları”, Afrika, Kuzey Amerika, Latin Amerika ve Karayipler’de çocuklu hanelerin yaklaşık %25’ini oluşturmaktadır.

Neredeyse tüm bölgelerde çocuklu hanehalklarının %2-4’ünü oluşturan “yalnız baba hanehalkları” ise nadir kalmaktadır.

Çocukların ve yaşlıların birlikte ikamet etmeleri Afrika ve Asya’da yaygındır. Hem 15 yaşın altında bir çocuğu hem de 60 yaş ve üzerinde bir yaşlıyı içeren hanehalklarının çoğunluğu üç veya daha fazla kuşaktan üyelerin birlikte ikamet ettikleri “çok kuşaklı hanehalkı”dırlar, geriye kalanı ise yetişkin çocukları olmadan torunlarıyla oturan yaşlıların “atlanmış kuşak hanehalkı”dırlar.

Ortalama hanehalkı büyüklüğünü kültür kalıpları belirlediği gibi kalkınma düzeyi ve yaşama düzeyi gibi sosyoekonomik faktörler de belirlemektedir. Yaşam kalitesi yüksek olan ülkelerde, ortalama hanehalkı büyüklüğü küçük olma eğilimindedir.

Hanehalkı büyüklüğü ve bileşimindeki tüm bu eğilimler “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri”ne ulaşılmasına yönelik atılacak adımları etkileyecektir.

Medeni Durum: Evliliğin Kurulma ve Çözülme Süreçleri

Evliliğin kurulma ve çözülme süreçleri, temel sosyo- demografik değişkenlerdendir ve medeni durum olarak ele alınır. Medeni durum biyolojik, sosyal, ekonomik, hukuki ve çoğu durumda dinî yönleri içeren demografik bir özelliktir. Medeni duruma ilişkin genellikle 4 statüden söz edilir:

• Bekâr (hiç evlenmemiş olanlar) • Evli (evlilik sözleşmesi ile birleşmiş olanlar) • Dul (eşi ölmüş olanlar) • Boşanmış (yasal olarak evlilik sözleşmesi son bulmuş olanlar).

Demograflar hiç evlenmemiş, boşanmış ve dul olanları birleştirmek için “evli olmayanlar” terimini kullanırlar. “Evlenmiş olanlar” terimi şu anda evli olanları, boşanmış olanları ve dul olanları kapsar. “Önceden evli olanlar” terimi ise şu anda boşanmış olanları ve eşi ölmüş olanları kapsar.

Medeni durum olarak kavramsallaştırılan bu yasal ve meşruiyeti olan statüler dışında birçok ülkede “anlaşmalı birlik”, “eşcinsel birliktelik”, “nikâhsız evlilik” veya “birlikte yaşama” gibi genelin onaylamadığı cinsel birliktelikler de vardır.


Günümüzde birçok insan evliliği ileri yaşlara ertelemekte, bazıları hiç evlenmemeyi tercih etmektedir. Kadınların yaşam tarzı seçimleri artmaktadır ve çalışma rolleri giderek hanenin dışına uzanmaktadır. Kadınların ekonomik bağımsızlıkları arttıkça üreme eğilimi azalmaktadır, artık pek çok kadın için evlilik gereklilikten çok bir yaşam tarzı seçimi hâline gelmiştir.

Bu kişisel yaşam tarzı tercihleri demografların ve sosyologların ilgisini çekmektedir, çünkü haneler ve içinde yaşayan aileler sosyal birimlerdir.

Evliliğin Kurulma Süreci

Evlilik kavramı aile ve akrabalık ilişkileri bağlamıyla ele alınır. Aile, “Akraba bağlantılarıyla doğrudan doğruya bağlanan, yetişkin üyelerin çocuklara bakma sorumluluğunu üstlendiği bir insanlar topluluğu” olarak tanımlanır. Evlilik ise “Erkek ve kadının yasalara uygun olarak birleşmesi”dir. Sosyolojik anlamda ise evlilik, “İki yetişkin birey arasındaki toplumsal olarak kabul edilen ve onaylanan bir cinsel birleşim” olarak tanımlanmıştır.

Temel olarak iki tür evlilik vardır; ilk kez evlenme ve yeniden evlenme.

İki insan evlendiğinde, birbirlerinin akrabası olurlar; bununla birlikte, evlilik bağı daha geniş bir hısımlar dizisini birbirine bağlar; ana-babalar, erkek ve kız kardeşler ve başka soy bağı olanlar, evlilik yoluyla, eşleştiğinde hısım olmuş olurlar.

Batı toplumlarının çoğunda evlilik ve dolayısıyla aile, tek eşlilikle ilişkilendirilir. Genel olarak “eş seçme süreci”ni, “bireysel faktörler” ile “sosyokültürel faktörler” birlikte belirlemektedir.

Bununla birlikte, çok eşlilik tarihsel ve toplumsal bir gerçektir. Çok eşliliğin iki tipi vardır: Bir erkeğin aynı zamanda birden fazla kadınla evli olabildiği çok karılılık (polygyny) ve daha ender olarak, bir kadının aynı zamanda iki ya da daha çok kocasının olabildiği çok kocalılık (polyandry).

Evlenme yaşı, ülkede medeni kanunun belirlediği evlenmeye izin veren asgari yaştır. Cinsel rüşt yaşı ise, “bir kişinin yasal olarak cinsel eylemlerinin bilincinde sayıldığı ve bu eylemlere rıza gösterebildiğinin yasal olarak kabul edildiği en küçük yaş” olarak tanımlanmıştır. Cinsel rüşt yaşının altındaki cinsel olaylar hukuki olarak tecavüz veya cinsel istismar olarak kabul edilmektedir.

Evliliğin Alternatifleri; Birlikte Yaşama ve Apartnerlik

Postmodern toplumda evlilik kurumunun dört alternatifi belirginleşmiştir:

1. Birlikte yaşama, 2. Apartnerlik, 3. Eşcinsel birliktelikler ve 4. Bekâr kalma.

Birlikte yaşama (cohabitation) yani bir çiftin evli olmadan cinsel ilişki içinde birlikte yaşaması çoğu Batı

toplumlarında yaygınlaşmakta ve meşruiyet kazanmaktadır. Örneğin Avustralya, Kanada ve Yeni Zelanda’da birlikte yaşayan çiftlere başvurmaları hâlinde yasal izin verilmektedir. Bu yeni ilişki biçiminin temel özelliği “adanmış uzun süreli birliktelik” olmasıdır. Birlikte yaşama çocuksuz veya çocuklu formlarda olabilmektedir.

Birlikte yaşama oranı yüksek olan ülkeler; İsveç (%20), Estonya (%17), Yeni Zelanda (%16) Fransa ve Norveç (%15), Danimarka ve Hollanda (%14), Birleşik Krallık ve İzlanda (%12) olarak sıralanmaktadır.

Araştırmacılar, Batı’nın cinsel devriminin ve kadınların eğitime ve mesleklere daha fazla erişimi koşullarının özellikle Y kuşağı arasında birlikte yaşamayı yaygınlaştırdığını söylemektedirler.

Apartnerlik “birlikte yaşama”ya benzeyen ama ondan ayrı tanımlanabilecek yeni bir çift ilişki biçimidir. Apartnerlik, Batı literatüründeki “birlikte ayrı yaşama” (Living Apart Together-LAT) teriminin karşılığıdır. Apartnerlerin cinselliği içeren samimi ilişkileri vardır, ancak ayrı adreslerde yaşarlar. Apartnerlik, daha çok gelişmiş ülkelerin megapolislerinde görülmektedir. Türkiye’de de

yaşanmaya başlamıştır.

Evlilik Dışı Doğumlar

Evlilik dışı ilişkilerden, birlikte yaşayan çiftlerden ve yalnız ebeveynlerden meydana gelen doğumlar, değişen aile kalıplarının sinyalini vermektedir. Kitabınızın 168. Sayfasında yer alan Tablo 5.2’den takip edileceği üzere 2018 yılında Avrupa Birliği’nde (AB) tüm canlı doğumların %43’ü “evlilik dışı doğum” olarak kayda geçmiştir.

AB, NAFTA ve AB’ye aday ülkeler bir arada karşılaştırıldığında; evlilik dışı doğumların en çok olduğu üç ülke İzlanda (%71), Fransa (%60) ve Bulgaristan’dır (%59), evlilik dışı doğumların en az olan üç ülke ise Türkiye (%3), Bosna-Hersek (%11) ve Yunanistan’dır (%11).

Türkiye’de Medeni Kanun (Madde 337) evlilik dışında doğan çocuğun velayetini düzenlemiştir. Buna göre; evlilik dışında doğan çocuklar annesinin bekârlık hanesine annesinin bekârlık soyadıyla annenin bildireceği baba adıyla yazılmaktadır. Bu çocuklar, babalık hükmü kararı alınması hâlinde, baba hanesine baba soyadıyla taşınmakta anne haneleri ile soybağı kurulmaktadır.

Evlilik Demografisi

Evlilik oranları ve evlenme sıklığı doğurganlık üzerindeki etkisi nedeniyle demografide önemlidir. Evlenme sıklığı yerel geleneklere, mesleğe, sosyal sınıfa yani genel olarak, sosyokültürel yapıya bağlıdır. Evlilik sayısı, toplumdaki erkek ve kadın sayısındaki değişikliklerden ve özellikle evlenmemiş olanların göreli sayısından önemli ölçüde etkilenmektedir.


Evlenme sıklığı çeşitli kesinlik seviyelerinde ifade edilebilmektedir. Sık kullanılan kavramların tanımları aşağıda verilmiştir:

Genel (Kaba) Evlenme Oranı (Crude Marriage Rates): Bu oran, toplam 1000 kişi başına yıllık evlenme düzeyini gösterir.

Özel Evlenme Oranı (Specific Marriage Rates): Bir yıl içindeki evlenmelerin, o yılın ortasındaki evlenebilecek yaştaki nüfusa oranıdır.

Özel evlenme oranının iki alt tipi vardır:

• İlk Evlilik Oranı (First-Marriage Rate): İlk kez evlenenlerin “hiç evlenmemiş” bekâr nüfusa oranıdır. • Yeniden Evlenme Oranı (Remarriage Rate): Önceden evlenmiş olanların “dul ya da boşanmış” bekâr nüfusa oranıdır.

Evlenme Sıklığı Oranı (Nuptiality Rate): Bu oran, evli olmayan bir kişinin tam bir yıl içinde evlenme olasılığını gösterir. Başlıca kullanımı, evlenme sıklığı tablolarını hesaplamak ve demografik süreçlerin matematiksel modellerini oluşturmaktır.

Cinsiyete Göre Evlilik Oranları (Marriage Rates by Gender): Kadınlar için Özel Evlenme Oranı (Female Nuptiality Rate), Bir yıl içinde evlenen kadınların, o yılın ortasındaki evlenebilecek yaştaki kadın nüfusa ya da 18- 54 yaşlarındaki bekâr, dul ve boşanmış kadınlara oranıdır.

Evliliğin Çözülme Süresi-Boşanma, İptal ve Eş Ölümü

Günümüzde yasal evlilik sözleşmeleri üç yoldan bozulabilmektedir:

(1) Boşanma kararıyla, (2) Yasal iptal kararıyla, (3) Eşlerden birinin ölümüyle.

Birleşmiş Milletlerin önerisiyle, boşanma; “yeniden evlenme hakkı veren bir yargı kararı ile evliliğin nihai olarak yasal feshi.” biçiminde tanımlanmıştır. Bundan farklı olarak, demografik ve yasal açıdan iki tür ayrılma tanımlanmıştır: Yasal ayrılık; eşleri, bir arada karı-koca olarak yaşamak durumu dâhil olmak üzere, belli zorunluklardan kurtaran, fakat tarafları yeni bir evlenmeye girişmekten de alıkoyan durumdur. Eylemli ayrılık ise “genellikle evliliği sona erdirmek amacıyla eşlerden birinin, diğerini bırakarak ayrı yaşaması”dır.

Bundan farklı olan İptal (butlan), evlilik sözleşmesini en başından geçersiz kılan, onu yok sayan bir yasal karardır. İptal kararı evlilik sözleşmesi yapıldığı anda evliliğe mani olan bir durumunun sonradan anlaşılması üzerine verilmektedir. Diğer bir yol ise Dulluk’tur; eşlerden birinin ölümü üzerine, yasal evlilik sözleşmesi son bulmaktadır.

Boşanma Demografisi

Evliliğin çözülmesini ve daha çok yaygın olan boşanma olayını ölçmek için kullanılabilecek oranlar, evlilik için tanımlananlara benzemektedir:

• Genel Evlilik Sonlanma Oranı (General Marital Dissolution Rate) • Genel/Kaba Boşanma Oranı (General/Crude Divorce Rate) • Özel Boşanma Oranı (Specific Divorce Rate) • Yaşa Göre Özel Boşanma Oranı (Age-Specific Divorce Rate) • Mesleğe Göre Özel Boşanma Oranı (Occupation- Specific Divorce Rate) • Evlilik Süresine Göre Özel Boşanma Oranı (Duration-Specific Divorce Rate) • Çocuk Sayısına Göre Özel Boşanma Oranı (Children-Specific Divorce Rate) • Evlenmelere Göre Boşanma Oranı (Number of Divorces Per New Marriage) • Genel Dulluk Oranı (General Widowhood Rate)

Evlilik ve Boşanmanın Toplumlararası Karşılaştırmaları

Çeşitli kurum ve veri tabanlarından alınan istatistiklere dayanarak aşağıdaki genel sonuçlara varılabilir:

• Dünyada evlilik oranları bölgelere göre önemli farklar göstermektedir. • Neredeyse tüm ülkelerde evlilik oranları son birkaç on yılda sürekli düşmüştür. • Ülkeler arasındaki farklılıklar, uzun vadeli birlikteliklerin oluşumu yönünde çeşitli geçiş yollarına işaret etmektedir: Birlikte yaşama, uzun vadeli birlikteliğin önemli bir biçimi haline gelmiştir. • Ülkelerin azalan evlilik oranlarına boşanma oranlarındaki artışlar eşlik etmektedir. Ancak yine de yaklaşık son 20 yılda boşanma oranlarındaki eğilimler karışık hâle gelmiştir. Bazı OECD ülkelerinde kaba boşanma oranları artmaya devam ederken bir kısmında görece durağanlaşmış ya da kısmen düşmüştür. • Boşanma oranlarının uzun dönemdeki artışlarına rağmen, evlenenlerin çoğu hâlâ ilk evliliklerini yaşamaktadır.

Lundquist vd.’nin değerlendirmelerine göre, aslında “ikinci demografik evrim’ yaşanmaktadır. Evlilik, neredeyse tüm ülkelerde en yaygın istikrarlı cinsel birliktelik biçimi olmaya devam etse de birçok ülkede büyük bir dönüşüm geçirmektedir. Evlenme yaş ortalamasının yükselmesi, hiç evlenmemiş bekârların oranlarının artması ve geleneksel olmayan hanelerde yaşamak, birçok gelişmiş ülkedeki modern manzaranın bir parçası haline gelmektedir.

Türkiye’de Hanehalkı ve Medeni Durum

Türkiye’de aile Türk toplumunun temel değerlerinden birisidir. Türkiye’deki Medeni Kanun, 1926 yılında


yürürlüğe girmiştir ve dinî yargı yetkisini ve çok eşliliği ortadan kaldırmıştır. Yasal evlilik yaşını 18 yıla çıkarmıştır. “Türkiye’de evlilik, aile olmanın gerekli ve meşru toplumsal zeminini teşkil eder. Aile evlenme ile kurulan bir kurumdur. Nikâh meşru bir evliliğin temel şartıdır.

Türkiye’de demografik dönüşümün ikinci aşamasından itibaren, karmaşık aile hayatından basit aile hayatına doğru bir değişim yaşanmaktadır. Genel olarak, Türk hanelerinin çoğunluğu (kırsal bölgeler dâhil) yapı bakımından çekirdek ya da nükleer tiptedir.

Geniş aileli hane tipi çeşitli biçimlerde varlığını sürdürürken, bu hane tipinin ideal biçimi olan ataerkil geniş aile giderek azalmaktadır ve ekonomik temeli de köklü bir değişime uğramaktadır. Birçok hanede evladın evliliğini takiben “geçici geniş aile” aşaması yaşanmaktadır. Bunun yanında, Türk hanehalkı, yakın akrabalar arasında yoğun ilişkiler yaşadığı için “işlevsel olarak genişletilmiş” olarak karakterize edilebilir. Ancak karakterize edilen bu yapı hızla değişmektedir.

Birincisi, Türkiye’deki geniş hanelerin varlığını ailelerin geçim stratejilerine bağlamak daha doğru olacaktır; bu tür hanelere çoğunlukla alt-orta sınıflarda rastlanmaktadır. İkincisi, Türkiye’deki azalan geniş ailenin sistematik bir döngü sergilemediği gözlenmektedir: “Ailelerin büyük bir bölümü ekonomik değişimlere eskisinden daha duyarlıdır; büyüklükleri ve yapıları, yeni sorunlarla baş etmeleri ya da yeni fırsatları değerlendirmeleri gerektiğinden, sürekli bir dalgalanma halindedir”. Üçüncüsü, günümüzde geniş aileli hane tipi özellikle kentsel bölgelerde artık geleneksel hayat tarzını temsil etmemektedir; yakın tarihin toplumsal ve ekonomik dönüşümlerinin ürünüdür.

Türkiye’de hane sayısı artarken ortalama hanehalkı büyüklüğü azalmaktadır. Bunda kaba evlenme hızının ve doğurganlık hızının azalmasının etkisi olduğu kadar, kapitalist süreçlerin gelişmesi, eğitim olanaklarının artması, kadınların daha yüksek oranda çalışma yaşamına dâhil olması, kentleşme ve bireyleşme gibi süreçlerin gelişmesi de etkilidir. 2018 yılında Türkiye’de hane sayısı 23.221.218’dir. 1955 yılında 5,7 kişi olan ortalama hanehalkı büyüklüğü 2018 yılında 3,4 kişiye düşmüştür.

Türkiye’de 2014- 2018 yılları arasında, “çekirdek aile” oranı %67’den %65’e gerilemiştir, “geniş aile” oranı da %17’den %16’ya gerilemiştir. Buna karşın, “tek kişilik hanehalkı” oranı %14’ten %16’ya yükselmiştir, “çekirdek aile bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hane” oranı da %2,1’den %2,8’e yükselmiştir. Ayarlanmış evlilikler daha çok kırsal alanlarda yaygındır, kentlerde genellikle evlenme kararını çiftler birlikte almaktadır. Batı’da yaygın olan “tek ebeveynli hane” tipi Türkiye’de de giderek yaygınlaşmaktadır. Türkiye’de farklılaşan aile kompozisyonunun yaşlı nüfus üzerinde olumsuz etkilerinin olacağı düşünülmektedir.

Türkiye’de 1950 sonrasında yaşanan hızlı kentleşme olgusu, evlilik ve aile kurumunu etkilemiştir. Ailelerin

kurulmasında eğitim düzeyi ve mülkiyet sahibi olma gibi özellikler önem kazanmıştır. Bunların sonucu olarak da eş seçimi için geçen süre uzamış ve ilk evlenme yaşı yükselmiştir.

Türkiye’de son yıllarda kaba evlenme hızı düşerken kaba boşanma hızı artmaktadır. Türkiye’de 2018 yılında bir önceki yıla göre, evlenen çiftlerin sayısı %2,9 azalmıştır, boşanan çiftlerin sayısı ise %10,9 artmıştır. Türkiye’de 2018 yılında kaba evlenme hızı %6,8, kaba boşanma hızı %1,75 oranında gerçekleşmiştir (TAÇESE, 2019, 15 Haziran). Bu veriler Avrupa Birliği ülkeleri ile kıyaslandığında, Türkiye’de evlenme hızının yüksek olduğu hâlde, boşanma hızının AB ortalamasına yakın olduğu tespit edilmektedir.

Türkiye’de 2002 yılı öncesi geçerli olan Medeni Kanun hükümlerine göre asgari evlenme yaşı kadınlar için 15, erkekler için 17 idi. Toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde 2002 yılında Medeni Kanun’da yapılan düzenlemeler ile her iki cinsiyet için asgari evlenme yaşı 17 olarak değiştirilmiştir. Türkiye’de erken evliliklerin bir bölümü “imam nikâhı” evlilikleri yoluyla gerçekleşmektedir. Ayrıca, 15 ve daha düşük yaşlardaki kadınların evlendirildiği durumlar da söz konusudur. Yasalara göre, bu tip olaylar evlilikten ziyade cinsel istismar olarak değerlendirilmektedir. Bu olaylar resmi istatistiklere evlilik olarak yansımamaktadır.

Türkiye’de “çocuk yaşta evlenmeler” görece azalmaktadır. Erken evlilikler cinsiyete göre incelendiğinde, 2013 yılında (daha küçük yaştakiler hariç) 16-17 yaşında ve evli olan nüfus oranı erkekler için %0,05 (1.866 kişi) ve kadınlar için %1,45 (37.481 kişi) tespit edilmiştir. “Evlenen çocukların” toplam evlenmeler içindeki oranı ise erkekler için %0,31, kadınlar için %6,25 olarak tespit edilmiştir (ASPB, 2015: 30-41).

Medyada “çocuk gelinler” haberleriyle dikkat çeken erken evliliklerin yanında Türkiye’de evlilik ve boşanmanın bazı boyutları; evlilik öncesi seks, ergen hamileliği ve ergen ebeveynliği, birlikte yaşama, eşcinsel birliktelikler, aile içi şiddet, ensest, vd. “mahrem konular” olarak tabulaştırılmaya devam etmektedir.

Kadın cinayetleri medeni durumla doğrudan ilişkilidir. Kadınlar evlilik öncesi, evlilik aşaması ve evlilik sonrasında erkek şiddetine maruz kalmaktadır. Yine bu konuda da nüfus sosyolojisi araştırmalarına gereksinim vardır.

Türkiye’de medeni durum kompozisyonunu etkileyebilecek bir diğer önemli etken dinamik göç olayının değişen yapısıdır. Yakın zamanlara kadar dışarıya emek göçü veren Türkiye artık göç alan ülkeler kategorisine geçmiştir. Hem dışarıya evlenmeler hem de dışarıdan gelenlerle evlenmeler evlilik ve boşanma biçimlerini, yapısını etkileyecektir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında