AÖF Soru Bankası

Nüfus ve ToplumÜnite 4 Özeti

Nüfusun Bileşenleri: Yaş ve Cinsiyet Yapısı

SOS115U-NÜFUS VE TOPLUM

Ünite 4: Nüfusun Bileşenleri: Yaş ve Cinsiyet Yapısı

Giriş

Bir toplumun nüfusu öncelikle bu nüfustaki doğum, ölüm ve göç olaylarıyla değişir. Bu demografik dinamiklerin düzeyi ve eğilimleri ile toplumdaki ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel gelişmeler karşılıklı etkileşim içindedir. Toplumların ekonomik ve sosyal kalkınması, sosyokültürel gelişimi ve bunlara ilişkin alınan siyasal kararlar nüfusun özellikleriyle yakın olarak ilişkilidir. Nüfusa ilişkin özellikler arasında yaş ve cinsiyet birinci derecede önemlidir. Bir toplumdaki sosyal ilişkiler o toplumda her bir yaş grubunda bulunan erkek ve kadınların sayısal ve oransal büyüklüklerinden önemli ölçüde etkilenir.

Nüfus Yapısıyla Demografik Dinamiklerin Karşılıklı Bağımlılığı

Bir toplumdaki doğum, ölüm ve göç olaylarının, bu nüfusun büyüklüğü ve onu oluşturan kişilerin davranış örüntüleri sonucu meydana geldiği düşünülebilir. Oysa demografik dinamikler ilk önce biyolojik daha sonra toplumsal, kültürel vb. nedenlerle ortaya çıkar. Her şeyden önce kişilerin yaş ve cinsiyet özelliklerine göre doğum ve ölüm olaylarını tecrübe etme durumu değişiklik gösterir. Doğum yapabilme özelliği olarak ifade edilen doğurabilirlik kadına has bir özelliktir. Ölüm ise esasen her yaşta yaşanabilen bir hayati olaydır. Buna karşın ölümlülük seviyesi yaşa göre önemli derecede farklılık gösterir.

Göç dinamiğinde ise ekonomik nedenlerle gerçekleştirilen göçlerin genellikle genç yaştaki kişileri kapsadığı görülür. Genç yaştakilerin ağırlıkta olduğu göçlerde, göç veren nüfusun görece yaşlanması ve göç alan nüfusun da görece gençleşmesi söz konusu olur. Bir nüfusta doğum hızı arttığında, çocuk ve genç nüfus oranı artar. Bu duruma bağlı olarak tüm nüfus içindeki yaşlı nüfusun oranı azalır. Nüfusta ölümlülüğün azalması yönünde iyileşmeler olduğunda, bu durum etkisini ilk olarak bebeklik ve çocukluk dönemindeki ölümlülük üzerinde gösterir.

Demografik dinamiklerin yaş ve cinsiyet yapısını belirlemesinin yanı sıra bunun tersi de söz konusudur. Bir nüfusun yaş yapısında ileri yaşlarda olan kişi sayısının daha fazla olması, bu nüfusta ölüm olayının da daha sık yaşanmasına neden olacaktır. Nüfusun yaş yapısının demografik dinamiklere olan bu etkileri nedeniyle nüfusbilim çalışmalarında doğurganlık, ölümlülük ve göçler konusunda net göstergeler oluşturmak için nüfusun yapısının etkilerini kontrol altında tutarak teknik analizler gerçekleştirilir.

Nüfusun Yaş Yapısı Özellikleri

Nüfusun yaş yapısının özellikleri ve bu yapının değişimi nüfusbilim uzmanları (demograflar) ve sosyologlar tarafından yakından takip edilir. Nüfusun yaş yapısının ne yönde ve hangi ölçüde değiştiği kadar hangi hızda değiştiği de önemlidir. Nüfusun yaş yapısının konu edildiği çalışmalarda nüfustaki kişiler takvim yaşlarına

göre değişik alt ve üst yaş sınırları olan gruplara ayrılırlar. Bu gruplar okul çağı nüfusu, çalışma çağı nüfusu, üreme çağı nüfusu ve yaşlı nüfus gibi isimler alır. Yaş yapısının teknik analizinde, nüfusun yaş gruplarına dağılımları kullanılarak çeşitli istatistik göstergelerin değerleri hesaplanır. Ayrıca nüfusun yaş ve cinsiyet bilgisinin beraber kullanımıyla nüfus piramitleri hazırlanır.

Demografik olayların yaşanması bireylerin yaşına göre önemli derecede değişkenlik gösterir. Nüfus sayımları ve nüfus araştırmaları gibi veri toplama uygulamalarında yaş bilgisi, kişilerin beyanlarına dayalı olarak alınır. Nüfusbilim çalışmalarında kişilerin yaşları ile ilgili işlem yapılırken, takvim yaşından hareketle hesaplanan kişinin bitirmiş (tamamlamış) olduğu yaş bilgisi kullanılır. Takvim yaşı (ya da kronolojik yaş) aslında toplumsal yaşantı içinde çok sık kullanımı olan bir yaştır.

Yaş esasen kişiye ait ve doğumla edinilen bir özelliktir. Nüfusun yaş yapısı veya yaşa göre dağılımı söz konusu olduğunda ise nüfusa ait bir özellik veya nüfusun kompozisyonu anlaşılmalıdır. Takvim yaşının toplumsal yaşamda, idari iş ve işlemlerde kullanımının çeşitli toplumsal işlevleri vardır. Takvim yaşına göre oluşturulan kategorilerin her durumda toplumsal karşılığının olduğu iddia edilemez. Örneğin takvim yaşına göre 0-17 yaş grubu çocuk, 18-24 yaş grubu genç ve 60 veya 65 ve daha yukarı yaştaki kişiler de yaşlı olarak sınıflanmaktadır. Bir başka sınıflamada ise 60 veya 65 ve daha yukarıdaki yaştaki tüm kişiler yaşlı, 80 ve daha yukarıdaki yaşta olanlar ise ihtiyar şeklinde tanımlanmıştır. Nüfusbilimin teknik analiz çalışmaları yanı sıra nüfusa ilişkin ekonomik ve sosyal konuların sosyolojik bakış açısıyla incelendiği çalışmalarda da yaş verisi sıklıkla kullanılır.

Nüfusbilim, sosyoloji ve ekonomi gibi alanlarda nüfusun yaş yapısını inceleyen çalışmalarda çeşitli göstergeler kullanılmaktadır. Nüfusbilimde yaş yapısı (veya yaşlanma) göstergeleri oluşturulurken, öncelikle nüfus belirli yaş gruplarına ayrılır. Daha sonra bu yaş gruplarının toplam nüfus içindeki payı veya birbirlerine göre nispi büyükleri hesaplanarak göstergeler oluşturulur.

Nüfus piramitleri, nüfusun hem yaş hem de cinsiyet yapısı incelenirken kullanılan histogram (bar) grafiklerdir. Bu nedenle yaş-cinsiyet grafiği olarak da isimlendirilir. Nüfus piramidi, yaş gruplarını gösteren dikey bir eksenin iki tarafında sırt sırta gelmiş çubuk grafiklerden oluşur. Yatay eksende ise mutlak nüfus büyüklükleri veya oranlar bulunur. Grafiğin sağ tarafında kadın, sol tarafında da erkek nüfusunun yaş gruplarına göre dağılımı yer almaktadır. Nüfus piramidi mutlak nüfus büyüklüklerine göre hazırlandığında, her bir yaş grubundaki erkek ve kadın nüfusları kullanılır.

Nüfus piramitleri yaş gruplarının oranlarına göre de hazırlanabilir. Nüfus piramidi şeklinin oluşumunu genel olarak doğum ve ölüm hızları belirler. Ölümlerde ise çocuk ve yetişkin ölümlülük düzeyleri piramit yapısının şeklini belirler. Doğum ve ölüm hızları dışında, büyük


çaplı savaşlar ve göçler gibi tarihsel olayların nüfusun yaş Sosyoloji disiplininde kuşak kavramı, nüfusbilimde ve cinsiyet yapısı üzerinde bıraktıkları etkiler de nüfus olduğundan daha farklı bir mahiyette kullanılır.

piramitleri üzerinde görülebilir.

20.yy. ortasında 2,5 milyar kişi olan dünya nüfusu 21.yy.a 6,1 milyar kişi olarak girmiştir. Dünya yıllık nüfus artış hızı bu dönemde, 1965-1970 yılları arasında, ortalama yıllık yüzde 2,1 oranında artarak en yüksek düzeyine ulaşmıştır. Daha sonra küresel nüfus artış hızı, düzenli şekilde azalarak 2015-2020 döneminde yıllık yüzde 1,1 oranına gelmiştir. Dünya nüfus büyüklüğü 2019 yılında 7,7 milyar kişiye ulaşmıştır. Küresel nüfus büyüklüğünün yavaşlayan bir nüfus artış hızıyla da olsa artmaya devam ederek 2030 yılında 8,5 milyar kişiye, 21.yy. ortalarında ise 9,7 milyar kişiye ulaşması beklenmektedir. 21.yy. içinde dünya nüfusunun artışı kadar önemli bir diğer olay küresel dünya nüfusunun yaş yapısının önemli ölçüde değişikliğe uğramakta olduğudur. 20.yy. ortasından günümüze küresel dünya nüfusunun gelişimine bakıldığında, bu nüfusun neredeyse yarısının (yüzde 52- 56) 1990’lı yılların başına kadar çocuk (0-14) ve genç (15- 24) nüfustan oluştuğunu göstermektedir.

Çalışma çağındaki yetişkin nüfus (25-64) oranı ise 1980’li yıllardan 2020’ye kadar hızla yükselmiştir. Çalışma çağındaki nüfus grubunun payının ve artış hızının diğer nüfus gruplarına nispetle daha yüksek olduğu ülkelerde, hızlı bir ekonomik büyüme fırsatı sağlayan bir nüfus yapısı oluşmaktadır. Günümüzde gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkan bu nüfus yapısında, çalışma çağındaki nüfusun en yüksek düzeyine ulaşması ile bağımlılık oranları düşmektedir.

Doğu ve Güneydoğu Asya ülkelerinin, 20. yüzyılın ikinci yarısındaki hızlı ekonomik büyümelerinin bir nedeni olarak sahip oldukları demografik fırsat penceresinden en iyi şekilde yararlanmış olmaları gösterilir. Çalışma çağındaki nüfus oranının azaldığı bölge ve ülkelerde ise sosyal güvenlik sistemleri zorlanmaya başlamaktadır. 21.yy.’da dünya nüfusunun yaş yapısının gelişimindeki en önemli olay, dünya genelinde nüfus yaşlanması olgusunun belirgin bir şekilde ortaya çıkmasıdır. Ayrıca yaşam süresinin uzaması nedeniyle 80 yaş ve üzeri olan grubun payı da dikkate değer düzeyde yükselecektir.

Doğumlar, kuşakların oluşumunda en temelde belirleyici olan demografik dinamiktir. Bir doğum (ya da yaş) kuşağı genellikle 10-15 yıllık bir zaman diliminde, yani hemen hemen aynı zaman diliminde dünyaya gelmiş insanlardan oluşur. Aynı doğum kuşağının, toplumda meydana gelen gelişmelerden ve toplumsal koşullardan benzer şekilde etkilendiği düşünülür. Savaşlar, göçler, uzun süren ekonomik ve sosyal buhranlar veya refah dönemleri gibi geniş çaplı toplumsal süreçler, doğum ve ölüm hızları aracılığıyla belirli yaş ve cinsiyet gruplarını diğerlerinden daha fazla etkileyebilir. Nüfusbilim alanında yürütülen çalışmalarda, kuşakların sayısal ve göreli büyüklüklerinin oluşum süreçleri ve bunların gelecekteki hayati olaylar üzerindeki etkilerini inceleyen analizler gerçekleştirilir.

Kültürel tutumlara ve inançlara göre değişmekle birlikte yaşlılara karşı tutumlar genellikle olumludur ve yaşlılar mümkün olduğunca saygı ve destek görür. Buna karşın farklı toplumsal kesimler hakkında olduğu gibi yaşlılar hakkında da çeşitli olumsuz önyargı ve kalıpyargılar bulunmaktadır. Bunlar yaşlıları bağımlı, zayıf, bakıma/desteğe muhtaç, değişime kapalı kişiler olarak görmekten, daha da olumsuz sınıflamalar olan hasta, yalnız, mutsuz, cinsiyetsiz, çirkin, güçsüz ve zihinsel olarak yetersiz görmeye kadar çeşitlenmektedir.

‘Yaşlılar ve yaşlanma hakkındaki bu olumsuz görüşler kimi zaman yaşlı kişilere karşı açık veya örtük şekilde olumsuz davranışlara dönüşebilmektedir. Yaşlı ayrımcılığı ve bu tür davranışlara neden olan tutumlar, yaşlıların yaşamlarını tercih ettikleri şekilde yaşamalarına engel olur. Ayrıca, yaşlıların dışlanmaları nedeniyle toplum da yaşlıların sahip olduğu potansiyelden yeteri kadar faydalanmaz. Yaşlı ayrımcılığı olgusuna dikkat edilmeden girişilen politika yapma süreçlerinde doğru kamu politikalarının geliştirilmesi de mümkün olmaz.

Nüfusun Cinsiyet Yapısı Özellikleri

Nüfusu oluşturan kişilerin cinsiyetleri, nüfus yapısını yaş dışında tanımlayan ikinci önemli unsurdur. Nüfusu büyüklük ve yapı olarak değiştiren doğum ve ölüm dinamikleri tıpkı yaş özelliğinde görüldüğü gibi cinsiyet özelliğine göre de önemli derecede değişiklik gösterir. Nüfusbilim çalışmalarında kullanıldığı hâliyle cinsiyet, basitçe erkek ve kadın cinsiyetleri arasındaki biyolojik farklılıklara karşılık gelir.

Doğurganlık ve ölümlülük olayları, biyolojik nedenlerden dolayı cinsiyetlere göre farklılık gösterir. Göç, evlenme, boşanma ve işgücüne katılma gibi olaylar ise doğrudan doğruya cinsiyetlerin biyolojisine göre farklılık göstermez. Nüfusun cinsiyet yapısı analizinde basitten karmaşığa giderek değişen çeşitli göstergeler kullanılmaktadır. Nüfusbilimde cinsiyet yapısı göstergeleri oluşturulurken nüfus öncelikle erkek ve kadın cinsiyet gruplarına, daha sonra da belirli yaş gruplarına ayrılır.

Dünya nüfusun cinsiyet yapısı özellikleri incelenirken; genellikle doğumda cinsiyet oranı, genel cinsiyet oranı ve yaşa özel cinsiyet oranı göstergeleri dikkate alınmaktadır. İnsan nüfuslarda genel bir örüntü olarak doğumda cinsiyet oranı düzeyi, 102 ile 105 arası erkek bebek doğumuna karşılık 100 kız bebek doğumu civarında gerçekleşir.

Doğumlarda normal koşullarda kız bebeklere nispetle daha fazla erkek bebeğin dünyaya gelmesinin nedenleri henüz tam olarak anlaşılmış değildir. Bir nüfusta doğumdaki cinsiyet oranı biyolojik dinamikler dışında, toplumsal dinamiklerce de belirlenmektedir. Cinsiyet ayrımcı istemli düşüklerin olumsuz etkileri konusunda dünyayı ilk uyaran uzman, Nobel Ekonomi ödülü sahibi Hintli Ekonomist Amartya Sen olmuştur. Cinsiyet ayrımcı


istemli düşükler nedeniyle nüfusun yaş ve cinsiyet bozulmasının toplumsal sonuçları olmaktadır. Her doğum kuşağında önemli sayıda kız çocuğunun kaybolduğu nüfuslarda bu eksikliğin demografik ve toplumsal dinamikler üzerinde olumsuz etkilerinin en azından önümüzdeki 40 yıl boyunca devam etmesi söz konusudur.

Cinsiyet ayrımcı istemli düşüklerle mücadele etmek için farkındalık oluşturmaya ve tutum değişikliği sağlamaya yönelik çok yönlü faaliyetler yürütülmelidir. Doğumda cinsiyet oranı göstergesi demografik verilerin kalitelerine ilişkin yapılan analizlerde de sıkça kullanılır. Yaşa özel cinsiyet oranları, doğumdan başlayarak ilerleyen yaşlarda belirgin bir örüntüyü takip eder. Doğumda ortalama olarak yüzde 5-7 oranında olan erkek nüfus fazlalığı yaşlar ilerledikçe azalır. Denge yaşı sonrasında, özellikle de orta ve daha yukarı yaş gruplarında, kadın nüfusu erkek nüfusundan belirgin şekilde fazlalaşır.

Bu örüntü demografik unsurlardan doğumda cinsiyet oranı ve yaşa göre erkek ve kadın ölümlülük hızlarına bağlı olarak şekillenmektedir. Yaşa göç hızları ve göç ile gelen ya da giden nüfusun cinsiyet kompozisyonu ise her bir nüfusta bu genel örüntünün nasıl şekil alacağını belirleyen toplumsal faktörlerdir.

Türkiye Nüfusun Yaş ve Cinsiyet Yapısı

Türkiye’de ikamet eden nüfus, 04 Şubat 2020 tarihinde yayımlanan Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre 2019 yılında 83 milyon 154 bin 997 kişiye ulaşmıştır. Bu nüfusun 41 milyon 721 bin 861 kişisi erkek iken, 41 milyon 433 bin 861 kişisi kadındır. Dolayısıyla toplam nüfusun yüzde 50,2’sini erkekler, yüzde 49,8’ini ise kadınlar oluşturmaktadır. Türkiye nüfusunun yapısı, 20.yy. ortalarından günümüze değin süregelen doğurganlık seviyesindeki azalma ve ölümlülük koşullarındaki iyileşmenin bir sonucu olarak zaman içinde önemli değişimler geçirmiştir. Türkiye nüfusu zaman içinde artış gösterirken, nüfus yapısını oluşturan bileşenlerinde de önemli değişimler meydana gelmiştir.

Türkiye nüfusu yaş yapısındaki değişimler 1930’ların başından günümüze, önce nüfus sayımları ve 2007 yılından sonra da ADNKS sonuçları sayesinde görülebilmektedir. Türkiye’nin 20. yy. ortalarına ait nüfus piramidi, geniş tabanı ve üst yaş gruplarında daralan yapısıyla, tipik olarak doğurganlığın ve nüfus artış hızının yüksek olduğu bir nüfus yapısını göstermektedir. 2020 yılı nüfus piramidinde ise 30’lu yaşlardan önceki yaş gruplarının payının neredeyse birbiri ile aynı olduğu görülmektedir. 21.yy. ortasında, Türkiye nüfus piramidi uzun süreden beri süren düşük düzeydeki doğurganlık ve ölümlülük hızlarının etkisiyle neredeyse durağan bir nüfus yapısı görünümünde olacaktır.

Bütün bunlar bir arada değerlendirildiğinde; Türkiye nüfusunda yaş yapısında en önemli gelişme, ülke nüfusunun genç nüfus yapısından yaşlı nüfus yapısına dönüşme eğiliminde olduğudur. Yaş yapısındaki bu değişikliklerle birlikte bağımlılık oranları da

değişmektedir. 1950’li yılların başında yüzde 70 olan toplam yaş bağımlılık oranı, 2019 yılında yüzde 48’e inmiştir. Bu dönem boyunca 0-14 yaş grubu temel alınarak hesaplanan çocuk bağımlılık oranı yüzde 65’ten yüzde 34’e gerilemiştir. Yaşlı bağımlılık oranı ise yüzde 5’ten yüzde 14’e yükselmiştir. Bağımlılık oranları günümüzden itibaren yavaş bir hızla yükselecektir. Toplam bağımlılık oranı 2040 yılında yüzde 55’e yükselirken, çocuk bağımlılık oranının yüzde 30 ve yaşlı bağımlılık oranının da yüzde 25 olması beklenmektedir. Bağımlılık oranlarında beklenen bu değişim, toplam nüfusta çocuk ve genç nüfus payının azalmasına karşın yaşlı nüfusun payının artmasının sonucudur.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında