Algının Tanımı ve Doğası • Tamamlama • Süreklilik İnsan deneyiminin temel bileşenlerinden biri algı, diğeri • Ortak kader de duyumdur. Psikologlar nesnelerin rengi, parlaklığı, tadı gibi temel özelliklerinin farkına vardığımız duyum ile Yakınlık ilkesi, uzayda birbirlerine yakın olan nesneleri bir uyarıcıların daha karmaşık özelliklerinin farkına grup olarak algılama eğilimini ifade eder. vardığımız algıyı birbirinden ayırt ederler. Algı ve duyum, birbirinden farklı kavramlardır; duyum olmadan algı Benzerlik ilkesine göre, insanların, çeşitli açılardan gerçekleşmez. Duyum, daha genellenebilirken, algı, bireye birbirine benzer nesneleri bir grup olarak algılama eğilimi özgüdür. vardır. Nesneler şekilleri, büyüklükleri ya da renkleri açısından benzer algılanabilir. Algılayıcının ne algıladığı sadece duyumladığı uyarıcılara değil, bu uyarıcılara ait yorumlarına da bağlıdır. Algının Tamamlama ilkesi, duyusal girdilerde boşluk olsa bile ham maddesi duyumlardır. Duyum olmadan algının şekli bir bütün olarak algılama eğilimini yansıtır. Kitabınız gerçekleşmesi mümkün değildir. Ama diğer yandan algı, 29. sayfasında yer alan Şekil 2.5’e bakılacak olursa, şekil duyumsal süreçlere indirgenemez. Algı; kültürden, eğri bir çizgi değil bir daire olarak algılanır.
deneyimlerden, beklenti ve güdülerden etkilenen bir Süreklilik ilkesine göre, insanlar nesneleri düz bir çizgi ya süreçtir. Bu nedenle insanlar aynı uyarıcıyı farklı şekilde da düzenli bir eğri üzerinde yerleştirerek bir birim olarak algılayabilirler. algılama eğilimindedirler.
Bilişsel psikologlar, analiz-sentez kuramı çerçevesinde bu Ortak kader ilkesi harekete dayanır. Aynı yönde hareket süreci hipotez test etme olarak adlandırırlar. Bu kuram, eden nesneler bir grup olarak algılanır. uyarıcıyla karşılaşan algılayıcının bağlamsal faktörler ışığında uyarıcıya dair bir hipotez geliştirdiğini ve daha Hareket Algısı
sonra bu hipotezi belleğinde sakladığı şemalarla Hareket algısı, çevrede hareket eden uyarıcının varlığında karşılaştırdığını ileri sürer. Kurama göre, hipotez ile şema gerçek hareket olarak deneyimlenir. Ancak algılayıcı, örtüştüğünde algısal süreç başarıyla tamamlanmış çevrede hareket eden bir uyarıcı olmaksızın da hareket demektir. algısı deneyimleyebilir. Dolayısıyla iki tür hareket
Algının hem duyuma hem de uyarıcının yorumuna algısından söz etmek mümkündür:
dayandığını bilmek çok önemlidir. Sadece duyum ya da Gerçek hareket ve görünürde hareket. sadece uyarıcının yorumu algının gerçekleşmesi için yeterli değildir. Gerçek hareketin nasıl algılandığının basit bir cevabı yoktur. Çünkü hem hareket eden hem de hareket etmeyen Biçim Algısı nesneler retinada hareket imgesi yaratabilir. Hareket
20. yüzyılın başlarında, Gestalt psikologları insanın algısından sadece göz hareketleri sorumlu değildir. duyusal bilgi parçacıklarını nasıl anlamlı bütünler hâline Psikologlar, hareketi algılamak için verili bir anda neyin getirdiğini incelerken, algıda belirli tutarlılıklar olduğunu durduğuna neyin hareket ettiğine karar vermek gerektiğini keşfettiler. Bu tutarlılıkları tanımlayarak, algının ileri sürerler. Bu da görsel alanda görece istikrarlı bir örgütlenme ilkelerini ortaya koydular. referans çerçevesi oluşturmakla mümkündür. Dolayısıyla hareket görelidir. Bir nesnenin, ancak diğeriyle ilişkisi Algıda iki temel örgütlenme ilkesi vardır: İlki şekil-zemin içinde hareket ettiği söylenebilir. ilişkisi ve diğeri nesneleri belirli özelliklerine göre gruplandırmadır. Genel bir kural olarak, eğer iki farklı büyüklükteki nesne birbiriyle ilişkili biçimde hareket ediyorsa, büyük olanının Şekil- Zemin İlişkisi: Gördüğümüz nesnelerin çoğu şekil sabit kaldığı, küçük olanın hareket ettiği algılanır. ya da zemin olarak sınıflandırılabilir. Şekil, belirli biçimi Örneğin, ayın ve bulutların olduğu bir gecede gökyüzüne olan ve uzayda yer kaplayan bir nesnedir. Zemin, herhangi bakıldığında, gerçekte ayın değil, bulutların hareket ettiği bir biçime sahip değildir. Zemin, önünde gördüğümüz bilinse de ayın bulutların arasında hareket ettiğine dair bir şeklin yerini belirlememize yardım eder. Bir nesnenin algısal deneyim yaşanır. şekil ya da zemin olma hâli nesnenin sabit bir özelliği değildir, algılayıcının uyarıcıya verdiği bir tepkidir. Görünürde hareketi inceleyecek olursak; üç tür görünürde Dolayısıyla birisi için zemin olan, diğer bir kişi için şekil hareket vardır:
olabilir. Ya da aynı kişi için şekil ve zemin zaman içinde • Otokinetik Etki, yer değiştirebilir. • Stroboskopik Hareket
Gestalt psikologlarına göre algılayıcı, nesneleri şu ilkeler • Fi Fenomeni
doğrultusunda gruplandırarak algılar: Eğer tamamıyla karanlık olan bir odada sessizce oturup,
• Yakınlık karşı duvardaki sabit ışık kaynağına sürekli bakılırsa, bir • Benzerlik süre sonra ışığın hareket etmeye başladığı görülür. Gerçekte ışık sabit olduğu hâlde, hareket ediyormuş gibi
algılanır. Otokinetik etki olarak adlandırılan bu olgu, Örtüşme: Görsel alandaki iki nesne örtüşmüşse, kısmen psikolojinin çeşitli alanlarındaki deneylerde uyarıcı olarak örtülmüş olan nesne daha uzakta, diğer nesneyi örten kullanılmıştır. nesne ise önde ve daha yakında algılanır.
Stroboskopik hareket, resimleri hareketlendirmeyi Dokum Gradyanı ve Netlik: Görsel alandaki nesnelerin mümkün hâle getirir. Hareket, sabit nesne imgelerinin dokum gradyanı (sıklığı) ya da netliği de uzaklık algısını hızlı bir biçimde arka arkaya sunulmasıyla yaratılır. yaratan ipuçlarından biridir. Görsel alanda tüm Sinemanın temeli olan bu hareket, gerçekte, izleyiciye ayrıntılarının görülebildiği nesneler daha yakında saniyede 16 ile 22 resmin ya da çerçevenin algılanırken, ayrıntıları kaybolan, sıklaşan ve silikleşen gösterilmesidir. Her resim ya da çerçeve bir öncekinden nesnelerin uzak olarak algılanma eğilimi vardır. biraz farklıdır. Saniyede en az 16 resmin gösterilmesi, Derinlik ve mesafeyi algılamak için çift göze bağlı iki filmin pürüzsüz ve doğal görünmesini sağlar. ipucu kullanılmaktadır: Fi fenomeni stroboskopik hareketten ayrı bir hareket türü değil, stroboskopik hareketin basit hâlidir. Her ikisi de • Retinal Ayrıklık süreklilik ilkesinden ortaya çıkarlar. Yani, arka arkaya • Kavuşma Derecesi
gelen resim ya da ışık noktalarının bir birim olarak Retinal Ayrıklık: Retinal ayrıklık nedeniyle bir nesneye algılanması sonucu hareket hissi yaşanır. bakıldığında, iki göz nesneye ait birbirinden biraz farklı
olan iki imge görür. Sağ göz, nesnenin sağ yanı, sol göz de Derinlik ve Uzaklık Algısı nesnenin sol yanı hakkında daha fazla bilgi alır. En önemli algısal olgulardan biri derinlik ve uzaklık Birbirinden biraz farklı olan bu iki imge beyinde algısıdır. Bu algısal beceri olmaksızın, günlük hayatta, örtüştürülür ve nesnenin üç boyutlu algılaması gerçekleşir. görünüşte çok basit davranışlara kaynaklık eden algısal Stereoskopik görme olarak da adlandırılan bu görme yargılara ulaşmak mümkün olamazdı. biçimi at, geyik gibi avcı olmayan hayvanlarda gerçekleşemez. Derinlik ve uzaklık algısını çalışan psikologlar, derinlik ve uzaklık algısının iki tür ipucuna bağlı olarak Kavuşma Derecesi: Uzaktaki nesnelere bakıldığında gerçekleştirildiğini ileri sürerler: Tek göze bağlı ipuçları gözlerin görüş çizgileri neredeyse paraleldir. Yani ve çift göze bağlı ipuçları. birbirlerine kavuşmazlar. Fakat yakındaki nesnelere bakıldığında, gözler birbirine döner ve görüş çizgileri Görsel alandaki derinliği yakalamak için bazı durumlarda birbirine kavuşur. Aynı şekilde iki kulağımız yardımıyla tek göze bağlı ipuçları kullanılır. Tek göze bağlı seslerin hangi yönden geldiğini bilebiliriz. Sesin geldiği ipuçlarının büyük çoğunluğu bir çizim ya da resimde yönü belirlemek için beyin, sağ kulak ve sol kulağa gelen gösterilebilir. ses volümünü ve sesin her bir kulağa gelme hızını Uzaklık algısına kaynaklık eden tek göze bağlı ipuçları karşılaştırır. Örneğin, ses, sağ taraftan geliyorsa, sağ şunlardır: kulağa, sol kulağa kıyasla daha erken ulaşır ve daha yüksek volümlü olur. • Göreli Büyüklük, • Doğrusal Perspektif, Algısal Değişmezlik • Görsel Alanda Yükseklik, Bir uyarıcıyı farklı koşullarda görmek, aynı uyarıcıya ait • Örtüşme her defasında değişik görsel duyum alınması anlamına • Dokum Gradyanı ve Netlik gelir. Algısal değişmezlik olgusu olmasa, görsel
Görsel Büyüklük: Eğer iki nesne aynı büyüklükteyse, duyumlarda hiç durmaksızın devam eden bu değişme büyük görünen nesne gözlemciye daha yakın olarak nedeniyle dünya sabit olarak algılanamazdı ve bu da değerlendirilir. dünyayı, insan açısından çok kaotik bir yer hâline getirirdi. Algısal değişmezlik olgusuna sahip olmamak, Doğrusal Perspektif: Doğrusal perspektif, doğrusal hafızamızın olmamasına benzetilebilir. çizgilerin uzaklaştıkça birbirlerine kavuşacakmış gibi görünmesidir. Kitabınızın 32.sayfasında yer alan şekil Algısal değişmezlik olgusu şekil değişmezliği, büyüklük 2.12’yi inceleyecek olursanız, yol gitgide daralır ve ufuk değişmezliği ve renk değişmezliğini kapsar.
çizgisinde yolun konturları (kenarları) birleşir gibi Şekil Değişmezliği: Tanıdık olan bir nesneye bakıldığında, algılanır. Yolu oluşturan iki çizgi ne kadar birbirine hangi açıdan bakılırsa bakılsın, insan zihni onu hep aynı yakınlaşırsa, mesafeyi o kadar uzak algılarız. nesne olarak görmeye devam edecektir.
Görsel Alanda Yükseklik: Görsel alandaki nesnelerin Büyüklük Değişmezliği: Bir nesneye farklı mesafelerden birbirlerine göre yukarıda ya da aşağıda durmaları uzaklığı bakıldığında nesnenin retinal imgesi de farklı algılamak için kullanılan diğer bir ipucudur. büyüklüklerde olur. Nesne ile algılayıcı arasındaki mesafe
arttıkça nesnenin retinaya düşen imgesi küçülür ya da tersinden, söz konusu mesafe azaldıkça nesnenin
retinadaki imgesi büyür. Duyusal girdide mesafeye bağlı diğer dairelerin farklı büyüklükte olmaları nedeniyle bu iki bu değişime rağmen, zihin nesneyi aynı büyüklükte daire birbirinden faklı büyüklüklerde algılanır. algılamaya devam eder. Algıda Kişisel Özelliklerin Etkisi: Algılayıcı, söz konusu Renk Değişmezliği: Renk değişmezliği farklı ışık bir uyarıcıyı öyle tercih ettiği için ya da canı öyle istediği koşullarında bir nesneyi aynı renk ve parlaklıkta için belirli bir biçimde algılamaz. Tersine algısal sistem algılamaya devam etmektir. Gerçekte aynı nesneden yukarıda görüldüğü gibi kültürün, bağlamın ve deneyimin günün değişik saatlerinde farklı açılarla gelen güneş ışığı diğer unsurları ile belirli eğilimler kazanır. altında nesnenin rengi farklı görünür. Benzer şekilde Algıyı etkileyen kişisel özelliklerden biri, algılayıcının nesneler, mum ışığı ya da lamba gibi yapay ışık altında da bireysel ihtiyaçları ve bu ihtiyaçların yarattığı güdülenme göze gelen ışık dalgaları nedeniyle farklı renkte görülür. durumudur. Ancak algısal sistem, bu farklı duyusal girdilere rağmen nesneyi aynı renkte algılamayı sürdürür. Güdülerle birlikte beklenti, değer ve ilgiler gibi diğer kişisel özellikler, kişinin algısını seçici bir biçimde Algıda Psikososyal Faktörler düzenler. Dikkat adı da verilen seçici algı, kısmen Psikologlar çeşitli algısal yeteneklerin (algıda örgütlenme psikososyal faktörlerin etkisi altında iş görür. ilkeleri, derinlik algısı, algısal değişmezlik vb.) varlığı Dikkat, insanın dünyanın karmaşıklığıyla başa çıkmasını konusunda hemfikir olsalar bile bu yeteneklerin doğuştan sağlayan bir süreçtir. mı geldiği yoksa doğduktan sonra deneyimle mi kazanıldığı konusunda görüş ayrılığı içindedirler. Dikkat; önemli ölçüde kişisel beklentiler, değerler, ilgiler ve tutumlar tarafından yönlendirilir. Örneğin kalabalık bir Filozoflar da algının doğuştan olup olmadığını ortamda, pek çok sesin arasında çocuğunun sesini kolayca sorgulamıştır. Descartes ve Kant gibi filozoflar, algısal ayırt eden bir annenin durumu kişisel ilgiye örnek olarak yeteneklerin doğuştan var olduğunu iddia ederken, gösterilebilir ya da bu üniteyi ikinci kez okurken, konuları Berkeley ve Locke gibi filozoflar, algısal yeteneğin başlıklara göre organize etmek istediğinizde, başlıklara deneyimler yoluyla öğrenildiğini iddia etmişlerdir. metnin diğer kısımlarından daha fazla dikkat edersiniz. Psikologlar bu soruyu, doğuştan görmeyen ama daha Bazı durumlarda algılayıcıdan değil, uyarıcıdan sonra görebilen sınırlı sayıdaki kişiyi inceleyerek kaynaklanan bazı özellikler dikkati düzenleyebilir. cevaplamaya çalışmışlardır. Vaka analizi yöntemiyle Uyarıcının şiddeti, büyüklüğü, çevre ile yarattığı kontrast yapılan bu çalışmalar, bu kişilerin, görmeye başladıktan ve uyarıcının hareketi uyarıcıya ait özelliklerdir. Örneğin sonra tamamen normal bir görsel algı yeteneğine sahip erkeklere ait bir kahvehaneye bir kadının girmesi, olmadığını göstermiştir. Psikologlar, bu çalışmalara dikkatleri ona yöneltecektir. dayanarak, temel bir görsel algı kapasitesinin doğuştan varolabileceğini, ama bu kapasiteyi işlevsel hâle getirmek Bilişsel bir süreç olarak dikkati çalışan araştırmacılar, ve daha fazla geliştirmek için deneyimin çok önemli dikkatin hangi koşullar tarafından belirlendiğinin yanı sıra olduğunu ileri sürmektedirler. dikkat gösterilmeyen uyarıcılara ne olduğunu da araştırmışlardır. Bilişsel psikologlar, dikkat edilmeyen Algıyı etkileyen deneyimler çeşitli psikososyal faktörleri uyarıcıların bilişsel sistemden öylece çıkıp gitmediğini, içermektedir. Bu faktörler kültür, bağlam ve kişisel onların da işlemden geçirildiğini, ama dikkat edilen özellikler başlıkları altında incelenebilir. uyarıcılara göre işlemden geçme sürelerinin çok daha kısa
Algıda Kültürün Etkisi: Çeşitli algısal olgular açısından olduğunu göstermişlerdir. yapılan kültürler arası karşılaştırmalar, algıyı biçimlendirmede, içinde yaşanılan çevre ve kültürün önemini gösterir. Örneğin yaşamları boyunca yağmur ormanlarından çıkmayan Mbuti pigmeleri, antropolog eşliğinde yağmur ormanlarından düz araziye çıktığında uzakta gördüğü küçük siyah noktaların sığır olduğuna inanmamıştır. Siyah noktalar yaklaştığında onların sığır olduğunu gören pigme, bu kez de onların bir büyüyle büyütüldüğüne inanmıştır.
Algıda Bağlamın Etkisi: Algının sadece uyarıcının özellikleriyle sınırlı bir bilişsel süreç olmadığı, bağlamın algı üzerindeki etkisiyle de kolayca anlaşılabilir. Uyarıcının içinde yer aldığı bağlam, algılayıcının o uyarıcıyı nasıl yorumladığını ve dolayısıyla nasıl algıladığını da büyük ölçüde belirler. Kitabınızdaki sayfa 36’daki şekil 2.19’u incelerseniz, ortada bulunan her iki daire de aynı büyüklükte olmasına karşın, etraflarındaki