AÖF Soru Bankası

Turizm SosyolojisiÜnite 7 Özeti

Turizm ve Kültür İlişkisi

SOS109U-TURİZM SOSYOLOJİSİ

Ünite 7: Turizm ve Kültür İlişkisi

Kültüre Sosyolojik Bir Bakış

Etnografik anlamda ele alındığında medeniyet ya da kültür; inanç, sanat, görenek ve insanın bir toplum üyesi olarak kazanabileceği tüm diğer yetenek ve alışkanlıkları içine alan karmaşık bir bütündür’. Sosyologlar grupların iç yapıları ile daha çok ilgilendikleri için onları kültürün üreticisi ve koruyucusu olarak ele alırlar. Sosyologların kültürün toplumda oynadığı role yönelik üzerinde düşün- dükleri birçok soru içinde en temel olanları şu şekilde sıralanabilir:

• Kültürün nasıl öğrenildiği ve bir kuşaktan diğerine nasıl aktarıldığı, • Kültürün grup üyeleri arasında nasıl sürdü- rüldüğü, • Grubun sosyal yapısı üzerinde kültürün ne gibi etkilerinin olduğu, • Kültürel anlamların nasıl yorumlandığı ve farklı kültürlere nasıl geçtiği (bu durum özellikle farklı gruplar arasındaki kültürler arası etkileşim bağlamına girmektedir), • Kültürün toplumsal bir grubun içindeki güç dağılımında ne gibi bir rol oynadığı • Dilin kültürel ve ulusal kimliğin devamında ne gibi bir role sahip olduğu, • Kültürel değişimi neyin tetiklediği, • Nasıl iletişim kurduğumuz ve sembolleri nasıl okuduğumuz

Sosyologlar, kültür kavramını çoğunlukla toplumsal bir olgunun biyolojik ya da fizyolojik açıklanmasına bir alternatif olarak kullanmaktadır. Kültürel faktörler hem toplumların değişme şekilleri hem de toplumların süregelme biçimleri ile büyük ölçüde ilişki içindedir. Küresel, ulusal ve yerel düzeydeki kültürel dinamikler gruplar içindeki birliğin kurulmasına da onlar içindeki çatışmalara da etki etmektedir.

Durkheim’in de içinde bulunduğu kültüre yapısal işlevselci yaklaşım, kültürü verili olarak kabul eder ve bireyler kültürü değil kültür bireyleri şekillendirmektedir. Bu bakış açısında kültürü etkileşimin temelindeki unsurdur. Normlar, değerler ve dilin davranışlarımızı nasıl yönlendirdiğini açıklamaya çalışan araştırmacılar bu yaklaşımı benimsemektedir.

Baudrillard gibi sosyologlar dil kuramlarından etkilenmiş, sosyal yaşamın, bilinçli olmadan öğrendiğimiz ve dünyamızı anlamlandırdığımız işaretler ve sembollere dayalı olduğuna vurgu yapmıştır. Bu semboller (işaretçiler için) dil, kıyafetler, kokular, el sallamak gibi fiziksel jestler ve trafik ışıkları gibi dilin kelimeleri aslında dış dünyadaki sembollere yüklediğimiz anlamlardır. Bu nedenle, dilin sözcülerinin, anlamsal olarak bizim onları eşleştirdiğimiz bir obje ile doğrudan bir ilişkiye sahip değildir. Sözcükler, yalnızca biz diğer sembollerden ayırt ettiğimizde bir anlam kazanan sembollerdir. Sembollere odaklanan sembolik etkileşimci yaklaşım da aynı

doğrultuda bir yaklaşımı benimser. Bireylerin kültür ve kültürel ürünlerden edindikleri anlamları keşfetmeyi amaçlar.

Fransız sosyolog Pierre Bourdieu ise kültürün toplum içindeki güç ilişkilerini nasıl beslediğine odaklanmaktadır. Bu bağlamda kültürel sermaye-üst sınıf görgü ve bilgisi- bireylere finansal sermaye (para) ile aynı doğrultuda güç ve statü sağlamaktadır.

Kültürü farklı düzeylerde ve alanlarda ele alan kültür sosyolojisi onu dört kısımda incelemektedir:

1. Kültürün maddi unsurları: Maddi kültür ögeleri, somuttur ve ticari faaliyetlere konu olmaktadır. Bu kültür şekline örnek olarak eserler, güzel sanatlar, tüketim maddeleri, evler ve kiliseler girmektedir. Maddi kültür, geniş bir açıdan bakıldığında iklim değişikliği, kalabalık, kirlilik, ormansızlaştırma gibi üzerinde olumsuz insan etkilerinin bulunduğu, insan ve doğa arasındaki tampon bir bölgedir.

2. Kültürün maddi olmayan unsurları: Kültürün maddi, somut hâllerinin anlaşılması, maddi olmayan unsurları içine alan evrimsel kültür süreçlerini kavramaktan çok daha kolaydır. Kültürün maddi olmayan ifadeleri (somut olmayan) olarak bilinen süreçler kültürün geleneksel pratiklerini ve ifadelerini içermektedir. Bunların arasına danslar, normlar, değerler, merasimler, inançlar ve kültürel kimlikler girmektedir. Kültürün maddi olmayan (manevi) özellikleri normlar, bilgi ve kuralları içermektedir. Normlar zamanla içselleştirilir ve kültür gibi bireyin bir parçası olurlar.

İdeal normlar; insanların ideal koşullar altında ne yapması gerektiğini tanımlamaktadır. Yalınlık temel özellikleridir ve istisnai durumlara izin vermez. Çocukken ebeveynlerimiz ve ailemizden öğrendiklerimiz, ideal normlar kapsamına girmektedir. Gerçek normlar; farklılaşmaya izin verirken insanların gerçekte nasıl davrandığını belirtmektedir. İnsanların gerçekte nasıl davrandığını belirler.

3. Kültürün bilişsel özellikleri: Kültürün bilişsel özellikleri inançlar, değerler ve ideolojilerden oluşmaktadır.

• İnançlar • Değerler • İdeolojiler

4. Dil ve kültür: Dil, kültürün taşıyıcısıdır. Topluma ait değer ve anlamların yanı sıra ritüelleri, törenleri, hikâyeleri ve duaları içinde barındırır. Bir dilin kaybolması, kültürünün de yok olması anlamına gelmek- tedir. Bazı dil bilimcilere göre dil yalnızca kültürü sembolleştirmekle kalmaz aynı zamanda onun gelişeceği çerçeveyi de belirler. Williams’a göre, kültürün üç çeşit kullanım alanı mevcuttur:

1. Entelektüel, ruhani ve estetik gelişim sürecini tanımlayan kültür,


2. İster genel genel ister özel anlamda kullanılsın, bir insanın, bir dönemin, bir grubun ya da genel olarak insanlığın belirli bir yaşam biçimini ifade eden kültür, 3. Özellikle entelektüel ve sanatsal bir aktivitenin ortaya koyduğu çalışmalar ve pratikler

Kültürü bir turizm ürünü olarak ele alan Richards kültürü bir süreç ve bir ürün olarak iki farklı şekilde ele alabileceğimizi öne sürmektedir:

1. Bir süreç olarak kültür: Bu yaklaşım antropoloji ve sosyolojiden edinilmiştir. Kültür, anlam üretimi için bir temel teşkil eder. Bu yolla, bireyler kendilerini ve yaşamlarını anlamlandırırlar. Toplumlarda, grupların sınırları farklılaştığı için kültürün sınırları da değişkenlik göstermektedir. Bu nedenle, söz konusu kültür, bir ülkeyi ya da bir kabileyi kapsayabilir. 2. Bir ürün olarak kültür: Bu yaklaşım edebiyat eleştirmenlerinden doğmuştur. Bu yaklaşımda kültür, belirli anlamlar taşıyan bireysel aktivitelerin ya da grup aktivitelerinin bir ürünü olarak görülür. Bu nedenle, ‘yüksek kültür’ ünlü sanatçıların ürünlerine işaret ederken, ‘alçak kültür’ televizyon dizilerini içine alacak şekilde kullanılmaktadır.

Turizm ve Kültür İlişkisi

Grand Tur döneminde kültür, elit bir seyahatin parçasıdır. Ancak izleyen dönemlerde, bu seçkinci aktivite yavaş yavaş şekil değiştirmiş ve içinden geçtiği dönemlerin de etkisinde kalmıştır. Bu etkilerin bir sonucu olarak Grand Tur’un elit gezginleri, günümüzün turistine dönüşmüştür. Modern söylemde, turizm bir endüstriyel aktivitedir ve diğer endüstriyel aktiviteler ile pek çok ortak özelliği bulunmaktadır. Bu bakış açısının bir uzantısı olarak, turistler bir tüketici olarak ele alınmaya başlamıştır.

Bir Turizm Ürünü Olarak Kültür

Kültür ve turizm arasındaki karşılıklı ilişki ikisinin de birbirinden faydalanabiliyor olmasından kaynaklanır. Turizm bir ürün olarak kültüre ihtiyaç duyar. Kültürel kaynakların korunması ve turizm ürünlerine dönüştürülmesi, sunacağı yeni kültürel ögelerle, yenilik ve çeşitlilik arayışında olan turizm pazarında yeni turizm projelerinin gelişimi için uygun ortam sağlar. Diğer yandan, kültürel mirasın korunmasının yüksek maliyeti nedeniyle turizm gelirlerine duyulan ihtiyaç da fazla olmaktadır. Kültürün birçok şekilde ifade edilen dinamik yapısı, turizm tarafından yoğun bir destek görmesini sağlar.

Kültür, yerel gelişime üç yolla katkı sağlamaktadır:

• Paydaşlar arasında sinerji yaratır ve ortak girişim isteği oluşturur, • Hem bölge sakinleri hem de ziyaretçi ve turistler için yaratıcı bir ortam oluşturur, • Estetik ve kullanışlılık ile ilişkilendirilen ürünler yaratarak kaldıraç görevi görür.

Kültürel ve kültürel kaynakların yoğun şekilde bulunduğu bölgeler, kırsal kesimlere ve sosyal imkânlardan daha az yararlanabilen bölgelere kıyasla bu kaynaklardan yararlanma konusunda daha şanslıdır. Üç tür etki görülebilir:

• Birinci tür etki, kültürün yerel gelişmeyi sağlaması ve aynı zamanda, söz konusu bölgenin sosyal sermayesini zenginleştirmesidir: Kültürel aktivitelerin çekim gücünün gelişime yapabileceği katkı, bu aktivitelerin, değerleri ortaya çıkarma ve yaygınlaştırma yeteneğidir. • İkinci tür etki, kültürün turist ve ziyaretçi akınını artırarak ihracatı güçlendirmesidir. Söz konusu bölge kalabalık, kapsamlı ve bütünleşmiş bir ya- pıya sahip olmalıdır. Yalnızca bu şartlarda, turistlere ve ziyaretçilere sunulması gereken aktivitelerin başka yerlerden getirilmeden yerel olması sağlanabilir. Kültürel aktiviteler devamlılık göstermelidir. Belirli durumlarda gerçekleştirilen festival gibi aktiviteler, bölgenin gelişmesine çok az katkı sağlamaktadır. • Üçüncü tür etki, kültürün üretilen kültürel ürünlerin söz konusu bölgenin dışarı dağı- tılmasına neden olmasıdır. Bu tür etkiler önemli sonuçlar doğurmaktadır: Kültürel ürünleri üreten firmalar, yerel bağlantılı olmalıdır; böylece yerel firmalar kazanç sağlayabilir. Bu firmalar yalnızca üretim yönlerine odaklanmamalı, aynı zamanda pazarlama stratejileri de gözetmelidir. Bu firmalar orijinalliklerinin tanınmasından yararlanabilmelidir.

Turizmdeki Bir Tüketim Nesnesi Olarak Kültür

Bourdieu kültürel ürünleri anlamak ya da takdir etmek için insanların onları tanımasına ve yorumlamasına olanak tanıyan kültürel sermayeye ulaşmaları gerektiğini belirtmektedir. Bu bakış açısıyla, bir sanat eseri yalnızca ona dair bilgisi olan biri için anlam taşımaktadır. Burada eserin içine kodlandığı kodun anlaşılması, kültürel yetkinlik, bir diğer deyişle sahip olunan kültürel sermaye aracılığıyla mümkündür. Bu sermaye yetiştirme, eğitim ve diğer sosyalleşme biçimleri ile edinilir. Kültürel sermayenin dışa vurumu ise tüketim yoluyla gerçekleşir. Tüketim seçenekleri de dönüşümlü olarak bireylerin ait olduğu sosyal grubu tanımlar. Herkesin kendine has bir kültürel sermayesi bulunmaktadır. Bunun nedeni ise herkesin aile, eğitim, imkânlar, ilgiler ve mesleki tutkular bakımından farklı olmasıdır.

Bourdieu’ya göre sınıf mücadelesi kıt olan kültürel, ekonomik ve sosyal kaynakların kontrolüne yönelik bir savaştır. Ona göre, eğitim alan kesimin artması, eğitimli insan sayısında bir ‘patlamaya’ neden olmuştur. Bu durum toplumsal gruplar arasındaki rekabetin artması ile sonuçlanmıştır. Daha fazla insan akademik niteliğe sahip oldukça bu özellikler sık rastlandığı için artık bir değer ifade etmemeye başlamıştır. Bu durum da temel kültürel sermayesi eğitim olan kesimlerin sınıf yapısı içindeki


yerlerini korumak adına, bu alana yaptıkları yatırımlarını daha da ilerletmelerine neden olmuştur. Bourdieu’ya göre sınıf mensupları, kendilerini yaşamın her alanında diğerlerinden ayırmaya çabalar.

Kültürel sermaye, aktif bir şekilde katılım sağlayabilmek için bireylerin sanat ve kültür hakkında bilgi biriktirmeye ihtiyaçlarının olduğunu ortaya koymaktadır. Kültürel sermaye, turizm bağlamında yalnızca turistler için değil aynı zamanda destinasyonlar için de önem teşkil etmektedir. Örnek olarak toplum temelli turizmde sosyoekonomik faktörler de bu bağlamda incelenebilir. Kültür temelli ve sürdürülebilirlik çerçevesinde devam ettirilebilen tüm yerel halk pratikleri yerel halka bir turizm çıktısı olarak getiri sağlar.

Kültür, somut olabileceği gibi (yiyecek, sanat ve kıyafet gibi) aynı zamanda bireylerin sahip olduğu inanç ve değerlerde de karşılık bulur. Bu unsurlar ise nasıl düşüneceğimizi, nasıl hareket edeceğimizi, nasıl karar vereceğimizi, nasıl seyahat edeceğimizi ve sosyal durumlarda nasıl davranacağımızı belirler. Bu durum, turizm talebine kadar uzanır. Kültür (beyaz, siyah, Asyalı) ya da din (Hristiyan, Müslüman ya da Yahudi) turizm talebi üzerinde etki sahibi olarak belirli bir türde tatilin talep edilmesine neden olabilir (örneğin Afro-Amerikalılar miraslarının kökenini keşfetmek için Afrika’ya giderken dinî festivaller, dünyanın ya da ülkelerin farklı yerlerindeki insanları kendine çekmeyi başarmaktadır). Böylece alt kültürlerin etkisi de açığa çıkmaktadır (dil, estetik, din, politika, cinsiyet ya da coğrafi faktörler).

Meslek, gelir düzeyi, yaşam stili ve kişilik tatil kararı üzerinde etkili olan belirgin faktörlerdir. Bu nedenle, tatil seçimlerinde kültürel özelliklere ayrıca dikkat edilmektedir.

Turizmle İlişkili Kültürel Kavramlar

“Kültürel alanlar” coğrafi olarak sabit olan çekiciliklerdir. Bu alanlar doğal alanlardan daha fazla, inşa edilmiş özellikte olabilir. Tarih öncesi, tarihî, çağdaş, ekonomik gibi sınıflamalara ve özellikli rekreasyonel ve ticari gibi alt sınıflamalara ayrılabilir. Kültürel olayların yeniden canlandırılmasında önemli bir yere sahip olabilir. “Kültür tarihi”, bir toplum ya da lokasyonun, sözlü ve yazılı tarihine verilen isimdir.

Tarih ve tarihî anlatılar, ilgili destinasyona turist çekme amacıyla kullanıldığında eski anlatılar bir çekicilik unsuru olarak yeniden canlandırılabilir hatta bazı durumlarda bir popüler kültür ögesi yaratılarak tarihî unsurlar değiştirilebilir. Efsanelere dayanılarak yeni senaryolarla çekilen filmlerin, efsanenin konu olduğu destinasyonlara çok sayıda turisti çekmesi bu durumlara bir örnek teşkil etmektedir.

“Kültürel homojenleşme”, toplum ya da grupların üzerindeki kapitalist baskının bir sonucu olarak beklenti ya da yorumlamaların küresel olarak aynılaşmasıdır. Kültürün orijinal hâlinin tamamen hayatta kalmayı başaramaması durumu yaşanmasa da birçok kültür

kapitalizm ve endüstriyel modernitenin yönlendirdiği yeni ortama uyum sürecinden geçiyor gibidir.

Kültürleşmenin yol açacağı taklit etme davranışının belirleyicileri aşağıdaki gibidir:

• Yerel halk kültürünün yeni etkiler karşısındaki gücü, tepkisi ve esnekliği, • Kültürün homojenliği ve yerel halkın tüm bireyleri tarafından kabul görüşü, • İletişim durumlarından ortaya çıkan sosyal etkileşimlerin türü, • Yerel halk ve misafirler arasındaki ekonomik güç ilişkileri, • Hem turist hem de misafirin motivasyonu, • Turizm girişimcilerinin ve çalışanlarının rolü, • Etki kaynaklarına maruz kalma derecesi

Page ve Connell’in ‘kültürel valiz’ terimi, turistlerin tatile beraberlerinde götürdükleri inanç, değer ve düşüncelerine işaret etmektedir. Buradaki merkezî unsur kültürel turizm değil, turisttir. Örneğin, ziyaretçinin kültürel normu hafta sonunda eğlence aramaksa, bu arayış ona tatilde sunulanlara dair dile getirilmeyen bir beklenti olabilir. Bu durum, birçok insanın tatile belirli bir amaç için gitmesiyle ilişkili olabilir: eğlenmek, bilgilenmek ya da sadece gevşemek.

Kültür aracılığı’ kavramı yerel halk ve ziyaretçiler arasındaki bir köprüye işaret etmektedir. Bu köprü, özellikle servis sağlayıcıların misafirlerin isteklerini öğrenmesine hizmet eder. Bir diğer deyişle, kültür aracılığı, destinasyon kültürü ve turist kültürü arasında bir kişinin aracılık etmesi durumudur. Aracı kişi genellikle yerel halkın kültürünü bölgeyi ziyaret etmekte olan kişile- re açıklama rolünü üstlenir ve iki kültür arasında gidip gelir. Örnek olarak bir tur rehberi, turistlere farklı köy ve alanları gezdirirken görülen yerleri onlar için yorumlayan ve onlara açıklayan kişi olarak bir kültür aracısı olabilir. Ancak bu duruma tek örnek teşkil eden kişiler tur rehberleri değildir.

Bazı durumlarda, kültürel turistler orijinallik ve otantikliğin peşinden giderek ‘sunulmamış olan’ aktiviteleri görmek isterler. Toplum kültürünün bozulmamış ve sahnelenmeyen doğasını ortaya koyan deneyimlere günümüzde sık rastlanamamaktadır. İnternet ve bilgi teknolojilerinin yaygınlığı bu durumun temel sorumlularından biri olarak gösterilmektedir.

Turizmde kültürel çeşitlilik ve kültürel değişme

Turizme konu olan kültürler birbirlerinden farklı özelliklere sahiptir. Bu durum hem yerli halk ve turistlerini hem de farklı destinasyonların kültürel özelliklerinin birbirlerinden farklı olmasıyla sonuçlanmaktadır. Bu farklılıklara ek olarak turizm ve kültürün ilişkili olduğu başka etmenler de kültür üzerinde değişime neden olmaktadır. Bu durum ise otantiklik tartışmalarını beraberinde getirir.


Turizm ve etnik köken: Etnik köken kavram olarak ırka benzer. Ancak ırklar genellikle ten rengi olmak üzere fiziksel özellikler temelinde ayırt edilirken etnik ayrımlar genellikle dil, tarih, din ve gelenekler gibi kültürel özelliklere odaklanır Turizmde kültür çeşitliliğini sağlayan unsurlardan biri etnik kökenlerdir. Turistik kültürün söy- lemleri ve pratikleri, etnik kimlik ve ilişkilerin inşa edilmesinde rol oynamaktadır. Etnik kökenin yerel düzeyde ifade ettiği anlamlar turizmi şekillendirirken tu- rizm reklamları ve promosyona yönelik geliştirilen stratejiler de etnik kökenin yerel anlamlarını şekil- lendirmektedir.

Turizm, etnik yapıyı hem küreselleştiren hem de yerel ağları ve yere bağlı bir şekilde toplumsal bağları geliştirerek etnik yapının farklılığını üreten ve onu yerelleştiren bir güçtür.

Turizm pazarlayıcıları niş pazarlama teknikleri kullanarak yerel etnik kültürler tanımlamakta ve farklı türdeki etnik turistleri kendilerine çekmeye çabalamaktadırlar.

Niş pazarlama, tek bir pazarlama segmentinin seçilip, yalnızca bu segmentin ihtiyaç ve isteklerini hedef alacak stratejiler geliştirilerek pazarlama yapılmasıdır.

Yerel turizm endüstrisi “çeşitlilik”, “kültür” ve “etnik köken” terimleriyle destinasyonların eşitlikçi olduğu izlenimini yaratır. Turizm söylemleri etnik farklılıklara ve çeşitliliklere vurgu yaparken sosyal bölünmeleri, çatışmaları ve mücadeleleri göz ardı eder.

Turizm ve kültürel değişme: Küresel değişmeler ve yerel faaliyetler turizm gelişimini ortaya çıkarır ve yerel kültürün tüketim şekillerini çeşitlendirmeye teşvik eder. Turistik kültür, zenginleşen mekânsal insan akışının yanı sıra metaları, sermaye ve kültürleri kapsar. Diğer yandan turistik kültür, bireylerin mekânları bir turizm nesnesi olarak düşünmesini sağlayan, turist pratiklerini kimliklerini ortaya koymak ve turist kültürlerini inşa etmek için kullanan, kendilerini turizm yoluyla aktif bir şekilde yansıtan bireyleri yaratan bir dizi kod ve repertuarı içermektedir.

Yer, kimlik, kültürel farklılık, toplum birliği ve yöresel farklılığın ortaya konulması, bireylerin turizm söylemleri, imge ve temsillerle bütünleştiğini yansıtmaktadır. Bu otantiklik ırksal ve etnik kimlikler, kültür, miras, politik ve ekonomik kaynaklara erişim ve kontrol söylemlerine gömülü şekildedir. Bir yandan turizmin yükselişi ve yayılması ile demografik hareketlilik, yeni seyahat şekilleri, yapılaşmanın dönüşümü, şehirlerin eğlence ve boş zaman mekânları olarak görüldüğü yeni modaların benimsemesi gibi küresel dönüşümler yaşanmıştır.

Otantiklik, geleneklerin yeniden canlandırılması; yerel halkların yeniden şekillenerek eski geleneklerini turizm bağlamındaki kültürel ifadelere dönüştürmeleri şeklinde ele alınmaktadır. Ancak geleneklerin yeniden canlandırılmasına olumsuz yaklaşan ve bu durumun yalnızca sahte kültür ögelerini ortaya çıkaracağını savunan

görüşler de mevcuttur. Kültürel değişimlerin karşısında otantikliğin korunmasında önemli görülen unsurlardan biri toplum katılımının sağlanmasıdır. Toplum katılımının sağlanması destinasyon halklarının kendi kültürlerini yönlendirerek bildikleri alanda söz sahibi olmalarına fırsat yaratmaktadır.

Otantiklik ve Turizm: Otantik kelimesi, etimolojik olarak Yunan-Roma kökenlidir. En yalın anlamıyla, sahici, değiştirilmemiş ve gerçek olan anlamına gelmektedir. Otantikliğin turizmde deneyimlenme, inşa edilme ya da üretilmesinin gerçekleşme yolları üzerinde tartışmalar sürmektedir. Genel olarak Wang bunları beş yaklaşım altında özetlemektedir:

• Bilişsel objektivizm • İnşacı yaklaşım • Semiyotik (İşaret bilimsel) yaklaşım • Eleştirel yaklaşım • Postmodernist yaklaşım

Turizmdeki Kültürel Çeşitlilik ve Değişimin Kaynakları

Postmodern kültür ve turizm: Postmodernizm; rasyonalleşme, verimlilik, özelleşme ve küçülme şeklinde ortaya çıkan belirgin toplumsal değişimler ile bütün bir yaşam şeklinin parçalanması olarak ele alınmaktadır. Postmodern kültür, birçok aktiviteyi, olayları ve perspektifi içine alan sanat, mimari, beşerî bilimler ve sosyal bilimleri kapsayan ve 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkmış bir terimdir.

Postmodern toplumda, nesneler temsiller hâlini alır ve metalaşır, paketlenir ve tüketilir. Üretimden ziyade tüketim baskındır ve metalar sosyal yaşamın tümünü kaplar. Gerçek olan yerini yalnızca temsile bırakır ve gerçek olan artık gereksiz ya da anlamsız görülür. Tarih, zaman ve mekân kültürün ögeleri olarak metalaşır. Postmodern toplumda, turizm de meta hâlinde tüketilir. Turizm her zaman görsel ve göz alıcı ögelerle ilgilenmiştir: nesnesi, turist bakışının nesnesidir; turistik alan, turist bakışının üzerinde olduğu sistematik ve önceden organize edilmiş karşılaşmalar hâlini almıştır. Turist, imaj ve toplum temsillerini tüketmektedir. Metalar, genel tanım olarak temel insan ihtiyaçlarını -yiyecek ve barınma gibi- karşılayan ya da çekici, başarılı görünme ihtiyacı gibi daha geçici ihtiyaçları karşılayan şeylerdir.

Popüler kültür ve turizm: Popüler kelimesi halk tarafından, halk için yapılan anlamındadır. Sosyologların sanata yaklaşımını üç farklı söylem belirlemektedir. Bu söylemlerin bir ucunda seçkinler, eleştirmenler ve edebi eğilimler tarafından beğenilen yüksek kültür; diğer tarafta toplulukların ya da bazı etnik grupların uygulamaları, kurumları ya da eserlerine odaklanan ve antropolojik bir gelenek olan halk kültürü olgusu bulunmaktadır.

Yüksek kültür ve halk kültürü arasında yer alan söylemsel kategori olan popüler kültür; dolaysız, yakın ve çağdaş olanla ilgilenir ve kitle iletişim araçları yoluyla dağıtılır.


Alçak kültür, şimdi ve burada popüler kültürdür. Ancak gelecekte yüksek kültür hâlini alabilir. Yüksek kültür, gerçek anlamda eleştirel, sanatsal ve entelektüel kültür ögelerine yönelik kullanılır. Bu durumu ele alan eleştiri- lere göre, J.K. Rowling ya da Stephen King bir gün yüksek kültür pozisyonuna dâhil olabilir. Benzer bir durum turizm için de söz konusudur.

Popüler kültür tartışmalarında yer eden ‘karşı kültür’ ise politik, dinî, sosyal ve ekonomik baskının karşısında yer alan bir tavrı ortaya koymaktadır. Bu kültür, kültürel normlar, başkaldırı ve aktivizm için politik ve sosyal bir yorum yaratılmasına aracılık eder. Karşı kültürel hareketler, kültürel kurumlarını yeniden tanımlar ve toplumdaki güç dengelerine meydan okur.

Türkiye’de de birçok bölgede turizm gelişiminin ilk adımları keşifçi ruhları ile hippiler tarafından atılmıştır.

Karşı kültürün analizindeki zorluklardan biri bu kültürün, kültür endüstrisinin tamamen baskın olduğu bir toplumda nasıl ortaya çıktığının açıklanabilmesidir. Kültür endüstrisi: Toplumun bir şekilde kendini ifade etme biçimleri olan mal ve hizmetleri üretir. Bu ifade biçimleri film ya da televizyonla ilgili ögeler olabilir ya da reklam ve basın gibi sosyal iletişim sisteminde özel bir yer tutar (Ivanovic, 2008). Kültür endüstrisi, eski ve tanıdık olanı, yeni bir çehrede tüketiciye sunmaktadır. Bu endüstri, ürünlerini kitle tüketimine yönelik üretir ve tüketim şeklinin yapısını da kendi belirler. Kültür endüstrisi müşterileri ile tepeden bir ilişki kurar.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında