SOS109U-TURİZM SOSYOLOJİSİ
Ünite 5: Turizmde Bağımlılık ve Gelişme
Turizm ve Kalkınma
Turizm III. Dünya ülkelerinde ekonomik kalkınma için bir araç olarak kullanılmıştır. Farklı dönemlerde farklı biçimlerden ülkelerin kalkınmasında destek verilen bir sektör olmuştur.
Kalkınmanın tek ve evrensel bir tanımı yoktur. Dönemlere göre farklı kavramlarla ilişkilendirilirse de genel olarak ekonomik gelişim ve insan yaşamının daha iyiye doğru değişmesini hedefleyen dinamik bir kavramdır. Bir ülkede meydana gelen niteliksel ve niceliksel yöndeki tüm olumlu gelişmeleri ifade eder.
Modernleşme: Modernleşme kuramı küresel eşitsizliği, uluslar arasındaki teknolojik ve kültürel farklılıklar bağlamında açıklayan ekonomik ve sosyal gelişme modelidir.
1950-1960’lı yıllarda etkili olan modernleşme kuramı çerçevesinde ekonomik kalkınmada turizm, III.Dünya ülkelerinde döviz geliri ve istihdam kaynağı olarak görülmüştür. Özel sektörün yetersiz olduğu ülkelerde turizm yatırımlarını devlet üstlenmiştir.
Modernleşme kuramı turizm literatürüne büyüme kutbu, damlama etkisi, büyüme aşamaları, turizm çarpanları gibi çok sayıda kavram kazandırmıştır. Kalkınmayı yalnızca ekonomik büyüme ile ilişkilendirdiği için ülkelerin kültürel zenginlikleri göz ardı edilmiştir.
Ekonomik kalkınma aracı olarak turizmin olumsuz yönleri:
• Genç nüfusun çalışmak için kırsal bölgelerden turistik bölgelere göçü sonucu nüfus dengesizlikleri oluşur. • Yerel ekonomiler kalkınma için yeterli çeşitliliğe ve olgunluğa ulaşmamışsa turizm tek başına kalkınmayı gerçekleştiremez. • Turizmde deneyim ve eğlenceler metalaştırılır ve tüketilir. • Statü farklılaştırma kültürü ve pazar bölümlemesiyle ilişkili sembolik tüketim olarak ortaya çıkar. • Yerliler sözü edilen Batı değerlerini benimseyebilir.
Bağımlılık: Bağımlılık kuramı, küresel eşitsizliği yoksul ülkelerin zenginler tarafından tarihsel sömürüsü bağlamında açıklayan ekonomik ve sosyal gelişme modelidir.
1970’li yıllarda etkili olmuş ve modernleşme kuramına karşıt olarak geliştirilmiştir.
Bu kurama göre, Batı toplumlarının az gelişmiş ülkeler karşısındaki üstünlüklerini sürdürmelerini sağlayacak mali ve teknik araçları vardır.
Bağımlılık kuramına göre turizme dayalı ekonomik kalkınma modelinin olumsuzlukları:
• Yoksul ülkeler büyük ölçekli turizm projelerini gerçekleştirmek için uluslararası kredi kuruluşlarına borçlanmaktadır.
• Yeni bir sömürü ekonomisine eş değerdir. • Turizm mitleri bu sömürünün gizlenmesine yardım eder. • Turizm endüstrisindeki yabancı mülkiyetin baskınlığı turistik gezi yapılan ülkelerin turizmden tam olarak faydalanmasını engelleyen bir yapısal bağımlılık oluşturur. • Ayrıca turizm planlaması ve politikası Batı ideallerini yansıtarak kültürel bağımlılık oluşturur. • Alternatif olarak oluşturulan sürdürülebilir turizmin de Batı merkezli kurumlar tarafından oluşturulması ve desteklenmesi kültürel emperyalizmdir.
Ekonomik Neoliberalizm: 1980’li yıllarda Reagan-Thather döneminde popüler olan ekonomik liberalizm, ihracata dayalı ekonomik kalkınmada uluslararası ticaretin rolünü benimsemiştir. Devletin ekonomiye müdahalesine karşı bir frenleme olarak da tanımlanabilir.
Devletin ekonomik müdahalesinin azalması turizm de dahil olmak üzere yeni gelişen sanayilere yönelik her türlü koruyucu önlemin kaldırılmasını içerir.
Turizm bir ihracat sektörü ve döviz kazanma aracı olarak, doğal, kültürel ve insan kaynakları da dahil olmak üzere kaynaklara engelsiz erişim sağladığı için çok uluslu şirketler tarafından güçlü biçimde desteklenmiştir.
Neoliberal anlayışa göre turizm sadece bir kalkınma seçeneği değil, küresel ekonomiye açılan bir kapı olarak da değerlendirilir.
1980’li ve 1990’lı yıllarda turizm çalışmaları uluslararası pazarlara ve rekabetçi ihracata odaklanmıştır.
Yine bu dönemde kitle turizminin gelişimine yönelik politikalar sürdürülmüştür.
Devlet özelleştirme politikalarını tercih etmiş ve özel şirketlere turizme katılmaları için teşvik edici teminatlar sunmuştur. Bu teşvikler vergi indiriminden toprak tahsisine kadar yerli ve yabancı yatırımcıları çekmek için düzenlenmiştir.
Neoliberal ekonomik politikaların sonuçları:
• Sermayeyi çekme ve böylece küresel ekonomi ile bütünleşme pahasına emeğin sömürüsüne ortam hazırlanmış, örgütlü emek hareketi bastırılmıştır. • Tarım sektöründen modern turizm sektörüne geçiş önemli bir emek dönüşümü başlatmıştır. • Turistik bölgelerde büyük işletmeler hakimdir. İstihdam politikaları bu işletmelerin ihtiyaç ve tercihlerine göre belirlenmiştir. Bu doğrultuda şartları sağlayan yerel emeği ve göçmen işçileri tercih etmeleri bazı bölgelere göç hareketini başlatmıştır. • Rekabet gücü az olan kesimler çamaşırhane ya da çeşitli gıda işletmeleri gibi işyerleri açarak turizm sektörü için yan işletmeleri oluşturmuştur.
Alternatif Kalkınma: 1990’larda etkili olan alternatif kalkınma modeli Batı merkezli ekonomik büyüme modellerine karşı öncelikle insani ve çevresel kaygılara odaklanan, aşağıdan yukarıya veya tabandan yukarıya doğru çıkan bir yaklaşımdır.
Her toplumun gereksinimlerinden doğan temel gereksinimlerin yanı sıra kendine güvenmeye, yerli sistemleri ve bilgiyi güçlendirmeye odaklanmış insan merkezli bir yaklaşımdır.
Alternatif kalkınma, karar alma sürecinde yerel toplulukların katılımını ve yerelleşmeyi, kadınların güçlendirilmesini, rollerinin potansiyel olarak artırılmasını isteyen bir yaklaşımdır.
Alternatif kalkınma alternatif turizm gelişiminin ortaya çıkışına yol açmıştır. Alternatif turizm, kapsayıcı ortaklıkların, toplum temelli ve sürdürülebilir turizm gelişimine verilen önemin temelini atarak turizmde toplum katılımcı yaklaşımı vurgular. Ayrıca toplumsal cinsiyet eşitliği, güçlendirme ve çevresel sürdürülebilirlik gibi konularda alternatif/sürdürülebilir turizmin söylemleri arasında yer alır.
Alternatif kalkınmanın yerel güçlendirme kavramı yerli turizmi, toplum temelli turizm, ekoturizm ve kadınların turizm yoluyla güçlendirilmesi gibi araştırmalara konu olmuştur. Yoksul yanlısı turizm, görece daha yeni bir gelişmedir.
Alternatif turizm sürdürülebilir turizm ile eş anlamlı kullanılmaktadır. Alternatif turizmin temel amacı yerel, çevresel, sosyal ve kültürel değerlere uygun turizm geliştirmek, sağlamak ve yerel kontrol açısından faydaları en uygun düzeye getirmektir.
Turizm Kalkınma İçin Neden Önemlidir?
• Turizm, gelişen bir endüstridir. • Serveti yeniden dağıtır. • Geriye doğru bağlantılar ve doğrudan bağlantılarla diğer endüstrilere daha fazla fırsat sunar. • Doğal ve özgür bir altyapı kullanır. • Turizm ticaretinde engel yoktur.
Turizm ve Küreselleşme
Küreselleşme, ülkeler arasındaki ekonomik, siyasi, sosyal ilişkilerin yaygınlaşması ve gelişmesi, ideolojik ayrımlara dayalı kutuplaşmaların çözülmesi, farklı kültürlerin, inanç ve beklentilerin daha iyi tanınması, ülkeler arasındaki ilişkilerin yoğunlaşması gibi farklı görünen ancak birbirleriyle bağlantılı olguları içeren, bir anlamda maddi ve manevi değerlerin ve bu değerler çerçevesinde oluşmuş birikimlerin milli sınırları aşarak dünya çapında yayılması olarak tanımlanabilir.
Küreselleşmeyi ortaya çıkaran toplumsal ve kültürel gelişmeler:
• Dünya çapında uydu enformasyon sisteminin varlığı
• Küresel tüketim ve tüketicilik kalıplarının ortaya çıkması • Kozmopolit yaşam tarzlarının gelişmesi • Dünya çapında spor dallarının gelişmesi • Ulus-devlet hakimiyetinin gerilemesi • Küresel bir askeri sistemin ortaya çıkması • Dünya çapında salgın hastalıklar • BM gibi dünya çapında siyasal sistemlerin kurulması • Küresel siyasi hareketlerin yayılması • İnsan hakları kapsamının genişletilmesi • Dünya dinleri arasındaki etkileşim
Küreselleşmenin getirdiği değişiklikler:
• Uluslararası sermaye hareketliliği • Hedef pazarların uluslararası nitelik kazanması • Nitelikli insan gücünde hareketlilik • Piyasa ekonomisine dayalı kapitalist sisteme geçişin dünya çapında hız kazanması • Dünya çapında enformasyon akışının hızlanması • Uluslararası kredi kurumları başta olmak üzere kurumların organizasyonları ve çalışmaları • Dünya çapında bilimsel araştırma faaliyetlerinin yaygınlaşması • Sermaye küreselleşirken emeğin yerelleşmesi • Küresel pazarların ortaya çıkması ve iş gücü hareketliliği • İnsan haklarıyla ilgili uluslararası anlaşmaların imzalanması • Uluslararası turizm hareketinin dünya genelinde yaygınlık kazanması • İşletmelerin üretim ve organizasyon yapılarındaki değişiklikler, ileri teknoloji içeren telekomünikasyon hizmetlerinin işletmelerde kullanımının yaygınlaşması • İthal ikame yerine ihracatı teşvik politikalarının benimsenmesi • Bölgeselleşme eğiliminin artması, ulus-devlet anlayışının erozyona uğraması
Küreselleşmenin olumlu yönleri:
• Dünya kaynaklarının akılcı ve verimli biçimde kullanılmasına olanak sağlayarak dünya ticaretini ve gelişmeyi hızlandırır • Siyasi açıdan demokratikleşme sürecini hızlandırır. • Uluslararası düzen açısından Batı düzeninin egemen olması, ideolojik kavgaların sonra ermesi ve yeni dünya düzeninin sağlanmasına katkı verir.
Küreselleşmenin olumsuz yönleri:
• Ekonomik açıdan Batı’nın dünyadaki pazar payını artırır, dünya genelinde gelir dağılımı bozulmasına, yoksulluğun ve çevre kirliliğinin artmasına neden olur.
• Siyasi açıdan küreselleşme, Batılı ülkelerin demokrasiyi az gelişmiş ülkelerin işlerine müdahale etmek ve bu ülkeleri zayıflatmak için kullanmasına yol açar. • Küreselleşmenin yeni dünya düzeni çatışmaların artmasına, göçmen olaylarının ciddi boyutlara ulaşmasına, uluslararası terörizmin, yoksulluğun ve insan tacirliğinin artmasına ortam hazırlar.
Ekonomik Küreselleşme: Uluslararası mal, hizmet ve sermaye akışlarının daha özgür, hızlı ve geniş bir yayılma teknolojisiyle sınırlar arasındaki hareketini ifade eder. Turizm bağlamında endüstrinin olağanüstü büyümesini ve yeni yerlerin sürekli olarak turizm sürecine çekilme hızını gösterir.
Siyasi Küreselleşme: Ulus devletin otoritesini kaybetmesi ve yetkisini uluslar üstü kuruluşlara devretmeye başlamasıdır. Siyasal alandaki en önemli değişme sivilleşme ve yerelleşme hareketlerinin artan bir önem kazanması olarak adlandırılabilecek demokratikleşmedir.
Kültürel Küreselleşme: Medyanın küresel olarak gelişmesine bağlı olarak tüketim ve kitle kültürünün yayılması, hayat tarzlarının tektipleşmesi, küresel sorunlardan haberdar olunması, ulusal kültür ve kimliklerin zayıflama olarak ortaya çıkar.
Turizm ve Küreselleşme İlişkisi
Turizm sektörü açısından küreselleşme standart ürünler yerine kişiye özel ve daha kaliteli ürün ve hizmet üretilmesidir. Yüksek kaliteli ürün ve hizmetler düşük fiyata verilir. Yenilik, çeşitlilik, hız ve müşteri memnuniyetinin ön plana çıktığı bir rekabet anlayışı gelişir.
Küresel turizmin doğası toplumların değişmesiyle birlikte değişmiştir. Böylece macera turizmi, ekoturizm, gönüllü turizm gibi yeni çeşitler ortaya çıkmış, yeni konseptlerle turizm tüketiciler için daha erişilebilir ve çekici hale getirilmiştir.
Turizm, McDonaldlaştırma ve Disneyleşme gibi homojenliği destekleyen büyük ölçekli küresel olguların yanı sıra farklılığı teşvik eden daha yerelleşmiş güçler arasındaki gerilimi ve etkileşimi de yansıtır. Birbirleriyle iş birliği içinde çalışan birden fazla şirket, doğa ve kültürü turistler için satılabilir hizmetlere dönüştürür.
Bu bağlamda turizm, küresel bir sistem içinde faaliyet gösterirken içinde yer alan ekonomilerin gelişmesine yardımcı olan yerel bağlantılara sahip bir faaliyet olarak görülebilir. Başka bir deyişle, yerel-küresel bir sistemdir. Üretim süreci büyük ölçüde yereldir ancak mülkiyet yerel olmayabilir.
Turizmin küreselleşmesinin kültürel sonuçları:
• Turistlerin dünyayı tek bir mekân olarak algılamaları yaygınlaşmaktadır. • Yerel kültürler ve farklılıkların devam etmesi sağlanarak turistlere kültürel çeşitlilik sunulmaktadır.
• Yerelliğin ortadan kalktığı yerlerde standartlaşmış mal ve hizmetler yaygınlaşmaktadır. • Turistlerin bakışı altında nesne konumunda olan yerli halk kendi pratiklerini ve dünya görüşlerini göreceleştirmeye zorlanmaktadır. • Sınıfsal duygular küreselleşmekte, insanlar sınırlardan rahatlıkla geçenler ve sınırlardan geri çevrilenler olarak bölünmektedir.
Küresel turizmin doğası, çağdaş toplumda meydana gelen ekonomik ve sosyal değişimlerin birçoğunu yansıtmaktadır.
Turizm ve Emek
Turizm hem kayıtlı hem kayıt dışı sektörlerde üç tip istihdam yaratmaktadır:
• Doğrudan istihdam • Dolaylı istihdam • Uyarılmış istihdam
Turizm emeğinin iki yönü bulunmaktadır:
• Ekonomik fayda açısından: emek yoğun bir sektör olarak farklı özelliklere ve becerilere sahip bireylere iş fırsatları sunar. • Ekonomik olmayan fayda açısından: çalışan- ziyaretçi karşılaşmalarında kültürler arası anlayış kazandırır.
Diğer taraftan turizmin düzgün işi destekleme yeteneği sorunludur çünkü yarı zamanlı, mevsimlik ve geçici iş oranları yüksektir. Ayrıca çağdaş köleliğe, insan ticaretine veya zorla çalıştırılma gibi etik dışı uygulamalara da zemin oluşturabilir.
İkili işgücü yapısı turizmin emek yapısında da görülür. Genellikle ikincil sektör işleri olarak kabul edilen düşük ücretli, iş güvenliği çok az ya da hiç olmayan, kötü çalışma koşullarının ve çalışanları kendilerini geliştirmek için eğitim fırsatının az olduğu işler bu sektördeki işgücü hareketliliğini oluşturur. Ayrıca turizm sektörüne özgü hizmet emeğinin cinsiyetçi bir doğası vardır. Konaklama, yiyecek ve içecek sektörü büyük oranda kadın emeği üzerine kurgulanmıştır.
Bunların dışında turizm endüstrisi küresel iş bölümünün yapısal eşitsizliklerini bünyesinde barındığı için çağdaş işçileşme sürecine örnek olarak gösterilebilir. Kapitalist üretim sürecinin sömürü ilişkileri ve yarattığı eşitsizlik turizm endüstrisinde somut olarak görülür. Turizm emeğinde iş ve eğlence arasındaki ayrımın belirsizliğinden dolayı yapılan işler basite indirgenerek gerçek bir iş olarak değerlendirilmez ve hak ettiği ilgiden yoksun kalır.
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde turizm istihdamı arasındaki farklılıklar:
• Gelişmekte olan ülkelerde istihdam fazladır ancak nüfus da fazladır. Daha fazla istihdama karşılık daha yüksek işsizlik, eksik istihdam ve
çoklu istihdam oranları üzerinde daha fazla baskı oluşturur. • Çoklu istihdam ağırlıklı olarak gelişmekte olan ülkelerde bir sorun olsa da işsizliğin yüksek olduğu ya da mesleki çoğulculuğun olduğu bazı gelişmiş ülkelerde turizm endüstrisinin yarı zamanlı mevsimlik işleri bir avantaj olabilir. • Gelişmekte olan ülkelerde ekonominin büyük bölümü fiziksel açıdan zorlayıcı ve nispeten düşük ücretli faaliyetlerde yoğunlaşır. Bu nedenle turizm istihdamı cazip bir alternatif haline gelir. • Gelişmekte olan ülkelerde iş gücünün eğitim düzeyi daha düşüktür ve turizm sektöründeki üst düzey işler için gerekli becerilere daha az sahiptir. Bu nedenle üst düzey işlerin çoğu dışarıdan gelenler tarafından işgal edilir. Gelişmiş ülkelerde ise bu pozisyonlar büyük ölçüde yerel nüfus tarafından doldurulmaktadır. • Gelişmiş ülkelerden turistik destinasyonlar daha çeşitlendirilmiştir. • Hükümet politikaları açısından gelişmiş ülkelerde turizm endüstrisi büyük ölçüde özel sektör tarafından kontrol edilir. Serbest piyasa kuralları takip edilir. Kayıt dışı sektörün gelişimine karşı daha yüksek rekabet ve daha katı düzenlemeler vardır.