Dünya Savaşı sırasında ise kitle iletişimi neredeyse Önemli Bir Toplumsal Kurum Olarak Medya propaganda ile eş tutulmuştur.
Bugün insan hayatının hemen hemen her alanında etkisi olan medya ve sosyal ağlar, yaşamın, kültürel iletişim ve Kitle iletişimi araştırmalarının 1940-1960 arası dönemi siyasi alanın oluşumunu sağlamakta ve her geçen gün kapsayan ikinci evresinde savaş sonrası kitle toplumu önemi artan bir kurum haline gelmektedir. paradigmasının sonlanması ile dönemin en önemli isimlerinden Paul Lazarsfeld ve arkadaşları 1940 yılında 80’li yıllarda uygulanmaya başlanan neoliberal ABD’de yaptıkları araştırmada kitle iletişim araçlarının politikaların etkisiyle gerçekleşen ve kamu yayıncılığının etkisinin “çok sınırlı” olduğu sonucuna varmıştır. Seçim ortadan kalkarak özel radyo ve televizyon yayıncılığının kampanyalarında kullanılan kitle iletişim araçlarının değil, yaygınlık kazanması anlamına gelen deregülasyon kişiler arası ikili iletişimin daha etkili olduğu ve grup uygulamaları sonucunda, eğitim kurumu dışında kalan tüm içindeki ‘kanaat önderi’ ne ulaştığı ve onlar aracılığıyla alanlarda medya kurumunun işlevi farklılaşmıştır. topluma aktarıldığı vurgulanmıştır. Şırınga modelini Günümüz insanı toplumsal dünyayı yorumlama ve anlama ortadan kaldırmayı hedefleyen bu yaklaşım, genellikle sürecinde medya kurumuna bağımlı bağımlı hale kitle iletişim araçlarının hangi koşullar altında izlerkitlenin gelmiştir. Bu nedenle, medyanın kapsamlı bir şekilde tutum ve davranışlarında değişikliğe yol açtığını anlamayı öğrenilmesi önem taşımaktadır. amaçlamaktadır.
İnternet kullanıcılarının ortaklaşa ve paylaşarak yarattığı Elihu Katz ve Paul Lazarsfeld’in Kişisel Etki adlı Web 2.0 tabanlı sistemin yakınsama işleyişi, geleneksel çalışmalarında yazdıkları gibi kitle iletişimi akışında medyayı değiştirerek aynı zamanda yeni inceleme alanları insanların medyayı farklı amaçlarla kullandığı oluşturmakta, farklı disiplinleri bir araya getirerek daha da Kullanımlar ve Doyumlar yaklaşımı önemlidir. Benzer geniş kapsamlı çalışma alanları ortaya çıkarmaktadır. şekilde, medya sosyolojisinde egemen paradigmanın
Medya Nedir? Medya’yı Nasıl Ele Alabiliriz? oluşmasında etkili Lazarsfeld ve Merton’un Uyuşturma etkisi kavramı ile izlerkitlenin sorunlara tepkisiz Medya kavramı birbirleriyle iletişimi olmayan iki düzlem kalmasının sorumluluğunu kitle iletişim araçları ya da bağlam arasında iletişimi sağlayan araçlar olarak olduğunun altını çizilmiştir. tanımlanmaktadır. Son dönemlerde kitle iletişim araçları kavramı karşılıklı iletişimin mümkün olduğu ortamları İşlevselcilik ve çoğulculuk medyanın toplumu koruyacak yeterince tarif edemediğinden, yerine medya kelimesi değerlerinin aktarılmasıdır. İşlevselcilik, medyanın ortak yaygın olarak kullanılmaktadır. değerler ile görüş birliği sağlayarak düzen ve yapıyı koruması yönünde rolüne dikkat çekmektedir. Toplumda Kitle medyası sadece iletişim medyasında kullanılan farklı gurupların kendilerini duyurabilmeleri gerekliliğini teknik aletler değil; teknolojiyi ortaya çıkaran bilgi, algı, vurgulayan işlevselciliğe karşı, çoğulculuk toplumu, hiçbir tasavvur, üretim değerler bağlamının tümüne karşılık gurubun tam egemen olamadığı, rekabet eden çıkarlar gelir. Medya izler kitlesi yani; izleyici, dinleyici ve karması olarak görür. Medya, yasama yürütme ve yargıya okuyucularına hitap ederken kullandığı içerik, aktarımı, ek dördüncü güç konumundadır. Liberal çoğulcu doğruluğu, toplumsal ilişkilere katkısı, müdahale, yaklaşıma göre; haber medyası toplumsal gerçekliğe ayna denetleme ve düzenleme kuruluşlarının etkisi gibi pek çok tutmalıdır. Demokratik sistemde ‘4. Güç’ olarak etken incelenip farklı yaklaşımlar da düşünülmelidir. gözetilmeli ve serbest düşünce pazarı oluşturmalı, doğruyu, gerçeği savunmalı, tarafsız olmalıdır. Medya Araştırmalarının Tarihçesi ve İlk Kuramsal Yaklaşımlar Medyaya Çağdaş Eleştirel Yaklaşımlar
Batı toplumlarında modernite ve iletişimli kitle araçları eş Frankfurt Okulu zamanlı gelişme göstermiştir. 20. yüzyılın başlarında kitle Frankfurt Okulu yaklaşımında özellikle Theodor W. medyasının yaygınlaşması kaçınılmaz olarak kitle iletişim Adorno, Max Horkheimer, Walter Benjamin, Leo araştırmalarını ortaya çıkarmıştır. Lowenthal ve Herbert Marcuse’un kültür, ideoloji ve kitle 20. yüzyıl başlarından 1940 yılına kadar dünya iletişim araçlarına dair analizleri oldukça önemlidir. Bu savaşlarının yaşandığı yıllarda, medyanın büyük bir etkisi okulun temsilcileri 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki olduğu görüşü ortaya çıkmıştır. Atmosferin yarattığı kitle dönemde bilhassa faşizm, otorite, bürokrasi, teknoloji, toplumu paradigmasının olduğu bu dönemde, kitle iletişim kitle iletişimi, kültür endüstrisi ve sanat konularında araçları dönemin propaganda ve beyin yıkama kurumları önemli çalışmalar yapmışlardır. Adorno ve Horkheimer, olarak görülmüştür. Bu dönemde kabul edilen Hipodermik 20. yüzyılda sanayileşme sonrası modernleşme sürecini, şırınga modeli varsayımı ile medyanın insanların kültür endüstrilerinin sonucu olarak analiz etmişlerdir. bilincine, beynine kolayca manipüle edilebileceği görüşü Walter Benjamin’in Mekanik Yeniden Üretim Çağında bu döneme damgasını vurmuştur. 19. yüzyılda Sanat Yapıtı (1936) adlı makalesinde, mevcut teknolojik Propaganda analizinde Harold Laswellin bu görüşü, yeniliklerin ve popüler sanatın potansiyeli konusunda ortaya çıkan propaganda olgusu ve yeni iletişim iyimser bir bakış açısı sergilenmiştir. Benjamin’in teknolojileri sayesinde çok etkili bir işlev kazanmıştır. 2.
çalışması, fotoğrafik ve sinematografik teknolojinin medyanın imge/ gösterge ve gerçeklik arasındaki sayısız devreye girmesiyle algının nasıl değiştiğini ortaya ve anlamsız mesajı karşısında farkın belirsizleştiğini ve koyması açısından oldukça önemlidir. izleyicinin mesajları reddetmesinin gerçekleştiğini vurgulamışlardır. Medya, İktidar, İdeoloji Medya’nın Ekonomi-Politiği ve Ekonomi-Politik Ekonomik belirlenimci bir yorumdan uzaklaşarak Yaklaşım(lar) medyanın belirli egemen görüşleri nasıl yeniden ürettiği sorusuna yoğunlaşan kuramcılardan birisi Louis Medya kuruluşlarının kapitalist piyasa koşullarında Althusser’dir. Antonio Gramsci’nin ise özellikle faaliyet göstermesi ve tekelleşme eğilimine klasik hegemonya teorisi Britanya Kültürel Çalışmalar Okulunun ekonomi-politik yaklaşımlar hassasiyet göstermiştir. Bu medya analizinde oldukça önemlidir. Antonio Gramsci yaklaşıma göre; medyanın büyük sermaye mülkiyetine egemen sınıfın kendisini bugünden yarına sahip olan ve yönetici konumunda olanların medya sürdürebilmesinde yönetimin baskıdan çok rızaya içerikleri üzerinde tamamen olmasa bile çıkarları dayandırmasının önemli olduğunu vurgulamıştır. doğrultusunda etkileri vardır. Medya endüstrisindeki tekelleşme eğilimi sonucunda, tek sesliliğin ortaya çıkması Post-yapısalcı bir düşünür olarak görülen Michael bu yaklaşımın üzerinde durduğu konulardır. Foucault özellikle iktidar olgusunu yeniden ele alışı ve söylem kavramı ile dikkat çekmiştir. Foucault, bunların Herman ve Chomsky propaganda modeli adını verdikleri ekonomik dinamiklerin kontrolüne bağlı olduğu görüşüne yaklaşımlarında; egemen seçkinlerin mülkiyetinde olan katılmaz. Bilginin kitleleri kontrol etmek için bir iktidar medyanın doğrudan onlar tarafında kontrol edilerek, biçimi olarak kullanıldığını belirtir. Roland Barthes ise, halkın neyi görüp duyacağına ve düşüneceğine karar ideolojinin yeniden üretiminde medyanın oynadığı rolün verme, düzenli propaganda kampanyalarıyla kamuoyunu anlaşılmasına yönelik önemli bir diğer kuramcıdır. yönetme gücüne sahip olduklarını belirtmişlerdir. Medyanın bir ideolojiyi insanlara kabul ettirmede İletişimin Yeni Sınırları: Dijital Uçurumlar, Bölünmeler göstergelerin, simgelerin ve mitlerin kullanımının büyük bir önemi olduğunu belirtmiştir. Dünya üzerinde pek çok etken ve sınırlılıklar sebebiyle yeni medyada özgür iletişim kuramayan kitleyle medyayı Britanya Kültürel Çalışmalar Okulu özgür şekilde kullanan kitleler arasında ki sorun, dijital Bu yaklaşım inşacı dil/temsil modeline dayanır. Bu uçurum kavramı olarak tanımlanmıştır. Sorun sadece yaklaşıma göre dil anlam için bir taşıyıcı değildir. Aksine teknolojiye sahip olmak ya da olmamak değildir. Coğrafi anlam dil ile inşa edilir. Kültürel çalışmalar okuluna göre uçurumlar, toplumsal uçurumlar, (anti)demokratik medya, anlamın toplumsal inşası sürecinde etkindir ve uçurumlar ve bunların içeriğini oluşturan etkenler egemen söylemler içinde “dünyayı sınıflandırmak” gibi giderilmeksizin toplumlar arasındaki dijital uçurumun önemli bir ideolojik/hegemonik işlevi yerine getirir. azaltılması mümkün gözükmemektedir.
Bu konuda önemli çalışmalara imza atan Hall izleyicin üç Çağdaş Küreselleşme Sürecinde Medya ve Ağ farklı şekilde medya içeriklerini okuyabileceğini Toplumu Tartışmaları
belirtmiştir: Küreselleşmeyi harekete geçiren en önemli dinamiklerden sermayenin dünyayı bir ortak pazar haline getirmesidir. • Egemen okuma; metinde oluşturulan anlamı Bir diğer önemli dinamik ise yeni enformasyon ve iletişim kabul ederek okumadır. teknolojilerinin dünyayı sarmalayarak küresel imgelerin, • Müzakereci okuma; metinde kastedilen anlamın göstergelerin taşıyıcılığını yapmasıdır. Bu sayede dünya bir kısmı izleyici tarafından kabul edilirken bir fiziksel olarak değil ama algı olarak hiç olmadığı kadar kısmının kabul edilmediği okumadır. küçülmüş durumdadır. • Muhalif ya da karşıt okuma; metindeki anlama tamamen karşı çıkarak okumadır. Dijital teknolojinin gelişmesiyle birlikte ulus-devletin sınırları aşılmıştır. Bu durum küreselleşmeyle birlikte Feminist Yaklaşımlar iletişim teknolojilerinin de gelişmesini gerektirmiştir. Bu
Feminist yaklaşımlar, medya alanında her geçen gün artan gelişim süreci için medya büyük önem taşımaktadır. bir etkiye sahiptir. Bu yaklaşım, medyada kadınların Çünkü, medyayı ve iletişim teknolojilerini en iyi şekilde temsil edilme biçimlerini temel alır ve medyayı kullanan kişiler dünyanın neresinde olursa olsun iletişimde ataerkillikle suçlar. Medyadaki kadın imajını ya da kadın bulunabilirler.
temsillerini sorgular. Kadınların toplumsal olarak Ağ Toplumu Kavramı uğradıkları ayrımcılık ve eşitsizliklerin medyada yeniden üretildiğini savunurlar. İlk kez sosyolog Manuel Castells tarafından 90’lı yıllarda ortaya atılan “ağ toplumu” kavramı, yaşanan enformasyon Post-Modern Yaklaşım ve iletişim teknolojileri alanında gelişmelerin yarattığı
Bu yaklaşım özellikle son dönemde medyayı çok toplum modelinin ve toplumsal örgütlenmenin
etkilemiştir. Baudrillard ve post-modern kuramcılar
tanımlanmasına ve kavramsallaştırılmasına öncülük sunan ve tüketmek istediği içeriği dilediği gibi seçebilme etmiştir. olanağı veren televizyon yayıncılığına ulaşılmıştır.
Günümüzde insanlar ağ toplumu kavramının bizzat içinde Yakınsama Kültürü yaşamaktadır. İletişimin değişen doğası insanları Farklı teknolojilerin birbirleriyle uyumlu çalışabilmelerine özgürleştirir ve sınırlarını genişletir. Küresel düzlemde olanak sağlayan dijital ve elektronik teknolojiler, bireyler ve guruplar iletişim teknolojilerini kullanarak teknolojik yakınsama adı verilen olguyu yaratmıştır. ortak çıkarları ve ilgileri doğrultusunda ülkelerin politik Yakınsama, sade teknolojik boyutla sınırlı bir olgu sınırlarını aşabilir ve etnik, kültürel, dini, politik açıdan değildir. Hükümetlerin ve düzenleyici kuruluşların da yeni topluluklar kurabilir. Bu değişimlere bağlı olarak da ortak adım atmalarını zorunlu hale getiren bir yapıdır. eş zamanlılık, gerçek-zaman, yersiz-yurtsuzlaşma, yakınsama, ulus-aşırılık ve küresel akış kavramları önem Bu süreç sonunda sahiplik yapılarını yeniden düzenleyen, kazanıp ön plana çıkmaktadır. Yeni medyanın olanaklarını merkeziyetçi bürokrasinin sınırlandığı, düzenleyici etkili biçimde kullanan çevreci hareketler, hak temelli yakınsama adı verilen olgu, iletişim ve telekomünikasyon oluşumlar, ulus-aşırı örgütlenmeler yoluyla aşağıdan endüstrisini bir arada ele alarak yeni gelişmelere paralel küreselleşme adı verilen çarpıcı toplumsal hareketleri olarak kendini aynı hızda yenilemektedir. başlatmışlardır. Pek çok iletişim aracının birbirlerine uyumlu biçimde Kitle İletişiminden Ağ Toplumuna çalışabilmesi, yakınsama kültürünün de temelini oluşturmaktadır. Özel ve kamusal alan arasındaki Uzun yıllar başarılı olan ve ekonomik ve toplumsal sınırların silikleştiği bu dijital dünyada mahremiyetin, etkileri açısından 20. yüzyılın en önemli gelişmeleri gizliliğin, suçun ve suçlunun tanımlarını da yeniden arasında sayılan Fordist üretim modeli, 1960’lara yapmak gerekmektedir. gelindiğinde verimli olmaktan uzaklaşmış ve yerini dünyanın farklı bölgelerine yayılan parçalı ve esnek Sosyal Ağlar, Sanal Cemaatler üretim modellerine bırakmıştır. Bu denli karmaşık bir Günümüzde bireylerin, toplumların ve kurumların yeni üretim sürecinin yönetilebilmesi, bilgi ve iletişim teknolojilerine olan gereksinimi de kaçınılmaz olarak medyayla ilişkileri kestirilemez ölçüde gelişmiştir. Pek artırmaktadır. Böylece, bilgi ve enformasyonu kontrol çok kurum ve kişi, hedef kitlelerine bu siteler üzerinden ulaşmakta ve diğer üyeler tarafından takip edilmektedir. edebilenler giderek güçlenmektedir. Hayali cemaatler kavramını, üyelerinin çoğu yüz yüze 20. yüzyılda ‘kitle kültürü’ anlayışının şekillendirdiği iletişim kurmayan ama birbirlerinin varlıklarından medya sektörü, 21. yüzyılın ilk yıllarında bu yeni haberdar olan dijital topluluklar oluşturmaktadır. toplumsal örgütlenmeye uyum göstermek zorunda Howard Rheingold’un ilk kez 1993 yılında kullandığı kalmıştır. Günümüzde bireylerin medyanın sadece sanal cemaatler kavramı, doğasına yakın özellikler tüketicisi değil, üreticisi de olabildikleri bir iletişim barındırırken bir yandan da tanımlarından uzaklaşan bir ortamından bahsedilmektedir. Ağ toplumunun kuruluşuna topluluk modelinin doğuşunu tanımlamaktadır. Birliktelik öncülük eden ve çok sayıda araştırmacı tarafından ve cemaat ruhunu yeniden güçlendirebilecekleri bir ortam bilgi/enformasyon çağı olarak adlandırılan Silikon Vadisi’nde ortaya çıkan gelişmeler, bilgi ve iletişim yaratmaktadır. Ancak bu durumda bireyin sosyal medyaya teknolojilerini dönüştürerek hızla dünyanın kalanını etkisi ve arkasındaki ekonomi-politik mekanizmalara gün geçtikçe daha bağımlı hale geldiği gerçeği göz ardı altına almıştır. edilmektedir. Enformasyonun ve enformasyon teknolojilerinin yaşamsal önem kazandığı, bilgisel, küresel ve ağlarla birbirine bağlı yeni bir toplumsal yapı kendini gösterir. Üretim/tüketim ilişkilerini dönüştüren bu yeni örgütlenme biçimi, bireysel, toplumsal, yerel, küresel ilişkilerin bir arada bulunduğu ağ toplumunun da temel mimari özelliğini oluşturur.
Etkileşimli Medya
Etkileşimlilik; dijital ağların ve yeni iletişim teknolojilerinin içeriğini ve sınırlarını yeniden tanımlar. Etkileşimli kitlesel iletişim, farklı coğrafyalardan bireylerin aynı içerikle buluşmasını ve geribildirimde bulunabilmelerini sağlayan, etkileşimin sınırlarını yeniden tanımlayan bu yeni iletişim ortamı, bireysel ve toplumsal iletişimin sınırlarının ağ’laşması anlamına gelmektedir. Yeni iletişim ortamı, geleneksel yayıncılığın da kalıplarını zorlamıştır. Böylece izleyicisine geniş bir içerik yelpazesi