ya da itaat etmesini istedikleri toplumun varlığını koruma, Siyaset Nedir? düzeni sağlama gibi tezler üzerinden iktidarlarını
İnsanın toplumsal bir varlık olması aynı zamanda bir arada meşrulaştırma eğilimindedirler. Meşrulaştırma ise, yaşamayı mümkün kılacak ortak kuralları ve karar alma iktidara itaat etmeyi normal ve olağan kılmak anlamına mekanizmalarını gerekli kılmıştır. Siyaset, en geniş gelir. Bir iktidar kendisini ne kadar çok meşrulaştırırsa o anlamıyla bu ortak kurallarla ve karar alma kadar az zor kullanma yoluna gidecektir. mekanizmalarıyla ilgilenen sosyal bilim dalıdır. Toplumlar sürekli bir değişim içerisinde olduğundan İktidar ile eş anlamlı olarak kullanılan devlet; belli bir siyaset, sürekli yenilenen ittifaklar yapma sanatıdır. coğrafya üzerinde iktidarı eline almış olan kurumsal Değişen siyasi güç dengeleri ve toplumsal şartlarla ilişkili yapıdır. Bölünemez ve devredilemez bir güç olma olarak söz konusu siyasi kuralların da güncellenmesi iddiasındaki devlet, bir kişiye değil hiyerarşik bir yapıya gerekir. Siyaset kurumuna duyulan ihtiyacın kaynakları; işaret eder. Egemen güç olan devlet, ortak kuralları herkese eşit bir biçimde uygulama sorumluluğundadır. • Cinsiyet, mizaç, alışkanlıklar, düşünceler, arzu ve Ulus-Devlet ve Küreselleşme ihtiyaçlar yönünden birbirinden farklı olan insanlar arasında toplumsal alanda doğabilecek Modern toplumlarda devlet kavramı yerine kullanılan güç çatışmalarının ya da eşitsizliklerin kurallar Ulus-devlet kavramı, dini ya da geleneksel meşrulaştırma üzerinden yok edilmesi ve toplumsal bir denge biçimlerinin modern toplumlarda etkisini yitirmesi ile kurulması ihtiyacı, Max Weber’in ortaya attığı, yasal/akılcı bürokrasiyi • Toplumda sınırlı olan kaynakların dengeli, adil merkeze alan devlet yapısını tanımlar. bir şekilde kullanılması ihtiyacıdır. Modern dünya ulus-devletlerden oluşmuşken küreselleşme Toplum halinde yaşayan insanlar kaynakların sınırlı ile birlikte bu devlet yapısının sona ereceği iddiaları olması nedeniyle maddi veya manevi değerler için yükselmiştir. Küreselleşme; mal, insan, sermaye ve birbirleriyle mücadele eden insanlardır. Siyaset felsefecisi fikirlerin dünya ölçeğinde yaygınlık kazanması ve çok Thomas Hobbes’un ‘insan insanın kurdudur’ sözü bu daha hızlı bir dolaşımla aktarılması anlamına gelmektedir. mücadeleyi anlatmaktadır. Bu mücadele ortamında insanın Dünyanın bir bölgesinde olan bir olayın diğerini de yeme, içme, barınma ve güvenlik gibi maddi; beğenilme, yakından etkilemesi anlamına gelir. Küreselleşme, Batılı takdir edilme gibi manevi talepleri herkesin uyması devletlerin Avrupa dışında kalan bölgelere ulaşma gereken ortak kurallarla dengelenir. Dolayısıyla siyaset çabalarıyla, 17. yüzyıldan itibaren hız kazanmış ve aynı zamanda toplumsal hayatın doğasında yatan insanın teknolojik gelişmelerle hızını arttırmıştır. çatışma olgusunu kontrol etme, düzenleme ve ehlileştirme Sermayenin dünya ölçeğindeki dolaşımı devletlerin fonksiyonunu da üstlenmiştir. Siyasetin ayrılmaz bir sermayeyi vergilendirme kapasitesini azaltmış ve ulus- parçası olan uzlaşma, toplumdaki farklılıkların ortadan devletlerin kaynak dağıtma yoluyla meşruiyet kaldırılmasından çok, ortak olan noktaların ön plana sağlamalarını yani refah devlet uygulamalarını alınması anlamına gelir. Bunun yanı sıra her toplumsal zorlaşmıştır. Refah devlet; bireylerin, yaşama, özgürlük ve kural siyasetle ilgili değildir. Ahlak, örf ve adetlere ilişkin mülkiyet haklarını korumakla birlikte, belli bir sosyo- kuralların ihlalinde devreye siyaset yerine toplumsal baskı ekonomik düzeyde yaşamalarını da amaçlayan devlet devreye girebilir. türüdür. Aristoteles’e göre, insanlar siyasal faaliyetlere katılarak düşünme, fikir yürütme, kendilerini ifade etme, başkalarını Siyasal İdeolojiler
etkileme gibi yetenekler kazanmaktadır. Keza insanın İdeoloji Kavramı kendi hayatını etkileyen konularda söz sahibi olması Siyasal ideoloji, bireylerin siyasal dünyayı yorumlama ve özgüveni arttıran ve insanın kendini değerli hissetmesine açıklamalarına yardım eden; daha iyi bir dünyanın nasıl yol açan bir faktördür. kurulacağını göstererek siyasal eylemi de içeren sistematik Siyaset Biliminin Temel Kavramları ve kendi içinde tutarlı düşünceler bütünüdür. Başka bir deyişle, doğruyu ve gerçeği temsil eden düşüncenin İktidar, Devlet, Egemenlik, Meşruiyet karşıtıdır. 1950’li yıllarda ideoloji kavramı totaliter devlet
İktidar kavramı, bir kimsenin kendi isteğini, bu talebe ile ilişkilendirilmiştir. Bu devletlerin sahip olduğu yönelik muhalefetin varlığına rağmen yaptırabilme totalitaryanizm anlayışı; farklılık ve çoğulculuğu gücüdür. Bu nedenle, iktidar ilişkisinin özünde zor reddederek gerçeği bildiğini iddia eden bir grubun kullanma tehdidinin yattığı söylenebilir. Her iktidar, önderliğinde toplumun her alanında söz sahibi olmayı kendisini meşru göstermek zorundadır. Meşruiyet, yapılan amaçlamaktadır.
eylemin veya uyulması istenen kuralın keyfi olmadığını, İdeolojilerin bir takım işlevleri bulunmaktadır. Birincisi, bağımsız bir dayanak noktasından hareket edildiğini insanların yaptığı işlere ve hayatlarına bir anlam getirirler. belirtir. Bu dayanak noktası, bazı toplumlarda dinsel Her bir insanın suç, adalet, eşitsizlik, yoksulluk gibi sosyal bazılarında ise hukuki olabilir. Geleneksel toplumlarda olgulara hangi pencereden baktığı sahip olduğu ideoloji ile liderler kendilerini dinsel /geleneksel temeller üzerinden
bağlantılıdır. İdeolojinin ikinci işlevi, insanın yaşamına ihlal edilmesi olmuştur. İşçi sınıfını temsil etme iddiası ile yüklediği anlama paralel olarak, toplumsal yaşama olan yola çıkılmış fakat zaman içerisinde komünist parti bakış açısını belirlemektedir. Başka bir deyişle ideolojiler mensuplarının ayrıcalıklı bir sınıf oluşturduğu, halkın ise insanın daha iyi bir toplumsal sistemin ne olması yoksullukta eşitlendiği baskıcı bir rejime dönüşmüştür. gerektiğine dair eleştirilerini, arayışlarını da Muhafazakârlık kapsamaktadır. Muhafazakârlık kavramı, insanların doğasındaki var olan Liberalizm durumu koruma eğiliminden ileri gelmektedir. Belirli bir Liberalizm “aydınlanma” düşüncesinin bir uzantısı olarak siyasi ideolojiye atıfta bulunmaktan çok, belirli bir insanın akıl ve bilim yoluyla doğa üzerinde ve kendi düşünceye sıkı sıkıya tutunma durumuna işaret eder. hayatında kontrol kurabileceğini iddia eder. Öne çıkardığı Fransız Devrimi ve onun arka planındaki Aydınlanma temel değer, birey ve bireyin özgürlüğüdür. Liberallere felsefesinin sorgulanması Avrupa’da muhafazakârlığın göre insanlar, renk, dil, din, soy gibi farklılıkları bir kenara ortaya çıkışını tetikleyen temel siyasal olgudur. bırakılarak sırf insan oldukları için belirli haklara sahip Muhafazakârlığın babası sayılan Edmund Burke’e göre olmalıdır. Diğerlerinin özgürlüğüne zarar vermediği insan, asla mükemmel olamayacak kusurlu bir yaratıktır. sürece bireyler herhangi bir özgürlük sınırlamasına tabi Bu nedenle, toplum da hiçbir zaman mükemmel ya da tutulamaz. Bu özgürlük anlayışına “negatif özgürlük” de kusursuz olmayacaktır. Muhafazakârlara göre toplumu denilir. liberalizm, sosyalism gibi soyut ideolojilerle veya aklın Liberalizme göre, bireysel özgürlüğe karşı en büyük tehdit bulduğu ilkelere göre şekillendirme girişimi, başarısızlıkla devlettir. Ancak bir bireyin diğer bireyler üzerinde baskı sonuçlanmaya mahkûmdur. kurmasını önlemek için devlete ihtiyaç vardır. Bu nedenle İnsan ahlak olarak bozulmaya meyilli bir varlık liberaller için devlet, “güçlü” fakat “sınırlı” işlevle; hayatı, olduğundan devlet sosyal düzenin sürdürülmesi adına hürriyeti ve mülkiyeti korumakla yükümlü, bir “gerekli mecburi bir gereksinimdir. Dolayısıyla liberallerden farklı şeytan”dır. Bunun dışında devletin bireylere her hangi bir olarak muhafazakârlar, siyasi otorite ve devleti çok doktrin aşılaması ya da hukuk kurallarını eşitsiz şekilde önemserler. Devlet, çoğu zaman mistik anlamlar da kullanması düşünülemez. Liberaller ekonomik alanda yüklenen bir otorite, güvenlik hissi veren bir karşılıklı çıkar kavramını benimserler ve mal ve mekanizmadır. hizmetlerin karşılıklı çıkarlar temelinde değiştirildiği serbest piyasa ekonomisini savunurlar. Liberaller için Milliyetçilik demokrasi, istenmeyen yöneticilerin şiddet unsuru Milliyetçilik liberalizm ya da sosyalizm gibi bireyi olmaksızın iş başından uzaklaştırılmasının bir yoludur. merkeze almak yerine millet ya da ulus kavramları Liberalizme yöneltilen eleştirilerin başında, bireylerin üzerinden şekillenmektedir. Milliyetçi ideolojiye göre, her sahip olmak istedikleri özgürlükleri elde etme noktasında millet kendi devletine sahip olmalı ve milleti temsil eden eşit olmadıkları gerçeğidir. bir kurum olarak devletin kimliği bu millî kimlikle örtüşmelidir. Sosyalizm İnsanlar arasındaki din, cinsiyet, statü, sosyo-ekonomik Tıpkı liberalizm gibi aydınlanma düşüncesinin bir ürünü yapı vb. noktalara dayanan hayati farklılıkları görmezden olan sosyalizm, hem özgürlüğün hem de eşitliğin gelerek, insanı sadece milli bir kimliğe indirgeme eğilimi, sağlanabildiği bir toplum düzeni kurmayı hedefler. Bu milliyetçiliği teorik tutarlılık açısından en sorunlu olan amaç için sosyo-ekonomik eşitlik, paylaşma, kardeşlik ve ideolojilerden biri haline getirmektedir. kolektif mülkiyet gibi değerleri öne çıkarır. Bu bakış açısından ötürü milliyetçilik, tarih boyunca da Karl Marx, sosyalizm düşüncesini sistemli bir yapı haline rahatlıkla dışlayıcı, otoriter ve genişlemeci bir eğilim içine getirmiştir. Marx, kapitalizmin eleştirisini yaparak, kolaylıkla girebilmiştir. Milliyetçilik, çoğul olan milletin kapitalizmin sebep olduğu krizlerin sonunda sosyalizmin ülkede azınlıkta olanlara yönelik baskıcı politikaları kurulmasının kaçınılmaz olduğunu ileri sürmüştür. Benzer desteklemekte ya da çatışmacı eğilimleri arttıran bir rol şekilde, Vladimir İlyiç Lenin de sosyalist devrimin üstlenmektedir. gelişmiş kapitalist ülkelerde gerçekleşeceğini savunmuştur. 1917 Ekim Devrimi ile iktidara gelen Lenin Sosyal Demokrasi ve arkadaşlarının ardından Doğu Avrupa ülkeleri ve Çin olmak üzere, dünyanın bir çok yerinde sosyalist rejim Sosyal demokrasi, gelişmiş kapitalist ülkelerde 19. yürürlüğe girmiştir. yüzyılda ortaya çıkan ve işçi sınıfının kapitalist düzeni devirmek yerine, kapitalist sistem içinde kalarak, Bu ülkelerde altyapı yatırımları gerçekleştirilmiş, belli demokratik mücadeleler yoluyla haklar elde etmesini iktisadi gelişmeler sağlanmış, okur yazarlık ile savunan bir ideolojidir. Bu düşüncenin temelindeyse kadın/erkek eşitliği gibi konularda olumlu gelişmeler barışçı ve parlâmenter yollardan sosyalizme geçme iddiası kaydedilmiştir. Diğer taraftan bu sosyalist pratiklerde yatar. eksik olan şey, insan hak ve hürriyetlerinin büyük ölçüde
Dünyanın en eski partilerinden Alman Sosyal Demokrat Radikal feministlere göre, erkek egemen düzeni sembolize Partisi veya İngiliz İşçi Partisinin geliştirdiği sosyal eden “patriyarki” (ataerkillik) insanlık tarihî ile paralel demokrat yaklaşımlar, devletin aktif olarak üretim olarak gelişmiştir. faaliyeti içinde yer almasını savunmuştur. Sosyal Çevrecilik demokratlar, sosyalizm ile kapitalizmin en iyi yönlerini birleştirmeyi; artan üretim ve zenginliğin piyasa Çoğu zaman “ekolojizm” ile eşanlamlı olarak kullanılan mekanizması tarafından değil de daha adil bir biçimde çevrecilik akımının temel iddiası, toplumsal-siyasal hayatı sosyal devlet tarafından paylaştırılması isteğini dile mümkün kılan doğanın, insanlar ve insanların çıkarcı, getirmiştirler. işgalci tutumları neticesinde zarar gördüğüdür. Ekolojizm dünyanın doğal dengesinin insan müdahalesiyle 1970’lerin iktisadi krizinin etkisiyle sosyalist sistemlere bozulduğu ve bunun böyle devam edemeyeceğini karşıt olarak, başta İngiltere ve ABD olmak üzere birçok vurgular. Bu düşünceye göre doğal dünyaya ve insan ülkede neo-liberal iktisadi politikalar uygulanmaya dışındaki diğer canlılara ve gelecek kuşaklara karşı başlanmıştır. Sosyalist ve liberal düşünceler arasında artan sorumluluklarımız vardır. İnsanın bütün dünyanın merkezi zıtlık çatışmasını ortadan kaldırmaya yönelik bir hamle, ve efendisi konumunda olduğu ve diğer doğal varlıkların İngiliz İşçi Partisi tarafından Tony Blair iktidarında ise insana hizmet etmek için var olduğu anlayışı reddedilip uygulanmıştır. Anthony Giddens’in geliştirdiği bir kavram ekosantrik ya da doğa-merkezli bir toplumsal siyasal olan “üçüncü yol” siyaseti, sosyal demokrat ideolojiyi örgütlenmeye gidilmedikçe sorunlar çözülmeyecektir. yeniden canlandırma çabalarının en önemli örneği Diğer yandan sürekli daha fazla tüketimi teşvik eden olmuştur. kapitalist iktisadi düzenin reddedilmesi ya da zararlı Faşizm yönleri kontrol altına alacak bir otorite geliştirilmesi de diğer çözümlerdir. Faşizm, belli bir ulus ya da ırkın üstünlüğünü vurgulayan ve devletin otoritesini öne çıkaran 20. yüzyıl ideolojisidir. Demokratik Rejimlerde Siyasal Kurumlar Faşizm kendisini liberalizm, demokrasi ve Aydınlanma (Devletin Örgütlenmesi), Devlet-Toplum İlişkileri düşüncesi gibi daha çok karşıtı olduğu değerler üzerinden ve Siyasal Hayat tanımlar. Bir ırkın diğerine karşı üstünlük kurmak adına Demokrasi Nedir? şiddet uygulamasını meşru kılar. Alman faşizmi, Yahudi aleyhtarlığını vurgulamış ve İtalyan faşizmi ise devlet Demokrasi modern devletlerin siyasi rejim biçimidir. kültüne dayalı olarak gelişmiştir. Her ikisinin de ortak Demokraside nihai siyasi karar alma yetkisi serbest noktası, sorgulanmayan üstün liderleri odak haline seçimlerle belirlenmekte ve siyasi iktidarın sınırları getirmeleridir. hukuki normlarla çizilmektedir. Bu yaklaşım “halkın halk tarafından halk için yönetimi” idealini ifade eden, Diğer yandan faşist düşünce, topluma nüfuz etmek ve kitle Cumhuriyetçi anlayıştan farklı olarak, halkın, halkın kendi temeli yaratmak amacıyla propaganda ve ajitasyon seçtiği temsilciler tarafından idare edilmesi anlamına kullanır; büyük ve gösterişli mitingler, protestolar, gelmektedir. Modern dünyada nüfusu gün geçtikçe yürüyüşler düzenler. Bu propagandaların temeli, genellikle kalabalıklaşan toplumlarda demokrasi, özgürlükleri insanın doğasındaki korkuları kışkırtarak kitleleri harekete korumak adına işlerliği olan en iyi sistemdir. geçirmeye dayalıdır. Demokrasiler, toplumlardaki çatışma veya farklılıkları Feminizm ortadan kaldırma iddiasında değildir. Sadece bu farklılık Feminizm, günümüz siyasal ve sosyal düzeninin erkeğin ve çatışmalara rağmen bir arada yaşama kültürünü lehine kadının aleyhine işlediği düşüncesinden yola çıkar. geliştirmeyi, belli kurallar çerçevesinde düzenlemeyi Gelişmiş ülkelerde bile nüfusun yarısını oluşturan kadınlar hedefler. Demokrasi, sorunlarla bir arada yaşamanın ya da zenginliğin ancak ufak bir kısmını kontrol etmektedir. onları yönetilebilir ve katlanılabilir hâle getirmenin en Büyük şirketlerde, siyasette ve akademik dünyada, üst önemli yollarından biridir. Bu anlamda bireyler hak ve pozisyonlarda yer alan kadınların sayısının düşüklüğü hürriyetlerini devlete karşı koruyabildikleri, kamusal dikkat çekmektedir. kararlarda söz sahip olabildikleri ve kamusal gücü kullananlardan hesap sorabildikleri ölçüde “yüksek İlk dalga feminizmi ya da liberal feminizm de denilen kaliteli” demokrasi içerisinde yaşamış olurlar. Bunların az eğilimde kadınların kanun önünde eşit olması, özellikle de olduğu toplumlarda ise “düşük kaliteli” demokrasi erkeklerle eşit seçme ve seçilme ve miras haklarına sahip hakimdir. olmaları öne çıkmıştır. 1960’lardan sonra gelen ikinci dalga feminizminde ise, kanun önünde eşitlik yeterli Seçimler ve Yasama Organı değildi. Onlara göre, kapitalist sistem ortadan Demokratik rejimin olmazsa olmazı olan seçimlerle halk, kaldırılmadan bu sorunların düzelmesi imkânsızdır. kendini temsil edecek kişileri seçer. Modern dünyada oy Radikal feministler ise “toplumsal cinsiyet” kavramına verme yaşının 18 yaş üstü olması şartı dışında, seçme önem vermiş ve kadınlık ya da erkeklik gibi rollerin erkek hakkının kullanılması ırk, dil, cinsiyet, mülkiyet, vb. gibi egemen bir düşünceyle üretildiğinin altını çizmişlerdir. değerler üzerinden sınırlandırılmamaktadır. Yüksek
kalitedeki demokratik sistemlerde temsilciler ile seçenler geldikten sonra da bu siyasi paketi uygulamaya çalışırlar. arasındaki ilişki hükmeden bir ilişkiden çok seçmenlerin Eğer iktidara gelebilmek için üç ya da daha fazla partinin taleplerini dikkate alan bir anlayışla gerçekleştirilir. işbirliği yapması gerekiyorsa çok partili sistemden söz Kullanılan oyların parlâmentoya nasıl yansıyacağı ise etmek mümkün olacaktır. Bu tür koalisyonları zorunlu seçim sistemleriyle belirlenir. kılan bu sistemlere ılımlı siyasal sistemler denir.
Halkın seçtiği temsilcilerden oluşan parlâmento nispi Baskı Grupları ve Sivil Toplum Kuruluşları temsil sistemi ile millet egemenliğinin odak noktasıdır. Baskı grupları belli kesim ya da grupların taleplerini Parlâmenter sistemlerde, başbakan ve bakanlar kurulu siyasal alana taşımayı amaçlayan genellikle sınırlı üye parlâmento üyeleri arasından seçilir ve parlâmentonun sayısına sahip örgütlerden oluşan siyasi aktörlerdir. Siyasi, güvenini sağladıkları sürece iktidarda kalabilirler. Bu ekonomik ve kültürel çıkarları bünyelerinde barındıran sistemde parlâmento güvensizlik oyu verirse herhangi bir toplumlarda bu farklı çıkarların temsil edilmesi adına işlev hükümeti iktidardan düşürebilir. Başkanın, yasama görürler. İşçi ve işveren örgütlerinin baskı gruplarına bir organından ayrı olarak seçildiği başkanlık sisteminde ise örnek olarak verilmesi mümkündür. Günümüz siyasi yasama organı yürütme organını güvensizlik oyu ile literatüründe ise baskı grupları yerine sivil toplum düşüremez. Başkanlık sistemi ile parlâmenter sistem kuruluşları kavramı giderek daha da yaygınlaşmaktadır. arasındaki temel fark budur. Devletten bağımsız olarak kamusal alanı etkilemek Yürütme Organı ve Bürokrasi amacıyla oluşturulmuş ve gönüllülük esasına dayalı örgütlenmeler olan sivil toplum kuruluşları toplumun Yürütme, yasaların ve alınan kararların hayata vazgeçilmez bir unsurudur. geçirilmesinden sorumlu olan devlet organıdır; parlâmenter sistemlerde yürütme organı, bakanlar ve Baskı grupları ya da sivil toplum kuruluşlarının siyasal başbakandan oluşan hükümetteki temsilcilerden oluşur. partiler tarafından yeterince temsil edil(e)meyen çıkarların Buna kısaca kabine de denir. Teorik olarak yürütme siyasal sistemin merkezine taşınması potansiyelini organı, yasama tarafından yapılan yasaların uygulanmasını ellerinde bulundurmaları da demokratik yapıda önemlidir. gözetmekle sorumludur. Bu işleyişte, özellikle tek başına Kamuoyu ve Medya iktidar olabilecek kadar bir çoğunluğa sahip olan partilerin, yasama organına hakim olması mümkündür. Tartışmalı bir kavram olan ‘kamuoyu’nun kelime anlamı ‘halkın kanaatleri’dir. Kamuoyu, daha çok örgütlü ve Başkanlık sisteminde ise belli bir süre için seçilen sesini duyurabilen kesimlerin oluşturdukları ve diğerlerine başkanın bu görevde kalmak için meclisin onayına ihtiyacı benimsetmeye hedefledikleri fikirler bütünü olarak yoktur. Ancak yasa yapımı ve yüksek bürokratların görülebilir. Bu anlamda baskı grupları, medya, siyasetçiler atanmaları sürecinde başkan meclisin desteğine ihtiyaç ve hatta bürokratlar önemli olduğunu düşündükleri duyar. Piramide benzeyen bu yapıda başkan yürütmenin meselelerde “kamuoyu” oluşturma çabası içindedirler. asli unsurudur. Hükümetler, milyonlarca insanın benzer fikirde olmasının Geniş anlamda yürütme denildiğinde sadece hükümet, mümkün olmadığı gerçeğinden hareketle kamuoyundan kabine ya da başkan değil, bürokrasi kavramı ortaya çıkar. yükselen seslerin, çoğunluğun iradesini İç ve dış güvenlikten sorumlu olan ordu ve polis teşkilatı yansıtmayabileceği ihtimaliyle hareket ederler. Bu nedenle vergi toplamadan sorumlu maliye teşkilatı ve yargı kamuoyu kararların alınmasında fazla etkili olmasa bile teşkilatı bürokrasinin temelini oluşturur. Bürokrasi tüm bu hükümetlerin neleri yapamayacaklarının belirlenmesinde konularda alınan kararları hayata geçirir. Bürokrasinin etkilidir. denetim ve kontrolünün çok zor olduğu, bürokrasinin belirlenen politikaları uygulamak yerine beğenmedikleri proje ve programların hayata geçirilmesi sırasında, eksik bilgi verme, hukuki engel yaratma, işi uzatma gibi yollarla işleyişe sekte vurabilmelerine dair eleştiriler sıklıkla dile getirilmektedir.
Siyasi Partiler ve Parti Sistemleri
Devlet ile toplum arasındaki temel bağlantı noktalarından biri olan siyasi partiler halkın oylarını alarak iktidara gelme amacıyla örgütlenmiş, genellikle belli bir ideolojik çatı altında birleşen örgütlerdir. Siyasi partiler, toplumun bütün kesimleriyle sürekli bir biçimde etkileşim içindedirler. Toplumsal talepleri dikkate alan partiler bunları siyasi bir paket haline getirerek seçmenlerin karşısına çıkarlar. İktidara geldiklerinde devletin en üst karar alma mevkilerine yerleşmiş olurlar. İktidara