Dinin Diğer Toplumsal Kurumlarla İlişkisi Giriş Din, yaşanılan toplumu etkisi altına alan, kilise, cemaat, İnsan, tanımından da anlaşılabileceği gibi, başka tapınak ve yapılan ritüel bakımından dünyanın her yerinde insanların varlığıyla anlam kazanan ve insan olan bir farklılık gösteren sosyal bir olgudur. Her dinin kendine ait varlıktır. Toplumsal kurumlar, insan toplumsallığının bir tanımı vardır. Bu tanımlar, bir dinin diğer dinlerden kendileriyle tezahür ettiği ve hiçbir toplumda eksikliği nasıl ayırt edildiğini görmek açısından önemlidir. görülmeyen toplumun varoluş dayanağını oluşturan davranış örüntüleridir. Dinde böyle bir kurumdur. Din Dinin Sosyolojik Tanımı kurumları toplumda var olan diğer kurumlarla da ilişki
Din, her toplumda farklılık gösteren ve dolayısıyla içerisindedir.
çeşitliliğe sahip bir olgudur. Her dinin kendine özgü bir Din ve Siyaset İlişkisi hakikat iddiası ve “doğru din” tanımı vardır. Bu tanımlar, sosyolojik açıdan bir veri olsa da dinin sosyolojik tanımı Siyasal düzeyi olmayan hiçbir toplum yoktur. açısından yetersizdir. Toplumlarda siyaset ve din yolu çakışır. Dinin devlet yapısı ve siyasi açıdan söz sahibi olduğu toplumlarda Sosyolojik düşünmek ve dinsel düşünmek birbirinden teokratik rejimler etkilidir. Günlük hayatın ve siyasal farklıdır. Din sosyolojisi, dinsel davranışların ne olduğunu düzenin dinin etkisinden arındırılmasına ise ve bir toplumun ekonomik, siyasi, ailevi, eğitimsel ve “sekülerleşme” adı verilmektedir. Din toplumları sosyal tabakalaşma örüntülerine nasıl bir etkisi olduğunu, birleştirici bir işlevselliğe sahip olsa da farklı dinlerle toplumun genel şekillenmesine, meşruiyet düzenlerinin çatışma halindedir ve bu durumda siyasi çatışmaların oluşumuna nasıl bir katkıda bulunduğunu inceler. Din önemli bir unsurudur. Bu çatışmalardan dolayı din ve konusunda, yüzyıllardır sosyologlar ve antropologların bir devlet ilişkilerini düzenleyen laiklik ilkesi ortaya tanıma ulaşma çabasının olduğu görülmektedir. çıkmıştır.
Kutsal ve Din Dışı Din ve Aile İlişkisi
Bir toplum ne kadar ilerlemişse o kadar karmaşıklaşmıştır. Doğal bir birlik olan aile kurumu ile din kurumu karşılıklı Bu bağlamda, kutsal ve din dışı ayrımları da o ölçüde bu olarak birbirlerinden etkilenmektedir. Dinin ahlaki karmaşıklıktan etkilenmiştir. Toplumlar sembolleştirdiği söylemi, aile bütünlüğünü koruma açısından toplumda kutsallar üzerinde kendi sınırlarını oluşturur ve kendini oldukça etkili olmuştur. Mustafa Aydın’ın bu konuda iki başka toplumlardan ayırırlar. Bu ayrıştırma, topluluk görüşü bulunmaktadır: duygusunu ortaya çıkarır. Kutsallaştırma sadece bilinen dinlerde söz konusu değildir. En ilkel dinlerden başlayarak a. Yüksek tipli dinler, aileye etki ederek onu yeni bütün dinler belli sembolleri ve nesneleri kutsallaştırma baştan şekillendirmiştir. yoluna gitmişlerdir. b. Din, diğer kurumların etkisi ve belirleyiciliğinde olduğu kadar, aile tarafından da Cemaat veya Tek Bir Ahlaki Toplulukta Birleştiren şekillendirilmiştir. İnançlar Bütünlüğü Din ve Ekonomi İlişkisi Dinin en büyük işlevlerinden birisi, kendisine bağlı olan bireylerin ortak bir inanç için bir araya gelmeleridir. Din; Toplumların üretim, tüketim ve paylaşım ilişkilerini ortaya ortak paylaşım, anlayış ve bir algı sistemi oluşturur. koyan ekonomi kurumu ile din kurumu arasında büyük bir Fenomenoloji ve etnometodoloji gibi yaklaşımlar, bütün ilişki vardır. Din ve ekonomi birbiriyle bağlantılıdır ve bu toplumların ancak ortak algılar sistemi ile var durumdan dolayı din, insanların ekonomik davranışlarını olabileceğini vurgular. İnanç paylaşımının sonucu ise belirler. Marx’ın yaklaşımına göre de din egemen cemaatleşmedir. Dinin sosyolojik olarak görünürlüğü sınıfların hizmetinde bir üst yapı kurumudur.
açısından cemaat boyutu önemlidir. Cemaat olgusunun, Din ve Eğitim İlişkisi dini inanç paylaşımlarının toplumsal sonucu olarak ortaya çıktığı söylenebilir. Tarihte bilinen dinler sahip oldukları davranışları, anlayışları vb. tavırları gelecek nesillere aktarmayı Din ve Toplum İlişkisi önemserler. Bu da belirli bir eğitim örüntüsü sayesinde İnsanların nasıl bir toplum haline geldiği sosyologlar gerçekleşir. Dinlerin var olması ve süreklilik göstermesi tarafından tartışılan konulardandır. Yüzyıllar boyunca, güçlü bir eğitim mekanizması ile sağlanabilir. Bu nedenle, insanların küçük veya büyük topluluklar halinde eğitimle din arasında ilişki bulunmaktadır.
yaşamalarının nedeninin ne olduğu bulunamamıştır. Din Sosyolojisi İnsanların toplum içinde yaşamaya başlamaları, bu başlangıcı tetikleyen durumun ne olduğu ve bu kararın hiç Din Sosyolojisinin Ortaya Çıkışı
bozulmadan günümüze kadar devamlılık göstermesi Sosyoloji ve din sosyolojisi hemen hemen aynı merak uyandıran bir soru olarak kalmıştır. Bu durum, zamanlarda ortaya çıkmıştır. insanın ulaşılabilen en eski tarihinde bile tartışmasız bir şekilde toplumsal bir varlık olduğunu göstermektedir.
Batı’da Hristiyanlığın veya Yahudiliğin başka dinlere olan aktarılmasında oynadığı rol ve sürekliliğini sağlayabilmek ilgisi zayıf kalmıştır. İslam dünyasında, Hristiyanlığın için içerdiği eğitim boyutu din sosyolojisinin önemli diğer dinlere ve inançlara bakış açısını gösteren çok eski konularındandır. İncelediği dinin doğruluğu veya yazınlar vardır. İslam bilginlerinden Şeyhristani’nin ve İbn yanlışlığı hakkında bir yargıda bulunmaz. Amacı, belli Hazm’ın eserleri en önemli öncü metinlerdendir. 18.yy’da dinsel anlayışlar ile belli sosyal gelişmeler arasında nasıl ise David Hume’un dinin doğası üzerine olan kitabı din bir ilişki olduğunu bulmaya çalışmaktır. Dini sosyoloji ise sosyolojisi tarihi açısından başlangıç metinlerden biri sosyolojiyi, dinin veya belli bir dinin perspektifinden ele sayılabilir. almaktır. Dinin nasıl bir toplum yapısı önerdiğine ve kurumlar arasındaki ilişkilerin nasıl olması gerektiğine 19.yy.’da gelişen sosyoloji disiplini içinde dinde özel bir dair tespitlerden ziyade önerileri temellendirmeye yer tutar. Sanayileşmenin etkisiyle toplumda inanılmaz bir çalışmaktadır. değişim süreci yaşanmış ve sekülerleşmenin de etkisiyle din önem kaybetmiştir. Bu dönemde dinin yavaş yavaş Dinin Sosyolojik İncelemesi: Metodoloji Tartışması etkisinin yok olacağı ve zamanla tamamen ortadan Metodoloji, bir şeyin aslına uygun olan bilgiyi elde kalkacağı düşünülmüştür. etmenin yolunu ifade eder. Sosyolojik metodolojide, dinin Üç hal yasası kurgusuna göre Auguste Comte, dini toplumdaki etkilerini insanlar için anlamını gerçeğe en teolojik dediği birinci hale ait görüyordu. İkinci halde ise, yakın şekilde çözümlemek hedeflenir. Dini incelerken, bir zayıf kalan dinin gelecekte tamamen yok olacağını din cemaatinin referans aldığı metinleri incelemek sıkça öngörüyordu. Bu düşünceye paralel olarak Marx, Hegel, başvurulan yollardandır. Dinin sosyolojik incelemesi Feuerbach’da bu konuda görüşlerini anlatan eserler ortaya yapılırken asıl olan, o dinin belli bir dönemde, belli koymuşlardır. insanlar tarafından nasıl anlaşılıp o anlama şeklinden nasıl bir pratik ortaya çıktığıdır. Dinin Kökenine Dair Sosyolojik Yaklaşımlar Bir Sosyal Aktör Olarak Din ve Dini İnançlar Din sosyolojisinin temel referansları sayılan isimler, sosyolojik olarak hiçbir zaman tam olarak bilinemeyen Sosyoloji, insanların birbiriyle etkileşimlerini, bu “Din nasıl ortaya çıktı?” gibi soruların peşinden etkileşimler sonucunda ortaya çıkardıkları sosyal olay ve gitmişlerdir. Fakat, soru sormaya başladıklarında bu olguları ele alır. Bir insanın davranışının sosyal soruları bilimsel olarak temellendirme sorunu ile sayılabilmesi için başka birinin davranışına yönelmesi ve karşılaşmışlardır. Comte’a göre; din olgusu insanlar başka insanlarla bir etkileşim içinde olması gereklidir. Bu tarafından uydurulmuş ve insanlar doğa olaylarını bağlamda, bireyin tek başına yaptığı duanın sosyolojik bir açıklayamadıklarından “ tanrı” düşüncesi ortaya çıkmıştır. durum olmadığı düşünülebilir. Ancak, insanların Comte, gelecekte bilim bu doğa olaylarını dualarındaki ortak anlayışın bir dünya kurmak olduğu açıklayacağında, din olgusunun ortadan kalkacağı düşünülerek, topluca yapılan duaların dünyanın görüşündedir. Benzer şekilde, Ludwig Feuerbach’e göre algılanması ve inşasında önemli bir etkisi olduğu de din uydurmadır ve “tanrı” düşüncesi de ihtiyaçtan söylenebilir. dolayı ortaya atılmıştır. Feuerbach’in tanrı düşüncesine Sosyolojik anlamda farklı Allah düşünceleri insanlar getirdiği antropolojik yaklaşım teoloji tarihinde oldukça üzerinde farklı etkilerde bulunmaktadır. Bu bağlamda, önemsenmiştir. Marx ise, dinin bir üst yapı kurumu olarak farklı inanç şekilleri ortaya çıkmaktadır. İnsanlar bu insanlarca yaratılmış bir olgu olduğunu savunmuştur. inançlardan birini benimseyerek toplumda aktif rol Marx, dinin kökenine dair kesin konuşurken dinin oynamaya başlarlar. sosyolojik işlevine dair yer yer aşırı ekonomik indirgemeci yaklaşım benimsemiştir. Emile Durkheim de dinin kökeni Klasik Sosyoloji Teorilerinde Din ile ilgili cesur yaklaşımlarda bulunmuştur. Onun Düşünürlerin din hakkındaki görüşleri dinin kökenini varsayımları şu şekilde sıralanabilir: açıklamaktan ibaret olmamıştır. Dinin toplumsal hayatta
• Dinin en ilkel toplumlarda bulunan temel bir oynadığı role dair her biri kendine özgü teoriler ortaya şekli vardır ve bugünkü ilkel kabilelerde de aynı koymuşlardır.
şekildedir. Auguste Comte: Bir Hurafe Olarak Dinden Evrensel • Din basitten karmaşığa, çok tanrıcılıktan tek Bilim Dinine tanrıcılığa doğru bir evrim geçirmiştir. • Din insanlarca toplumsal işlevleri yerine Comte, din olgusunu ilkel zamanlarda yaşanan bir getirmek üzere uydurulmuştur. cehalete bağlamış ve gelecekte, yaşanan bilimsel gelişmelerle aşılacak bir evre olarak görmüştür. Fakat Din Sosyolojisi ve Dini Sosyoloji Farkı kendisi de bilimsel dönemlere özgü bir din inşa etme
Din sosyolojisi, dinin toplumsal kurum olarak toplumdaki yoluna gitmiştir. Aslında dinin uydurma olduğunu savunsa rolünü ve etkisini incelemeye çalışan bir bilim dalıdır. da aynı zamanda toplum için işlevsel yönleri olan bir Görevi, din olgusunun diğer sosyolojik kurumlarla olan gereklilik olduğunu da kabul etmiştir.
etkileşimlerini incelemektir. Dinin yeni nesillere
Karl Marx: Bir Yanlış Bilinç ve Kalpsiz Bir Dünyanın Kalbi Olarak Din
Marx, dinin bireysel değil toplumsal bir ürün olduğunu ve bu ürünün de yanlış ve aldatıcı bir dünya oluşturduğunu savunur. Dini, gerçekliğin ürettiği bir yansıma olarak görmüştür. Dine hem bir üst yapı kurumu olarak hem de ideoloji olarak yaklaşmıştır. Her iki yaklaşımda dinin bir insan kuruntusu olduğunda ısrar etmiştir.
Emile Durkheim: Toplumsal Yapıştırıcı Olarak Din
Yapısalcı- işlevselci düşüncenin en önemli ismi sayılan Durkheim, dini, toplumsal bütünlüğün sağlanmasında ve sürdürülmesinde en güçlü yapıştırıcı olarak görmüş ve bu işlevinin sürdürülmesine olumlu bakmıştır. Durkheim, toplumu bir organizma olarak düşünmüş ve her toplumsal kurum veya birimin bu yapıda bir işlevi yerine getirdiğini belirtmiştir.
Max Weber: Anlamlı Sosyal Eylem ve Motivasyon Olarak Din
Yorumlamacı sosyolojinin en önemli ismi olan Weber’in dine yaklaşımı sosyal eylem tanımı ile ilgilidir. Weber, sosyolojinin başlıca rolünün, sosyal eylemin yorumlanması ve anlaşılması olduğunu söylemiştir. Ona göre sosyal eylem anlamlı eylemden ibarettir. İnsan, bütün eylemlerini o eyleme anlam yükleyerek yapan bir varlıktır. Weber’in birinci önceliği eylemin aktörünü “anlamak” tır. Bugün yapılan çoğu din sosyolojisi araştırmalarında Weber’in çalışmaları temel alınmaktadır.