konularda, yani değişmenin yönü ve içeriği konusunda Toplumsal Değişme birbirinden farklı iddialara sahiptirler.
Toplumsal değişme, toplumun yapısında ve işleyişinde meydana gelen büyük çaplı dönüşümlerdir. Toplumsal Evrimciler ve İşlevselciler: Spencer, Comte, Durkheim, açıdan “gelişme” ya da “ilerleme” kavramı, toplumun Tönnies, Parsons, Modernleşme Okulu: Evrimci şimdi olduğundan daha iyi bir noktaya, duruma ya da yaklaşıma göre toplumsal değişme evrensel, doğal, amaca doğru hareket ettiğini ifade eder. Tek başına sürekli, doğrusal, aşamalı bir süreçtir.
toplumsal değişme kavramı değişmenin yönünü ya da Auguste Comte’a göre biyolojik organizmalar nasıl hızını belirtmez, olumlu veya olumsuz bir değere sahip organlarına indirgenmiyorsa toplumun da kendisini değildir, olgusaldır. Toplumsal değişmenin nedenleri oluşturan parçalara indirgenmeden bir bütün olarak ele maddi ve manevi kültürün değişmesi, doğal afetler, alınmalıdır. Comte’a göre toplumsal evrimin her aşaması nüfusun büyüklüğünün ve kompozisyonunun değişmesi ve kendinden önceki aşamadan çıkar, teolojik dönemin son savaşlar, krizler ve çatışmalar olarak sıralanabilir. aşaması olan tektanrıcılık, evrimin bir sonraki aşaması
Kültürel Nedenler: Kültürel değişme değerlerin, normların olan metafizik aşamaya yol açmıştır.
ve bütün olarak kültürün dönüşümünü ifade eder. Herbert Spencer, Comte gibi toplumu bir organizmaya Kültürün maddi ve manevi kültür olmak üzere iki boyutu benzetir ve bütün insanlığın evrimini açıklamaya çalışır. vardır. Maddi kültür teknolojiden ve üretilen ürünlerden Biyolojik organizmalarla toplumsal organizmaların oluşurken manevi kültür inançlardan, değerlerden, (toplumların) örgütlenme biçimleri aynıdır, sadece normlardan ve sembollerden oluştur. Maddi kültür manevi arasında bazı temel farklılıklar vardır. kültürden daha hızlı değişir. Spencer’a göre toplumsal evrim süreci doğal haline Kültürel değişme keşiflerle, icatlarla ya da kültürel bırakılırsa insanlık önceki nesillerden aldığı özellikleri yayılmayla gerçekleşebilir. Keşif ve icatlar maddi kültürün geliştirecek ve fiziksel ve zihinsel mükemmelliğe değişmesine neden olan etkenlerdir, bu nedenle ulaşacaktır. Doğal seleksiyon sürecinde nasıl güçlü olan “teknolojik nedenler” olarak da adlandırılırlar. Bir organizmalar hayatta kalıyor ve evrimlerine devam toplumdaki düşünce ve ürünlerin ticaret, göç ve kitle ediyorlarsa Spencer’a göre toplumda da güçlü olanlar iletişimi gibi araçlarla diğer toplumlar yayılması kültürel hayatta kalmalı, zayıf olanlar elenmelidir. yayılma olarak adlandırılır. Emile Durkheim, toplumları karmaşıklık derecelerine Doğal Nedenler: Fiziksel Çevredeki değişimler ilk göre sınıflandırmış, toplumların basitten karmaşığa doğru insanlardan bu yana toplumsal değişmenin en önemli bir evrim içinde olduklarını, bu değişimin temelinde nedenlerinden biri olmuştur. işbölümü olgusunun yer aldığını ve değişimin nedeninin
Demografik Nedenler: Toplumsal değişme, demografik de nüfus yoğunluğunun artması olduğunu savunmuştur. nedenlerle de meydana gelir. Nüfusun büyüklüğünde ve Durkheim’a göre toplumsal değişmenin iki aşaması vardır, kompozisyonunda meydana gelen değişmeler toplumsal bunlar mekanik dayanışmaya dayalı toplumlar ve organik değişmenin nedenleri arasındadır. dayanışmaya dayalı toplumlardır. Mekanik dayanışmanın olduğu toplumlar sanayi öncesi, homojen ve basit Sosyal Nedenler: Toplumsal değişmeye neden olan sosyal toplumlardır, bu toplumlarda herkes benzer işleri yapar, nedenler savaşlar, ideolojik nedenler, planlı politik farklılaşma ve uzmanlaşma yoktur, herkes birbirini ikame değişmeler, ekonomik veya politik krizler vb. şeklinde edebilir. sıralanabilir. Örneğin, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılması büyük ölçekli toplumsal değişmelere Nüfusun artmasına bağlı olarak toplumsal işbölümü neden olmuştur. gelişip uzmanlaşma arttıkça bireyler arasındaki farklılıklar da artar, yeni meslekler ve uzmanlıklar ortaya çıkar. Artık Toplumsal değişmenin bazı genel özellikleri şunlardır: insanlar yaşamlarını sürdürebilmek için diğer insanlara
ekonomik olarak bağımlı hale gelirler, birbirlerini ikame • Evrensel bir olgudur ve kaçınılmazdır. edemezler. Dolayısıyla organik dayanışmaya dayalı • Süreklidir. toplumlarda artık toplumsal dayanışmanın temeli • Çoğunlukla plansızdır. benzerlikler değil, farklılıklardır. • Sonuçları önceden tahmin edilemez. • Genellikle muhalefet ve çatışma yaratır. Durkheim’a göre toplumsal değişme toplumsal evrimle • Zincirleme tepkimeler yaratabilir. gerçekleşir, toplumlar mekanik dayanışmaya dayalı toplumlardan organik dayanışmaya doğru toplumlara Sosyolojik Perspektiflerde Toplumsal doğru evrilirler ve evrimin temelinde işbölümü olgusu yer Değişme Anlayışı alır.
Toplumsal değişme konusunda sosyolojik yaklaşımlar Ferdinand Tönnies, toplumların birincil ilişkiler etrafında toplumsal değişmenin evrimsel mi yoksa devrimsel mi örgütlenen kırsal tarım toplumlarından ikincil ilişkiler ve olacağı, değişmenin nasıl gerçekleşeceği ve muhtemel ulus devletler etrafından örgütlenen endüstriyel kent sonuçlarının olumlu mu olumsuz mu değerlendirildiği gibi toplumlarına doğru bir evrim geçirdiğini savunur. Tönnies
SOS101U-SOSYOLOJİYE GİRİŞ
Ünite 3: Toplumsal Değişme ve Küreselleşme
endüstrileşme ve kentleşme sürecinde yaşanan toplumsal değişimi açıklamak için cemaat/cemiyet kavramlarını kullanır.
Tönnies’e göre cemaatlerin zayıflayıp yerini cemiyetlere bırakması olumsuz bir durumdur. Endüstrileşmenin cemaatleri ortadan kaldırarak uygarlığın asıl temelini yıktığını düşünen Tönnies, endüstri toplumundan sonraki aşamada cemaatlerin yeniden güçleneceğini savunur.
Talcott Parsons, toplumsal değişmeyi aktörlerin içselleştirdiği değerlerin değişmesi olarak görür. Değerler ve inançlar, kültürel faktörler nedeniyle sürekli bir rasyonelleşme ve gelenekselleşme döngüsü içine girer ve sosyal sistemi bu şekilde değiştirirler.
Toplumlar evrilirken önce toplumların alt sistemleri yeni ihtiyaçlara sistemler oluşturacak şekilde farklılaşır, ardından daha çok sayıda birey sisteme dahil olarak uyum sağlar. Farklılaşma ve uyum yeteneğinin artmasıyla birlikte yani sosyal yapılar ve işlevler değiştikçe toplumun değer sistemi de değişir, yeni değerler kapsanır ve genelleştirilir. Parsons toplumsal değişmedeki üç temel aşamayı ilkel, orta ve modern toplumlar olmak üzere ayırır.
Modernleşme Okulu, bir bütün olarak geleneksel toplumların modern toplumlar kadar gelişmediğini, bu azgelişmişliğin genellikle bu toplumların kültürü gibi içsel faktörlerden kaynaklandığını, bu azgelişmişlikten kurtulmaları için gelişmiş Batı ülkeleriyle daha çok bağlantı kurmaları gerektiğini ve bu bağlantıların azgelişmiş ülkeler için yararlı olacağını savunan kuramlardan oluşur.
Modernleşme okulu içindeki kuramcılardan Walt W.Rostow’a göre ise gelişmiş ülkelerin tarihsel ekonomik performanslarını inceleyerek ekonomik büyümenin beş aşamasını tanımlamıştır:
• Geleneksel toplum • Kalkış için ön koşullarının oluşması • Kalkış • Olgunluğa erişme • Kitlesel tüketim
Genel olarak Batı tarzı modernleşmeyi üstün gören bir bakış açısına dayanan bu model pek çok azgelişmiş ülke tarafından uygulanmıştır, ama hiçbir aşama tam olarak modeldeki gibi uygulanamamıştır. Az sayıdaki üçüncü dünya ülkesi sermayelerini hareketlendirmeyi başarabilmiş, çoğu ise uluslararası piyasalara ve uluslararası finans kuruluşlarına ağır şekilde borçlanmıştır.
Evrimci yaklaşıma yönelik eleştirileri beş temel noktada özetlemek mümkündür. İlki, yayılma veya politik değişme gibi dış etkenlerin rolünü görmezden gelmeleri ve toplumsal değişmeyi sadece toplumların kendi içinde meydana gelen evrimle açıklamalarıdır. İkinci eleştiri toplumsal denge ve uyum kavramını fazla merkeze almaları ve çatışmayı görmezden gelmelerine yöneliktir.
Üçüncü olarak evrim sürecini ilerleme ve gelişmeyle eşanlamı kabul etmekle ve toplumsal değişmeyi tamamen olumlu bir süreç olarak değerlendirmekle eleştirilmişlerdir. Dördüncü eleştiri insanların toplumsal değişme sürecindeki etkilerini göz ardı ettikleri, bireyleri değişim yaratma kapasitesine sahip özneler olarak değil, pasif alıcılar olarak gördükleri yönündedir.
Çatışmacılar: Marx, Dahrendorf, Bağımlılık Okulu, Dünya Sistemi Teorisi: Çatışmacı yaklaşım kısmen Yapısal-İşlevselciliğe bir eleştiri olarak doğmuş olan, kısmen de Marx’ın, Weber’in ve Simmel’in düşüncelerine dayanan bir yaklaşımdır.
Karl Marx, toplumu tarihsel materyalist bir şekilde kavrar, bu da toplumda maddi yaşamın ve maddi varlığın bilinç tarafından belirlenmediği, aksine bilinci ve ideolojik yaşamı maddi yaşamın belirlediği görüşüdür. Üretim biçimi temel olarak iki ögeden oluşur. Bunlar üretim güçleri ve üretim ilişkileridir.
Üretim güçleri ve üretim ilişkilerinin birliğinden oluşan ve ekonomik yapıyı belirleyen üretim biçimi bir temeldir, altyapıdır. Bu altyapının üzerinde hukuk, siyaset, din, aile, sanat, ahlak, bilim, felsefe, gelenek ve görenekler gibi üstyapı kurumları yer alır. Her üretim biçiminde üstyapı kurumları altyapının niteliğine göre şekillenirler, üstyapı kurumlarını altyapıdan bağımsız düşünmek ve analiz etmek mümkün değildir.
Marx toplumdaki değişmeyi açıklamak için diyalektik materyalizmi kullanır. Tarih belirli bir üretim biçiminin kapsadığı üretim güçlerindeki ve üretim ilişkilerindeki nicel ve nitel gelişmelerden oluşur. Doğadaki diyalektik değişime benzer şekilde belirli bir toplum içinde, özellikle bu toplumun sınıfları arasındaki çelişmeler, o toplumun evrimini oluşturur.
Kapitalist toplum da içinde barındırdığı zıtlık ve çelişkilerden ötürü değişecek ve yerini yeni bir toplumsal biçime, yeni bir senteze bırakacaktır. Marx için toplumların evrimi doğrusal değil, diyalektik niteliktedir ve insanların entelektüel değişimiyle değil, toplumdaki karşıt güçler arasındaki çatışma sonucunda meydana gelir.
Ralf Dahrendorf, çatışma ve uzlaşmanın birbirlerini tamamladığını, ikisi birden olmadan toplumun var olamayacağını savunmuştur. Toplumsal değişmeye neden olan çatışmayı otorite temelinde açıklayan Dahrendorf ’a göre otorite konumunda bulunanlar ile alt konumda bulunanlar özde ve yönelimde birbirine zıt çıkarlara sahiptir. Otorite hiyerarşisinde en tepede yer alan ve en altta yer alan gruplar kendi içlerinde ortak çıkarlara sahiptirler. Alt konumdakiler statükoyu değiştirmeye, egemen konumdakiler ise korumaya ve sürdürmeye çalışır.
Bağımlılık Okulu, Modernleşme Okulu’nun azgelişmiş toplumların gelişmiş toplumların izledikleri aşamaları izleyerek ekonomik büyüme ve kalkınma sağlayacakları yönündeki iddialarına karşı çıkmış ve azgelişmişliğin ve
gelişmişliğin aynı nedenden, kapitalizmden kaynaklandığını ileri sürmüştür.
Bağımlılık Okulu’nun temel iddiaları şu şekilde özetlenebilir: Azgelişmişlik, gelişmemişlikten farklıdır, çünkü gelişmemişlik sadece kaynakların kullanılmamasıyla ilgilidir. Bugün azgelişmiş olan toplumlar ileride Modernleşme Okulu’nun ileri sürdüğü aşamalardan geçerek gelişmiş ülkeler haline gelemezler, çünkü gelişmiş ülkelerin gelişmiş olmalarını sağlayan azgelişmiş ülkelerden yapılan ekonomik artık transferidir. Her ülkenin ulusal bir ekonomik çıkarı vardır, bu çıkarlara şirketlerin veya devletlerin ihtiyaçlarının değil, toplumdaki yoksulların ihtiyaçları giderilerek ulaşılabilir.
Dünya Sistemi Teorisine, göre kapitalist dünya ekonomisinde ülkeler merkez, çevre ve yarı çevre ülkelerden oluşur. Merkez ülkeler yüksek vasıf ve sermaye gerektiren (sermaye yoğun) endüstrilerin yer aldığı, dünya ekonomisine yön veren zengin ve gelişmiş ülkelerdir. Çevre ülkeler vasıf ve sermaye gerektirmeyen (emek yoğun) endüstrilerin hakim olduğu azgelişmiş ülkelerdir ve hammaddeleri, doğal zenginlikleri ve insan kaynakları merkez ülkeler tarafından sömürüldüğü için gelişmelerini tamamlayamazlar. Yarı-çevre ülkeler ise merkez ülkelerin de çevre ülkelerin de bazı özelliklerini taşıyan, çevre ülkeler gibi hammadde veya merkez ülkeler gibi ileri teknoloji gerektiren ürünler değil, ara mamuller, düşük katma değer içeren basit ürünler üreten kısmen gelişmiş ülkelerdir.
Weber, bir toplumsal değişme modeli sunmaz, ancak geleneksel toplumun rasyonel modern topluma dönüşümünü açıklamaya çalışır. Bu açıdan Weber’in toplumsal değişme anlayışını rasyonelleşme ve bürokratikleşme süreci üzerinden anlamak mümkündür. Weber evrimcilik, ilerlemecilik ve belirlenimcilik karşıtı, çoğulcu bir yaklaşım benimsemiştir.
Weber için Batı’nın evrimleşmesindeki en anlamlı dönüşüm hukukun pozitif biçimlenmesi ve özerkleşmesidir. Weber hukuk ve ekonomi arasında diyalektik bir ilişki olduğunu ve toplumsal evrimde ikisinin birlikte etkili olduğunu düşünür.
Toplumsal Değişme Süreci ve Çağdaş Topluma Yönelik Farklı Kavramsallaştırmalar
Tarım toplumları şehir devletlerinden imparatorluklara kadar değişen çeşitli büyüklüklerde medeniyetler haline gelmiştir. Bu toplumlarda işbölümünde uzmanlaşma artmaya başlamış, yeni meslekler ortaya çıkmış, toplumsal kontrolü sağlayan din kurumu önem kazanmıştır. Modern endüstriyel toplumdan önceki toplumların bütünü genel olarak geleneksel toplum olarak adlandırılırlar. Bu toplumlarda toplumsal ilişkilerde akrabalık ve aile ön plandadır, üretim birimi genel olarak evdir.
Rönesans ve Reform hareketlerini takip eden Bilimsel Devrim, Fransız Devrimi ve ardından Endüstri Devrimi,
modern toplum ya da endüstri toplumu olarak adlandırılan toplum tipinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bilimsel devrim, yaklaşık olarak 1500-1700 yılları arasında yaşanan, Antik Yunan’dan Ortaçağ’a kadar doğru kabul edilen doktrinlerin reddedildiği, fizik, kimya, biyoloji, astronomi ve anatomi gibi alanlarda önemli keşiflerin yapıldığı döneme ve bu keşiflerin bütününe verilen addır.
Endüstri Devrimi ise Bilimsel Devrim sürecinde ortaya konan keşiflerin gündelik hayatta kullanılacak icatlara yansımasıyla başlayan, toplumda üretim biçimini ve toplumsal örgütlenme biçimini değiştiren bir devrimdir. Endüstri devrimin ayırt edici nitelikleri üretimde ve ulaşımda cansız enerji kaynaklarının kullanılmaya başlanması, işbölümünde uzmanlaşmanın ve emek sürecinde kapitalist kontrolün artmasıdır.
Bilgisayar, iletişim ve ulaşım alanlarında 1960’lardan itibaren yaşanan gelişmelerle endüstride, üretimin örgütlenmesinde ve toplumsal sınıflarda meydana gelen değişimler bir bütün olarak İkinci Endüstriyel Bölünme veya Teknolojik Devrim olarak adlandırılmaktadır. Bu süreçte seri üretim teknolojisi (Fordizm) dünyanın her yerinde tamamen ortadan kalkmasa da gelişmiş ülkelerde yerini esnek üretime (postfordizm) bırakmıştır.
Bu dönüşümün önemli etkileri olmuştur. İlk olarak seri üretimde kitlesel üretim yapmak maliyetleri düşük tutmak için bir zorunlulukken esnek üretimde bilgisayar teknolojileri sayesinde bu zorunluluk ortadan kalkmış, ürün çeşitliliği artmış ve üretilen miktar azalmıştır. Kitlesel tüketicinin bir zorunluluk olmaktan çıkmıştır. Ücretler azalmıştır. İşsizlik oranları artmıştır. İmalat sektörü daralmış, eğitim, sağlık, finans, sigortacılık, ulaşım, lojistik gibi alanları içeren hizmet sektörü genişlemiş, ürünlerden çok bilgi ve teknoloji önem kazanmıştır.
Endüstri Devriminin 1800’lerde başlayan ilk evrelerini Birinci Endüstri Devrimi, 1900’lerin başında başlayan kitlesel üretim dönemini İkinci Endüstri Devrimi, 1960’lardan itibaren üretimde bilgisayarların kullanılmasını ve otomasyona geçişi Üçüncü Endüstri Devrimi, üretimde siber fiziksel sistemlerin, nesnelerin internetinin ve internet bulutlarının kullanılmaya başlandığı son döneme de Dördüncü Endüstri Devrimi denilebilir.
Modernizm ve Postmodernizm
Modernizm modern düşüncenin etkisiyle ortaya çıkmış olsa da modern olmayabilir, hatta sık sık moderniteye karşı bir itiraz içerir. Modernleşme kavramı ise geleneksel toplumların modern toplumlara dönüşmesi sürecini, bu süreçte yaşanan bilimsel, ekonomik, teknolojik, endüstriyel, demografik ve politik değişimleri ve/veya bu süreçte geçirilen aşamaları ifade eden bir kavramdır.
Anthony Giddens, modernliği dört temel kurum aracılığıyla tanımlar. Bu kurumlar kapitalizm,
endüstrileşme, gözetim ve askeri güçtür. Ezici bir güce yaşamın örgütlenme biçiminin ulusal ve bölgesel sınırları dönüşen modernlik denetimden çıkan bir dünyadır. aşarak dünyaya yayılması ve dünyadaki toplumlarının Modernlik bu yüksek dinamizmini üç temel özellik birbirlerine eklemlenmeleri olarak tanımlanabilir. üzerinden kazanır. Bunlar uzaklaşma, yerinden çıkarma ve Küreselleşmeyi ekonomik açıdan değerlendiren düşünümselliktir. kuramcılar küreselleşmeyi genellikle Neoliberalizmin, Jürgen Habermas, moderniteyi Avrupa ve Amerikan kapitalizmin ve piyasa ekonomisinin dünya geneline tarihinde Rönesans’ın bitişiyle başlayan dönem olarak, yayılması olarak görürler ve ağırlıkla küreselleşmenin modernizmi bu dönemi niteleyen kültür olarak, homojenleştirici etkisini vurgularlar. Küreselleşmenin postmodernizmi ise modernizmden sonra gelen ve politik yönlerine odaklanan kuramcılar da genellikle ulus- modernizmin temel varsayımlarına meydan okuyan bir devlet şeklindeki politik örgütlenme modelinin bütün kültürel dönem olarak tanımlar. dünyaya yayılışını ve bütün ülkelerin politik sistemlerinin birbirine benzemesini vurgulayarak küreselleşmenin Zygmunt Bauman’a göre modernite olmasaydı kitlelerin homojenleştirici bir etkiye sahip olduğunu belirtirler. bilim, teknoloji ve endüstriyel örgütlülük çerçevesinde bu şekilde kitlesel olarak yok edilmeleri mümkün olmazdı. Anthony Giddens, modernliğin yapısal olarak küreselleştirici nitelikte olduğunu savunur. Giddens’a göre Postmodernite ya da postmodernlik, moderniteyi takip küreselleşmenin dört ana boyutu olan kapitalist dünya eden tarihsel bir dönemi, postmodernizm sanat, sinema, ekonomisi, ulus devlet sistemi, uluslararası işbölümü ve mimari ve edebiyatta modern kültürel ürünlerden farklı askeri dünya düzeni, modernitenin dört kurumunun, yani ürünleri üreten akımı ifade eder. Postmodern toplum kapitalizm, gözetim, endüstrileşme ve askeri gücün dünya kuramı ise modern toplumlardan farklı bir düşünme ölçeğine yayılmış biçimidir. biçimini ifade eder. Roland Robertson’a göre küresel olanla yerel olan Postmodernizmin bazı temel özellikleri şöyle sürekli etkileşim halindedir ve bu etkileşim melez bir özetlenebilir: kültür oluşturmaktadır, Robertson bu melezlik halini • Postmodernizm, modernizmden bir kopuş, küyerel kavramıyla ifade eder. Robertson tarihsel gelişim kırılıştır. sürecinde küreselleşmenin beş aşaması; oluşum aşaması, • Postmodernizm tek, tutarlı, bütüncül, doğrusal ve başlangıç aşaması, kalkış aşaması, hakimiyet için ilerlemeci bir geçmiş anlayışına olan inancın mücadele aşaması, belirsizlik aşamasıdır.
kaybedilmesini içerir. Ulrich Beck de Giddens gibi yeni bir modernlik dönemi • Postmodernizm için meşru bir ‘tarih’ yerine, ya da biçimi içinde olduğumuzu ama hâlâ modern önemli olaylar üzerinde daha az duran ve günlük dünyada var olduğumuzu düşünür ve modernliğin bu yaşamın sıradan olayları üzerine daha çok aşamasını düşünümsel modernlik olarak adlandırır. Beck odaklanan çok sayıda tarih vardır. “küreselcilik” görüşüne, yani dünyanın ekonomi • Meta-anlatılar artık ölmüştür ve artık parçalılık, egemenliği, kapitalist piyasanın ve neoliberal ideolojinin süreksizlik ve farklılık vurgulanmaktadır. hegemonyası altında olduğu görüşüne karşı çıkarak bunun • Bilgi hiyerarşileri artık çökmüştür, bu da ‘uzman’ tek yönlü ve tek nedenli bir görüş olduğunu, ekoloji, statüsünün içini boşaltır. politika, kültür ve sivil toplum gibi çok boyutu olan bir
Lyotard, büyük anlatıları modern bilimle ilişkilendirir, olguyu sadece ekonomik boyuta indirgemek anlamına bütün büyük anlatıları reddeder. Postmodernizmi büyük geldiğini savunur. Bunun yerine “küresellik” kavramını anlatılara yönelik bir kuşkuculuk ve bir bilgi türü olarak tercih eder.
tanımlar. George Ritzer, McDonaldlaşmanın küreselleşme içinde
Fredric Jameson, modernlik ve postmodernlik arasında özellikle kültürel benzeşmeyi artıran bir güç olduğunu önemli farklılıklar olduğunu kabul eder ama aralarında savunur. Ritzer’e göre McDonaldlaşma, fast-food sürekliliklerin de olduğunu savunur. ilkelerinin dünya çağında egemen olmaya başlaması sürecidir. Bu sürecin beş temel boyutu verimlilik, Jean Baudrillard bir simülasyon çağında yaşadığımızı, hesaplanabilirlik, öngörülebilirlik, insanların yerine simülasyon sürecinde nesnelerin veya olayların yeniden teknolojiyi geçirme yoluyla denetim ve paradoksal olarak üretilmesi anlamına gelen similakrların üretildiğini rasyonelliğin irrasyonelliğidir. belirtir. Baudrillard bu dünyayı hipergerçeklik olarak adlandırır, çünkü örneğin medya artık gerçeklikten daha gerçek hale, hipergerçek haline gelmiştir, asıl, saf gerçeklik giderek ikincil hale gelir ve sonunda tamamen yok olur.
Küreselleşme
Küreselleşme ulaşım ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler sonucunda toplumsal ilişkilerin ve toplumsal