SMY207U-DİJİTAL TASARIM
Ünite 8 : Tasarım Hukuku
Giriş
Tasarım; bir ürünün tasavvurunun estetik, işlevsellik, fayda, malzeme seçimi, ergonomi, güvenlik gibi bileşenleri de içinde bulunduran sürecin, görsel bir anlatım şeklidir. Tasarımların fikri mülkiyet sistemi içerisinde, sınai mülkiyet kapsamında korunması, yeni tasarımların geliştirilmesi, yeni tasarımcıların ortaya çıkması için önem taşımaktadır. Fikri hakların konusunu, ekonomik değer taşıyan fikir ve sanat eseri ürünleri oluşturur. Tasarım hukuku da iktisadi değer taşıyan fikri emek ürünlerini koruyan bir hukuk dalıdır. Sanatsal ifadelerin ve yaratıcılığın ve eser sahibinin haklarının yasal olarak korunmasını amaçlar. Türk hukuk sisteminde niteliğine göre tasarımlar, fikri ve sınai hak olarak değerlendirilmekte; fikir ve sanat eserleri, patent, marka, endüstriyel tasarım hukuku çerçevesinde korumaya tabi olmaktadır.
Hukuk ve Hukukun Kaynakları
Arapça “hak” kökünden gelen hukuk, Türk Dil Kurumu tarafından, “toplumu düzenleyen ve devletin yaptırım gücünü belirleyen yasaların bütünü”, “bu yasaları konu alan bilim” dalı olarak tanımlanmaktadır (https://sozluk.gov.tr/) Hukuk, kişilerin birbirleriyle ve toplum ve devletle ilişkilerini düzenlemektedir. Bireyler arası ilişkileri düzenleyen ve uyulması gereken kurallar bütününü oluşturan kanunlar, soyutluk ve genellik özelliği sayesinde benzer nitelikteki bütün durumlara uygulanmaktadır.
Hukukun temel kaynaklarını iki ana kategoriye ayırmak mümkündür. Bunlar; yazılı kaynaklar, yazısız kaynaklardır. Yazılı kaynaklar; anayasa, kanun, kanun hükmünde kararname, tüzük ve yönetmeliklerdir. Yazısız kaynaklar ise örf ve âdetlerdir. Yazılı kaynaklar, yetkili bir kişi, makam veya kurul tarafından konulan sürekli, genel ve soyut hükümlerdir. Yazısız kaynaklar ise zaman içinde kendiliğinden oluşan, toplum vicdanında yer eden, ikinci derecedeki hukuk kaynağı olan yazısız kurallar bütünüdür.
Bir hukuki uyuşmazlığın çözümünde ihtiyaç hâlinde hâkimin yazılı ve yazısız kaynakların ardından başvurduğu kaynaklara ise yardımcı kaynaklar denilmektedir. Bunlar, tartışmalı konularla ilgili bilim adamlarının ileri sürdüğü düşünce ve kanaatleri içeren ilmi görüşler (doktrinler), mahkemeler tarafından verilen kararlardan çıkan içtihatlardır. Hâkimler karar verirken davadaki olaya benzer bir hadise hakkında üst mahkemelerin vermiş oldukları kararları dikkate alarak karar verirler. Kıta Avrupa sisteminin bir parçası olan Türk Hukuku’nda hâkim olan “yazılı kaynaklar”dır.
Fikri Mülkiyet Hukukunun Tarihsel Gelişimi
Fikri mülkiyet hukuku en genel ifadesiyle iktisadi değer taşıyan fikir ve sanat ürünlerini koruyan hukuk dalıdır. Fikir ve sanat eserlerinin tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir.
Fikir ve sanat eserleri ile sınai ürünlerin fikri mülkiyetin korunması ise daha yakın tarihli bir düşüncedir. İlk olarak 15. yüzyılda verilen imtiyazlarla gündeme gelen fikri mülkiyetin hukuki çerçevede korunması düşüncesi, sanayi devrimiyle birlikte önem kazanmış, 20. yüzyılla birlikte büyük gelişme göstermiştir.
‘Fikir ürünü’ düşünsel bir çabanın sonucu olarak ortaya çıkan ürünlere denilmektedir. Bu ürünler üzerindeki hak, ‘fikrî mülkiyeti’ oluşturmaktadır. Fikri mülkiyet, kişisel ya da kurumsal olarak sahip olunan düşüncelerin bir ürün üzerinde somutlaşmış, ekonomik değer kazanmış âlidir. Fikri mülkiyet ‘ticari değeri olan fikir ürünüdür ve hukuki ‘haklar’a sahiptir.
‘Fikri mülkiyet hakkı’ bir eser üzerinde sahip olunabilecek maddi ve manevi hakların tamamı ve ‘komşu hakları’ ifade etmektedir.
Tasarımların Hukuki Korunması
Latince kökenli ‘designare’ kelimesinden türetilen tasarım, ‘biçim vermek’, ‘temsil etmek’ anlamına gelmektedir. TDK sözlüğünde ‘zihinde canlandırılan biçim ve tasavvur’ şeklinde tanımlanmaktadır (www.tdk.gov.tr Erişim tarihi: 20.01.2020)
Tasarım, bir ürünün ‘tasavvurunun’ estetik, işlevsellik, fayda, malzeme seçimi, ergonomi, güvenlik gibi bileşenleri de içinde bulunduran sürecidir. Grafikten, mimariye; logodan, tipografiye; gazete veya dergi düzenlemesinden sosyal medyaya kadar geniş uygulama alanlarına sahiptir. Bir ürün veya eseri diğerlerinden farklılaştıran, öne çıkaran niteliğe sahiptir. Kendi içerisinde hizalama, denge (asimetrik veya simetrik), karşıtlık, vurgulama, hareket, oran, yakınlık, tekrarlama ve birlik gibi belli başlı sanatsal ölçütleri bulunmaktadır. Türk hukukunda zihinsel canlandırma ve tasavvur ürünü çalışmalara fikri mülkiyet koruması 1995 yılında yürürlüğe giren 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (554 sayılı KHK) ile başlamıştır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun üçüncü kitabı tasarımla ilgili hükümlere ayrılmıştır. Kanunun 55/1 Maddesinde ‘tasarım ve ürün’ tanımlanmaktadır. Buna göre “Tasarım, ürünün tümü veya bir parçasının ya da üzerindeki süslemenin çizgi, şekil, biçim, renk, malzeme veya yüzey dokusu gibi özelliklerinden kaynaklanan görünümüdür.” SMK, yaptığı tanımda tasarımda “görme” duygusu ön plana çıkarmaktadır. Buna göre “tasarım”, bir ürünün tamamının veya bir kısmının özellikle görme duyusu ile algılanabilen dış görünümüdür.
6769 sayılı Kanun’a göre tasarım hakkı, tasarımcıya veya onun hale erine ait olup devri mümkündür. (SMK, md.70/1). Tasarım başvurusu veya tasarım birden çok kişiye aitse hak üzerindeki ortaklıklar arasındaki anlaşmaya göre, böyle bir anlaşma yoksa 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’ndaki paylı mülkiyete ilişkin hükümlere göre belirlenir. Her hak sahibi
diğerlerinden bağımsız olarak kendisine düşen pay üzerinde serbestçe tasarrufta bulunur
Tasarımların korunmasında tescilli ve tescilsiz tasarım ayrımı söz konusudur. SMK’nın 55. Maddenin 4. Fıkrasında “Tasarım; bu Kanun hükümleri uyarınca tescil edilmiş olması hâlinde tescilli tasarım, ilk kez Türkiye’de kamuya sunulmuş olması hâlinde ise tescilsiz tasarım olarak korunur.” denilmektedir
Tescilli ve tescilsiz tasarımların kanun kapsamında korunabilmesi için ‘yeni’ ve ‘ayırt edici’ olmaları zorunludur
6769 sayılı Kanun, çalışanların yaptığı tasarımların hizmet ilişkisi ile diğer iş görme ilişkilerindeki hak sahipliği ile ilgili düzenleme de getirmektedir. SMK md.73/1’e göre aralarındaki özel sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça çalışanların bir işletmede yükümlü olduğu faaliyeti gereği gerçekleştirdiği ya da büyük ölçüde işletmenin deneyim ve çalışmalarına dayanarak, iş ilişkisi sırasında yaptığı tasarımların hak sahibi, işverenleridir.
Tasarımlar yenilik ve ayırt edicilik özelliklerini sağlasalar dahi SMK m. 58/4’te sayılan hâllerden biriyle örtüşmeleri hâlinde, koruma kapsamı dışında kalırlar.
Tasarım tesciliyle ilgili ayrıntılar 24 Nisan 2017 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlanan Sınai Mülkiyet Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’te açıklanmaktadır. “Tasarımcı”, korumaya konu olan tasarımı tasarlayan kişidir (SMK Yönetmelik md.49/1). Gerçek veya tüzel kişiler tarafından tasarım tescil başvurusu, Türk Patent ve Marka Kurumu’na ulusal ve uluslararası olmak üzere 2 yolla yapılır. Ulusal tasarım başvurusunda, Kurumun internet sitesi veya e-Devlet bağlantısı, uluslararası tasarım başvurusunda ise Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO) Lahey Sistemi kullanılır.
Tescilli tasarım koruma süreleri SMK 69. Maddede düzenlenmiştir. Buna göre tasarım koruma, başvuru tarihinden itibaren 5 yıldır.
Fikri haklar, mutlak hak niteliği taşıyan haklardandır. Sahibine yasaklama dâhil, inhisarî yetkiler verir.
FSEK 1/B ve 8. maddeye göre eser sahibi, “Eseri meydana getiren kişi”dir. Yaratıcı gücünün özelliğini, meydana getirdiği fikir ürününe yansıtır.
FSEK’te tasarımların korunmasına dair doğrudan hükümler yer almamaktadır.
5846 sayılı Kanun kapsamında eser niteliği taşıyan tasarımlar, sahiplerine tasarım hukukunun tanıdığı hakların yanında FSEK kapsamında mali ve manevi haklar da sağlamaktadır.
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 71 ve 72. maddelerinde fikri mülkiyet suçları düzenlenmiştir.
Tasarım Hukukuyla İlgili Uluslararası Düzenleme ve Kuruluşlar
Fikri haklar ve sınai mülkiyetin uluslararası düzeyde korunmasıyla ilgili yasal çalışmaların geçmişi, sanayii devrimine kadar uzanmaktadır. 1883 tarihli Sınai Mülkiyetin Korunmasına İlişkin Paris ve 1886 tarihli Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmeleri ile başlayan süreç, devletlerin fikri mülkiyet mevzuatlarında yer alan hükümlerin birbirine uyumlaştırılması ve milletlerarası sistemler ile uluslararası tescillerin sağlanması bağlamında devam etmiştir. Bu çerçevede Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO), Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) ve Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması Konseyi’nde (TRIPS Konseyi) oluşturulmuştur.
Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü’nün (WIPO) temelleri 1883 tarihli Sınaî Mülkiyetin Korunmasına İlişkin Paris Sözleşmesi ve 1886 tarihli Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesi’ne dayanmaktadır. Ancak küresel çapta dengeli ve ulaşılabilir bir fikri mülkiyet sistemi oluşturmak ve yönetmek amacı taşıyan örgütün kuruluşu bu anlaşmadan yaklaşık 100 yıl sonra gerçekleşmiştir. 14 Temmuz 1967 tarihinde Stockholm’de imzalanan sözleşme ile kurulan örgütün merkezi İsviçre’nin Cenevre şehridir. 1967’de imzalanan WIPO Anlaşması 1970’de yürürlüğe girmiş, 1979 yılında yeniden gözden geçirilmiştir. Hükümetler arası bir kuruluş olan WIPO, 1974’ten itibaren Birleşmiş Milletler’in teşkilat sistemi içinde yer almaktadır (Ayber, 2014: 5)
Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) Uruguay Turu müzakereleri 1986-1994 yılları arasında gerçekleştirildi. Fikri mülkiyet haklarını korumaya yönelik normların önemli ölçüde değişiklik gösterdiği ve uluslararası ticarette sahte mallara uygulanabilir prensip ve kurallar konusunda çok taraflı bir çerçevenin bulunmamasının uluslararası ekonomik ilişkilerde giderek artan bir gerginliğe yol açtığı görüşüne dayanılarak, Uruguay Round müzakerelerinde Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları konusunda da bir anlaşma imzalandı.
Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (The European Union Intellectual Property Office-EUIPO) birliğin marka tescilinden ve tescilli topluluk tasarımlarından sorumlu ajansıdır. İşletmelere ve vatandaşlara tek bir başvuru ile AB genelinde ticari marka ve tasarım koruması için münhasır haklar sunmaktadır.