AÖF Soru Bankası

Dijital YayıncılıkÜnite 5 Özeti

Radyo Yayıncılığı ve Dijital Dönüşüm

SMY203U-DİJİTAL YAYINCILIK

Ünite 5: Radyo Yayıncılığı ve Dijital Dönüşüm

Radyonun İcadı ve İlk Dönem Radyo Yayınları

Teknik bir terim olarak radyo, ses sinyallerinin elektromanyetik dalgalar aracılığı ile belirli bir frekans üzerinden iletilmesi ve bu elektromanyetik dalgaların bir alıcı ile yakalanarak tekrar sese dönüştürülmesi ilkesine dayalı bir kitle iletişim aracı olarak tanımlanır. Ayrıca radyo yayınlarını algılayan ve bunları sese dönüştüren alıcı cihazlara da radyo denmesi çok yaygındır.

Radyonun icadına giden süreçte birçok farklı bilim adamının katkısı olmuş ve radyonun icadına yol açan gelişmeler yüz yıldan uzun bir süreye yayılmıştır. Radyo tekniği ile ilgili ilk keşif 1860 yılında İngiliz fizikçi James Clerk Maxwell tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu tarihte ilk kez elektromanyetik dalgaların varlığını keşfeden Maxwell, 1865’te bu dalgaların boşlukta ışık hızına yakın bir hızla yol aldığını da ileri sürmüştür.

Hertz, 1885-1889 yılları arasında yaptığı çalışmalarla radyo dalgalarının varlığını ve ses titreşimlerinin elektromanyetik alanda ışık hızı ile yayıldığını kanıtlamıştır. Aynı yıllarda İngiltere’de Liverpool Üniversitesinde Oliver Lodge ve Rusya’da Kronstadt Üniversitesinde Aleksandr Stepanovich Popov da elektromanyetik dalgaların kullanımı üzerine çalışmalar yürütmüştür.

Maxwell, Hertz, Lodge ve Popov gibi bilim adamlarının radyo dalgalarının varlığı, özellikleri, bu dalgalarla sinyallerin iletilmesi ve bir alıcı tarafından alınması üzerine yaptığı çalışmalar radyonun icadına giden yolda temel yapı taşlarını oluşturmuştur. Radyonun mucidinin kim olduğu sorusunun yanıtı tartışmalı olsa da genel olarak kabul gören isim İtalyan Guglielmo Marconi olmuştur.

Marconi, 1897’de İngiltere’de 55 km mesafeye, 1901- 1902’de ise İngiltere Cornwall ile ABD Newfoundland arasında deniz aşırı mesafede sinyal iletimi gerçekleştirmiştir.

Tarihte ilk defa sesi ve müziği radyo dalgaları ile ileten ilk kişi, Aralık 1906’da Brant Rock’tan (Massachusetts, ABD) bir saatlik bir konuşma ve müzik kaydı yayını yapan Kanadalı Reginald Fessenden olmuştur.

Sinyallere dönüştürülen ses ve müziğin bir alıcı tarafından algılanıp bunların bir hoparlörden ses olarak verilmesi konusunda en önemli çalışma ise mucit Lee de Forest tarafından gerçekleştirilmiştir.

Radyonun bir eğlence ve haber aracı olarak kitlelere yayılması 1920’li yılların başında gerçekleşir.

Kasım 1920’de belirli saatlerde düzenli yayına geçen ve ABD’nin Pittsburg kentinde kurulan KDVK, ilk radyo kanalı olarak kabul edilmiştir.

Avrupa’da radyo yayıncılığının gelişimi ise ülkelere göre farklılık göstermiş, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından hız

kazanan radyo yayınları genellikle devlet eliyle kamu yayıncıları aracılığıyla yürütülmüştür.

Türkiye’de radyo yayınları da Avrupa ülkeleri ile hemen hemen aynı tarihlerde 1927 yılında başlamıştır. Telsiz Telefon Türk Anonim Şirketi (TTTAŞ) adıyla özel sektör ve kamu ortaklığı ile başlayan yayınlar, 1936 yılında devlet tekeline geçirilmiş ve PTT’ye devredilmiştir.

Radyo Yayınının Teknik Özellikleri ve Gelişimi

Analog cihazların karmaşık yapısı, çok fazla yer kaplaması, bakım ve işletme giderlerinin yüksek olması, üretiminin zor olması gibi nedenlerle ilk dönem radyo istasyonları içeriklerin hemen hemen tamamını canlı yayın esasına göre gerçekleştirmek zorunda kalmıştır. Tüm içerikler canlı olarak seslendirilmiş ve yayınlanmıştır.

Teknik zorlukların gelişen teknolojiyle beraber ortadan kalkması ve sesin analog ortamlarda depolanabilmesi ile beraber prodüksiyona dayalı radyo yayın içerikleri üretilmeye başlanmıştır. Bu durum aynı programın tekrar tekrar yayınlanmasına imkân tanımıştır.

Radyo dalgaları, televizyon, cep telefonları ve radyolar gibi iletişim teknolojilerinde kullanımları ile bilinen elektromanyetik dalga boylarıdır.

Radyo ve televizyon sinyallerinin verildiği yerden alıcı cihaza kadar ulaşmasına yayınım (propagation) denilmektedir.

Her dalganın frekans adı verilen ve saniyede belli bir titreşimi, devri ifade eden bir hızı bulunmaktadır.

AM ve FM günümüzde hemen hemen tüm radyo alıcılarında desteklenen ve radyo istasyonlarının en çok yayın yaptığı frekanslar olarak karşımıza çıkmaktadırlar. AM Genlik Modülasyonu anlamına gelirken FM Frekans Modülasyonu anlamına gelmektedir.

Radyonun kısa sürede günlük hayatın bir parçası olmasına rağmen ilk radyoların ağır ve hantal olması, taşınabilir olmamaları ve elektriğe olan bağımlılıkları radyoların yalnızca yaşam alanlarında sabit bir cihaz olarak kullanılmasına neden olmaktaydı.

Araç radyoları konusundaki başarı 1930 yılında gelmiştir. İlk seri imalat olan Motorola 5T71 isimli model dünyanın ilk otomotiv radyosu olarak üretilmiştir. Bu radyo, araç elektrik sisteminden bağımsız olarak kendi içerisindeki bir pil sistemiyle çalışmaktaydı.

Transistörün ortaya çıkışı ile birlikte özellikle radyo istasyonlarında ve alıcı ekosisteminde hantal ve büyük cihazlara olan ihtiyaç ortadan kalkmıştır. Hemen hemen her işlem küçük elektronik cihazlarla yapılacak hale gelmiş; diğer yandan ses sıkıştırılmaya ve işlenmeye başlanmış ve teknolojideki bu gelişmeler kayıt ve montaja dayalı yeni radyo programlarının ve formatlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Üretilen ilk transistörlü radyo, 1954’te piyasaya sürülen Regency Tr-1 isimli radyodur. Tasarımı ve şekliyle bugün


ikon haline gelen bu cihaz, radyonun mobilize olmasındaki ilk büyük örnek olarak bilinmektedir.

Stüdyo kısmında ise özellikle prodüksiyon ve içerik üretimi noktasında radyo istasyonları artık transistörlü kayıt cihazları ile beraber manyetik bantlı cihazları gerek kayıt gerekse montaj amaçlı kullanabilme yeteneğine sahip olmuşlardır. Bu sistemler birden fazla ses kanalı kullanımına izin vermekle beraber sesin depolanmasında da kolaylık sağlayarak radyo tarihinde önemli bir yere sahip olmuşlardır.

Tüm bu teknik gelişmeler, icatlar ve keşifler eşliğinde radyo, bugünkü dijital yayıncılık seviyesine çeşitli evrelerden geçerek ulaşmıştır.

20. Yüzyılın İlk Yılları-1922 Dönemi: Amatör ve meraklıların yaptığı kısa, düzensiz yayınlardan ibarettir.

1922-1927 Dönemi: Az gelişmiş ülkeler dışında düzenli radyo yayınları başlamıştır.

1927-1945 Dönemi: 2. Dünya Savaşının etkisiyle radyo yayınları propaganda amacıyla kullanılmış, radyonun haber açısından önemi daha iyi kavranmıştır.

1945-1960 Dönemi: Bu dönemde radyo, hızla gelişen ve yayılan televizyon karşısında kendini yenilemeye ve dinleyicisini kaptırmamaya çalışmıştır.

1960-1980 Dönemi: Radyo yayınları, bireyin dostu, arkadaşı konumuna gelmiş, bireyselleşmiştir.

1980 Sonrası Dönem: Çok sesliliğin ve yerel radyoculuğun arttığı, alanlarında uzmanlaşmış tematik yayın yapan radyoların ortaya çıktığı dönemdir.

Dijital Yayın Dönemi: 90’lı yıllarda başlayan önce bilgisayar tabanlı program yapımı ve yayını, daha sonra ise dijital yayınlar ve internet yayınları 2000’li yıllara damgasını vurmuştur.

Dijital Radyo Yayıncılığı ve Kavramları

Radyo yayıncılığı alanında programların üretilmesinden oynatma listesinin hazırlanmasına, müziklerin sıkıştırılmasından yayınların alıcı cihazlara ulaştırılmasına kadar birçok farklı noktada dijital teknoloji kullanılmaktadır.

Dijital yayıncılığın temelinde codec yöntemi yatmaktadır. Codec, İngilizce compression (sıkıştırma) ve decompression (sıkıştırılanı açma) kelimelerinin birleşimden oluşan bir terimdir.

Codec yazılımcıları, verileri mümkün olduğunca en düşük boyuta sıkıştırırken diğer yandan kalitesini en yüksek seviyede tutmak amacı gütmektedirler.

Mp3: En bilinen ses sıkıştırma codeclerinden birisidir. Sıkıştırma oranı oldukça yüksektir ve bu nedenle kayıp oranı da oldukça fazladır.

Wma: Microsoft firmasının geliştirdiği Windows Media Audio kısaltmasıdır. En önemli özelliği sıkıştırma oranının

neredeyse hiç olmaması ve parça verilerini yani ek verileri üzerinde taşıyabilmesidir.

Wav: Kayıpsız ve prodüksiyon uygulamalarında en çok tercih edilen formattır.

Aac: Apple firmasının ürettiği ses codeclerinden birisidir. Sıkıştırma oranı yüksek ancak kayıp oranı oldukça azdır.

Ogg Vorbis: Açık kaynaklı bir ses yürütme algoritmasıdır.

Flac: En profesyonel ses codeci olarak bilinir. Radyo yayıncılığında ve arşivlemede tercih edilir. Dosya boyutlarını mp3 formatı kadar küçültebilirken minimum kayba uğratmaktadır.

Alac: Apple cihazlarıyla kullanılmak üzere üretilen bir kayıpsız sıkıştırma codeci’dir.

Dsd-Doğrudan Akış Dijitali: DSD, Çok büyük dosya boyutlarına sahip olmasına rağmen ses kalitesinin albüm kaydı ile eşdeğer olması nedeniyle birçok dijital radyonun tercih ettiği bir algoritma olarak dikkat çekmektedir.

Radyo linkler iki nokta arasında veri iletimi için kullanılan kablosuz aktarım cihazı olarak tanımlanır. Radyolarda yayının stüdyodan çıktıktan sonra vericiye iletilmesi görevini üstlenirler. Analog dönemde icat edilen radyo linkler, yayınların bir şehirden diğer şehire, ülke geneline ve uluslararası alana taşınmasında büyük rol oynamışlardır.

Dijital radyo linkler ile veri taşınabileceği gibi ses ve görüntü de taşınabilmektedir. Ayrıca dijital radyolinklerde verinin üzerine ek bilgiler de işlenebilmektedir.

Uydu yayıncılığı teknolojisi ile ilgili çalışmalar 1950’li yıllarda yapılmış, uyduların uzaya fırlatılması ve haberleşme amaçlı kullanılması 1970 ve 80’li yıllarda hız kazanmıştır. Dijital uyduların ve radyoların entegre bir şekilde kitlelerin kullanımına sunulması ve yaygınlaşması ise 1990’lı yıllarda gerçeklemiştir. Radyo istasyonlarında içeriğin dijital bir şekilde sıkıştırılabilmesi ile benzer teknolojiye sahip uydu yayıncılığına entegre olması daha kolay hale gelmiştir. Zira dijital uydu yayıncılığında da ses veya görüntü sayısal olarak sıkıştırılıp kodlanmakta ve alıcı üzerinden tekrar çözülerek oynatılmaktadır. Bu nedenle radyo istasyonları da bir uplink aracılığı ile rahatlıkla uydu üzerinden yayın yapabilir hale gelmişlerdir.

Yeni bir teknoloji olan karasal sayısal yayıncılık uydu hizmetine ihtiyaç duymadan dijital yayıncılık yapabilme imkânı tanımaktadır. Bu yayın altyapısı, tıpkı analog vericiler gibi karasal bir verici ve dijital radyolink ağının kullanılmasını gerektirmektedir; ancak sinyallerle taşınan veri analog değil dijital bir iletim imkânı sağlamakta ve verinin kodlanmasına olanak tanımaktadır. Bu şekilde hem televizyon hem de radyo yayını gerçekleştirilmektedir.

Radyo ve televizyon yayınlarının dijitalleşmesi, aynı zamanda 3-4-5g adı verilen iletişim teknolojileri ile beraber radyo istasyonlarının ve yayınlarının kablosuz


bilgisayar ağları, IP ortamı gibi karmaşık ağ ortamları ve diğer entegre ağ topografilerine çok hızlı bir şekilde entegre olmasını da sağlamıştır. Bu durum radyo istasyonlarını ve radyo alıcılarını aynı zamanda networke uyumlu hale getirmektedir. İnternet, tüm bu sistemlerin ortak altyapısını oluşturmaktadır.

Sanal radyo, internet radyoculuğunun farklı bir alanını oluşturmaktadır. Sanal radyo, herhangi fiziksel bir stüdyoya ihtiyacı olmayan ve içeriğini doğrudan medya servera göndererek radyo yayını gerçekleştiren radyolara verilen isimdir. Sanal radyoların en önemli avantajı mekândan bağımsız bir yayıncılık anlayışı sunmasıdır. Bir mobil cihaz (laptop veya akıllı telefon) ve bu mobil cihaza kurulu özel bir yazılım ile yayının gerçekleştirilebiliyor olması, herhangi bir stüdyoya veya mekâna ihtiyaç bulunmaması sanal radyonun temel özellikleridir.

Podcast, isteğe bağlı olarak önceden kaydedilmiş radyo içeriklerine medya serverların web arayüzü üzerinden erişilmesini ifade eder. Bilgisayar ve mobil iletişim araçlarının hafızasına internet aracılığıyla içerik indirme olarak da açıklanabilecek podcast kavramı ilk kez Apple firmasının ürettiği bir müzik çalar olan iPod cihazları ile literatüre girmiştir.

Radyo istasyonları, içeriklerin yayınlanmasını dijital otomasyon sistemleri ile gerçekleştirmektedirler. Ses sıkıştırma algoritmalarındaki büyük ilerleme, verinin depolanması ve tekrar yayına verilmesi veya başka ortamlara aktarımı gibi unsurları daha kolay hale getirmiş; radyo stüdyoları da bu gelişmelerden etkilenmiştir.

Radyo otomasyon sistemleri, çok basit bir ifade ile kullanıcıların media player programlarında yaptıkları çalma listesi benzeri bir sistemi çok daha fazla değişken ve veri ile yapan profesyonel yazılımlardır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında