SMY203U-DİJİTAL YAYINCILIK
Ünite 4: Dijitalleşen Sinema
Giriş
İnsanlık her geçen gün bilgisini artırmış, buna dayalı teknolojisini geliştirmiştir.
Sinema içinde durum farklı değildir. Sinema sosyal yaşantıya girdiği günden buyana bize bilgi vermenin, eğlendirmenin, başka dünyaları ve coğrafyaları göstermenin yanında farklı görme biçimlerini ve duyguları da sunarlar (Bordweel ve Thompson, 2009: 2). Bu işlevi değişen teknolojiyle birlikte artarak devam etmektedir.
1895 yılında icat olunan sinema, kendinden önceki bilimsel ve teknolojik gelişmelerin bir ürünüdür. Bilgisayar teknolojisindeki gelişme, sinema sanatına da yansımıştır. Özellikle 1990’lardan sonra dijital teknoloji film endüstrisine de girmiştir. Sonra teknolojideki inanılmaz hız ve internetle birlikte sosyal ve dijital ağlar sayesinde film üreticileri izleyiciye ulaşmanın farklı yollarına kavuşmuşlardır. Sadece festivaller ve salonlar aracılığıyla izleyiciyle buluşabilen filmler için artık daha çok ve özgür mecra vardır. Aynı şekilde seyirci açısından da birçok filme çok sayıda mecradan ulaşma imkânı ortaya çıkmıştır. Özellikle son dönemlerde ortaya çıkan yerli ve yabancı dijital platformlar her türlü içeriğe ulaşmayı kolaylaştırmıştır.
Teknolojinin olanakları çoğaltma etkisinin yanında yaşama ve tüketme biçimlerine de etkisi vardır. Dijital platformlar sinema salonlarının yerini almaya ve kitlesel bir sanat olan sinemayı daha fazla bireysel tüketmeye ortam oluşturmaktadır.
Dijital Sinema
Dijital sinema, yapımdan gösterime kadar sinemasal sürecin dijital teknolojiyle yürütülmesi, hareketli görüntülerin dijital kameralar aracılığıyla sayısal bir veri olarak kaydedilmesi, dijital kurgu sürecinden geçmesi ve dijital projeksiyon cihazları ve teknolojiyle veya dijital mecralarda izleyiciye sunulmasıdır. Analog, kaydedilenle gerçeğin birbirine benzerliği üzerine kuruludur ve kayıtlar sayısal bir veri olarak değil kimyasal atomlardan oluşmaktadır. Dijitalleşme öncesinde geleneksel sinemada görüntüler selüloit filmin üzerine kaydedilir, bu filmler çoğunlukla makas ve bantla kesip yapıştırılır, postprodüksiyon teknikleri sonrası bitmiş film selüloit filme basılarak tamamlanırdı. Tamamlanan filmden kopyalar basılarak salonlarda makaralar ve analog projeksiyon cihazları aracılığıyla seyirciye sunulurdu. Dijitalleşme, sinemanın bütün süreçlerini etkilemiş, hatta değiştirmiştir.
Sinema 19. Yüzyılın son yıllarında icat olmakla birlikte aslında 20. Yüzyılın sanatıdır. “Sinema 20. yüzyılın sanatı olarak 19. yüzyılın kimyasal ve teknolojik gelişimleri üzerine yapılanırken, 21. yüzyılda da 20. yüzyılda gelişen elektronik ve dijital teknolojinin üzerinde yapılanmaya başladı.” (Erkılıç, 2016: 91). Buscombe sinemayı 4’e ayırmaktadır. Birinci dönem sanatsal formların oluşumunu içermektedir ve 1930’lara kadar sürmüştür. 1960’ların sonuna kadar gelen ikinci dönemde ses ve rengin
sinemaya gelişini kapsamaktadır. Televizyonun yaygınlaştığı üçüncü dönem, gelişen ülke sinemaları ve yeni anlatı biçimlerini kapsamaktadır. Dijital devrim ise dördüncü dönemi oluşturmaktadır (Erkılıç, 2016: 91).
Bugün artık her şey dijitalleşmiş, dijitalleşmenin girmediği alan neredeyse kalmamıştır. Dijital teknolojinin film endüstrisine etkisi üç genel başlıkta incelenebilir:
1. “Yapım koşullarıyla ilgili değişimler (estetik ve biçimsel boyut), 2. Dağıtım ve ulaşımdaki değişimler (endüstriyel ve ekonomik boyut), 3. Seyir deneyimlerindeki ve seyirci alımlamasındaki değişimler (kültürel, sosyal ve psikanalitik boyut)” (Köprü, 2009:57).
Manovich, dijital sinemanın ne olduğu sorusuna “… birçok unsurdan biri olarak canlı çekimleri kullanan animasyonun belirli bir halidir” şeklinde cevap vermektedir.
Sinemadaki dijitalleşmenin en önemli etkilerden biri düşük bütçeli film yapımına imkân tanımasıdır. Maksimum güzelliği minimum masrafla elde etme olanağı vardır. Ayrıca farklı efektler, anahtarlar ve tekniklerle bozuk görüntüleri onarma veya başka biçimlerde kullanma imkânı ortaya çıkar. “Anahtarlar, renk anahtarları, buzlandırma ve kısma düğmeleri, bilgisayar grafikleriyle beraber, çatlak, bozuk ve çok seslilik için görsel işitsel olanakları çoğaltır. Elektronik dikiş, sesleri ve görüntüleri doğrusal, karakter- merkezli anlatıyla bağlantısını koparacak şekilde birlikte dokuyabilir. Egemen sinemanın bütün geleneksel adabının - göz hizası eşleşmesi, pozisyon eşleşmesi, 30 derece kuralı, kesit çekimleri- yerine hızla çoğalan çok anlamlılık geçer. Rönesans hümanizminden miras kalan merkezi perspektif görelileştirilir, perspektiflerin çokluğu herhangi bir perspektifle özdeşleşmeyi zorlaştırır.” (Stam, 2014: 330).
Film denince akla iki şey gelmektedir. Daha yaygın olarak akla gelen, bütün bir eser olarak filmdir. Diğeri ise “pelikül” olarak Türkçe’ye geçmiş olan ve üzerinde milyonlarca gümüş taneciğinin olduğu selülozdan üretilmiş şerittir.
“… sinema ve sinema teorisi, yeni medya tarafından geri dönülemez bir şekilde değişecektir. … Sanal olarak her görüntünün mümkün olduğu dijital görüntü üretimi egemenliğiyle, “görüntülerin katı maddeyle olan bağlantısı zayıflamıştır… görüntüler artık görsel doğru olarak garantilenemez.” (Stam, 2014: 327).
Pelikülden Piksele Kayıt
Bundan birkaç yıl önceye kadar sinemadan bahsetmek için selüloit filmden bahsetmek gerekirdi. Bir filmin maddi olarak mevcut olması, onun varlığının da işaretidir. Dijital dönemde film demek veri demektir. Bu da filmsel varlığın tartışmaya açılması demektir. Ancak dijitalleşmenin getirdiği avantajlar da vardır. Bunların başında maliyetlerin düşüşü vardır. Makaralı dönemde kameralar daha pahalıydı. Kameranın maliyetine ek olarak farklı
maliyetler de devredeydi. Banyo, baskı ve çoğaltma büyük maliyetler tutuyordu. Ayrıca bütün bu süreçlerde veri kaybı yaşanmaktaydı. Veri kaybı ise hem seyir hem de kalıcılık açılarından dezavantaj oluşturmaktaydı.
Bugün az da olsa peliküle film kaydetmeyi tercih eden yönetmenler vardır. Bunun nedenlerinin başında peliküldeki görüntü kalitesidir. Bazı yönetmenler dijitale tepki olarak doğan IMAX ve 70 mm filmi tercih etmektedir. Günümüzde projeksiyon cihazlarının büyük kısmı dijitalleşmiştir ve film peliküle de çekilse dijital projeksiyon cihazlarının olduğu salonlarda gösterime girmektedir.
Kamera
Kameralar çok çeşitli şekillerde tasnif edilmektedir. 1995 yılına kadar kullanılan kameralar “analog kameralar” olarak adlandırılmaktadır. Analog kameralar ürettikleri görüntüyü elektrik sinyalleri olarak kaydetmektedir. Dijital kameralar ise görüntüyü 0 ve 1 serilerinden oluşan sayılara dönüştürerek dijital olarak kaydetmektedir.
Kamera, teknolojik bir araç ve icat olarak uzun bir tarihsel gelişimin ürünüdür. Kamera bilimsel bir araçtır.
“Kamera ışığı alan ve kontrol eden objektifle ışığı kaydeden film için mekanik ortam sağlayan bir aygıttır” (Monaco, 2005: 87).
Kamerada iki devinim bir aradadır. Kamera hem filmi devindirmekte hem de kendi devinmektedir. Kameranın deviniminde en önemli unsurlardan biri yönetmenin izleyicinin bakış açısını denetleyebilmesidir. Kamera hareketleri kamera ile nesnesi arasındaki ilişkiyi betimlemektedir. Kamera ile nesnesi, yani izleyicinin gözü ile nesnesi arasında ne kadar farklı ilişkiler kurulursa anlamsal genişleme o kadar fazla olur.
1970’lerin başında steadicam sistemindeki gelişim hem ekonomik hem de zamansal açıdan büyük kolaylıklar getirmiştir. Hafif kameralardan tam anlamıyla faydalanmayı sağlayan bir vinç türü olan louma, objektifleri kameranın hacminden ayıran şnorkel bunlardandır. Louma ve steadicam karışımı olan skycam bir diğer gelişmedir (Monaco, 2005: 96-99).
2010 yılından itibaren dijital kameralar daha fazla kullanılır olmuştur. Bunun nedeni ise bu kameralardaki görüntü kalitesinin iyileştirilmesidir. Yeni kameralar eskiden çok kalabalık ekiplerce başarılan işleri tek başına başarma olanağı sunmaktadır. Daha ucuz maliyetlerle film üretmenin yolunu açmıştır. Dağıtım açısından ise internet sayesinde çoklu bir ticari ve sosyal ortam gelişmiş, bireyler arası paylaşımın yolu açılmıştır.
Çekim Açıları: Çekim açısı, kamera ile nesnenin karşılıklı konumlanmasını, kameranın nesneye nereden baktığını ifade eder. Kameranın konumuna göre duygu ve anlam değişmektedir. Kamerayla çekim yapılırken birçok çekim ölçeği kullanılmaktadır. Çekim ölçekleri, kameranın neyi, ne kadar çekeceğini veya çerçeveleyeceğini ifade etmektedir. Çekim ölçekleri oluşturulurken insan bedeni
ve eklemleri temel alınmıştır. Teknikteki ve teknolojideki gelişime koşut bir şekilde kameralar da gelişmektedir.
Kamera hareketleri genel olarak üç başlıkta toplanabilmektedir:
• Objektife Bağlı hareketler • Kameranın gövdesiyle yaptığı hareketler • Yer değiştirerek yapılan hareketler
GreenBox Uygulamaları
Bu teknik sinemacılara pahalı, tehlikeli ve zaman alıcı sahneleri çok daha kolay elde etmeyi sağlamaktadır. Kilit bir renk (Chroma Key) üzerinden iki farklı görüntü üst üste bindirilmektedir. Bu teknikte bir görüntü yok edilirken yerine başka bir görüntü giydirilmektedir. Yeşil bir perde (Green screen) önünde çekilen görüntüler postprodüksiyon aşamasında bilgisayarda silinmekte ve yerine yeni görüntüler konmaktadır. Bu teknikte mavi perde (Blue screen) de kullanılabilmektedir. Stüdyolarda kutu biçiminde her taraf yeşil veya mavi perde ile kaplanmaktadır. Bu nedenle Green box (Yeşil kutu) ve Blue box (Mavi Kutu) şeklinde ifade edilmektedir.
Işık
Işık hayatın ve fotoğrafın temel kaynağıdır. Fotoğraf ve sinema aslında ışığı biçimlendirmekte, ışın yansımasını kontrol ederek kaydetmektedir. İki boyutlu görüntünün üç boyutlu algılanmasında etkilidir. Genel aydınlatma yöntemleri Ana/anahtar ışık (key light), dolgu ışığı (fill light), dekor/fon ışığı (background light) ve geri/tepe/arka ışık (back light) olmak üzere dört kaynaktan gelen ışıktan oluşmaktadır (Canikligil, 2007: 136-137).
Motion Capture
Bazı filmler tamamen dijital ortamda üretilmekte ve hiç kamera ve gerçek oyuncu kullanılmamaktadır. Bazı filmlerde ise karakterlerin bir kısmı Motion capture (Hareket Yakalama) tekniği ile oluşturulmaktadır. Bu teknikte bir oyuncu üzerinde algılayıcılar olan özel kıyafetler giyerek o karakteri canlandırmaktadır. İnsan hareketleri bilgisayar ortamına aktarılmaktadır. Daha sonra bilgisayarda animasyonlarla desteklenerek karakter üzerinde oynanmakta ama bu teknik sayesinde daha inandırıcı karakterler yaratılabilmektedir. Motion Capture tekniği günümüzde sağlıktan mühendisliğe, eğlence sektöründen spora birçok alanda görülmektedir.
Ses
Ses bir filmin profesyonelliğini, üzerinde harcanan zamanı göstermektedir. Sinemada ses ile görüntü eşit önemde görülmesi gerekirken hiçbir zaman sese görüntü kadar önem verilmemiştir. Oysa Öztürk’ün de belirttiği gibi “ses; görsel ve işitsel medyanın ortaya çıkışından itibaren büyük önem 91 Dijital Yayıncılık kazanan, televizyon, sinema ve radyo gibi görselliğe ve işitselliğe dayanan yapımların vazgeçilmez unsurudur” (Öztürk, 2017: 368).
Sinema sessiz bir şekilde başlamıştır. Ses ile ilgili en önemli gelişme Edison’un 1877’de gramafonu icat
etmesidir. Bir diğer önemli gelişme ise Bell’in telefonu 1876’da icadıdır. 1906’da Lee De Forest’in keşfettiği “odyon tüpü ile ses sinyalleri elektrik sinyallerine ilk defa dönüştürülmüştür. Elektrik sinyalleri ise ışık sinyallerine dönüştürülebilmiş ve artık elektrik sinyallerini film üzerine basma imkanı ortaya çıkmıştır. Yönetmenliğini Alan Crosland’ın yaptığı 1927 tarihli The Jazz Singer (Caz Şarkıcısı) ilk sesli filmdir.
Sinemada dört farklı ses vardır: “konuşmalar/diyalog”, “ortam sesi”, “efektler” ve “müzik”. Ses sinemaya birçok olanak sunmaktadır: uzam oluşturur, zamanda geriye ve ileriye gidiş olarak kullanılır, duygu yaratımına ve aktarımına ve gerçeklik duygusunu artırmaya yardımcı olur. Yer, zaman ve kültür hakkında bilgi veren ses karakterlerin psikolojik durumlarını yansıtma ve kimlik oluşturmaya katkı sağlamakta, kimlikler, duygular ve durumlar arasında köprü kurmaya vesile olmaktadır (Öztürk, 2009: 3).
Günümüzde kayıt ve ses teknolojisinde büyük gelişmeler olmuştur. Ses kaydı yaparken multi channel (çoklu kanal, çoklu iz) kullanılmaktadır. Bu kanallarla yapılan kayıtlar ayrı olarak kaydedilmektedir. Bu sayede sesler üzerinde ayrı ayrı oynama imkanı oluşmaktadır. Karıştırmak anlamına gelen Mix olarak adlandırılsa da aslında bu işlemle sesler anlaşılır hale getirilmekte, gürültü engellenmektedir. Bu teknolojiden önce stereo kayıt yapılırdı, sağ ve sol iki mikrofonla. Şimdi bu sayı gün geçtikçe artırılmaktadır.
Kurgu
Kurgu, sinemanın en önemli aşamalarından biridir. Filme bütünlüğünü, anlamını kazandıran aşamadır. Başlangıç yıllarında analog olarak yapılan kurgu işlemi, hem yüksek maliyetler gerektirmekte hem de zaman israfına neden olmaktaydı. Ancak teknolojinin gelişimiyle birlikte kurgu süreci, kolaylaşmış, ucuzlamış ve bol seçeneğe kavuşmuştur.
Analog Kurgu: Görüntüleri bir araya getirme, peş peşe dizmeye montaj denirken belli bir plan, anlam ve mantık ekseninde bunu yapmaya kurgu denmektedir. Analog kurgu kaba ve ince olmak üzere iki aşamadan oluşmaktadır. Lineer kurgu olarak da adlandırılan analog kurgu, sinemanın başlangıcından beridir kayıt yapılan filmleri kesme ve birleştirme işlemine verilen addır.
Dijital Kurgu: Görüntü artık bir kopya değildir ve interaktif olarak varlığa gelir ve hayatını bu mecrada devam ettirir. Görüntüdeki fotoğrafik anlamda bir gerçeklikten söz etmek zorlaşmıştır. Gerçek dünyanın, stüdyo dışının, hava koşullarının öngörülemez olumsuz etkilerinden kurtulmuş, ancak gerçeklik tartışmasının içine düşmüştür. Artık hiç kimse bir görüntünün gerçekliğinden tam emin olamaz. Dijitalleşmeyle birlikte atomlar baytlara dönüşmüştür. Dijital kurguda görsel ve işitsel bütün materyalin toplandığı bir havuz, bu havuzdan her türlü materyalin alınarak tasarımın ve birçok işlemin aynı anda gerçekleşip göründüğü bir arayüz ve bütün bu dijital komut ve işlemlerin yürüdüğü işlem sistematiği yer almaktadır.
Animasyon
Türkçede “canlandırma, canlandırma filmi, çizgi film” terimleriyle karşılanan animasyon filmler çok eski zamanlardan beridir devam eden resimleri hareketlendirme isteğinin başarılmasıdır. Animasyonun birçok çeşidi vardır. Her hareketin çizimine dayanan 2B (iki boyutlu) animasyon bunlardan biridir. Şeffaf selüloit kağıtları kullanan bu animasyon türü “Cel animasyon” olarak da anılmaktadır. Klasik 2 boyutlu animasyon türünde görseller saydam bir kağıda çizilmekte ve değişen hareketlerin tek tek çizimi yapılmaktadır. Oldukça zor ve yorucu bir süreçten oluşan bu teknikte iyi bir çizim yeteneği 95 Dijital Yayıncılık gerekmektedir. Tüm çizimler yapılıp test edildikten sonra fotoğraflar çekilir ve kurguda bunlar birleştirilir. Maliyeti yüksek bir tekniktir.
Bilgisayarla karaktere bir kukla gibi dijital iskelet oluşturulan, animatörün hareket ettirme imkanına sahip olduğu 3 boyutlu animasyon tekniğinde çizim yeteneği ikinci plandadır. Stop-motion ile klasik 2 boyut animasyon tekniklerinin birleştirilmesi olan bu teknikte her an fotoğraflanmakta ve kare kare hareket ettirilmektedir. Stopmotion animasyon, çok geniş bir kullanım alanına sahiptir. Bu teknikte kuklalardan nesnelere, hamurlardan başka birçok malzemeye kadar kullanılabilir. Animasyon filmlerinde kullanılan tekniklerden bir diğeri Motion Capture (hareket yakalama)dır. Oyuncunun üzerine sensörler bulunan kıyafet giyerek hareket eder. Sensörler yüzde ve göz çevresinde de vardır. Bu sensörler sayesinde elde edilen görüntüler animasyon karakterine yansıtılır.
Dijital Sinemada İzleyici
Dijital teknoloji, seyircide özgürleşmeye imkan tanımıştır. Üretici ve dağıtıcıya, film sahibine gösterim imkanlarını artırdığı, farklı platformlarla onu desteklediği gibi seyirciye de farklı kapılar açmıştır. İzleme alışkanlıklarını değiştirmiştir. Dijitalleşmenin birçok faydası vardır. Baskı, kopya ve taşınma maliyetlerinin düşmesi, tekrarlanan her gösterimde kopyanın eskimesi sorununu bertaraf etmesi, çok sayıda salonda aynı anda filmleri gösterime sokma kolaylığı, 3D film gösterimi imkanı sunması bunların başlıcalarıdır. Ayrıca surround ses sistemi ile seyirci filmin içine daha fazla çekilebilmektedir.
Üç boyutlu ve devamında boyutlarını arttıran sinema seyircideki özdeşleşme, haz ve gerçeklik hislerini daha artırmıştır. İzleyici dijital sinema döneminde daha fazla katharsis yaşamaktadır. Seyirci filmin içine daha fazla girmekte, kahramanla tam anlamıyla özdeşleşmektedir. Seyirci, bir yandan dijital olarak oluşturulan büyülü evrenin içinde fanteziye kendini bırakırken diğer yandan bu sanal dünyayı tam anlamıyla gerçekmiş gibi sanmaktadır.
Sinemadaki dijitalleşme sadece yapım, post-prodüksiyon ve gösterim aşamalarında yaşanmamaktadır. İnternet ve bilişim teknolojilerindeki gelişmeler sinemanın izleyiciye ulaşımını da etkilemektedir. Günümüzde bazı filmler sadece bu platformlar için üretilip yayınlanmaktadır.