SMY202U-SOSYAL MEDYA VE SİYASAL İLETİŞİM
Ünite 4: Sosyal Medya ve Demokrasi
Demokrasinin Anlamı ve Tarihi
Demokrasi kavramı esas itibarıyla bir grubu ilgilendiren ortak meselelerde karar alma yöntemidir. Ortak karar verme süreçlerinde grup üyeleri eşittir ve demokratik şekilde alınan karar bütün grup üyeleri için bağlayıcıdır.
Demokratik karar verme usulünde grup üyeleri arasındaki eşitlik temel bir ilkedir. Bununla birlikte eşitliğin nasıl sağlanacağı farklı anlamlara gelebilir. İkinci olarak, demokratik eşitlik kavramına daha derin anlamlar da yüklenebilir. Demokratik oylamaya gidilmeden önce alınacak kararlar üzerine grup üyeleri arasında bilgiye ve ortak iyiye dayalı bir müzakere süreci başlatılarak, grup üyelerinin bir tür koalisyon oluşturması da sağlanabilir.
Demokrasi, yönetme yetkisi anlamına gelen siyasal iktidarın halka ait olduğu ve halkın da siyasal iktidar yetkisini ya doğrudan kendisinin ya da düzenli aralıklarla yapılan seçimler aracılığıyla seçtiği vekilleri vasıtasıyla dolaylı olarak kullandığı yönetim şekline verilen addır.
Demokrasi Tarihi
Sınıflı ve hiyerarşik bir toplumda demokratik yönetimin ilk ortaya çıktığı yer Antik Yunan şehir devletleridir. Milattan önce 500’lü yıllarda en önemli Antik Yunan şehir devleti olan Atina’da halk yönetimi ilan edilmiştir.
Atina demokrasisi, milattan önce 321’deki Makedon işgaline kadar yaklaşık iki yüz yıl devam etmiştir. Bilinen ilk kurumsallaşmış demokrasi tecrübesi olduğu için Atina demokrasisi önemlidir. Atina demokrasisi bir doğrudan demokrasi örneğiydi. Doğrudan Demokrasi, vatandaşların bir mecliste toplanarak şehirleri/ülkeleri hakkındaki kararları bir temsilciye ihtiyaç duymadan doğrudan kendi oyları ile belirledikleri rejimlere doğrudan demokrasi denir.
Demokrasi tarihi açısından bir diğer önemli tecrübe Roma Cumhuriyeti’dir. Romalılar yönetimlerine Latince halkla ilgili anlamına “respublica”, yani cumhuriyet ismini vermişlerdir. Milattan önce 509 yılından Roma İmparatorluğu’nun kurulduğu milattan önce 27 yılına kadar devam etmiş olan Roma Cumhuriyeti, Antik Yunan demokrasisinden oldukça farklıdır.
Roma Cumhuriyetinden asırlar sonra 1200’lü yıllarda İtalya’nın kuzeyinde, Floransa ve Venedik gibi şehir devletlerinde cumhuriyetlerin yeniden yükseldiği görülmüştür. 1300’lere kadar süren bu küçük cumhuriyetler, Antik Yunan ve Roma mirasının yeniden canlanmasını sağlamış olan ve modern dönemin açığa çıkmasında önemli etkisi olduğu iddia edilen Rönesansın, bu cumhuriyetlerdeki yönetsel devrimin bir devamı olarak ortaya çıkmasını sağlamıştır. Ancak bu İtalyan tecrübesi hem kısa ömürlü olmuş hem de Antik örneklerinde olduğu gibi sadece yerel yönetim düzeyinde kalmıştır.
Demokratik yöntemlerle seçilmiş temsilcilerden oluşan ulusal meclislerin ortaya çıkması ise İngiltere ve İskandinavya’da gerçekleşmiştir. 900’lü yıllarda bir çeşit
demokratik Viking yerel meclisi sayılan “Ting”ler, farklı İskandinav ülkelerinde “Alting” adıyla ulusal meclislerin ortaya çıkmasını sağlamışlardır (Dahl, 1998, s. 18).
İngiliz Devrimi ile birlikte anayasal monarşi kurulmuştur. Daha sonra kademeli olarak seçme ve seçilme hakkı daha geniş halk kitlelerine doğru yayılmıştır. İngiltere’de ancak 1931 yılında kadın ve erkek bütün yetişkinler seçme ve seçilme hakkını kazanmışlardır. Bununla birlikte İngiltere’nin yönetim şekli hâlâ anayasal monarşidir.
1776’da Amerika’daki İngiliz kolonileri, İngiltere’ye karşı bağımsızlık ilan ederek ABD’yi federal bir devlet olarak kurmuşlardır. 1787’de yazılan ABD anayasası yeni kurulan devleti demokratik bir cumhuriyet olarak tanımlamıştır. Böylece modern dönemde ilk kez geniş bir alana yayılan merkezî bir devlet, demokratik seçimle belirlenen merkezî bir parlamentoya ve bu parlamento altında birleşen demokratik yerel hükümetlere sahip olmuştur. 1789’da gerçekleşen Fransız Devrimi ile de Fransız monarşisi yıkılmış ve yerine Fransız Cumhuriyeti kurulmuştur.
Temsilî Demokrasinin Kurumları
Temsilî demokrasiler, yönetim yetkisinin sahibi kabul edilen halkın/vatandaşların bu yönetme yetkilerini doğrudan kendileri tarafından değil de, seçtikleri vekilleri aracılığıyla dolaylı olarak kullandıkları demokratik yönetim şeklidir. Bununla birlikte, bir ülkenin demokrasi ile yönetilip yönetilmediği ya da eğer demokrasi ile yönetiliyorsa demokratik yönetimin bir derecelendirmeye tabi tutulup tutulamayacağı önemli bir tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Bu nedenle literatürde gelişmiş demokrasilerle gelişmekte olan ya da bazı yönlerden eksik kabul edilen demokratik rejimler arasında ayrım yapılabilmektedir. Sıklıkla yapılan bir ayrım, seçim demokrasileri ile tam/gelişmiş/liberal demokrasiler arasındadır.
Bir ülkede seçim demokrasisinin varlığından bahsedebilmek için dört temel kurumsal düzenleme gerekmektedir (Democracy Index, 2017, s. 61-62):
• Rekabetçi bir çok partili siyasal sistem • Bütün yetişkin vatandaşların seçme ve seçilme hakkının olması • Önemli bir hilenin gerçekleşmediği, yeterli derecede sandık güvenliğinin sağlandığı, düzenli yapılan rekabetçi seçimlerin olması • Seçmenlerin siyasal partilerle hem medya hem de siyasal kampanyalar üzerinden rahatlıkla iletişim ve etkileşim kurabilmeleri.
Bununla birlikte Dahl’ın beşinci şartı siyasal örgütlenmeyi konu alan kurumsal otonomiye ilişkindir. Bütün bu kurumsal yapının sağlıklı işleyebilmesi vatandaşların etkin siyasal katılımına ihtiyaç duyar. Bu nedenle Dahl altıncı kurumsal şartı kapsayıcı vatandaşlık olarak belirlemiştir. Buna göre bir ülkede yaşayan vatandaşların sayılan beş
siyasal kurumun işlemesini sağlayacak bireysel haklardan yararlanmaları engellenemez.
Temsilî Demokrasinin Krizi ve Müzakereci Demokrasi
Müzakereci demokrasi, kamusal politikalar hakkında birbiriyle yarışan görüşlerin uygun tartışma koşulları içinde iyi gerekçelerle müzakere edilerek ortak iyiyi keşfetme süreci olarak tanımlanabilir. Kamusal bir konuda halkın iradesinin basitçe oylama yoluyla değil de, nitelikli bir müzakere sonucu yapılacak bir oylama sonucu ortaya çıkabileceği ileri sürülür.
Literatürde müzakereci demokrasi anlayışı, temsilî demokrasinin krizde olduğu iddiasıyla birlikte anılır. Demokrasinin krizi ile seçmenlerin siyasal karar verme süreçlerine nitelikli bir katkılarının olmadığı ve seçmen tercihlerinin siyasal kararlara yansımadığı ileri sürülür.
Sosyal Medya Çağında Demokrasi
Sosyal Medya ve Demokratik Siyasal Katılım
Sosyal medya, kullanıcı profilleri ile kullanıcıların iletişim kanallarına katılmasını mümkün kılan ve karşılıklı etkileşimi iletişim sürecinin merkezine yerleştiren dijital altyapılı iletişim uygulamalarıdır. Sosyal medya uygulamaları internet tabanlı olduğu için tek bir merkezden yönetilemezken, sosyal medya hesabı açmanın maliyeti neredeyse yoktur.
Sosyal Medya, kullanıcı profilleri ile kullanıcıların iletişim kanallarına katılmasını mümkün kılan ve karşılıklı etkileşimi iletişim sürecinin merkezine yerleştiren dijital altyapılı iletişim uygulamalarıdır.
Geleneksel medya ise tek bir merkezden yönetilen, tek taraflı bir iletişim kuran ve kullanıcı etkileşimi son derece sınırlı olan iletişim araçlarıdır. Geleneksel medya organları da dijital platformlara taşınmaya başlamıştır. Ancak kullanıcı katılımı, kullanıcı etkileşimi sağlamayan ve merkezi özelliğini kaybetmeyen dijital platformlar sosyal medya değildir.
Geleneksel medyaya karşın internet tabanlı yeni medyanın vatandaşların aktif şekilde haber raportörlüğü yapmalarına, sivil toplum organizasyonları düzenlemelerine, blok yayıncılığı yapmalarına ve hatta siyasal liderlere dönüşmelerine imkân tanımaktadır.
Öncelikle sosyal medyada bilinçli olarak ya da kazara siyasal haberlerle karşılaşırız ve bu durum siyasal katılımın başlangıç düzeyi sayılabilir. Sosyal medyanın etkileşimli özelliği, vatandaşların aynı anda fikirlerini paylaşmalarını mümkün kılar. Vatandaşlar siyasal konularda kendilerini ifade etmenin yeni yollarını keşfederler.
Sosyal medya üzerinden fikirlerin ifade edilmesi, kullanıcıları kendi fikirleri üzerine düşünmeye, düşünceleri düzene sokmaya ve karşı tarafın iddialarını anlamaya zorlayabilir. Bu tür zihinsel faaliyetler siyasal katılımın bir ön hazırlığı olarak algılanabilir.
Bununla birlikte sosyal medyada karşılaşılan bilgi ve haberlerin bunaltıcı derecede çok olması sosyal medya kullanıcılarının nitelikli siyasal bilgiye ulaşmalarını engelleyebilir. Bu iki şekilde gerçekleşebilir: Birincisi, sosyal medyada gündeme gelen çok fazla sayıda konuyla ilgili haber ve bilgiler, seçmenleri bu konulara karşı tamamen ilgisizleştirebilir. Her konuda fikir sahibi olmak çok fazla zaman ve enerji gerektireceğinden, seçmenler siyasal konulara ilgisiz kalmayı tercih edebilir. İkinci olarak, seçmenler yalan haberlerden ya da propagandalardan etkilenmekten kurtulamayabilir.
Elektronik Demokrasinin İmkânları
e-Demokrasi, vatandaşların devletle ilgili bilgilere ve hizmetlere elektronik ortamlarda erişimini sağlamakta, kamusal yetkililerle etkileşimlerini artırmakta ve siyasal karar verme süreçlerine daha etkin şekilde müdahil olmalarını mümkün kılmaktadır (Wood, 2014, s. 432).
Elektronik Demokrasi (e-Demokrasi), hükümetlerin internet tabanlı elektronik sistemler kullanarak kamusal hizmetlerden daha fazla vatandaşın daha hızlı ve daha iyi şekilde yararlanmasını sağlamaya yönelik çalışmaları nitelemek için kullanılan bir terimdir. Vatandaşların yeni medya araçlarını kullanarak siyasal kararları etkilemelerini sağlayan internet tabanlı uygulamalar da bu kapsamda ele alınır.
Hükûmetler geleneksel yöntemlerle yürüttükleri pek çok geniş çaplı merkezi kamusal hizmetleri dereceli bir şekilde internet tabanlı elektronik sistemlere geçirmeye başlamışlardır. Bu sayede hükûmetler bir yandan kamusal hizmetlerin etkinliğini artırmayı başarmışlar, diğer yandan vatandaşlarla kamusal meselelere ilişkin etkileşimlerini güçlendirmeyi başlamışlardır.
e-Demokrasi Karamsarları ve Googlearşi
İnternetin demokrasiyi güçlendireceği, bilgili ve duyarlı vatandaşları sayısını artıracağı ya da hümanizmi destekleyeceği yönündeki iddialara şüpheyle yaklaşan yazarlar da vardır. Bu düşünürler arasında en bilineni Dijital Demokrasi Miti yazarı Matthew Hindman’dır. Hindman (2008) hem yeni medyanın siyasal katılımı artırdığı iddiasına hem de internetin merkezinin olmadığı söylenen altyapısına karşı şüpheci sorular yöneltir.
Google’un internet aramaları üzerindeki hakimiyeti bu tür olumsuz gelişmelere bir örnek olarak sunulmaktadır. Googlearşi olarak nitelenen olguya göre bir web sitesinin görünürlüğü ve etkisinin Google aramalarında ne kadar üst sıralarda yer aldığı ile ilişkilidir. Google’un bu sektördeki monopol denebilecek konumu, Google’un internet kullanıcıları üzerinde devasa bir güce erişmesine sebebiyet verdiği belirtilmektedir.
Dijital Diplomasi
Dijital Diplomasi, uluslararası ilişkileri ve diğer siyasal iletişimi geliştirme potansiyeline sahip çok boyutlu dijital ve etkileşimli platformlara yönelik bir isimdir. Burada
temel amaç devletlerin diğer ülkelerin kamuoylarını etkilemeye çalışmalarıdır.
Sosyal Medyada Sosyal Ağlar, Kamuoyu ve Yeni Toplumsal Hareketler
Sosyal Ağlar ve Demokratik Katılım
Sosyal ağ, bir grup sosyal aktörün ilişkisel bağlantılarının belirli türdeki sosyal ilişki kalıpları tarafından şekillendirildiği bir sistem olarak tanımlanabilir. Ağ analizinin iki hedefi vardır: Sosyal ağı destekleyen sosyal yapıların ortaya çıkartılması ve sosyal aktörler arasındaki dinamik etkileşimin keşfedilmesi. (Theiner, Schwanholz&Busch, 2018, s. 77).
Sosyal Medya ve Kamuoyu
Kamuoyu, belirli bir zaman ve belirli bir konu hakkında halkın çoğunluğunun paylaştığına inanılan görüş, hissiyat, kanaat ya da ortak tavırdır.
Sosyal medyanın yaygınlaşması ile birlikte kamuoylarına ilişkin bazı algılarımızın da değişmeye başladığı belirtilebilir. Sosyal medyaya giriş maliyetlerinin düşüklüğü, internetin bir merkezden yönetilmemesi, karşılıklı etkileşim ve etkileşimlerin takip edilebiliyor olması kamuoyu çalışmalarında ilgiyi sosyal medyaya çekmiştir.
Sosyal medya kullanıcıları arasında giderek yaygınlaşan politik tutumun siyasî liderler ve siyasal partiler tarafından kamuoyunu manipüle etmek için de kullanılabildiği görülmektedir. Bu tür manipülasyonlara en iyi örnek ABD’de 2016 başkanlık seçiminde ortaya çıkan Cambridge Analytica skandalıdır.
Sosyal Medya, Yeni Toplumsal Hareketler ve Demokrasi
Yeni toplumsal hareketler, 1960’lardan itibaren kimlik, kültür, çevre, insan hakları gibi konular etrafında toplanan ancak üyeliğe ya da hiyerarşik yapılara dayanmayan siyasal/sosyal amaçlı örgütlenmelere, yeni toplumsal hareketler denilmektedir.
Yeni toplumsal hareketlerin eylem tarzı sınıf temelli olmadığı için sıkı bir şekilde sosyal ağlarla ilişkili hâle gelmiştir. 21. yüzyılda sosyal ağların en hızlı geliştiği mecra ise şüphesiz internet ve sosyal medyadır. Artık bütün toplumsal hareketler internet üzerinden örgütlendiği gibi sadece çevrim içi ortamda faaliyet yürüten gruplar da vardır. Bazı yazarlar bu durumu tanımlamak için “internet ağları hareketi” ismini dahi kullanmaktadır. İnternet ve sosyal medya üzerinden örgütlenen toplumsal hareketlerin iki türü vardır: Birincisi, asıl faaliyet alanı çevrim dışı olan toplumsal örgütlerin sosyal medyayı iletişim, propaganda ve üye bulma alanı olarak kullanmalarıdır. İkinci tür toplumsal örgütler ise çevrim içi aktivizmi temel hedefleri hâline getirenlerdir (Tindal, 2014, s. 5).
Birinci tür toplumsal örgütlerin temel motivasyonu internetin ve sosyal medyanın sağladığı avantajları çevrim dışı faaliyetlerini desteklemek için kullanmaktır. Wall Street’i İşgal Et eylemlerinde ortaya çıkan durum budur.
İşgal Et Hareketi, küresel ekonomik eşitsizliklere ve küresel finansal yönetime karşı 2011 yılında New York’ta başlamış bir toplumsal harekettir. Özellikle occupywallst.org sitesi ve Twitter’da da #OccupyWallStreet etiketiyle örgütlenen hareket çok kısa sürede New York’ta 15 bin protestocu toplarken, hareket 82 ülkede 92 şehre bir ay içinde yayılmıştır. Bu örneğin gösterdiği üzere, sosyal medya toplumsal hareketleri örgütlemede etkin bir araçtır. Bununla birlikte çevrim içi gruplar ise genellikle sosyal medya üzerinden farkındalık yaratmayı, propaganda faaliyetleri ile daha fazla insana ulaşmayı ve baskı grubuna dönüşerek politikaları yönlendirmeyi hedeflerler. Ancak çoğu çevrim içi aktivist belirli bir gruba sıkı bir bağlılık içinde değildir. Facebook grupları, siyasal mesajların retweet edilmesi ya da siyasal içerikli YouTube videosu paylaşımı bu grupların temel eylem çeşididir.