AÖF Soru Bankası

Sosyal Medya ve PropagandaÜnite 6 Özeti

Toplumsal Olaylar ve Sosyal Medyada Propaganda

SMY201U-SOSYAL MEDYA VE PROPAGANDA

Ünite 6: Toplumsal Olaylar ve Sosyal Medyada Propaganda

Giriş

Sosyal medya, etkileşimli katılımı içeren yeni medya biçimlerini ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Medyanın gelişimi “yayın çağı” ve “etkileşimli çağ” olmak üzere iki farklı döneme ayrılır. İlk dönem olan yayın çağında gazete, radyo, televizyon ya da film gibi bir vasıtayla birçok kişiye mesaj iletilmekte ve insanlar tarafından bu yayınlara karşı geri bildirimler telefon, mektup ya da dilekçe gibi yollarla ulaştırılabilmektedir. Dijital ve mobil teknolojilerin hızla gelişmesiyle beraber ortaya çıkan ve etkileşimli çağ olarak adlandırılan yeni dönemdeyse artık insanlar için anında etkileşim yani birçok insana aynı anda seslenmek ve geri bildirim vermek oldukça kolay hâle gelmiştir (Manning, 2014).

Sosyal ağlar, benzer ilgi alanlarına sahip kişilere fikirlerini iletmek, paylaşmak ve tartışmak için toplanabilecekleri sanal bir platform sağlar (Raacke and Bonds-Raacke, 2008). Benzer şekilde sosyal medya artık hem kamu hem de özel sektördeki kurumlar ve aktörler açısından da vazgeçilmez bir faaliyet alanı hâline gelmiştir. Şirketler bu yolla ekonomik anlamda büyük kazanımlar elde etmekte; ve bazen markalarını hızla geliştirmektedir. Bakanlıklar, siyasi partiler, devlet başkanları, sivil toplum örgütleri sosyal medya yoluyla faaliyet ve görüşlerini paylaşmakta, kitleleri bilgilendirmekte, yönlendirebilmektedirler.

Sosyal Medyanın Etkileri

Yaklaşık 20 yıllık bir süredir dünyada yaygın olarak kullanılıyor olması ve nispeten yeni bir teknoloji olması nedeniyle, toplumların sosyal medyadan nasıl etkilenmekte oldukları ve bu etkilerin uzun vadeli sonuçları henüz tam olarak anlaşılabilmiş değildir. Bu konuyu araştıran çalışmalardan birinde; sosyal medyanın sağlık, iş yaşamı, eğitim, toplum, çocuklar ve ergenler üzerindeki etkileri ele alınmıştır (Akram ve Kumar, 2017). Örneğin sağlık alanında sosyal medya bir yandan bilgi paylaşmalarını, fikir ve destek almalarını, doktorlarına daha kolay ulaşmalarını, sağlık araştırmacılarının ise güncel bilgilere daha kolay ulaşmalarını sağlarken, diğer yandan zaman zaman internet kullanıcısının rahatsızlığıyla ilgili kendine yanlış teşhis koyma ya da özel sağlık bilgilerinin gizliliğinin ihlali gibi olumsuz sonuçlara da yol açabilmektedir. Kısacası sosyal medya, toplumu her iki yönde de etkileyebilmekte ve onu dönüştürebilmektedir. Dolayısıyla Kanada İstatistik Araştırmaları Kurumu tarafından da ifade edildiği üzere; sosyal medyadan sonra artık ne birbirinden kopuk, yalnızlardan oluşan ve işlevini yitirmiş bir toplum, ne de birbiriyle bağlantılı mutlu bir toplum beklemeliyiz. Ortaya çıkan bu yeni toplum, önceleri bildiğimizden çok farklı bir şekilde birbirine uyum sağlamış ve farklı bir şekilde ilişki kuran bireylerden oluşan bir toplumdur (Veenhof, Wellman, Quell and Hogan, 2008).

Eski medya olarak da tanımlanan kitle iletişim araçları, genelde siyasal ve ekonomik gücü de elinde bulunduran küçük bir azınlık tarafından kontrol edilmekte ve çoğunluk

ise bu ortamda istek ve taleplerini dile getirme fırsatını pek fazla bulamamaktadır. İnternetin hâkim olduğu yeni medya ise toplumdaki çoğunluğun bilgiye hızla ulaşmasına imkân sağladığı gibi, kendi istek ve taleplerini de çok daha fazla, hızlı ve etkin bir biçimde ifade etmesine fırsat vermektedir (Timisi, 2003).

Dolayısıyla yeni iletişim teknolojisi sistemlerinin toplumsal çevrelerce ve özellikle de genç kitle tarafından hızla kabul görmesi, kitleleri içerik ve bilgi paylaşımı noktasında büyük ölçüde özgürleştirmiştir. Artık sosyal medya yoluyla algı yönetimi, siyasal kutuplaşma, terör örgütlerinin ideolojilerini yayması, hatta silah kullanmadan ülkeleri alt üst edecek psikolojik harekatlar gerçekleştirmek mümkündür. Bu sebeple sosyal medya günümüzün en önemli propaganda ve kitleleri harekete geçirme araçlarından biri hâline gelmiştir.

Propaganda

Propaganda kişi ve grupların fikir, tutum ya da davranışlarını etkilemeye yönelik tek yönlü bir iletişim şekli olarak tanımlanabilir (Kağıtçıbaşı ve Cemalcılar, 2017).

Propaganda niteliğindeki bir iletişimin üç amacı olabilir: Hedef kitlede yeni bir tutum geliştirmek, zaten var olan bir tutumun etkisini artırmak ya da hedef kitlenin var olan tutumunu değiştirmek (olumlu tutumu olumsuz, olumsuz tutumu olumlu yapmak). Propagandanın sahip olduğu güç, insanların düşüncelerini çoğu zaman bilinçli bir şekilde farkındalıkları olmadan değiştirebilmesinde yatar. Nitekim Pratkanis ve Aronson (2008) propagandayı “bir fikri; ön yargılarımızı ve duygularımızı etkileyen imajları, sloganları ve sembolleri becerikli bir şekilde kullanmak suretiyle iletmektir.” diye tanımlarlar. Sosyal medyanın, tanımında belirtilen imaj, sembol ve sloganları anında binlerce kişiye ustaca ve oldukça etkileyici bir biçimde sunma konusunda yarattığı imkân, onu çağımızın en önemli propaganda aracı hâline getirmiştir. Özellikle son yıllarda dünyanın birçok yerinde gerçekleşen toplumsal olaylarda geniş kitlelerin örgütlenmesinde, bir araya gelmesinde ve süreç içinde haberleşme akışının devam etmesinde sosyal medya kullanarak yapılan propaganda çalışmalarının çok büyük bir etkiye sahip olduğu görülmektedir.

Toplumsal Olay

Toplumsal hareketler, birtakım sosyal sorunları çözmek için, toplumsal sistemi değiştirme ya da istenmeyen bir değişikliğin önüne geçme yoluyla, o toplumdaki bir grup tarafından organize edilen kolektif bir eylem türüdür (Turner and Killian, 1987, s. 308).

Toplumsal olaylar bazen siyasal sistemin değişmesi talebi, bazen adalet ve eşitlik talebi, bazen de kadın hareketi, çevreci hareketler ya da hayvan hakları gibi toplumsal değişim talepleri şeklinde ortaya çıkmaktadırlar. Dolayısıyla toplumsal hareketler, toplumun ihtiyaçlarına dayalı olarak ortaya çıkarlar. Bazı toplumsal hareketler mevcut siyasal sistemi tamamen değiştirmeyi ve yerine


yeni bir düzen kurmayı hedeflerler; bu hareketler sosyolojide “devrimci sosyal hareketler” olarak adlandırılır. Diğer toplumsal hareketler ise tamamen bir değişimi değil, toplumun belirli bir kısmının karşı olduğu bazı yönlerin değiştirilmesini, bazı aksaklıkların giderilmesini amaçlarlar. Bu hareketler ise “reformcu sosyal hareketler” olarak adlandırılır (Türkdoğan, 2008). Toplumsal hareketler, büyük çaplı toplumsal eylemlere ve toplumsal olaylara neden olabilirler. Toplumsal hareketlere bağlı olarak ortaya çıkan “toplumsal eylem” ve “toplumsal olay” kavramlarını birbirinden ayırmak yararlı olacaktır. “Toplumsal eylemler”, yasalar çerçevesinde yapılan toplantı, yürüyüş, basın açıklaması gibi demokratik ifade özgürlüğü kapsamında yer alan ve kamu düzenini bozmadan, kimseye ya da hiçbir mala zarar vermeden, başkalarının özgürlüğünü kısıtlamadan gerçekleştirilen, şiddet içermeyen barışçıl eylemlerdir. Bu tarz eylemler demokratik toplumlarda, toplumun kendisini ifade etmesine ve rahatlamasına imkân sağlayan demokratik bir davranış şeklidir. Bu nedenle demokratik ülkelerde bu tarz toplumsal eylemler, hukuk kuralları çerçevesinde düzenlenerek vatandaşlara bir hak olarak tanınır. Bu şekilde, bir toplumdaki her unsurun kendini ifade etme özgürlüğü garanti altına alınabilir. Bunun yanında ancak eylemleri düzenleyenlerin bu hassasiyete sahip olmaları ile demokrasinin önerdiği şiddetsiz, diyalog yoluyla sorunların çözülmesi hedefi gerçekleştirilebilir. Demokrasi kültürünün vazgeçilmez unsurlarından biri de her insanın özgürlüğünün, diğer insanların haklarını çiğnemeyecek ölçüde sınırlanması ya da çerçevelendirilmesidir. Toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkının her ortamda, her istendiği zaman, her istendiği şekilde kullanılması kamu düzeni, can ve mal güvenliği gibi unsurlar açısından sakıncalı bir durum oluşturacaktır. Bu nedenle ülkeler, bu hakkı kanunlarla sınırlandırır. Toplumsal olaylar işte bu yönden toplumsal eylemlerden ayrılırlar: Yasalara ve kamu düzenine muhalefetin temel olarak hedef alındığı toplumsal olaylarda göstericiler kısa süre sonra şiddete, kamu düzenini bozmaya yönelirler. Böyle bir durumda ise demokrasinin diyalog yoluyla çözüm sürecinin önü büyük ölçüde kapanmış ya da en azından bir süre için engellenmiş olur.

Tarihsel gelişimine bakıldığında toplumsal olayların ilk ortaya çıktığı dönemlerde grup içi ve grup dışı iletişim, büyük ölçüde insanlar arasındaki doğrudan etkileşime dayanmaktadır. Son iki yüz yılda ise iletişimde farklı araçların ortaya çıkmasıyla daha fazla sayıda insana hareketin mesajlarını ulaştırabilmek için gazete, broşür, kitap ve bültenler gibi çeşitli medya araçları etkin olarak kullanılmaya başlanmıştır.

İnternete bağlı bilgisayarların ve mobil telefonların geliştirilmesiyle birlikte ise sosyal hareketlerdeki iletişimde devrim niteliğinde bir süreç başlamıştır. İşin ilginç tarafı bu sürece artık sosyal harekete katılanlarla birlikte diğer vatandaşlar, siyasi partiler, devlet kurumları, özel kurumlar ve medya kuruluşları da aynı anda müdahil olabilmektedir (Donk, Loader, Nixon and Rucht, 2005).

İnternet ve sosyal medyanın gelişimiyle bu kolektif eylemler ve protesto gösterilerinin nitelikleri, eskisinden çok daha farklı bir hâl almıştır. Toplumda içten içe hissedilen bazı sorunlar karşısında birbirini tanımayan binlerce kişi, sosyal medya aracılığıyla kısa sürede örgütlenerek büyük toplumsal hareketler oluşturabilmektedir. Bir toplumda başlayan ve etkili olduğu görülen bir kitlesel eylem, o toplumda başka sorunların dile getirilmesi için cesaret verici olurken aynı zamanda başka toplumlara da sorunlarını dile getirme cesareti verebilmektedir.

Kamusal Alan

Kamusal alan bireylerin özel yaşamlarında, toplumun yararına ilişkin konular üzerinde özgürce toplanabildikleri, örgütlenebildikleri, düşüncelerini yayınlama özgürlükleri garantilenmiş olarak ifade edip tartışabildikleri ve bu arada kamuoyuna benzer bir durum oluşturdukları bir alanı ifade eder. Kamuoyu ise toplumdaki çeşitli sorunlar karşısında belirli bir zaman ve yerde, belirli bir insan grubu arasında yaygın olan düşünce ve bakış açılarıdır. Bu anlamda ele alındığında sosyal medyanın, belli bir mekânda toplanmayı gerektirmeksizin bazen birbirinden binlerce kilometre uzaklıktaki insanları birbirine bağlama gücüne sahip bir “kamusal alan” oluşturduğu söylenebilir. Sanayi devrimi ile “Sanayi Toplumu” olarak adlandırılmaya başlanan toplum yapısı, internetin hayatımıza girmesi ve diğer teknolojik gelişmelerle birlikte artık “Bilgi Toplumu” olarak anılmaya başlamıştır. Bilgi toplumunda, elinde bir akıllı telefon ya da tablet bulunan her birey, zaman ve mekândan bağımsız olarak bilgi üretip yayma gücüne sahip önemli bir kaynak hâline gelmiştir. iletişim artık tek yönlü bir süreç olmaktan çıkmış ve karşılıklı etkileşime olanak sağlar bir hâle gelmiştir. Bilgi toplumuyla ortaya çıkan bu yeni kamusal alan, bir taraftan toplumlar için şeffaflaşma ve bilgi alışverişini kolaylaştırma fırsatı sağlarken diğer taraftan kötü niyetli propagandanın rahatlıkla yapılabilmesine olanak sağlayarak bireyler ve toplum için ciddi bir risk kaynağı oluşturmaktadır (Eren ve Abdullah, 2014).

Ağ Toplumu

Manuel Castells (2004),e göre ağ toplumu, bilgi ve iletişim teknolojileri tarafından güçlendirilen ağlardan oluşan bir sosyal yapıya sahip toplumdur.

Sosyal ağlarda herhangi bir kişi tarafından ortaya atılan sadece bir tweet ya da paylaşılan bir olayın binlerce kişiyi harekete geçirebilen gücü göz önüne alındığında, ağ toplumunun geleneksel toplum yapısından ne kadar farklı olduğu daha da iyi anlaşılabilir. lduğu daha da iyi anlaşılabilir. Ağ toplumunda zamanın, nerede ve gerçekte kim olduğunuzun hiçbir önemi yoktur, bu nedenle de yapılabilecekleriniz neredeyse sınırsızdır. Bu toplumda her bir birey için bilgi üretmek ve bunu hızla büyük kitlelere yaymak artık imkânsız olmaktan çıkmıştır. Ağ toplumu kavramından hareket edildiğinde sosyal medyada propaganda ve toplumsal olay ilişkisi daha anlaşılır hâle gelmektedir. Ağ toplumunda bir merkez yoktur, sadece


bağlantılar vardır; bu nedenle de bilginin elde edilmesi ve hızlıca işlenmesi çok daha kolaydır.

Fransız Ulusal Enstitüsü ve Columbia Üniversitesi’nin gerçekleştirdiği bir araştırmanın sonucu, sosyal medya yoluyla yapılan propagandanın toplum için oluşturabileceği risklere işaret eder niteliktedir. Araştırmada dünyanın önde gelen bazı haber kuruluşlarına ait haberlerin, sosyal medyada nasıl paylaşıldığı bir ay boyunca takip edilmiştir ve sosyal medyada binlerce kez paylaşılan linklerin %59’unun, kullanıcılar tarafından hiç tıklanmadan yani hiç okunmadan paylaşıldığı tespit edilmiştir (Aktaran: İlke, A. T. (2018). Bu durum insanlarının çoğunun haberin doğruluğunu araştırmak bir yana, haberin kendisini dahi okumadan ve ayrıntılarını öğrenmeden paylaşımda bulunduğunu göstermektedir. Bilginin doğruluğu araştırılmadan böylesine kontrolsüzce ve büyük bir hızla yayılması eğilimi göz önüne alındığında; ağ toplumunda, sosyal medya yoluyla toplumsal olaylara dönüşebilecek toplumsal tepki yaratma olasılığının artmış olduğu düşünülebilir. Özellikle son on yılda dünyanın her yanında görülen toplumsal eylem ve toplumsal olayların sayısındaki artış da bu düşünceyi doğrular niteliktedir.

Dijital Aktivizm

Politik olarak oldukça aktif görünen 60-80’li yıllar arasındaki genç kesimin ardından gelen internet çağında; kamuoyu tarafından gençlerin artık politika, siyaset ve toplumsal sorunlarla ilgilenmediği düşünülmeye ve sıklıkla dile getirilmeye başlanmıştır. Ancak son on yılda gerçekleşen büyük çaplı kitlesel eylemler, özellikle de eğitim seviyesi giderek yükselen genç kesimin hiç de duyarsız olmadığına, aksine tıpkı eski dönemlerdeki gençler kadar politik bir katılım gösterdiğine ancak bunu yeni yollarla yaptığına işaret etmektedir. Norris (1999) bu grubu “eleştirel vatandaş” olarak adlandırmıştır. Bu grubun en belirgin özelliği demokratik değerlere sıkı sıkıya bağlı olmaları ancak mevcut geleneksel hükûmet yapılarının bunu sağlamada yeterli olduğuna inanmamaları ve onlara karşı şüpheci olmaları şeklinde değerlendirilmektedir. Sosyal medyanın dünyaya hâkim olmasıyla birlikte vatandaşlık anlayışının da değiştiği bu yeni dünya düzeninde bireyler artık köşe yazıları, mitingler gibi geleneksel yöntemlerden çok Twitter mesajları, anında yayılarak gündem yaratan videolar ve çarpıcı fotoğraf ve karikatürler yoluyla etkilenmeye ve ikna olmaya başlamışlardır. Her gün internet ve sosyal medya platformlarında aktif olmaları bireylere, dijital ağ bağlantılı olarak oluşturulan her türlü kampanya ya da eylemden hemen haberdar olma ve o aktiviteye anında katılma fırsatı sunmaktadır. Dolayısıyla bu ağları kullanan bireylerin her biri bir “dijital aktivist” olma potansiyeli taşımaktadır. Aktivizm, kamuyu etkilemek amacıyla bir grubun güçlü bir şekilde hissettikleri konu lehine aktif olarak savunuculuk yapmaları olarak tarif edilebilir (Holtzhausen, 2012). Dijital ağlar sayesinde örgütlenen kampanya ve eylemleri tanımlamak için geliştirilen kavram ise “dijital aktivizm”dir. Sosyal medyanın

aktivizm açısından sağladığı avantajlardan biri, aktivist olmak için eyleme belli bir mekânda doğrudan katılma durumunun artık şart olmamasıdır. Sanal aktivistler bilgisayar üzerinden yaptıkları paylaşımlarla eylemlere destek verebilmekte, bazen tek bir paylaşım bile kamuoyu yaratmada kurumlardan çok daha büyük bir etkiye ulaşabilmektedir.

Dijital Aktivizmde Küresel Bir Örnek: WWF Dünya Saati Uygulaması

Sosyal medya toplumda günlük hayattan siyasete kadar önemli etkiler yaratırken, bu etkilerden bir diğeri de sivil toplum örgütlerinin gelişimini hızlandırması ve çalışmalarını kolaylaştırmasıdır.

Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) dünyada çapında çalışmalar yapan bir sivil toplum kuruluşudur. WWF’nin amacı bir sivil toplum kuruluşu olarak küresel ölçekte bir değişim yaratmak ve yeryüzünün en değerli yaşam alanları ile canlı türlerini korumaktır. WWF’nin gerçekleştirdiği en önemli faaliyetlerden birisi de dünyadaki biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik olarak ülkeler arasında iş birliklerinin sağlanmasına öncülük etmektir (Doğal Hayatı Koruma Vakfı-Türkiye, 2019) Günümüzde kamu yararı için kurulmuş sivil toplum örgütleri kendi mücadele alanındaki sosyal, politik ya da çevresel sorunlara sosyal medya yoluyla dikkat çekmekte, hatta bu yolla dünya çapında katılımın gerçekleştiği dev eylemlere imza atabilmektedirler. Bunlardan birisi de artık her yıl düzenlenen ve gittikçe büyüyen bir küresel bir etkinliğe dönüşen WWF’nin Dünya Saati kampanyasıdır. Bu etkinliğin amacı; her yıl mart ayında belirlenen bir cumartesi akşamı ışıkların kapatılması ve elektriğin kullanılmaması yoluyla küresel iklim değişikliğine dikkat çekmektir. Sosyal medyada etkin bir şekilde sürdürülen bu kampanya sayesinde eylem, birkaç yıl içinde 7 kıtada 150’den fazla ülkeye yayılmış ve dünyanın en büyük çevre hareketine dönüşmüştür.

Sosyal Medyanın Toplumsal Olaylara Etkisi

Günümüzde sosyal medya etkisiyle gelişip büyüyen toplumsal olaylara birçok örnek gösterilebilir: Bunlardan biri Amerika Birleşik Devletlerinde 2011 yılında gelir dağılımındaki adaletsizliğe tepki olarak başlayan ve “Wall Street’i İşgal Et (Occupy Wall Street)” ismiyle anılan gösterilerdir. Bir diğeri rüşvet ve yolsuzlukların yaygınlaşması, gelir dağılımındaki adaletsizlik, işsizlik, ifade özgürlüğü önündeki engeller ve otoriter rejimlere tepki olarak Tunus’ta başlayıp Ortadoğu ülkelerine yayılan “Arap Baharı”dır. “Ukrayna Gösterileri” ve Fransa’daki “Sarı Yelekliler Hareketi” sosyal medya etkisiyle büyüyüp gelişen olaylardan diğer birkaçı olarak sayılabilir.

Arap Baharı

Bütün Avrupa’yı sarsan 1848’deki “Avrupa Baharı” olaylarından adını alan Arap Baharı, 2011 yılında Tunus’ta başlayıp Kuzey Afrika ve diğer Ortadoğu ülkelerine kadar on dört ülkeye yayılan toplumsal


eylemleri ifade eder. Olayların başladığı ülke Tunus’tur. Eylemlerin fitilini çeken ilk olay ise Tunuslu Muhammed Buazizi adlı bir kişiye ait meyve sebze tezgahına el konulması, olay sırasında kötü muameleye maruz kalması ve kamu otoritelerinin sorunuyla ilgilenmemesi sonucu 17 Aralık 2010 tarihinde şehir meydanında kendini yakmak suretiyle gerçekleştirdiği intihar girişimidir. Protestocu Muhammed Buazizi’nin Aralık ayında kendini ateşe verdiği anları yakalayan amatör kameraman tarafından çekilen görüntülerin YouTube’da yayınlanması toplumsal bir infial yaratmıştır. Bunun üzerine zaten bir süredir içten içe birçok konuda rahatsızlık duyulan Tunus’ta ülke çapına yayılan protesto eylemleri başlamıştır. Bu olayın sosyal medyada da büyük yankı bulmasıyla insanların sokaklara dökülerek olayı protesto etmesi, Arap Baharı’na yol açan eylemlerin başlangıcı olmuştur. Olayların ilk sıçradığı ülke ilginç bir şekilde Tunus’a sınır olmayan Mısır’dır. Eylemler Mısır’ın ardından aynı ay içerisinde önce Cezayir, Yemen, Lübnan ve Ürdün’e, Şubat ayı içinde ise sırasıyla Bahreyn, Libya, Fas, İran ve Irak’a yayılmıştır. Mart ayında ise bu ülkelere Suudi Arabistan, Suriye, Kuveyt ve Umman’ın eklenmesiyle, olaylar tam olarak on dört ülkeyi etkisi altına almıştır. Bu olayların, sosyal medyanın protesto gösterilerinin ülkeden ülkeye yayılmasında ve göstericilerin örgütlenmesinde oynadığı büyük rol nedeniyle gerek medyada gerekse bilim dünyasında sıklıkla “Facebook devrimi” ya da “Twitter devrimi” olarak adlandırıldığı görülmektedir. Ancak bu yaklaşım, sosyal medyaya aşırı derecede önem atfederek sanki sosyal medya olmasa eylemler ortaya çıkmayacakmış gibi bir algı yaratması açısından eleştirilmiştir. Dolayısıyla aslında bir türlü çözüm getirilmeyen uzun süreli toplumsal sorunların, Buazizi’nin eylemi gibi bazı hızlandırıcı etkenler sayesinde dışa vurulmaya başlanmış olması ve bunun ardından başlayan toplumsal olaylar sürecinde sosyal medyanın örgütlenme ve bilgi akışı için etkili ve önemli bir araç olarak kullanılmış olması, daha akla yatkın bir açıklama olarak görünmektedir (Babacan, Haşlak ve Hira, 2011).

Wall Street’i İşgal Et

Wall Street, ABD’nin New York kentinde bulunan finans şirketlerinin merkezidir. Wall Street’i İşgal Et hareketinin başlangıcı, Kalle Lasn ve Micah White adlı iki arkadaş arasındaki bir telefon konuşmasına dayanmaktadır. Konuşma sırasında bir protesto gösterisi düzenlemeye karar veren iki arkadaş bir plan yapmış; plan çerçevesinde önce bir poster hazırlamış, protestoya çağıran kısa bir bilgilendirme ile birlikte ona bir isim koymuş ve protesto gösterisinin başlayacağı günü ve anahtar taktikleri belirlemişlerdir. Ardından Micah @OccupyWallStNYC adıyla Twitter’daki ilk işgal hesabını oluşturmuş ve #OCCUPYWALLSTREET adıyla ilk tweeti atmıştır. Bu fikir New York’ta başlangıçta iki yüz kişiye ulaşmış, bu kişiler protesto eyleminin ilk gününü organize etmişlerdir. Çağrıya cevap veren bu aktivist grup, iki yüz kişilik bir e- posta listesi yoluyla Google Gruplar üzerinden organize olmuşlardır. Justin Tunnet adındaki aktivist de

OccupyWallSt.org adlı hareketin web sitesini oluşturmuştur (OccupyWallStreet, 2019, “Facts About Occupy”, para. 1-6). Web sitesinde açık bir şekilde hareketin Mısır ve Tunus’taki halk ayaklanmalarından ilham aldığı ve adaletsiz bir küresel ekonominin kurallarını yazan en zengin %1’lik insan grubuyla mücadele etmeyi amaçladığı belirtilmektedir. Hareketin hemen öncesinde, dünyada 2007 yılında baş gösteren ekonomik krizin ardından uzun süredir hissedilen ekonomik sıkıntıların üstüne, ülkede bir de mortgage (uzun dönemli ipotekli konut kredisi) krizinin ortaya çıktığı görülmektedir. Ekonomik krizin etkisiyle %1’lik bir kesimin toplam gelirden toplumun %99’undan fazla pay aldığı iddiası gündeme getirilmiştir. Nitekim grup bu iddiayı süreç içerisinde “Biz %99’uz!” ana sloganıyla vurgulamıştır. Tüm protestocuların ortak hedefi ve amacı gelir dağılımdaki bu adaletsizliğin giderilmesiyken olaylar sırasında diğer birçok talep de dile getirilmiştir. İlk gün iki yüz kişilik küçük bir grupla başlayan eylemler başta geleneksel basın tarafından önemsenmemiş; bu sebeple güvenlik güçleri pek ses getirmeyeceğini düşünerek göstericileri dağıtmak için zor kullanma yoluna gitmiştir. Bu sahneleri kameraya alan göstericiler görüntüleri YouTube ve benzeri araçlarla ülke çapına büyük bir hızla yayabilmiştir. Böylelikle ülke çapında görünür hâle gelen eylemler sosyal medya yoluyla kamusal bir mesele hâline dönüşmüştür. Hareketin küresel bir eylem hâline dönüşmesi 15 Eylül 2011 tarihinde gerçekleşmiştir. Sosyal medya üzerinden organize olan gruplar, dünyanın birçok ülkesinde menkul kıymetler borsalarına karşı eş zamanlı işgal et eylemleri düzenlemişlerdir. Göstericiler 15 Kasım 2011’de işgal etmiş oldukları Zucotti parkından polisin sert müdahalesiyle çıkartıldılarsa da bu müdahale protesto gösterilerinin sonlanmasını sağlayamamıştır. Hareket arada bir gösterilerin alevlendiği dalgalı bir seyir arz etse de iki yılı aşkın bir süre devam etmiştir ve sosyal medya üzerinden Amerika dışında başka ülkelerden de destek almıştır.

Sarı Yelekliler

Sarı yelekliler hareketi, 17 Kasım 2018 günü başlayarak Fransa’da iki binden fazla bölgede yaklaşık üç yüz bin kişinin katıldığı gösterilere dönüşen ve daha sonra İngiltere başta olmak üzere yakın ülkelere sıçrayan bir protesto hareketidir. Protestoların fitili ilk olarak Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un akaryakıt fiyatlarına 1 Ocak’tan itibaren “çevre vergisi” adı altında ek bir vergi uygulayacağını duyurmasıyla ateşlenmiştir. yal anlamda genel bir şikâyete dönüşmüştür. Cumhurbaşkanı Macron protestoları vergi indirimi, emekli aylığında artış ve ekonomik reformlar gibi vaatlerle bastırmaya çalıştıysa da bunların çoğu halkı tatmin edecek ya da sıkıntılarını azaltacak düzeye ulaşmamıştır. Hareketin gelişim sürecine bakıldığında yine sosyal medyanın büyük ölçüde etkili olduğu görülmektedir. Ek vergilere tepki olarak ortaya çıkan hareket başlamadan önce Ekim ayında, Jacline Mouraud isimli 51 yaşındaki bir kadın Macron’a seslendiği bir video hazırlayarak kendi


Facebook sayfasında yayınlamıştır. Şikâyetlerini birer birer dile getirdiği videonun sonunda takipçilerini, seslerini duyurmak için kendi videolarını yayınlamaya çağıran Mauraud’un videosu, Facebook’ta tam 6,2 milyon görüntülenme ve 263.000’den fazla paylaşım almıştır. Takip eden haftalarda hareketin sosyal medyada gittikçe yayıldığı, Facebook’ta konuyla ilgili 1.500 farklı başlık daha açıldığı gözlenmektedir. Sarı Yelekliler Hareketi çevre ülkelere de sıçramış, İsveç, Belçika, Yunanistan, Hollanda ve İngiltere gibi ülkelerde de aynı sembolün, yani sarı yeleğin kullanıldığı protesto gösterileri gerçekleşmiştir. Sosyal medya yoluyla diğer ülkelere yayılan protesto gösterilerinin daha çok Facebook üzerinden kurulan gruplar yoluyla organize edildikleri görülmektedir.

Sosyal Medyada Yapılan Propagandanın Toplumsal Olaylar Üzerindeki Etkisi

Araştırmalara göre toplumsal olaylar doğrudan tek bir nedene bağlı olarak ortaya çıkmamaktadır (Goodwin ve Jasper 2003). Bir toplumsal olayın ortaya çıkabilmesi için o toplumda hem bazı sosyal, ekonomik ve kurumsal etkenlerin hem de insanları harekete geçirecek ya da organize olmalarını sağlayacak bazı unsurların bir arada bulunması gerekmektedir. Bu noktada internet ve sosyal medyanın hayatımıza girmiş olması, tarihsel olarak bakıldığında toplumsal olaylar için kitlelerin harekete geçme ve organize olma yollarını neredeyse tamamen değiştirmiş görünmektedir.

Sosyal medyanın propaganda ve toplumsal olaylarda etkili bir araç olmasını sağlayan unsurlar sırasıyla şu şekilde özetlenebilir:

• Toplumsal olaylarda organize olmayı kolaylaştırması, • Gerçeklerin kolaylıkla ortaya çıkmasına ve geniş çevrelerce öğrenilmesine imkân sağlaması, • İletişimi artırması ve kolaylaştırması, • Fikirlerin özgürce ifade edilmesini ve hızlıca yayılmasını kolaylaştırması, • Organizasyon ve iletişim maliyetini düşürmesi, • Çok sayıda insanın toplumsal olaylara daha kısa sürede tepki göstermesini sağlaması

(Çildan, Ertemiz, Tumuçin, Küçük ve Albayrak, 2012).

Sosyal medyada propaganda ve toplumsal olaylar ilişkisi, ele alınan olaylar ışığında değerlendirildiğinde şu sonuçlara ulaşılabilir: Günümüzde yönetim şekli ne olursa olsun bütün ülkelerde toplumsal olayların ortaya çıkabildiği görülmektedir. Sosyal medya ise sağladığı büyük propaganda ve organizasyon gücüyle artık bu olaylardan bağımsız olarak düşünülemez. Bununla birlikte toplumsal olaylarda sosyal medyayı, olayları başlatan temel unsur olarak düşünmek abartılı bir yaklaşım olarak görünmektedir. Bununla birlikte sosyal medya, hem olayların başlangıcında hem de bütün süreçte örgütlenme ve iletişimi kolaylaştırması açısından harekete katılmayı

motive edici ve maliyeti önemli ölçüde azaltan en etkili araç olarak ortaya çıkmaktadır.

Sosyal medyada propagandanın toplumsal olaylarda kitlelerin harekete geçmelerini kolaylaştırıcı ve bu konuda maliyeti düşürücü etkisini tespit etmekle beraber, bu toplumsal olayların da ülkeler açısından önemli ekonomik ve sosyal maliyetlerinin olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Örneğin Fransa İçişleri Bakanı’nın Ocak 2019 tarihli açıklamasında; Sarı Yelekliler hareketinin ülkeye maliyetinin 32 milyon Euro olduğu, olayların 58.000 kişinin ise işsiz kalmasına neden olduğu açıklanmıştır. Bunun yanında olaylarda yüzlerce kişi hayatını kaybetmiş ve yaralanmıştır.

Sosyal medyada yapılan propagandanın toplumsal olaylar üzerindeki etkilerinin yanı bu mecrada sıklıkla yer alan yalan, yanıltıcı, yönlendirici ve kışkırtıcı türden haber ve paylaşımlar da önemli bir sorundur. “Depremde yıkıntı altında kaldım.” diyerek sahte konum atan bireylerden, yıllar önce gerçekleşen bir saldırı olayının fotoğrafını şu an farklı bir yer ve olayda gerçekleşmiş gibi paylaşanlara kadar bazen anlaşılması oldukça güç, bazen de açık bir provokasyon olduğunu belli eden çeşitli yanlış haberlere sosyal medyada neredeyse her gün rastlanmaktadır. Birçok insan da kaynağı bilinmeyen ya da güvenilirliği belli olmayan bu haber, fotoğraf ve videolara inanıp anında paylaşma eğilimi göstererek, farkında olmadan bu bilgi kirliliğine hizmet etmektedir. Bu tür paylaşımlar bazen sosyal medyada hızla yayılarak toplumda büyük panik dalgalarına yol açabilmektedir. Sosyal medya aracılığıyla bilgiyi çarpıtmak, kışkırtıcı, kutuplaştırıcı haberler yaymak suretiyle demokratik gösteriler; kısa bir sürede şiddete sevk edilebilmekte, gösterilerin Arap Baharı olaylarında olduğu gibi iç savaş ve devrime kadar dönüşmesine neden olabilmektedir. Bu nedenle her bir bireyin interneti kullanırken bilgili ve sorumluluk sahibi olması hem bireysel hem de toplumsal güvenlik açısından büyük önem taşımaktadır. Bunun için güvenli internet kullanımına dair uyulacak bazı temel kurallar şöyle sayılabilir:

• İnternette bulunan her bilgiye eleştirel bir gözle bakılmalı ve doğruluğu en az üç kaynaktan kontrol edilmelidir. • Bilgiye hangi sitelerden ya da kimler yoluyla ulaşıldığı da göz önünde bulundurulmalıdır. • Bir bilgiyi, düşünceyi veya yorumu paylaşırken toplumsal ve ahlaki kurallara uyulmalı, başkalarına zarar vermekten kaçınılmalıdır.

En önemli kural ise gerçek hayatta yapmayacağımız hiçbir şeyi, internetteyken yapmamaktır (Güvenliweb, 2017, “Dijital Vatandaşlık”).

Sosyal medyanın etkili, sağlıklı ve sorumluluk sahibi bir yaklaşımla kullanmasının hem bireylerin hem de toplumların iyilik hali açısından giderek daha fazla önem taşıyacağı artık aşikârdır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında