SMY201U-SOSYAL MEDYA VE PROPAGANDA
Ünite 4: Sosyal Medya ve İdeolojik Propaganda
İdeolojiye Yüklenen Olumlu ve Olumsuz Anlamlar
İdeoloji ifadesine olumsuz anlam yükleyen düşünce okulunun başında Marksistler gelmektedir. He ne kadar Marksizm ideolojisinin kurucusu kabul edilen Karl Marks görüşlerini doğrudan bu terim üzerinden şekillendirmese de çoğu Marksist’e göre ideoloji bir yanılsamadan (mystification/false consciousness) ibarettir ve kitleleri uyutmak ve aldatmak için kullanılır. Louis Althusser bu görüşten biraz farklılaşarak, ideolojiyi devletlerin kendi varlıklarını sürdürmek için kullandıkları araçlar olarak görür (2014). Antonio Gramsci de Alhusser’e benzer biçimde serbest piyasa ekonomisi eleştirisi yaparken, serbest piyasa düzeninin sürüp gitmesinin yalnızca şiddetle ya da siyasi ve ekonomik ikna ile gelişmediğini, ideolojinin de bu devamlılıkta önemli rol oynadığını belirtir (1971). Horkheimer ve Adorno da Kültür Endüstrisi adlı çalışmalarında, ideolojinin acımasız gerçeklerin fotoğraflanması ile o fotoğrafın anlamı üzerine söylenen yalan arasında yer alır diyerek, bu yaklaşımı bir adım ileri götürür (2012, s. 65). Adorno, ideolojiyi mevcut düzenin akla uygun biçimde meşrulaştırılması olarak gördüğü için Faşizm gibi düşüncelerin sahiplenicileri tarafından dahi rasyonel olma iddiasını taşımadıkları için ideoloji olmadıklarını öne sürer (1973). Sonuç olarak, ideolojiye farklı düşünürler farklı anlamlar yüklemişler ve tek bir ideoloji kavramı üzerinde oydaşmamışlardır.
İdeolojik Propaganda Stratejileri
Sosyal medya üzerinden yapılan ideolojik propaganda dört strateji üzerinden gerçekleştiğini öne sürebiliriz. Bu dört stratejiye biraz yakından bakacak olursak, aslında birbiriyle ilintili ve birbirini tamamlayan bir seyir izlediklerini görürüz:
• İkna • Direnç oluşturma • Meşrulaştırma ya da meşruiyetini yok etme • Temsil/Yanlış temsil
İkna ve Direnç
İlk iki strateji olan ikna etme ve direnç oluşturmayı birlikte ele almak mümkündür. İkna etmenin yöntemlerinden biri olarak ilk akla gelen güçlü olan otoritenin ortaya koyduğu cezai müeyyideler iken, söz ve davranış ile ikna etmek de yaygın olarak kullanılmaktadır. Bunların arasında ikna ve direncin, gündemi belirleme yani insanların neyi konuşup, tartışacağını tayin etme, konuşmada kendi tercih ettiği alanlara yoğunlaşarak, istediği konuyu ana eksene çekme, kendisi ile muhatabı arasında bir güç ilişkisi tanımlayarak, duygusal üstünlük kurma ve muhatabını kontrol etme gibi çeşitli biçimlerde ortaya çıktığı ifade edilmektedir.
Meşrulaştırma ya da Meşruiyetini Yok Etme
İknanın farklı bir boyutu olan meşrulaştırmada, otoriteye sahip olmak isteyen kişi, kendisine neden tabi olunması gerektiği noktasında takipçilerini ikna etmek
durumundadır. Bu strateji ile kendi kendini tanıtma, karizmatik liderlik vasıflarını ortaya çıkarma ya da başka özellikleri ile kendini farklılaştırarak, insanların kendisine sadakat göstermesini sağlamak amaçlanır. Meşruiyetini yok etme ya da gayrimeşrulaştırma olarak tanımlanacak olan durumda ise, bir düşman belirleme ve o düşmanın ne denli tehlikeli, kötü ve negatif özellikler yüklendiği konusunda suçlama ya da karalama yapma söz konusu olmaktadır.
Temsil/Yanlış Temsil (Representation/ Misrepresentation)
Bilgiyi yayma süreçlerinde ideolojik propaganda yapanlar bu stratejik fonksiyon ile kendilerini temsil edecek haber ve bilgileri yaymak isterler. Diğer taraftan, yanlış temsil ise ideolojik duruşuna zarar verme ihtimali bulunan malumatı sansürleme, kendi ideolojik propagandasına yarayacak kısmı alarak, malumatın bütününü aktarmama ya da gizleme gibi biçimlerde ortaya çıkabilmektedir. Amerikan mahkemelerinde edilen üçlü yeminde doğruyu, sadece doğruyu ve bütün doğruyu söyleyeceğim ifadesini hatırlamakta yarar vardır: Doğrunun söylenirken, araya yalan katılması ya da bütün doğrunun söylenmemesi durumunda belli noktaların muğlak kalacağı düşünülmektedir. Bu tutumun hâkimi yanlış yönlendireceği ve adil karar vermesine engel olacağı hesaba katılarak, sadece doğru bilginin aktarılmasının yanında tüm doğrunun, içine hiç yalan katılmadan aktarılması esası benimsenmiştir.
Örtülü Propaganda ve İdeoloji
Propaganda her durumda ayan beyan ortada ve açıkça fark edilecek biçimde olmayabilir. Örtülü propaganda, propaganda yapan kişinin ya da grubun çıkarlarını, taleplerini ve arkasında yatan ideolojiyi belirlemenin zor olduğu bir propaganda biçimidir. Çoğu zaman sahibi unutulmuş anonim sözler dahi bu bağlamda incelenebilir. Örnek vermek gerekirse, yuvayı dişi kuş yapar ifadesi ilk bakışta kadına önem atfediyor gibi görünse de esasen patrimonyal ve erkek egemen bir bakış açısının kadını ev ve aile ile ilişkilendiren, kadına ev işlerine ve ev ekonomisine ilişkin ciddi sorumluluklar yükleyen ve kadının yerini “yuva” ile sınırlandıran, içinde feminizm karşıtı ögeler barındıran bir örtülü propaganda çeşidi olarak görülebilir.
İdeolojik propaganda ne denli açık yapılırsa, karşısındaki dinleyici ya da izleyicileri o denli az etkiler demek yanlış olmaz. Çünkü izleyici ya da dinleyici, maruz kaldığı metin, görsel ya da videonun propaganda unsuru olduğunun farkında olarak o materyali okursa ya da izlerse, ifade edilen her şeye doğrudan inanmak ya da bunlardan doğrudan etkilenmek yerine, bu ideolojik propagandayı sorgulamaya ve eleştirmeye başlayabilecektir.
Siyasi Partiler, Siyasetçiler ve İdeolojik Propagandanın Dönüşümü
Modern iletişim araçlarının çeşitlilik kazanmasıyla, siyasi partiler, başta iktidarda olanlar olmak üzere, daha etkin biçimde ideolojik propaganda yapar hâle gelmiştir. Zaman
içinde televizyonun yaygınlaşması gibi faktörler kitlelerin daha fazla ideolojik propagandaya maruz kalmasına yol açmıştır. İnternet kullanımının artması ile kitleler açısından siyasi partiler ve liderler ile doğrudan iletişim kanallarının daha açık olduğu, daha aktif ve katılımcı bir ideolojik propaganda süreci seyretmeye başlamıştır. Forum siteleri, Facebook, Twitter, YouTube, Google+, Myspace, kişisel bloglar gibi çeşitli kanallar bu süreci hızlandırmıştır. Zapatista Hareketi, Arap Baharı, Wall Street eylemleri gibi birçok politik gelişme, internet üzerinden yapılan ideolojik propaganda neticesinde örgütlenmiştir. Türkiye’deki siyasi partilerin ve siyasetçilerin ideolojik propaganda süreçleri de gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan sürece benzemektedir.
Sosyal Medya ile Gelen Hızlı İdeolojik Propaganda Süreci
Annan’ın sosyal medyanın yol açtığı dönüşüme ilişkin şu tespiti önemlidir: Televizyonun 50 milyonluk bir kitleye ulaşması için geçen zaman 13 yıl iken, bu süre Facebook’un aynı sayıda kullanıcıya ulaşması için sadece 3,5 yıldır (2012). Diğer bir ifadeyle, geçmişte çok daha yavaş seyreden kitlelere ulaşma süreci, internetin evlere, okullara, cep telefonlarına girmesi ile çok daha hızlı olmaktadır. Türkiye’de internet kullanıcı sayısının 2018 yılı sonunda 55 milyona ulaştığı, genç seçmenin oranının arttığı ve mobil telefonla internete erişimin anlık takip ve paylaşımları artırdığı düşünüldüğünde, Türkiye siyaseti açısından da sosyal medya üzerinden yapılan ideolojik propagandanın gittikçe daha etkin hâle geldiğini söylemek yanlış olmaz.
Günümüzde, sosyal medyanın gelişmesi ve bireylerin sosyal medya araçlarına erişebilirliklerinin artması ile ideolojiler artık doğrudan ve aracısız biçimde kitlelere ulaşabilmektedir. Artık bir ideolojinin takipçi edinmek için zor şartlarda basılan manifesto kitapçıklarına ya da tirajı ile takipçi sayısı belirlenen günlük gazetelere eskisi kadar ihtiyacı yoktur. Bunların yerine Twitter’daki takipçi sayısı, Periscope ya da YouTube’da izlenme ve beğenilme sayıları, Facebook ve Instagram’da kaç kişi tarafından takip edildiği gibi veriler, ideolojinin yaygınlığını anlamada daha açıklayıcı olabilmektedir.
Siyasi partilerin ideolojik propagandaları incelendiğinde, özellikle devlet yardımı almayan birtakım küçük partilerin bu konuda çok fazla içerik ürettikleri söylenebilir. Bunun finansal yönleri bulunmamaktadır zira sosyal medyada var olmak, çoğu zaman büyük bir ekonomik bedel ödemeyi gerektirmez. Pahalı televizyon reklamlarını sosyal medya içerikleri ile ikame etmek finansal açıdan güçlü olmayan partiler için daha uygulanabilir görünmektedir.
İdeolojik Propagandada Zaman, Mekan ve Dil
Belli görüşlerin belli dönemlerde ve belli mekânlarda farklı propagandasının yapıldığını söylemek mümkündür. Zaman açısından meseleye bakmak gerekirse, belli düşüncelerin belli dönemlerde parladıkları, bunun yanında bazı ideolojik söylemlerin belirli dönemlerde
popülaritesini ya da güvenilirliğini yitirdiklerini öne sürmek mümkündür.
İdeolojinin aktarımında kullanılan dil, yalnızca kelimelerden oluşan bir dil değil aynı zamanda çeşitli semboller, mimikler, jestler ve işaretler içeren bir söylem hâlidir. İdeolojik propaganda yürütülürken kullanılan kelime seçimleri ve ifade edilen öncelikler kadar, çeşitli sembol ve işaretlerin o mekân ve zaman için belirli anlamları olabilir.
Sosyal Medyada Yapılan İdeolojik Propaganda ve Özgürlükler
George Orwell, eğer bir özgürlükten bahsetmek gerekiyorsa, bu da insanın başkalarına onların duymak istemeyecekleri şeyleri söyleme özgürlüğü olduğunu belirtmektedir. George Washington ise ifade özgürlüğünün ortadan kalkması durumunda insanların aptal ve sessiz kalacaklarını öne sürmüştür. Jenkins, sosyal medyanın katılımcılık konusunda önemli bir alan açtığını ve karar alma süreçlerine katılım, ifade özgürlüğü ve bir topluluğun parçası olması açısından bireylere geniş olanaklar tanıdığını öne sürmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de demokratik toplumların işleyişi ve bireylerin kendilerini gerçekleştirebilmeleri için ifade özgürlüğünün temel koşul olduğunu kabul etmiş fakat bazı özel durumlarda bu özgürlüğün kısıtlanabileceğine kanaat getirmiştir. Özel hayatın ihlali, hakaret, şiddet, demokratik kamu düzeninin tehdit edilmesi gibi durumlarda, yasayla belirtilen hâller, ifade özgürlüğü açısından kapsam dışı bırakılmaktadır. Bu noktada en çok dikkat çeken husus şiddetin özendirilmesidir. Zira, genel kabulün ve kamu düzeninin dışında kalan ve bazen şiddeti güdüleyen akımlar için de sosyal medya oldukça işlevsel bir alan oluşturmaktadır.
Sosyal Medyada Yapılan İdeolojik Propagandanın Mitleşmesi
Roland Barthes’ın mit kavramını da bu noktada hatırlamakta fayda vardır. İdeolojik, ekonomik ve siyasi mesajlar taşıyan mitler, toplum içinde oluşturulurlar ve bir statükonun sürmesi için illüzyonel bir gerçeklik ortaya koyarlar (Barthes, 2015). Burada kastedilen illüzyon, aynı zamanda bir iletişim sistemidir ve doğrudan kandırmaca içermesi gerekmez.
Gökçe ve arkadaşlarının (2014) hayalet kanaat oluşturucuları olarak ifade ettikleri bir grup da televizyon ya da günlük gazetelerde yer almamakta, gerçekten kendi isimleriyle sosyal medyada olup olmadıkları bilinmemekte fakat etkin biçimde ideolojik propaganda yaparak, gündemin belirlenmesine etki etmektedir.
Sonuç itibarıyla ideolojik propaganda sosyal medyanın yaygınlaşması ile çok çeşitli biçimlerde karşımıza çıkmakta, bazen mitleşerek, bazen örtülü biçimde fakat her durumda zaman ve mekân içinde anlam kazanarak bizleri etkisi altına almayı hedeflemektedir.