SMY107U-SOSYAL MEDYA YÖNETİMİ
Ünite 7: Sosyal Medya ve Dijital Aktivizm
Giriş
Geçmişten günümüze insanlık için önemli bir mücadele aracı olan aktivist hareketler zaman içerisinde dönüşmüş, farklı mücadele araçları edinmiş ve repertuvarı giderek genişlemiştir. Bu gelişim sürecinde kullanılan teknolojilerin ve buna bağlı olarak dönüşen toplumsal, ekonomik ve siyasal yapının şüphesiz önemli bir etkisi bulunmaktadır. Sosyal medyanın ortaya çıkışı ve gündelik pratiklerin parçası haline gelmesi de bu sürecin bir parçasıdır. Dijital teknolojilerin yaygınlaşması aktivist hareketlerin bu teknolojileri etkin bir şekilde kullanmaya başlamasını sağlamıştır. Yeni teknolojilerle birlikte aktivist hareketler örgütlenme, mobilizasyon, iletişim ve görünürlük açısından yeni olanaklara sahip olmuş; dijital aktivizm gündelik siyaseti dönüştürme gücünü edinmiştir. Bununla birlikte dijital teknolojiler muktedirlere de toplumsal hayatı kontrol etmek için önemli bir güç sunmuştur. Sosyal medya ve dijital aktivizm konusuna odaklanan bu bölümde, bahsedilen dönüşüm süreci kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. İlk bölümünde toplumsal hareketlerin ortaya çıkış süreci ve yeni toplumsal hareketlere geçiş süreci açıklanmış, eski ve yeni toplumsal hareketlerin ayrışan yönleri ortaya konulmuştur. İkinci bölümde sosyal medyanın ortaya çıkışı ile birlikte dijital aktivizm eylemlerinde yaşanan dönüşüm ele alınmış, sosyal medyanın aktivistler açısından avantajlarına ve dezavantajlarına değinilmiştir. Üçüncü bölüm dijital aktivizmin kavramsal çerçevesine, tarihsel gelişim sürecine, aktivistler tarafından kullanılan eylemlere ve dijital aktivizme yönelik bakış açıklarına odaklanmıştır. Son olarak markaların gerçekleştirdiği aktivist eylemler açıklanmış, marka aktivizminin muhtemel riskleri ortaya konulmuştur.
Toplumsal Hareketler
İnsanlık tarihi bir anlamda çatışmaların tarihidir. Bireyin diğer bireylerle ve toplumla, toplumun kendisini yönetenlerle, ezilenlerin muktedirlerle çatışması insanlık tarihinin gelişimi ve dönüşümü üzerinde önemli bir yere sahiptir. Toplumsal hareketler bu çatışmaların temelinde yer almaktadır (Tourain 2011: 124). Bu nedenle çatışmaları anlamak, çatışmaların nüfuz ettiği alanları incelemek ve o toplumla ilgili tarihsel ve dönemsel bir çıkarım yapabilmek için, o toplumda var olan toplumsal hareketleri analiz etmek gerekmektedir (Çalışkan, 2019: 7). Toplumsal hareketler genel düzlemde çeşitli fikirler etrafında kitlelerin bir araya gelmesine, hak talep etmesine ve bu süreçte birtakım protesto yöntemlerinin kullanılmasına dayanan ve genel olarak organize hareket eden bir hak arayış süreci olarak tanımlanabilir.
Diani (2012: 29-30) toplumsal hareketlerin üç temel özelliği olduğunu vurgulamaktadır. Bunlar;
• Net bir şekilde tanımlanmış karşıtlarla çatışmalı ilişkilerde yer almak • Yoğun ve enformel ağlarla bağlı olmak • Ayrı bir kolektif kimliği paylaşmaktır.
Toplumsal hareketler kavramı ilk olarak Lorenz von Stein’in “History of the French Movement from 1789 to the Present” (1789’dan Günümüze Fransız Toplumsal Hareketinin Tarihi) isimli eserinde ortaya atılmış ve “işçi sınıfının özbilinç ve güç kazandığı, sürekli ve birleştirici bir süreç” olarak ele alınmıştır.
Toplumsal hareketler, tarihsel olarak evrim geçirmiş ve yeni toplumsal hareketler bu dönemin zorunlu kıldığı yeni eylem biçimleri geliştirerek iktidarın karşısında toplumun kendini ifade etme olanaklarını yaratmıştır (Çoban, 2008:23). Ancak yeni toplumsal hareketlerin, eski toplumsal hareketlerden çeşitli yönleriyle farklılaşmasının yanında ciddi bir farklılığın ve kopuşun söz konusu olmadığını, bununla birlikte yeni toplumsal hareketlerin mevcut sistemin yeniden üretilmesine hizmet ettiğini, alternatif bir toplumsal ve siyasal düzen geliştiremediğini, sınıfsal ve ideolojik temelleri görmezden gelmesi nedeniyle temsili demokrasinin enstrümanı olmaktan öteye gidemediğini öne süren yaklaşımlar da söz konusudur (Çoban, 2008; Demiroğlu, 2014). Hem eski hem de yeni toplumsal hareketler açısından önemini kaybetmeyen konu ise medya ve toplumsal hareketler ilişkisidir.
Sosyal Medya ve Toplumsal Hareketlerin Dönüşümü
Toplumsal hareketler insanları belirli bir fikir etrafında bir araya getirmeye ve harekete geçirmeye odaklanan, bu amaçla kitle iletişim araçlarını aktif bir şekilde kullanan eylemlerdir. Rohlinger ve Vaccaro’nun (2013, s. 736) belirttiği üzere özellikle toplumsal hareketin fikirlerini geniş kitlelere yaymak, kitleleri mobilize etmek ve aktivistlere kurumsal ve siyasi süreçlerde avantaj sağlamak amacıyla kullanılması nedeniyle kitle iletişim araçları hareketler açısından kritik bir öneme sahiptir. Kitlelerin bir araya getirilmesi, toplumsal hareketin amaçlarının meşru bir zemin kazanması, tartışma alanının genişletilerek toplumsal hareketin güç kazanması için kitle iletişim araçlarına ihtiyaç vardır.
Toplumsal hareketler ve medya ilişkisinde hareketlerin medyada yer alması kadar önemli bir diğer nokta hareketlerin nasıl ele alındığı, haberleştirildiği ya da sunulduğudur.
Rucht’a göre (2004) ana akım ya da ticari medyanın toplumsal hareketleri görmezden gelmesi durumunda hareketlerin izlediği dört temel strateji bulunmaktadır. Bunlar; geri çekilme, saldırma, uyum sağlama ve alternatif yaratmadır.
Web 2.0 ile birlikte kullanıcılar bilgiye ulaşma ve bilgiyi kullanma pratiklerinin yanında, içerik üretebilme ve kendi fikirlerini paylaşabilme imkânına kavuşmuştur.
Yakın dönemde yaşanan Arap Baharı, Wall Street’i İşgal Et (Occupy Wall Street) ve Hong Kong eylemleri gibi toplumsal hareketler bu olanakların etkisinin açık bir şekilde görülmesini sağlamıştır.
İnternetin ve dijital teknolojilerin aktivist hareketlerin bir parçası haline geldiği süreci tanımlamak için bir çok kavram ortaya atılmıştır. Bunlardan bazıları siber aktivizm, çevrimiçi aktivizm, sosyal medya aktivizmi, e-Aktivizm ve web aktivizmidir. Ancak Joyce’a göre (2010: viii-ix) bu kavramsallaştırmaların büyük bir çoğunluğu özellikle kapsayıcılık anlamında sorunludur. Örneğin; siber aktivizm ve çevrimiçi aktivizm yalnızca internet üzerinden aktivizmi ifade etmekte, mobil telefonları ve diğer çevrimdışı cihazlarla gerçekleştirilen aktivizmi dışarda bırakmaktadır. Benzer şekilde sosyal medya aktivizmi Facebook, Twitter ve Flickr gibi yaygın kullanımı olan sosyal medya uygulamalarını içermekte, kısa mesaj ve e-Posta gibi araçları kapsamamaktadır. e-Aktivizm ise elektronik cihazlara odaklanmaktadır. Diğer yandan dijital aktivizm kavramının bunların tümünü karşıladığı ve oldukça kapsamlı olduğu söylenebilir. Dijital aktivizm kavramı diğerlerini de kapsayan şemsiye bir kavram olarak düşünülebilir. Mevcut literatürde dijital aktivizm kavramının kabul görmesi ve yaygın olarak kullanılması da bunun önemli bir göstergesidir.
Dijital Aktivizm
Dijital aktivizm, genel düzlemde internetin yaygınlaşması ile birlikte ortaya çıkan aktivist hareketleri tanımlamak için kullanılmaktadır. Tanımları ve karakteristik özellikleri ortaya konulurken ise genellikle geleneksel aktivizmden farklılaşan yönlerine vurgu yapılmaktadır. Bununla birlikte, dijital teknolojilerin aktivist hareketlere getirdiği yenilikler bu hareketlerin etkililiğine yönelik tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Bu bölümde ilk olarak dijital aktivizm kavramı tanımlanmakta ve tarihsel gelişimi ortaya konulmakta, ardından dijital teknolojilerle birlikte hareketlerin edindiği yeni eylem biçimleri özetlenmektedir. Son aşamada ise dijital aktivizme yönelik iyimser, kötümser ve şüpheci bakış açılarına yer verilmektedir.
Dijital Aktivizm Kavramı
Yeni iletişim teknolojileri toplumsal hareketlerin yapısında önemli değişimler yaratmıştır. Özellikle internet toplumsal hareketlerin ortaya çıkışı ve gelişim süreci, aktörlerin ve hareketlerin iletişimi konularında bir çeşitlilik yaratmış ve toplumsal hareketlerin önemli bir bileşeni haline gelmiştir. Geleneksel olarak aktivizm kavramı “toplumsal değişimi teşvik etmek ya da alternatif olarak ona direnmek amacıyla tasarlanmış faaliyetlere katılım” olarak tanımlanmaktadır. Dijital aktivizm ise “siyasal eylem ve kitleleri mobilize etmek için temel araç olarak interneti ve dijital medyayı kullanan aktivizm türü” olarak tanımlanmaktadır. Temsili siyasetin ötesinde, dijital ağlarda organize olan siyasal katılım, eylem ve protestolar genel anlamda dijital aktivizm olarak adlandırılmaktadır.
Toplumsal hareketler ve aktivizm arasındaki en önemli fark toplumsal hareketlerin bireylerden, geniş kitlelerden ve organizasyonlardan oluşan toplulukların katılımını içermesi, aktivizmin ise bireyleri ve daha küçük grupları içermesidir (Blevins, 2018: 97). Dijital aktivizm kavramı geleneksel aktivizm türünün bir uzantısı olarak görülse de
Tablo 1’de özetlendiği üzere özellikle katılımcı oranı, katılımcı profili, başarı ölçütleri, katılımcılar arası iletişim ve alternatif seslerin varlığı açısından geleneksel olandan farklılaşmaktadır. Geleneksel olandan farklı olarak dijital aktivizm eylemlerinde geniş kitlelerin katılımı zorunlu değildir. Görece küçük gruplar da aktivist eylemler gerçekleştirebilmekte ve seslerini duyurabilmektedir. Kitleler aynı kimliği paylaşmak zorunda değildir. Aksine farklı kimliklerden kitlelerin katılımı teşvik edilmektedir (George ve Leidner, 2019: 6). Bunların yanında, dijital araçların katılımcılara belirli eylemleri daha ucuz, hızlı ve kapsamlı gerçekleştirme olanağı sunduğu söylenebilir. Son olarak dijital aktivistler hem dijital yöntemleri hem de geleneksel aktivizm araçlarını bir arada kullanarak etkin bir mücadele yürütme imkânına sahiptir.
Teknolojik alt yapı dijital aktivizmin en önemli bileşenidir. Teknolojik alt yapı sayesinde dijital ağda ve birbiriyle bağlantılı cihazlar arasında bilgi akışı sağlanabilmektedir. Dijital ağ sayesinde kullanıcılar yalnızca merkeze değil aynı zamanda diğer kullanıcılara bağlanabilmektedir.
Dijital aktivizmi belirli bir konunun desteklenmesi ya da gündeme getirilmesi için internetin etkin kullanımı olarak tanımlayan Denning’e göre (2001) internetin aktivist eylemler çerçevesinde beş farklı kullanım amacından söz edilebilir. Bunlar; koleksiyon, yayımlama, diyalog, eylemin koordine edilmesi ve lobi faaliyetleri aracılığıyla karar vericilerin etkilenmesidir.
Tarihsel Gelişim
Genel düzlemde dijital aktivizmin de zaman içerisinde dönüşüme uğradığı, farklı eylem biçimleri geliştirdiği, dolayısıyla sabit kalmadığı düşüncesi yaygın kabul görmektedir. Özellikle Web 1.0’den Web 2.0’ye geçiş dijital aktivizm eylemlerinin farklı bir forma bürünmesini sağlamıştır (Gerbaudo, 2017). Dijital aktivizm eylemlerinin 1994’te başladığı, 11 Eylül saldırılarının ardından dönüştüğü, 2011 Arap Baharı eylemleri ile zirveye çıktığı söylenebilir (Karatzogianni, 2015: 1). Karatzogianni (2015) dijital aktivizmin gelişim sürecini tarihsel olarak dijital aktivizmin temeli (1994-2001), dijital aktivizmin yükselişi (2001-2007), dijital aktivizmin yayılımı (2007- 2010) ve dijital aktivizmin ana akım siyaseti işgali (2010- 2014) olarak dört aşamaya ayırmaktadır. Dijital aktivizmin temeli (1994-2001): 1994-2001 yıllarını kapsayan ilk aşama dijital aktivizmin ortaya çıkış süreci ile ilgilidir. Bu aşamaya ön ayak olan en temel gelişme Tim Bernays Lee tarafından 1991 yılında WWW’nin (World Wide Web) geliştirilmesi, internetin gündelik yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmesi ve iletişim süreçlerinin önemli ölçüde dönüşmesidir. Seattle’da küreselleşme karşıtı aktivistlerin bilişim teknolojilerini ve yeni iletişim teknolojilerini protestoların bir parçası haline getirmesi bu aşamanın önemli gelişmeleri arasındadır. 1999’da gerçekleşen Küreselleşme Karşıtı Hareket ise dönemsel olarak internetin etkin bir şekilde kullanıldığı bir diğer öne çıkan harekettir (Kavada, 2010). Dijital aktivizmin yükselişi (2001-2007): İkinci aşama 11 Eylül
saldırılarından 2007 yılına kadar olan süreci kapsamaktadır. Saldırılar küresel düzeyde terörizmle mücadele, sivil haklar ve güvenlik gibi konularda yalnızca ABD’de değil küresel düzeyde önemli bir dönüşüm yaratmıştır. Keza Irak ve Afganistan savaşları da bu dönüşümü hızlandıran gelişmeler olmuş, internet savaş karşıtı gösterilerin parçası haline gelerek kitleleri mobilize etme amaçlı kullanılmaya başlamıştır. Bahsi geçen süreçlerde internet savaşın ana aktörlerinin anlatısının dışında alternatif bir savaş anlatısının ortaya çıkmasına olanak tanımıştır. Dijital aktivizmin yayılımı (2007-2010): Üçüncü aşama 2007 yılında Güney Osetya’da yaşanan çatışmalarla başlayan ve 2010 yılına kadar gelen süreci ifade etmektedir. Bu aşamadaki en önemli gelişmelerden birisi, 2008 ABD seçimlerinde sosyal medyanın Barack Obama tarafından seçim kampanyasında aktif bir şekilde kullanılması ve yeni iletişim teknolojilerinin siyasal katılım sürecindeki etkisinin açığa çıkmasıdır. Dijital aktivizmin ana akım siyaseti işgali (2010-2014): Son aşama ise 2010 yılında Wikileaks belgelerinin yayınlanmasıyla başlayıp giderek geniş bir alana yayılan eylemleri kapsamaktadır. Bu aşamanın ön plana çıkan gelişmeleri Arap Baharı, Wall Street’i İşgal Et eylemleri (Occupy Wall Street), bu eylemlerin küreselleşmesi ve Türkiye dahil Portekiz, İspanya, Nijerya, Brezilya ve Hindistan gibi ülkelerde dijital aktivizmin yaygınlaşmasıdır. Bu gelişmelerle birlikte dijital aktivizmin yeni bir boyut kazandığı, dijital aktivizm eylemlerinin giderek daha etkili hale geldiği ve siyasetin gündemini belirlemeye başladığı görülmektedir.
Dijital Aktivizm Eylemleri
Kapsamlı bir literatür taraması ile dijital aktivizm eylemlerine yönelik çalışmaları analiz eden George ve Leidner (2019), aktivist eylemleri dijital izleyici eylemleri (digital spectator activities), geçici dijital eylemler (digital transitional activities) ve kavgacı dijital eylemler (digital gladiatorial activities) olmak üzere üç grupta kategorize etmektedir.
Dijital izleyici eylemleri: İzleyici eylemleri bireylerin çoğunlukla izleyici olarak dahil oldukları, pasif katılım gerektiren, bununla birlikte dijital aktivizmin en yaygın kullanılan eylemlerini barındırmaktadır.
Geçici dijital eylemler: Geçici dijital eylemler izleyici eylemleri ve çatışmacı eylemlerin arasında konumlanan, izleyici eylemlerinden daha fazla kaynağın ihtiyaç duyulduğu ancak etkisi bağlamında çatışmacı eylemlere göre daha geçici olan eylemler bütünüdür.
Çatışmacı dijital eylemler: diğer aktivist eylem türlerine göre daha katılımcı olan, yoğun çaba gerektiren ve değişimi yönlendirmeyi değil gerçekleştirmeyi hedefleyen eylemler bütünüdür. Daha önce bahsedilen aktivist eylemlerden farklı olarak çatışmacı dijital eylemler doğası gereği toplum, hükümetler ve çeşitli organizasyonlar üzerinde daha fazla etkili olma potansiyeline sahiptir.
Bunlara etiket aktivizmi (hashtag activism), sanal oturma eylemi (virtual sit-ins) ve kültür bozumu (culture jamming) gibi aktivizm türleri de eklenebilir.
Dijital Aktivizme Yönelik Bakış Açıları
Dijital aktivizmin odağında yeni teknolojilerin olması bu aktivizm türüne yönelik farklı bakış açılarının da ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu bakış açıları iyimserlik (techno-optimism), kötümserlik (techno-pessimism) ve şüphecilik (technoambivalence) olarak üç gruba ayrılmaktadır. İyimserler dijital aktivizmin mevcut hiyerarşiyi ortadan kaldıracağını ve yurttaşları güçlendireceğini savunurken kötümserler dijital teknolojilerin otoriteyi güçlendirmek için kullanılabileceğini ve kaos getireceğini öne sürmektedir. Son olarak şüpheciler ise dijital teknolojilerin herhangi bir yenilik getirmeyeceğini ve mevcut durumun devam edeceğini ileri sürmektedir.
İyimserlik: Dijital dünyaya yönelik iyimser bir bakış açısı yeni teknolojilerin olumlu yönlerine odaklanmaktadır. Buna göre dijital dünya ucuzluk, kolay erişim, yaygınlık gibi özellikleri sebebiyle yurttaşların politik süreçlere katılımını kolaylaştırmakta, böylece geleneksel hiyerarşik yapıları sorgulamaya izin vermektedir.
Kötümserlik: Kötümserler genel olarak dijital teknolojilerin olumsuz yönlerine ve potansiyel zararlarına dikkat çekmektedir. Kötümser bakış açısına göre dijital teknolojiler otoriteler tarafından anti-demokratik yöntemlerle kullanılabilme potansiyeli taşımaktadır. Dijital teknolojiler aktivistler tarafından hareketi organize etmek, yaygınlaştırmak ve süreç içerisinde ucuz ve hızlı bir şekilde iletişim kurmak amaçlı kullanılsa dahi aynı araçlar harekete katılan yurttaşları gözetlemek, kontrol etmek ve katılanlar üzerinde baskı kurmak için otoritereler tarafından kullanılabilmektedir.
Şüphecilik: Dijital teknolojiler konusunda kötümserliğe yakın bir diğer bakış açısı şüpheciliktir. Şüpheciler dijital teknolojilerin aktivist hareketlerin oranında bir artışa neden olduğunu kabul etse de bir yenilik getirmediğini ve aktivist hareketlerde kökten bir değişikliğe neden olmadığını ileri sürmektedir. Pesimistlere göre internet öncesi aktivist hareketler de mobilizasyon, organizasyon ve yaygınlaştırma açısından gerekli araçlara sahiptir. Daha ileri aşamada dijital teknolojilerin daha ucuz, hızlı ve büyük hareketlere neden olduğu varsayımı da tam anlamıyla doğru değildir. Dijital teknolojiler aracılı modern aktivist hareketler yalnızca eski aktivist hareketlerin farklı bir formudur. Dijital aktivizmin farkı daha yeni teknolojilerin benzer amaçlarla kullanılmasıdır.
Marka Aktivizmi
Aktivizm yalnızca hükümetlere ya da politikacılara karşı yürütülen bir faaliyet değildir. Özellikle bir çok ülkede neo- liberal politikaların hayata geçirilmesi ve bu politikaların etkilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte markalar, şirketler ve çeşitli kurumlar da tüketicilerin aktivist eylemleriyle karşı karşıya kalmaya başlamıştır. Bu eylemlerin altında yatan
temel düşünce modern dünyanın problemlerinde şirketlerin ve markaların da en az hükümetler ve politika yapıcılar kadar etkili olduğu ve dolayısıyla sorumlu olduğudur. Örneğin; çevre felaketleri, insan hakları ihlalleri, gelir adaletsizliği, eşitsizlik, çocuk işçiliği gibi küresel problemlerin yaygınlaşmasında küresel markaların ve dev şirketlerin önemli bir sorumluluğu bulunmaktadır. Giderek yaygınlaşan bu düşünce tüketicilerin markalardan beklentilerinin giderek artmasına, markaların ise bu beklentiye yönelik olarak aktivist eylemleri kurumsal politikalarının bir parçası haline getirmesine yol açmıştır.
Marka aktivizmi “toplumsal ve siyasal değerlere ilişkin mesajlar ve içerikler aracılığıyla tüketici yurttaşları etkilemeyi amaçlayan bir strateji” olarak tanımlanmaktadır (Manfredi-Sanchez, 2019: 343). Vredenburg ve arkadaşlarına göre (2020: 446) marka aktivizminin dört temel özelliği bulunmaktadır:
• Marka amaç ve değerli odaklıdır. Bir başka deyişle markanın sahiplendiği ve uygulamalarında dikkate aldığı birtakım toplumsal ve politik amaçlar ve değerler bulunmaktadır. Bu amaç ve değerler markanın ortaya çıkış sürecinde ortaya konulabilmekte ya da sonradan sahiplenilebilmektedir. • Marka aktivizmi genellikle iklim değişikliği, toplumsal cinsiyet eşitliği, ırkçılık, göçmenlik gibi bir takım tartışmalı, çekişmeli veya kutuplaştırıcı sosyo-politik meselelere odaklanmaktadır. • Bu meseleler doğası gereği ilerici ya da muhafazakar olabilmektedir. Örneğin; kimi markalar bazı değerlerin korunmasına, kimisi ise değiştirilmesine ya da dönüştürülmesine odaklanmaktadır. Markaların ilerici ya da korumacı bir politika izlemesi, karşıt düşüncedeki tüketici gruplarının markaya tepki göstermesine neden olabilmektedir. • Marka aktivizminde markalar, mesajları ve uygulamaları aracılığıyla belirli bir sosyopolitik meselenin toplum yararına çözümüne katkı sağlama amacı gütmektedir.
Tüketicilerin sosyo-politik konulara yönelik bilinç seviyesinin giderek yükseldiği ve markalardan beklentilerinin arttığı günümüzde, aktivist eylemlerin markalar açısından iki yönlü bir risk taşıdığını söylemek mümkündür. Tüketicilerin beklentileri ve samimiyet algısı markaları aktivist eylemlerde bulunma konusunda bir ikilemde bırakmakta, bu durum aktivist eylemleri farklı düzeylerde benimseyen markaların artmasına ve bir çok markanın hızlı bir şekilde sürece adapte olmaya çalışmasına yol açmaktadır. Aktivist eylemlerde bulunmak da bulunmamak da tüketicilerin tepki göstermesine neden olabilmektedir. Tüketicilerin belirli konularda çeşitli beklentilere sahip olduğu ve markaların uygulamaları konusunda oldukça şüpheli olduğu böylesi bir atmosferde, markaların herhangi bir konuda taraflı ya da tarafsız olmasının değil samimi, gerçekçi ve hedef kitlesinin
beklentileriyle ve değerleriyle örtüşen uygulamalar üretmesinin önemli olduğu söylenebilir. Markaların toplumsal meselelere yönelik ilgisizliği ve samimiyetsizliği marka aktivizmine yönelik bir karşıtlık da doğurabilmektedir. Marka aktivizmi karşıtlığı (anti-brand activism) olarak adlandırılan bu durum, markaların çeşitli sorunların ortaya çıkmasında ve yaygınlaşmasında etkin bir rolü olduğu ve dolayısıyla eylemlerinin sorgulanması gerektiği inancına dayanmaktadır (Romani vd., 2015). Tüketiciler toplumsal faydayı geri plana atan markalara karşı boykot çağrıları yaparak ya da marka karşıtı dijital platformlar oluşturarak karşılık verebilmektedir. Dolayısıyla belirli bir sosyo-politik meseleye yönelik çözüm üretme sürecinde markaların oldukça dikkatli davranması ve belirli bir strateji doğrultusunda hareket etmesi gerekmektedir.