SİY301U-BALKANLARDA SİYASET
Ünite 8: 1990’lardan Günümüze Türkiye ve Balkanlar
Türkiye’nin 1990’lardaki Balkanlar Politikası
Soğuk Savaş boyunca Türkiye’nin dış politikası genel anlamda ulusal güvenlik tehditleri ve Batı Bloku ile ilişkiler ekseninde şekillenmiştir. Yunanistan ile birçok konuda sorun yaşanması ve diğer ülkelerin de Batı Bloku’nda yer almaması yüzünden bu dönemde Türkiye’nin bölgeyle ilişkileri sınırlı kalmıştır. Soğuk Savaş’ın ardından ortaya çıkan yeni dünya düzeninde Türkiye bütün komşu coğrafyalar gibi Balkanlar ile ilişkilerine önem vermiştir. Aşağıda bahsedileceği gibi, Türkiye’nin Soğuk Savaş sonrası Balkanlar politikasında bugüne kadar süregelen bir devamlılıktan söz edilebilir. Bununla beraber, 1990lı yıllarda eski Yugoslavya coğrafyasında yaşanan savaş ve gerilimler Türkiye’nin bölgeyle ilişkilerinin gelişimini olumsuz yönde etkilemiş, Türkiye’nin Balkanlar politikası esas meyvelerini bölgede barış ve istikrarın sağlandığı 2000’li yıllarda vermiştir.
Türkiye’nin Soğuk Savaş Sonrası Balkanlar Politikasını Şekillendiren Faktörler
Türkiye’nin Soğuk Savaş sonrası Balkanlar politikasında coğrafya, tarih, insan ve ekonomi olmak üzere, sabit olan dört temel faktörden söz edilebilir. Balkanların Türkiye’yi Avrupa’ya bağlayan bir köprü olması (coğrafya faktörü), ortak tarihsel miras (tarih faktörü), ayrıca bölgede önemli sayıda Türk ve diğer akraba toplulukların yaşıyor olması (insan faktörü), Türkiye’nin Balkanlara ilgi duymasının doğal sebepleridir. Bunların yanı sıra Türk iş adamlarının da bölgeye yönelik ilgisinin gittikçe artmakta olduğu görülmektedir (ekonomi faktörü).
Coğrafya faktörü açısından değerlendirildiğinde Balkanlar her şeyden önce Türkiye’ye bitişik bir bölgedir. Buradaki her türlü gelişmenin Türkiye’ye siyasi, ekonomik ve kültürel etkileri olabileceğinden Balkanlarda bölgesel barış ortamının kalıcı kılınması Türkiye için önem taşımaktadır. Balkanlar ayrıca Türkiye’nin Batı Avrupa ülkeleriyle ticaretinde önemli bir transit rotasıdır. Türkiye ile Batı Avrupa arasında mal sevkiyatı yapan kamyonlar her yıl yaklaşık 200.000 kez Balkan ülkeleri üzerinden gidip gelmektedir. Dolayısıyla Balkanlarda ortaya çıkacak istikrarsızlıkların ve bölge ülkeleriyle yaşanacak ikili sorunların Türkiye’nin nakliyat sektörü üzerinde olumsuz etkilerde bulunması beklenebilir.
Türkiye’nin Balkanlar politikasındaki insan faktörü, bölgede yaşayan Türkler ve akraba topluluklar ile ilgilidir. Balkan ülkelerinin resmî verilerine göre günümüzde Balkanlarda 700.000’e yakın Türk yaşamaktadır. Ancak etnik konuların hassas olduğu bu ülkelerde resmî verilerin gerçek sayıları yansıtmadığı ve bölgedeki Türklerin sayısının çok daha fazla olduğu düşünülmektedir. Balkanlarda Türklerin yanı sıra tarihsel, sosyal ve kültürel bakımdan Türklerle birçok ortaklığı bulunan diğer Müslüman topluluklar da yaşamaktadır. Resmî rakamlara göre günümüzde Balkanlardaki toplam Müslüman nüfusun sayısı ise 7 milyonun üzerindedir. Öte yandan bugün Türkiye’de yaşayan milyonlarca kişinin kökeni Balkanlara
dayanmakta, hatta bazılarının bölgede yaşayan akrabaları bulunmaktadır.
Türkiye’nin son yıllarda Balkanlara ilgisini artıran bir başka faktör ise karşılıklı ekonomik çıkarlardır. Türkiye ekonomisinin 2000’li yıllarda kaydettiği büyüme dış ticaretine de olumlu yansımış ve Balkan ülkelerinin tamamıyla yürütülen ticaretin hacminde ciddi bir artış meydana gelmiştir. Ayrıca bölgenin büyük pazarlara coğrafî yakınlığı, iş gücünün görece ucuz olması ve üçüncü ülkelerle serbest ticaret anlaşmalarının bulunması gibi faktörler Balkan ülkelerini Türkiye’den yatırımcılar için cazip hâle getirmiştir.
Türkiye’nin Bosna Savaşı Karşısındaki Tutumu
Bosna’daki vahşetten kaçmayı başaranlara, Türkiye devleti ve milletiyle sahip çıkmıştır. Türkiye’de mülteci kampları açılmış, yaralı ve hastalar için İstanbul Bakırköy’de bir devlet hastanesi tahsis edilmiş, savaş sırasında tecavüze uğramış olan kadınlar özel bir hastanede psikolojik tedavi görmüş, üniversite çağında olanlar için devlet bursu sağlanmıştır. Bütün bunların yanında Türkiye’de birçok aile Boşnak mültecileri yanında barındırmış, vatandaşlar da bu kişilere nakdi ve ayni yardımlarda bulunmuştur.
Savaş yıllarında Türkiye’nin Boşnaklara gösterdiği özel ilgiyi siyasi bir strateji olarak değerlendiren Balkanlardaki bazı Hristiyan çevreler Türkiye’yi Batı Trakya, Bulgaristan, Makedonya, Arnavutluk, Kosova, Sancak bölgesi ve Bosna-Hersek’teki Müslümanlar üzerinden Avrupa’nın içine doğru ilerleyen radikal bir “yeşil kuşak” oluşturmaya çalışmakla suçlamıştır. Hâlbuki Türkiye bu konuyu uluslararası toplumun ortak bir meselesi olarak görmüş ve uluslararası kuruluşların Boşnaklar lehine harekete geçmesi için çabalamıştır. Örneğin, uluslararası toplumun Boşnak sivillere yönelik saldırıları suç olarak tanımlamakta isteksiz davranması üzerine Türkiye BM İnsan Hakları Komisyonunu oturuma çağırmış ve bunun sonucunda Sırpların insanlığa karşı bir etnik temizlik suçu işlediği 1 Aralık 1992 tarih ve S-2/1 sayılı Karar’la kabul edilmiştir. Türkiye ayrıca Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ve İslam Konferansı Örgütü gibi kuruluşların da harekete geçmesi için yoğun bir diplomasi yürütmüştür.
Diğer Bölge Ülkeleriyle İlişkiler
1990lı yılların başlarında Balkan ülkelerinden Makedonya ve Arnavutluk da Yunanistan ile siyasi sorunlar yaşamaktaydı. Yunanistan ile yaşanan gerginlikler bu iki ülkeyi Türkiye’ye yaklaştırmıştır. O yıllarda Yunan asıllı Arnavutluk vatandaşlarından gelen özerklik talepleri ve Yunanistan’daki aşırı milliyetçilerin Arnavutluk’un güney topraklarını Yunanistan’a bağlama yönündeki çalışmaları Arnavutluk için endişe kaynağıydı. Ülkede 1992’de Demokratik Partinin iktidara gelmesinin ardından Arnavutluk ile Türkiye arasındaki ilişkiler hızla ilerlemiştir. Diğer taraftan 1991’de bağımsızlığına kavuşan Makedonya, anayasal isminin ve ulusal
kimliğinin Yunanistan tarafından reddedilmesi karşılığında çareyi Türkiye’yle yakınlaşmakta bulmuştur, iki ülkeyle hızla geliştirilen ilişkiler sayesinde Türkiye bölgedeki konumunu Yunanistan karşısında güçlendirmiş ve bölgede Türkiye aleyhtarı bir blokun oluşma ihtimalinin önüne geçmiştir.
Soğuk Savaş’ın son yıllarında Türkiye’nin Balkanlardaki diğer komşusu Bulgaristan ile ilişkileri Jivkov yönetiminin Türklere uyguladığı asimilasyon politikaları yüzünden oldukça sorunluydu. Jivkov’un devrilmesi ve Bulgaristan’ın demokrasiye geçmesinin ardından her iki ülke de birbiriyle ilişkilerin geliştirilmesi için adımlar atmış ve ilişkiler 1990’dan itibaren hızla düzelmiştir. Türkiye Bulgaristan’ı Balkanlarda en büyük soydaş nüfusuna sahip ülke olması ve Türkiye’nin Avrupa’ya açılan kapılarından biri olması bakımından önemsemekteydi. Özellikle Yunanistan ile ilişkilerin sorunlu olduğu bir dönemde Türkiye’nin Avrupa ile diğer kara yolu bağlantısı olan Bulgaristan ile ilişkilerin bozulmasını istememiştir. Bulgaristan’ın ülkedeki Türklere yönelik asimilasyon siyasetinden vazgeçmesi ve Türklerin ulusal, etnik veya dinî semboller kullanmamaları kaydıyla siyasi parti kurmalarına izin vermesi Türkiye tarafından olumlu karşılanmıştır. Ne var ki Bulgaristan’da Türkiye’nin Türk azınlık üzerinden ülkenin iç işlerine müdahale edebileceğine dair şüpheler ortadan kaldırılamamıştır. Ülkenin toplumsal, ekonomik ve siyasi hayatıyla bütünleşmiş olmalarına rağmen Bulgaristanlı Türklerin durumundaki en ufak iyileşme Bulgar milliyetçileri tarafından tepkiyle karşılanmakta, hatta engellenmektedir.
Romanya, Türkiye’nin Balkanlarda en fazla yatırımının bulunduğu ve karşılıklı ticaretinin en yüksek düzeyde olduğu ülke olma özelliğini günümüze dek sürdürmüştür. 1990’larda Türkiye-Romanya ilişkilerini olumsuz etkileyen en önemli konu, terör örgütü PKK’nin Romanya’da da örgütlenmesi olmuş, Romanya’nın Mayıs 1998’da PKK’yı terörist örgüt ilan etmesiyle bu sorun çözülmüştür. Romanya’nın NATO üyeliğini en çok destekleyen ülkelerden biri Türkiye olmuştur.
Türkiye’nin Sırbistan ile ilişkileri 1990Tı yıllarda önce Bosna, ardından da Kosova Savaşı yüzünden oldukça zayıf durumda kalmıştır. Özellikle Yugoslavya’nın parçalanmasından Bosna Savaşı’nın bitimine kadar Ankara ile Belgrad arasındaki ilişkiler en alt düzeyde seyretmiştir. Dayton Anlaşması sonrasında ilişkiler bir miktar normalleşmişse de 1999’da başlayan Kosova Savaşı ilişkileri tekrar kopma noktasına getirmiştir. Savaşta Türkiye, Sırbistan’a yönelik gerçekleştirilecek NATO müdahalesi için keşif uçuşunda bulunmak üzere 11 adet F-16 uçağı göndermiş ve Marmara’da bulunan havaalanlarını NATO’nun kullanımına açılmıştır. Ekim 2000’de Sırbistan’da demokratik güçlerin iktidara geçmesinin ardından, Türkiye ile Sırbistan arasındaki ilişkiler yeniden düzelme yoluna girmiştir. Türkiye diğer yandan Kosovalı Arnavutların haklarını siyasi ve
diplomatik alanda desteklemiş, 1999 yılında şiddetlenen çatışmalar karşısında yeni bir insanlık trajedisinin yaşanmaması için NATO müdahalesine aktif katkı sağlamıştır
2000’lerden Günümüze Türkiye’nin Balkanlar Siyaseti
Türkiye 2000’li yıllarda önemli bir ekonomik ve siyasi dönüşüm sürecine girmiştir. 2001 yılındaki ekonomik krizi sonrasında ülke ekonomisi istikrarlı bir şekilde büyümüş ve 2010 yılında dünyanın 16. en büyük ekonomisi konumuna gelmiştir. Kaydedilen ekonomik başarı ve ülke siyasetindeki istikrar, Türkiye’nin dış politikada daha öz güvenli hareket etmesini sağlamıştır. Böylelikle Türkiye, kendisiyle tarihî, kültürel, sosyal ve ekonomik bağları bulunan Orta Doğu, Balkanlar ve Kafkasya gibi çevre bölgelerle ilişkilerin güçlendirilmesi adına proaktif bir dış politika izlemeye başlamıştır. Kendisini yalnızca bir bölgesel güç değil, aynı zamanda küresel bir aktör olarak konumlandıran Türkiye, bir yandan kendi çıkarlarını daha kararlı bir biçimde takip ederken diğer yandan adalet, eşitlik ve şeffaflığa dayalı bir uluslararası düzenin sözcülüğünü yapmıştır. Uluslararası barış ve istikrarın korunmasını hedefleyen Türkiye, bu dönemde yaşanan birçok uluslararası sorunun çözümlenmesi için ara buluculuk girişimlerinde bulunmuştur. Türkiye Güneydoğu Avrupa işbirliği Süreci’nin (GDAÜ) dönem başkanlığını yürüttüğü 2009-2010 yıllarındaki diplomatik girişimleriyle Balkanlarda bir siyasi aktör olarak varlığını kabul ettirmiştir. Kosova’nın 2008 yılında bağımsızlığını ilan etmesi de Türkiye’yi yakından ilgilendirmiştir. Daha önce Kosova sorununa yönelik temkinli bir tutum izleyen Türkiye, bağımsızlık ilanının ardından bu ülkeyi ilk tanıyan devletlerden biri olmuştur.
Türkiye’nin Bosna-Hersek Açılımı ve Üçlü Balkan Zirveleri
2009 yılında Türkiye’nin Balkanlarda başlattığı güçlü diplomatik girişimlerin odağında doğrudan ya da dolaylı olarak Bosna-Hersek yer almıştır. Batılı ülkelerin Bosna- Hersek’e yönelik ilgisinin arttığı bir dönemde gerçekleşen bu açılımla Türkiye Bosna-Hersek’in iç ve dış sorunlarının çözülmesi için bir dizi ara buluculuk faaliyetinde bulunmuştur.
Türkiye’nin Bosna-Hersek açılımı başlangıçta gerek Balkanlarda gerekse bölge dışında yakından takip edilmiş ve âdeta Türkiye’nin bölgeye “geri dönüşü” olarak karşılanmıştır. Türkiye’ye şüpheyle bakanlar bu girişimleri Bosna-Hersek’in iç işlerine karışmak, hatta Balkanlarda Osmanlı Devleti’ni yeniden canlandırmak şeklinde nitelendirmiştir. Hâlbuki Türkiye üçlü mekanizmalar yoluyla Bosna-Hersek’in Sırbistan ve Hırvatistan’la olan ilişkilerini geliştirmesini ve Belgrad’ın Bosnalı Sırplar, Zagreb’in ise Bosnalı Hırvatlar üzerindeki nüfuzundan istifade ederek Bosna-Hersek’teki sorunların çözümlenmesini amaçlamaktaydı. Ne var ki üçlü mekanizmalar günümüzde hâlâ düzenlenmekle beraber
daha çok ekonomik konularda etkili olmuş, siyasi bakımdan ise beklenen sonuçları vermemiştir.
Son Yıllarda Türkiye’nin Balkan Ülkeleriyle İlişkilerinde Dikkat Çeken Gelişmeler
Türkiye’nin Balkanlarda 2009-2010 yıllarında uyguladığı aktif ve yoğun diplomasi, takip eden yıllarda yerini daha sessiz bir diplomasiye bırakmıştır. 2010 yılında başlayan Arap isyanlarının ardından ortaya çıkan kriz ve tehditler yüzünden Türkiye’nin ilgisi Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki gelişmelere kaymıştır. Türkiye Balkanların siyasetinde etkin bir rol üstlenmese de bölgeyle olan ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkilerini ilerletmeyi sürdürmüştür. Türkiye’nin resmî kurumlan kendi alanlarına ilişkin faaliyetleri Balkanlarda aktif bir şekilde yürütmektedir. Bunların içinde Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) kalkınma yardımları ve tarihî binaların restorasyonu, Yunus Emre Enstitüsü (YEE) Türkçe dil öğretimi ve Türk kültürünün tanıtılması, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) öğrencilere Türkiye’de yükseköğrenim için burs sağlanması ve Türkiye Maarif Vakfı ilk ve ortaöğretim faaliyetleri üzerine yoğunlaşmaktadır. Türkiye’den birçok belediye de Balkanlarda sosyal ve kültürel etkinlikler düzenlemektedir.
Türkiye Balkanlarda bölgesel iş birliğinin geliştirilmesine ilişkin bütün girişimleri de yakından izlemekte ve bunlara katkı sunmaktadır. Gerçi 2015 sonrası dönemde AB’nin yönlendirmesiyle Balkanlarda mevcut olan bölgesel iş birliği mekanizmaları daha çok AB üyesi olmayan Batı Balkan ülkelerine (Arnavutluk, Bosna-Hersek, Karadağ, Kosova, Kuzey Makedonya ve Sırbistan) yoğunlaştığı için, Türkiye’nin Balkanlardaki çok yanlı iş birliğine katılma alanı daralmış oldu.
2009 yılından itibaren Türkiye, Sırbistan’ın Sancak bölgesinde yaşayan Boşnakların arasındaki siyasi bölünmüşlüğün giderilmesi ve siyasi çekişmeler sonucunda ikiye bölünen Sırbistan İslam Birliğinin (Müftülük) yeniden birleştirilmesi doğrultusunda bazı girişimlerde bulunmuştur.
Türkiye’nin Sırbistan ile ilişkileri 2010’lu yıllarda gözle görülür bir iyileşme göstermiş, ilişkilerin geliştirilmesinde iki ülkenin siyasi liderleri Recep Tayyip Erdoğan ve Aleksandar Vucic’in arasındaki dostluk önemli rol oynamıştır.
1999 yılından itibaren düzelme eğilimine giren Türkiye- Yunanistan ilişkileri 2000’li yıllarda bir yandan büyük ilerlemeler kaydederken diğer yandan iki ülke arasındaki kronik sorunlar ve Doğu Akdeniz enerji jeopolitiği sebebiyle tartışma ve gerginliklere de sahne olmuştur.
2010’lu yıllarda Doğu Akdeniz’de hidrokarbon kaynaklarının keşfedilmesinin ardından kıyıdaş devletler arama-çıkarma faaliyetleri ve nakil hatları kurulması yönünde ortaklıklar geliştirmeye başlamıştır. Türkiye ile deniz yetki alanları ve Kıbrıs sorunu konularındaki anlaşmazlıkları devam eden Yunanistan, enerji iş birliği
için Türkiye’nin tanımadığı GKRY’nin yanı sıra siyasi sorunlar yaşadığı Mısır ve İsrail ile beraber hareket etmiş, Ankara ise bu durumu Doğu Akdeniz’de Türkiye aleyhinde bir blokun kurulması şeklinde değerlendirmiştir. Türkiye ve Yunanistan, 2015 yılındaki Suriyeli sığınmacılar krizi sırasında da yine deniz yetki alanlarına ilişkin görüş ayrılıkları sebebiyle Ege Denizi üzerindeki hareketliliğin kontrol altına alınması için ortak bir mekanizma oluşturmayı başaramamış ve bu durumdan birbirlerini sorumlu tutmuşlardır. Ege üzerindeki sığınmacı trafiğinin Türkiye ile AB arasında 18 Mart 2016 tarihinde imzalanan mutabakat belgesiyle kontrol altına alınması iki ülke ilişkilerini kısa bir süre rahatlatmışsa da 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından kaçan bir grup darbeci askere Yunanistan mahkemeleri tarafından iltica hakkı tanınması ilişkileri olumsuz etkilemiştir. Kıbrıs’ta çözüm için yürütülen görüşmelerin sonuçsuz kalması Doğu Akdeniz’deki oluşan işbirliği blokunu daha da belirginleştirirken Türkiye de buna karşılık hidrokarbon arama faaliyetlerine hız vermiştir. Türkiye’nin yürüttüğü sismik araştırma ve sondaj faaliyetlerini Yunanistan kendisinin ve GKRY’nin deniz yetki alanlarının ihlal edildiği gerekçesiyle uluslararası bir sorun hâline getirmiş ve iki ülke arasındaki gerginlikler 2019 yılından itibaren endişe verici bir boyuta ulaşmıştır.
2000’li yıllardan itibaren Türkiye’nin Bulgaristan ile ilişkileri zaman zaman pürüzler yaşansa da genel anlamda iyi durumda seyretmiştir. 2009 yılından bu yana Bulgaristan’ın en önemli siyasi lideri olan ve hâlen başbakanlık görevini yürüten Boyko Borisov Türkiye ile iyi geçinmeyi tercih ederken hâlen koalisyon ortağı olan milliyetçi partiler ile bazı muhalefet partileri Türkiye’ye mesafeli yaklaşmış, hatta Türkiye’nin ülkede yaşayan Türkler ve diğer Müslümanlar üzerinden Bulgaristan’ın iç işlerine karıştığını iddia etmişlerdir.
Türk Dış Politikasının Balkanlarda Algılanma Biçimi
2000’li yıllarda Türkiye’nin sergilediği ekonomik başarı ve uyguladığı aktif dış politika, Balkanlarda yükselen Türkiye algısını şekillendiren temel faktörler arasında yer almıştır. Soğuk Savaş’ın ardından ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalan ve 2008 yılındaki küresel finans krizinden de olumsuz etkilenen Balkan ülkeleri için Türkiye, büyük ve güçlü ekonomisiyle dikkat çekmiş, böylelikle Türk yatırımlarına giderek artan düzeyde ilgi gösterilmiştir. TIKA, YEE gibi kurumların ve birçok belediyenin gerçekleştirdiği sosyal ve kültürel projeler Türkiye’nin görünürlüğünü artırırken Türk yapımı diziler de Balkanların tamamında büyük bir ilgiyle izlenmiştir. 2000’li yıllarda birçok Balkan ülkesiyle vizelerin karşılıklı olarak kaldırılması ve uçuş seferlerinin artırılmasıyla Türkiye ve Balkanlar arasındaki turizm de sürekli artış göstermiştir. Bütün bu sosyal ve kültürel gelişmeler Balkanlardaki toplumların Türkiye’ye bakışını olumlu yönde etkilemiş, Türk kültürüne yönelik ilgilerini artırmış ve Türkiye ile bağlarını güçlendirmiştir.
Bu olumlu gelişmelere rağmen Balkanlarda Türkiye’ye ilişkin olumsuz tabloların da çizildiği görülmektedir. Özellikle 2010’lardan itibaren Türkiye’nin Orta Doğuya gösterdiği yakın ilgi, Balkanlarda Türkiye’nin İslam dünyasında liderlik arayışı içinde olduğu yönünde bir algı meydana getirmiştir. Türkiye’nin son yıllarda AB ve ABD ile yaşadığı sorunlar, bölge ülkelerinde endişeyle karşılanmış ve Türkiye’nin Batı dünyasından uzaklaşmasının bölgede doğuracağı etkiler tartışma konusu olmuştur. Bütün bunların yanında, bölgede Türkiye’nin Balkanlara yönelik siyasi, ekonomik ve kültürel bir yayılma stratejisinin olduğundan şüphe edenler bulunmaktadır.
Türkiye’nin Balkanlardaki varlığına en sıcak bakanlar bölgede yaşayan Türkler ve diğer Müslümanlardır. Sosyal, ekonomik ve kültürel bakımdan dezavantajlı durumda bulunan Müslümanların tamamı Türkiye’nin faaliyetlerine büyük bir heyecanla yaklaşmaktadır.
Türkiye’nin Balkan toplumları tarafından yeterince iyi tanınmaması, Türkiye hakkındaki haksız ve abartılı düşünceleri besleyen önemli bir faktördür. Bu durum son yıllarda Anadolu Ajansının Boşnakça, Arnavutça ve Makedonca servislerinin Batı Balkanlar medyasının en önemli haber sağlayıcılarından biri hâline gelmesi sayesinde kısmen de olsa düzelmeye başlamıştır. Türkiye’nin kurumlarının bölgede yoğun olarak yürüttüğü kültürel faaliyetler ve artan karşılıklı turizm de Türkiye’nin Balkanlarda daha iyi tanınmasına katkıda bulunmaktadır.
Türkiye ve Balkan Ülkeleri Arasındaki Ekonomik İlişkiler
1996 yılında yürürlüğe giren Gümrük Birliği ile AB’nin Ortak Ticaret Politikasına ve tercihli ticaret düzenlemelerine uyum sağlama yükümlülüğünü üstlenen Türkiye, bu kapsamda Balkan ülkeleriyle serbest ticaret anlaşmaları, (STA) imzalamaya başlamıştır. İlk olarak 1997 yılında Romanya ile STA imzalanmış, bunu ertesi yıl Slovenya ve Bulgaristan takip etmiştir. Son olarak 2013 yılında Kosova ile imzalanan STA ise uzun süre Kosova parlamentosu tarafından onaylanmayı beklediği için ancak 1 Eylül 2019’da yürürlüğe girebilmiştir.
Türkiye’nin Balkan ülkeleriyle karşılıklı ticaretinde 2000’li yıllarda büyük bir canlanma yaşanmıştır. Bu canlanmada öncelikle Romanya ve Bulgaristan ile imzalanan STA’lar büyük rol oynamıştır. 2000’lerin başlarında geliştirdiği “Komşu ve Çevre Ülkeler ile Ticaretin Geliştirilmesi Stratejisi” ile Türkiye Balkanlarla ticaretini artırmaya yönelik daha sistemli hareket etmeye başlarken ülkede 2000-2001 yıllarında yaşanan ekonomik ve fınansal krizin ardından Türk firmaları dış ticarete daha fazla ağırlık vermiştir. Türkiye’yle ilgili bu gelişmelerin yanı sıra Balkanlarda savaşların bitirilmesi, AB’nin bütün bölgeye yönelik genişleme vizyonu başlatması ve Sırbistan’da Milosevic hükümetinin devrilmesi gibi siyasi faktörler sayesinde 2000’li yıllarda Balkan
ekonomilerinde bir canlanma yaşanmış, bölgedeki ortalama reel büyüme oranları 2008’e gelinceye kadar %5’in üzerinde seyretmiştir. Bütün bunlar, Türkiye’nin Balkan ülkeleriyle ticaret hacminin hızla artmasını sağlamıştır. Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) verilerine göre Türkiye’nin Balkan ülkeleriyle 2000 yılında 2,9 milyar dolar olan toplam ticaret hacmi, 2008 yılında 17,7 milyar dolar seviyesine erişmiştir.
Türkiye’nin bölgeyle toplam ticaret hacmi 2014 yılında bugüne kadarki en yüksek değer olan 21,6 milyar dolara ulaşmıştır. Bu tarihten itibaren Yunanistan ekonomisinin yaşadığı sorunlar dolayısıyla bu ülkeyle yürütülen ticaretin düşüşe geçmesi Türkiye’nin bölgeyle toplam ticaret hacminin de azalmasına sebep olmuştur. Bununla beraber Türkiye’nin diğer bölge ülkelerine yönelik ihracatındaki artışların ve Türk lirasında yaşanan değer kayıplarının sonucunda Türkiye’nin bölgeye yönelik dış ticaret açığı 2016 yılında kapanmıştır. 2019 yılında Türkiye’nin Balkan ülkeleri ile toplam ticaret hacmi 20,8 milyar dolar olarak kaydedilmiştir.
TÜÎK verilerine göre 2019 yılında Türkiye’nin toplam ihracatı içinde Balkanların payı %7,1, toplam ithalatı içindeki payı ise %3,8 olarak ölçülmüştür. Türkiye’nin Balkan ülkelerine ihraç ettiği ürünlerin yaklaşık %65’i orta ve düşük teknoloji içeren mallardır. Balkan ülkeleri ise Türkiye’ye yaklaşık %35 oranında orta ve düşük teknoloji içeren mallar ve %50 oranında doğal kaynak temelli mallar pazarlamaktadır.
Balkanlarda Türkiye’nin müteahhitlik alanındaki etkinliği de dikkat çekici boyuttadır. Türk müteahhitlik şirketleri bölgede, otoyollardan toplu konuta kadar geniş bir yelpaze içinde projeler üstlenmiştir. Ticaret Bakanlığı verilerine göre 2017 yılı itibarıyla Balkan ülkelerindeki (Slovenya hariç) Türk müteahhitlik projelerinin kümülatif değeri 10,2 milyar dolar civarında ölçülmüştür. Bu değerin yaklaşık %35’i Romanya’da, %15’i Bulgaristan’da, %14’ü Arnavutluk’ta ve %13’ü Kosova’da üstlenilen projelere aittir.