SİY301U-BALKANLARDA SİYASET
Ünite 4: İttifaklar ve Savaşlar
Milliyetçi Talepler ve Makedonya Sorunu
Berlin Kongresi’nden sonra Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki en önemli toprakları olarak Makedonya bölgesi kalmıştı. Makedonya toprakları üzerinde gözü olan uluslar bölgeyle ilgili taleplerini meşrulaştırmak maksadıyla kendi iddialarını kuvvetlendiren tarihî, dinî, iktisadi ve benzer gerekçeleri öne sürmüştür. Genel olarak Bulgarlar ve Sırplar Orta Çağ’daki devletlerinin sınırlarını gerekçe göstererek Makedonya’yı sahiplenmiştir. Yunanistan ise antik dönemlere kadar gidip, antik Makedonya Krallığı’nın Yunanistan tarihinin bir parçası olduğunu ileri sürerek Makedonya üzerindeki hak iddialarını meşrulaştırmaya çalışmıştır.
Berlin Kongresi’nin Balkanlara getirdiği yeni düzen içinde Makedonya toprakları bir tür geçiş bölgesi olarak kalmaktaydı. Burada yaşayan ve bugünkü Makedonların ataları olan Slavlar arasında henüz ayrı bir ulus bilinci gelişmemişti. Bu sebeple, Sırplar veya Bulgarlardan hangisi bölgeye daha fazla nüfuz ederse buradaki Slavların o ulusa doğru evrileceğine dair yaygın bir inanç bulunmaktaydı.
Makedonya üzerindeki Bulgar, Sırp ve Yunan mücadelesi çeteler üzerinden de yürütülmüştür. Makedonya’da bulunan üç ulusa mensup silahlı çeteler birbirleriyle aralıklı çatışmalara giriyor, Osmanlı yetkililerine ve yerel ahaliye saldırıyordu. Bu çetelere karşı kendilerini savunmak için Müslüman gruplar da silaha sarılmıştır. Dahası, Makedonya’da Türklere yönelik saldırılar karşısında Sultan II. Abdülhamid’in yeterli destek vermediğine yönelik düşünceler Türk milliyetçiliğinin gelişimini de hızlandırmıştır. Başta Makedonya ve Bosna olmak üzere Sırbistan’ın göz diktiği topraklarda Sırp milliyetçiliğini körüklemek amacıyla 1886 yılında Belgrad’da Aziz Sava Derneği (Društvo Sveti Sava) kurulmuş, bu örgüt 1889 yılında doğrudan doğruya Sırbistan Dışişleri Bakanlığının kontrolü altına alınmıştır. Sırplardan daha ileriye giden Bulgarlar ise 1893 yılında Makedonya’da İç Makedon Devrimci Örgütü (Vnatrešna Makedonska Revolucionerna Organizacija-VMRO) adlı gizli bir teşkilat kurdurmuştur.
Sırplarla Bulgarların Makedonya’daki etkinliklerine karşı koymak ve Osmanlı topraklarındaki tüm Yunanları özgürleştirmek maksadıyla Yunanistan’da da Ulusal Dernek (Etniki Eterya) adlı teşkilat kurulmuştur. Yunanistan’ın Girit ve Makedonya üzerindeki yayılmacı siyasetini devam ettirmesi ve Ulusal Dernek’e mensup çetelerin Osmanlı sınırını tecavüz etmesi üzerine Osmanlı Devleti 17 Nisan 1897 tarihinde Yunanistan’a savaş ilan etmiş, yaklaşık bir ay süren bu savaş Osmanlı’nın zaferiyle sonuçlanmıştır. VMRO’nun 2 Ağustos 1903’te başlattığı İlinden İsyanı da yaklaşık üç ay sonra Osmanlı ordusu tarafından bastırılmış, bunun üzerine Makedonya’daki Slavların bir kısmı Bulgaristan’a göç etmek zorunda kalmıştır.
Balkan Savaşları
Sırbistan, Karadağ, Bulgaristan ve Yunanistan, aralarında oluşan koalisyonu fırsat bilerek Osmanlı’nın Balkanlardaki
toprakları üzerinde tavizler elde etmek için harekete geçmiştir. Osmanlı Devleti Balkanlardaki topraklarından vazgeçmeyi reddedince, dönemin büyük güçlerinin savaşı önleme çabalarına rağmen Birinci Balkan Savaşı başlamıştır. Önce 8 Ekim 1912’de Karadağ Osmanlı Devleti’ne savaş açmış, onu 18 Ekim’de Bulgaristan ve Sırbistan, birkaç gün sonra da Yunanistan izlemiştir. İç sorunlar ve dış baskılar sebebiyle derin bir kriz içinde bulunan Osmanlı Devleti, aniden patlak veren bu savaşa yeterli kadar hazırlanamadan girmek zorunda kalmıştır.
16 Aralık 1912’de başlayan Londra Barış Konferansı’nda Osmanlı Devleti’nden Midye-Enez hattına kadar Balkanlardaki tüm topraklarından çekilmesi istenince 23 Ocak 1913’te İttihat ve Terakki Partisi bir askeri darbeyle iktidarı ele geçirmiş ve konferansta dayatılmaya çalışılan koşulları reddetmiştir. Böylece savaş yeniden başlamış, bu yeni aşamada Yunanistan Yanya’yı, Karadağ İşkodra’yı, Bulgaristan ise Edirne’yi ele geçirmiştir. Yaklaşık üç ay süren çatışmaların sonunda Londra Barış Konferansı kaldığı yerden devam etmiş ve Birinci Balkan Savaşı’na son veren antlaşma 30 Mayıs 1913 tarihinde imzalanmıştır. Antlaşma ile ayrıca 1898 yılında özerklik verilmiş olan Girit resmen Yunanistan’a terk edilirken Ege adalarının durumu ve savaş sırasında bağımsızlığını ilan eden Arnavutluk’un sınırlarının çizilmesi dönemin büyük devletlerine bırakılmıştır.
Sırbistan ve Yunanistan, aralarındaki toprak paylaşımını müzakere yoluyla halletmeye çalışırken payına düşenden daha fazlası üzerinde ısrar eden Bulgaristan 16 Haziran 1913’te Makedonya’daki Sırp ve Yunan işgal bölgelerine saldırmıştır. Buna cevaben Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ’ın Romanya’nın da desteğiyle Bulgaristan’a savaş ilan etmeleriyle İkinci Balkan Savaşı fiilen başlamıştır. Bulgaristan ordusu Sırbistan ve Yunanistan’a karşı ilk başlarda bazı başarılar elde etse de bir süre sonra geri çekilmek zorunda kalmıştır. Birinci Balkan Savaşı’nda ağır toprak kayıpları yaşayan Osmanlı Devleti ile tarafsız kalmış olan Romanya da bu fırsattan yararlanarak Bulgaristan’a saldırmıştır.
10 Ağustos 1913 tarihli Bükreş Antlaşması ile İkinci Balkan Savaşı sona ermiştir. Osmanlı Devleti, Birinci Balkan Savaşı’nda kaybettiği Doğu Trakya’yı (Edirne ve Kırklareli) geri alırken Romanya Dobruca bölgesinin güneyini topraklarına katmıştır. İkinci Balkan Savaşı’nın mağlubu Bulgaristan ise Doğu ve Batı Trakya bölgeleri ile Makedonya’da elde etmiş olduğu bazı kazanımları yitirmiştir.
Birinci Dünya Savaşı’nda Balkanlar
28 Haziran 1914’te Gavrilo Princip adlı bir Sırp milliyetçisi Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tahtının veliahdı Arşidük Franz Ferdinand’ı Saraybosna’da öldürmüş ve bu olayın ardından yaşanan gelişmeler Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına yol açmıştır. Avusturya- Macaristan’ın Sırbistan’a savaş ilanının hemen ardından, Rusya da Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na savaş
açmıştır. Bunun üzerine Almanya hem Rusya’ya hem de Rusya’nın müttefiki Fransa’ya savaş ilan etmiş ve Britanya da Almanya’ya savaş açmıştır. Böylece Saraybosna’da işlenen suikast kısa bir süre içinde Avrupalı büyük güçler arasında büyük bir savaşa dönüşmüştür.
Balkanlardaki devletler üzerinde baskılar devam ederken Osmanlı Devleti tarafsızlığını bozmuş ve savaşa girmeye karar vermiştir. Bulgaristan, Birinci Dünya Savaşı’na 14 Ekim 1915 tarihinde İttifak Devletlerinin yanında katılmıştır. Bulgaristan hükûmetinin savaşa girmekteki esas amacı İkinci Balkan Savaşı’nda kaybettiği toprakları geri almaktı.
Romanya, 27 Ağustos 1916 tarihinde İtilaf devletlerinin yanında savaşa girmiştir. İlk başlarda Erdel bölgesinde bazı başarılar elde etse de Almanya, Avusturya- Macaristan ve Bulgaristan orduları tarafından bastırılan Romanya kuvvetleri geri çekilmiş ve 1916 yılının sonlarına doğru Rusya’nın desteğiyle yalnızca Boğdan bölgesinin kontrolünü elde tutabilmiştir. Yunanistan ise 2 Temmuz 1917 tarihinde İtilaf Devletleri tarafında savaşa dahil olmuştur.
Arnavutluk resmî olarak Birinci Dünya Savaşı’na hiç katılmamış ise de Arnavutluk toprakları savaşan tarafların ve komşu ülkelerin çekişme alanlarından birine dönüşmüştür. Savaş boyunca Arnavutluk yedi farklı ülkenin orduları tarafından işgal edilmiştir.
Birinci Dünya Savaşı’ndan beklenmedik şekilde ayrılan Rusya’nın yerini İtilaf Devletlerinde ABD’nin taze kuvvetleri doldurmuş, tanklardan etkili bir şekilde faydalanmaya başlayan Britanya ve Fransız ordusu da kara savaşlarında giderek daha fazla başarı göstermiştir. Selanik Cephesi’nde giderek üstünlüğü elde eden İtilaf Devletleri Eylül 1918’den itibaren buradaki Alman ordularını batıya doğru sürmeye başlamıştır. Bunun ardından Sırbistan ordusu, 45 gün süren bir mücadelenin ardından Sırbistan topraklarını yeniden kontrol etmeyi başarmış, böylece Belgrad üç yıllık bir aradan sonra yeniden Sırbistan’ın başkenti olmuştur. Bu dönemde Bulgaristan topraklarının önemli bir kısmı İtilaf Devletlerinin işgaline uğrarken Avusturya-Macaristan İmparatorluğu bünyesindeki çeşitli milletlerin bağımsızlığını ilan etmesiyle dağılma sürecine girmiştir. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun çöküşünden istifade eden Romanya ise işgal edilmiş durumdaki topraklarını kurtarmakla kalmamış, neredeyse hiçbir direnişle karşılaşmadan Macaristan’ın Erdel bölgesini, Bulgaristan’ın Dobruca bölgesinin bir kısmını ve ayrıca Banat, Bukovina ve Besarabya’yı içine alan geniş toprakları ele geçirmiştir.
Sonuçta Balkanlarda savaşın kazananları Sırbistan, Romanya ve Yunanistan olurken henüz bir devlete sahip olmayan Hırvatlar ve Slovenler de savaştan kazançlı çıkmışlardır. Osmanlı Devleti, Bulgaristan, İtalya’nın işgali altında kalan Arnavutluk, Makedonlar, Balkanlarda
yaşayan Müslümanlar, Erdel bölgesindeki Macarlar ve Almanlar ise savaşı kaybedenler arasındaydı.
İki Dünya Savaşı Arasında Balkanlar
Yugoslavya Krallığı’nın Kurulması ve Hırvat Sorunu
Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasının ardından Avusturya-Macaristan topraklarını terk eden bir grup Sırp, Hırvat ve Sloven aydın, 1915 yılında Londra’da Yugoslavya Komitesi adlı örgütü kurarak bağımsız bir Yugoslavya devletinin kurulması fikrini savunmaya başlamış ve Britanya, Fransa ve Rusya’nın desteğini almıştır. Savaş sırasında ülkesini terk etmiş bulunan Sırbistan hükûmetiyle Yugoslavya Komitesi arasında yürütülen müzakerelerin neticesinde 20 Temmuz 1917’de Korfu Deklarasyonu yayımlanarak savaşın ardından bütün Güney Slavlarının Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı (SHS) adı altında tek bir devlet altında birleştirileceği ilan edilmiştir. Bu deklarasyondan hareketle 1 Aralık 1918 tarihinde SHS Krallığı resmen kurulmuş, ülkenin başına Sırp Karađorđević hanedanı getirilmiştir. Ülkenin adı 1929 yılında Yugoslavya Krallığı olarak değiştirilmiştir.
1941 yılına kadar varlığını sürdüren ilk Yugoslavya devletinde Sırplar siyasi güç bakımından diğer uluslara nazaran daha imtiyazlı bir konumda olmuştur. Devletin kilit kurumlarının neredeyse tamamı Sırpların kontrolünde olduğundan ilk Yugoslavya devleti pratikte genişletilmiş bir Sırbistan olarak düşünülebilir. Sırpların baskın olması, Yugoslavya devletinin çatısı altında yaşayan diğer uluslar için bir memnuniyetsizlik kaynağı idi.
SHS (Yugoslavya) Krallığı içinde Sırpların üstünlüğüne başından beri en fazla Hırvatlar karşı çıkmıştır. Öyle ki SHS Krallığı’nın kurulmasından kısa süre sonra Hırvatlar, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nda sahip oldukları hakları bile yitirdiklerini düşünmeye başlamıştır. Bu sebeple zamanla Hırvatlar arasında bağımsızlık görüşü güç kazanmaya başlamış, Belgrad’ın çözmesi gereken bir Hırvat sorunu ortaya çıkmıştır.
Azınlık Sorunları ve Bölgesel İlişkiler
Romanya iki dünya savaşı arası dönemde Yugoslavya Krallığı ile benzer sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Romanya’nın Birinci Dünya Savaşı’nda elde ettiği topraklarda yaşayan farklı etnik grupların Rumen devletiyle bütünleştirilmesi gerekiyordu.
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından yeni azınlık sorunlarının önüne geçmek amacıyla Yunanistan hükûmeti Bulgaristan ve Türkiye ile zorunlu nüfus değişimi yoluna gitmiştir.
7 Nisan 1939’da Arnavutluk İtalya tarafından işgal edilmiştir. Bu işgalle İtalya Kralı III. Vittorio Emanuele Arnavutluk’un yeni hükümdarı ilan edilmiştir.
Çok Taraflı İş Birliği Arayışları
İki dünya savaşı arası dönemde Balkan ülkeleri arasında çok taraflı iş birliği arayışları görülmüştür. Bunun örneklerinden biri, Yugoslavya, Çekoslovakya ve
Romanya arasındaki “Küçük Antant” olarak bilinen iş birliği ve ittifak antlaşmasıdır. Fransa’nın desteğiyle 1920 yılında kurulan bu ittifakın esas amacı, Birinci Dünya Savaşı’nda topraklarının önemli bir kısmını kaybetmiş olan Avusturya ve Macaristan devletlerinin olası silahlı saldırısına karşı ortak bir savunma hattı oluşturmaktı.
9 Şubat 1934’te Yugoslavya, Yunanistan, Romanya ve Türkiye arasında Balkan Antantı imzalanmıştır. Balkan Antantı doğrudan doğruyla İtalya, Almanya ve Bulgaristan’ın izlediği revizyonist dış politikaya karşı bir önlem olarak kurulmuştu. Balkan Antantı’nın geçerliliği Nisan 1940’ta yedi yıllığına uzatılmışsa da antantın ömrü buna yetmemiştir. Balkan Antantı Almanya ve İtalya’nın saldırganlığına cevap verebilecek güçte olmadığı gibi, Romanya başta olmak üzere bazı üye ülkelerde ortaya çıkan faşizm yanlısı eğilimler antantın uygulanmasını güçleştirmekteydi. Nitekim Eylül 1940’ta Romanya’nın Balkan Antantı’ndan çekilmesiyle bu ittifak fiili olarak sona ermiştir.
İkinci Dünya Savaşı’nda Balkanlar
Balkanların İşgali ve Kukla Hükûmetlerin Kurulması
İtalya 28 Ekim 1940 tarihinde Almanya’ya haber vermeden Arnavutluk üzerinden Yunanistan’ı işgal etmiştir. Ancak başarılı bir direnişin ardından İtalyan kuvvetlerini Arnavutluk’a geri püskürten Yunanistan Müttefik Devletlerin İkinci Dünya Savaşı’ndaki ilk önemli zaferine imza atmıştır. Ardından Yunanistan kuvvetleri Arnavutluk topraklarına girerek güneydeki şehirleri ele geçirmiştir.
Ocak 1941’de Alman kuvvetleri Sovyetlerin itirazlarına rağmen Bulgaristan topraklarına girmiş, Bulgaristan Kralı III. Boris bu duruma karşı çıkamamıştır. Makedonya sevdasından bir türlü vazgeçmeyen Bulgaristan 1 Mart 1941’de resmî olarak Mihver Devletlerinin yanında savaşa girmiştir.
Bulgaristan’ı kontrol altına alan Almanya, Yunanistan’ın dostu olarak bilinen Yugoslavya Krallığı’nı da kendi yanına çekmek için yoğun çaba sarf etmiş, Almanya’nın baskılarına direnemeyen Yugoslavya Kralı Naibi Pavle Karađorđević 25 Mart 1941’de Mihver Devletlerine katılmayı kabul etmiştir. Bu karar ülkede, özellikle Sırplar arasında, şiddetli protestolara yol açmış ve 27 Mart 1941’de gerçekleştirilen askeri darbeyle tahta II. Petar Karađorđević geçirilmiştir. Darbeye cevap olarak Almanya 6 Nisan 1941’de Yugoslavya Krallığı’na savaş ilan etmeden düzenlediği “Misilleme Operasyonu” ile Belgrad’ı yoğun bir şekilde bombalamıştır. Böylece Almanya, kendisine karşı gelmeyi düşünen bütün ülkelere Belgrad üzerinden gözdağı vermiştir. Belgrad bombardımanının ardından yaklaşık bir ay içinde Almanya, müttefiklerinin de desteğiyle hem Yugoslavya Krallığı’nı hem de Yunanistan’ı işgal etmiştir. Yunanistan’dan geri çekilmek zorunda olan Britanya kuvvetlerinin Girit adasına yerleşmesi üzerine Almanya Mayıs 1941’de Girit’i de bombalamış ve işgal altına
almıştır. Balkan ülkelerinin tamamında Nazilere hizmet eden kukla hükûmetlerin kurulmasının ardından Almanya 22 Haziran 1941’de Sovyetler Birliği’ne karşı tarihteki en büyük askerî harekâtı başlatmıştır.
İtalya, Almanya, Bulgaristan ve Macaristan kuvvetlerince işgal edilen Yugoslavya Krallığı içerisinde iki adet kukla devleti oluşturulmuştur (bkz. Harita 4.5). Bunlardan birincisi, Nazi iş birlikçisi Sırp General Milan Nedić’in yönetimindeki Sırbistan devletiydi. Her ne kadar Sırpların çoğunluğu Alman işgalini onaylamamışsa da bir kısmı pasif bir şekilde Nedić yönetimini kabul etmiş, bazıları ise desteklemiştir. Almanya ve İtalya işgali altında Yugoslavya Krallığı topraklarında kurulan ikinci kukla devlet ise Bağımsız Hırvatistan Devleti idi (Nezavisna Država Hrvatska).
Ulusal Direniş Hareketleri ve İç Savaşlar
Balkan devletlerinin İkinci Dünya Savaşı’nda işgale uğramasına tepki olarak bölgede hem sol hem de milliyetçi yerel direniş hareketleri ortaya çıkmıştır. İşgal sırasında zulüm ve açlık gibi durumlarla karşı karşıya kalan Balkan uluslarınca işgalci kuvvetlere karşı kurulan bu hareketler, zamanla ideolojik ve siyasi sebeplerle farklı yönlere evrilmiştir. Direniş örgütlerinin kendi aralarında yürüttükleri mücadeleler, İkinci Dünya Savaşı’nda işgale uğrayan Balkan ülkelerinde iç savaşların yaşanmasına yol açmıştır.
6 Haziran 1944’teki Normandiya Çıkarması ile başlayarak Müttefik Devletler Almanya’nın elindeki Batı Avrupa topraklarını hızla kontrol altına almış ve böylece Almanya açısından savaşın sonunun yaklaştığı anlaşılmıştır. 1944 yılının yaz ayları, savaşın Balkanlardaki gidişatı için de bir dönüm noktası olmuştur. Romanya, Müttefik Devletler ile 12 Eylül 1944 tarihinde resmen ateşkes imzalamış ve Sovyetler Birliği’nin fiili işgalini kabul etmiştir. Bulgaristan, Müttefik Devletler ile 28 Ekim 1944 tarihinde Moskova’da ateşkes antlaşması imzalanmıştır. Bütün bu gelişmelerle 1944’ün sonbaharına gelindiğinde Mihver Devletlerinin kuvvetleri Balkanlardan tamamen çıkarılmıştır.