SHZ314U-TOPLUMLA SOSYAL HİZMET
Ünite 7: Toplum Organizasyonu ve Toplum Eğitimi
Toplum Organizasyonunun Temel Nitelikleri
Organizasyonlar, belirli hedeflere yönelik, etkinlikleri bilinçli bir şekilde yapılandırılmış ve koordine edilmiş, dış çevre ile bağlantılı sosyal varlıklardır. Organizasyonların temel unsuru bir bina ya da bir dizi politika ve prosedür değildir; organizasyonlar bireyler ve onlar arasındaki ilişkilerden meydana gelir. Belirli hedeflere ulaştıracak temel işlevleri yerine getirmek için üyeleri birbiriyle etkileşime girdiğinde bir organizasyon ortaya çıkar.
Çevresel değişimlere daha hızlı yanıt verebilme gerekliliği nedeniyle organizasyonlar oluşturarak kolektif hareket etmek günümüz toplumlarının vazgeçilmez gerçeğidir. Toplum organizasyonu çalışmaları bu gerçeklerden yola çıkılarak başlatılmıştır.
Toplumda değişim sağlamak isteyen bireyler ya da meslekler tarafından bir araç olarak kullanılan toplum organizasyonu, toplumla sosyal hizmet yönteminin önemli bir uygulama modelidir.
Sosyal refah çalışmalarında toplumun tüm bireylerini kapsayan programların geliştirilmesi sağlanırken, toplum organizasyonu uygulamalarında öncelikle belli bir bölgedeki risk grubu topluluklardan başlanması gerekmektedir.
Toplum organizasyonu, bir coğrafi bölgede yaşayan yerel halkın sorunlarını açıklıkla ifade edebildiği topluluk örgütleri oluşturabildiği ve adaletsizliklere çözüm bulmak için hedefler belirlediği bir süreçtir.
Sosyal yardım faaliyetleri, düşük gelirli konut edindirme, eğitime destek programları, sağlıkla ilgili tarama çalışmaları, istihdamı artırmaya yönelik organizasyonlar, ulaşım ve çevre düzenlemeyle ilgili faaliyetler yerel düzeyde gerçekleştirilen toplum organizasyonu uygulamalarına örnek olarak verilebilir. İnsanların çözümün parçası olduğu, yerel kaynakların harekete geçirilmesine katkı sağladığı ve karar alma süreçlerinde rol aldığı demokratik bir toplum oluşturmak toplum organizasyonu uygulamalarının en önemli ve sürdürülebilir özelliği olmaya devam etmektedir.
Toplum organizasyonu, insanların içinde yer aldıkları toplumlarda kamu hizmeti veren kurumların girişimlerine yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda başka hiçbir sürecin yapamayacağı şekilde toplumsal dayanışma ve sivil bir söylem oluşturur. Toplum organizasyonu modeliyle amaç ekonomik, sosyal ve politik baskıdan arınmış, özgür ve güçlendirilmiş bireyler oluşturmaktır.
Sosyal Hizmet Modeli Olarak Toplum Organizasyonu
Toplum organizasyonunun temel hedefi toplumdaki sosyal ve ekonomik güç dengesizliğinin oluşturduğu eşitsizliği gidermek, topluluğu baskı altına alan tutumları ve koşulları iyileştirmeye yönelik ortak eylem oluşturma amacıyla dezavantajlı durumdaki bireyleri harekete geçirmeye çalışmaktır.
Toplum organizasyonunun temel niteliğini değişimi etkileme isteği oluşturmaktadır. Toplumsal değişimin gerçekleşmesi yerel düzeyde geniş çaplı toplum katılımının sağlanması ile mümkündür. İnsan topluluk- larındaki değişim, değişime maruz kalan topluluk üyelerinin aktif katılımı olmadan gerçekleşemez.
Toplum Organizasyonunun Uygulama Alanları
Toplum organizasyonu, kırsal ve kentsel alanda yer alan toplulukların ortak sorunların çözümü ve ihtiyaçlarının karşılanması için uygulanan bir toplumla çalışma uygulamasıdır.
Toplum organizasyonu talebi, topluluğun kendisinden gelebileceği gibi sosyal hizmet saha çalışmalarından elde edilen verilerle de oluşabilir.
Toplum organizasyonu çalışmalarında belli aşamaları takip ederek planlı değişim süreci başlatılmalıdır.
Uygulama aşamaları kısaca şu şekilde sıralanabilir;
Bağlantı Kurma Aşaması: Toplum organizasyonu sürecinin ilk aşaması olup sosyal çalışmacının çalışma yapacağı yerel topluluğu tanımaya çalışması için yaptığı ziyaretleri ve tanışma toplantılarını içermektedir.
Veri Toplama Aşaması: Uzun süre devam eden bir sorunu hızlıca çözmek için mevcut bilginin yeterli olduğunu varsayarak veri toplama sürecini hafife almak doğru bir yaklaşım değildir. Soruna tanı koymaya yarayacak ve sistematik kararlar almayı kolaylaştıracak objektif veriler elde edilemezse ciddi risklerin ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır. Geçerli ve güvenilir bilgi olmadan bir sorunun çözümünde toplumu organize etmek müdahale eden açısından zor olacaktır.
Teşhis ve Geri Bildirim Aşaması: Teşhis kelimesiyle şu kastedilmektedir; keşif, değerlendirme, analiz ve yorumlama. Teşhisin amacı bir topluluğun yapısını ve mevcut durumunu -ne olduğu ve nasıl olduğu- anlamaya çalışmaktır. Teşhis, bir önceki aşamada elde edilen verilerin kavramsal haritalar şeklinde düzenlenip aralarındaki örüntülerin ortaya çıkarılarak analiz edilmesidir.
Veriler analiz edildikten, ayrıştırıldıktan ve harekete geçilebilecek bir derecede seçildikten sonra, sosyal çalışmacı bu bulguları yazılı bir rapor oluşturarak ve bir geri bildirim toplantısı düzenleyerek topluluk üyeleriyle paylaşmalıdır.
Müdahale Aşaması: Bu aşama açık bir şekilde eylem ve çözüm odaklıdır. Müdahaleler birbiriyle ilişkili iki faaliyeti içermektedir: Birincisi, eylem planı hazırlama ya da topluluğun problemlerini irdelemek amacıyla uygun bir müdahale stratejisi tasarlama; ikincisi ise seçilen müdahaleleri belli bir grup açısından en uygun şekilde yapılandırarak uygulamadır.
Değerlendirme Sonlandırma Aşaması: Toplum organizasyonu amacına ya da hedeflenen sonuçlara
ulaştığında, sosyal çalışmacı ve topluluk üyeleri müdahale ve müdahale çıktılarını arzulanan değişimin ortaya çıkıp çıkmadığı konusunda değerlendirirler.
Sivil Toplum Girişimleri ve Savunuculuk
İlk kez Locke tarafından 1690’da kullanılan “sivil toplum” kavramının Fransızca “société civile” ifadesine dayandığı belirtilmektedir. Yurttaşlar topluluğu anlamına gelen sivil toplum, devletin dışında olmayı ve kendi içinde demokratik işleyişe sahip olmayı gerektirmektedir.
Sivil toplumun oluşabilmesi için devletten ayrışabilen bir sivil alanın, sivil referansın ve sivil kimliğin oluşması gerekir.
Sivil toplum genel olarak “bir toplumun kendisini ve eylemlerini bir bütün olarak, devlet iktidarının baskısı ve denetimi altında olmayan gönüllü örgütler yoluyla örgütlemesi” şeklinde de tanımlanmaktadır
Sivil alanda faaliyet yürüten kurum ya da or- ganizasyonlara sivil toplum kuruluşları adı verilmektedir. Sivil toplum kuruluşları örgütlenme biçimleri bakımından üç gruba ayrılmaktadır. Gönüllülük esasıyla oluşan örgütlenmeler (dernekler, vakıflar, öğrenci birlikleri, platformlar, yurttaş girişimleri) kamu kurumlarıyla ilişkili organizasyonlar (sendikalar, konfederasyonlar, meslek odaları, ticaret odaları) ve diğer örgütlenme biçimleri (yerel birlikler ve kooperatifler, siyasi partiler, spor kulüpleri) şeklinde gruplandırılabilir.
Toplum Eğitiminin Temel Nitelikleri
İngiltere’de ve diğer pek çok ülkede “topluluk eğitimi”, topluluk okulu ve özellikle Henry Morris’in köy kolejleri çalışması etrafında yapılan öncü fikrinden esinlenerek ortaya çıkan toplum eğitimi modeli günümüzde sivil toplum kuruluşları tarafından farklı eğitim programlarıyla sürdürülmektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nda toplum eğitimi amacıyla Tanzimat Dönemi’nde iki önemli sivil toplum kuruluşu açılmıştır. 1861’de açılan Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye, kendisine tahsis edilen yerde öğrencilere ve meraklılarına Avrupa dilleri ve çeşitli fenlere dair ücretsiz dersler vermeye başlamış, kütüphane ve okuma evi açarak halka yönelik eğitim faaliyetlerinde bulunmuştur. Bir başka organizasyon olan Cemiyet-i Tedrisiye-i İslamiye ise Büyük Çarşı’da bulunan esnaf çıraklarının çarşı açılıncaya kadar kapıda boşuna beklediklerinden hareketle bu zamanlarını değerlendirerek onlara okuma-yazma, hesap öğretmek, ahlâki ve sosyal terbiye vermek amacıyla harekete geçen kişiler tarafından 1865 yılında kurulmuştur.
Tarihten günümüze toplum eğitimi modeliyle eğitimin geniş kitlelere yayılmasının sağlandığı ve toplumda daha eşitlikçi ve yakın ilişkilerin kurulması için çalışmalar yapıldığı görülmektedir.
Dar anlamda toplum eğitimi, bir toplumda yaşayan yetişkinlere ve eğitim sistemi dışında olanlara yönelmiş düzenli ve örgütlü eğitim çabası olarak tanımlanmaktadır. Geniş anlamda ise toplum eğitimi, küçük grupların ya da
yerel toplulukların sorunları ile ilgilenmelerine, bunları benimsemelerine, devletle sıkı iş birliğinde bulunmalarına, kendi aralarında örgütlenmelerine ve sorunlarını çöz- melerine eğitsel yollarla yardımcı olmaya dayalı bir eğitim modeli olarak ifade edilmektedir.
Sosyal Hizmet Modeli Olarak Toplum Eğitimi
Sosyal hizmet açısından değerlendirildiğinde toplum eğitimi çalışmalarının temel amacı okul dışı resmi olmayan eğitim sistemiyle farklı alanlarda eğitimler düzenlenerek, kişilerin ve topluluğun refahının arttırılmasıdır.
Toplum eğitiminin amacı, toplum için toplum içinde eğitimdir. Toplum eğitimi çalışmalarının hedef kitlesi, kentsel ve kırsal alanda kaynaklara ulaşmada güçlük çeken ve dezavantajlı konumda bulunan tüm toplum kesimleridir.
Toplum eğitimi modeli kapsamında son yıllarda popüler olan yaklaşımlardan birisi de yaşam boyu eğitimdir.
Yaşam boyu öğrenme kavramını daha önce ortaya atılan eğitim kavramlarından farklı kılan; bireyi merkez alan bir yaklaşımın benimsenmesi, okul dışı öğrenmeye önem verilmesi, okul rolünün değiştirilmesi, devletin eğitimdeki ağırlığının azaltılması, buna karşılık sosyal tarafların rollerinin güçlendirilmesi ve eğitimin belli bir zaman dilimiyle sınırlandırılmaması gerektiğinin vurgulanmasıdır.
Toplum Eğitiminin Uygulama Alanları
Toplum eğitimi uygulamaları, toplumun karşılaştığı sorunlara yönelik destekleyici, önleyici, tedavi edici ve geliştirici işlevleri yerine getirmektedir. Toplum eğitiminin uygulama düzeyleri, eğitimin gerçekleştirileceği grubunun büyüklüğüne ve eğitimin hedeflerine göre değişmektedir. Örneğin; makro düzey toplum eğitimi vatandaşlık eğitimi, sosyal eğitim gibi konuları içerirken, mezzo düzeyde topluluklara dair eğitim programları, mikro düzeyde ise bireysel becerileri arttırmaya yönelik eğitimler düzenlenmektedir.
Toplum eğitimi modelinin kullanan en önemli kurumsal yapı toplum merkezleridir. Toplum merkezleri toplumsal kapasiteyi geliştirmede, topluluklarla kaynaklar arasında bağlantı kurmada kentsel alanlarda sosyal hizmet uygulamalarının merkezinde yer almış kuruluşlardır.
Toplum eğitiminin bir aracı olarak toplum merkezleri hareketi, dünya genelinde yoksul ve tarihsel olarak dezavantajlı insanların sosyal refahını geliştirmede aktif ve uygulanabilir bir güç oluşturmuştur.
Toplum merkezlerinde çocuklara, gençlere, geçici koruma altında olan göçmenlere, kadınlara ve diğer yetişkin bireylere yönelik toplum eğitimi programları yürütülmektedir. Toplum merkezleri kent yaşamında geleneksel dayanışma mekanizmalarından yoksun yaşayan eğitim düzeyi düşük kadınlara yönelik çalışmalarıyla kültürel uyum sorununa çok büyük katkılar sağlamaktadır.
Toplum Eğitimi Modeli Olarak Sosyal Pedagoji
Sosyal pedagoji pedagoji toplumda dezavantajlı duruma düşmüş, sosyal yönden izole edilmiş, dışlanmış ya da psikososyal sorunları olan bireylerin toplumsal yaşama yeniden kazandırılmaları, bağımsız ve üretken hâle gelmelerini sağlayan terapötik, eğitimsel ve danışmaya yönelik hizmetlerin bütünü olarak tanımlanmaktadır. Sosyal pedagoji, psikososyal sorunları olan çocuk, genç ve yetişkinlere yönelik okul dışı eğitim ve beceri kazandırma çalışmalarını içermektedir.
Toplum Eğitiminde Paulo Freire
Toplum eğitimi modeli açısından Paulo Freire’nin çalışmalarını değerlendirdiğimizde; yetişkinlere okuma- yazma öğretme etkinliğini insanların farkındalıklarını geliştirme ve özgürleşmelerini sağlama konusunda araç olarak kullandığını söyleyebiliriz. Sosyoekonomik açıdan düşük düzeyde olan toplulukların yaşadığı bölgelerde “kültür çemberi” adı verilen gruplar oluşturularak bir program dâhilinde okuma-yazma öğrenme seferberliği başlatılır. Freire’ye göre eğitim tarafsız değildir. Eğitim, ya insanların var olan sistemin mantığıyla bütünleşmelerini kolaylaştırarak düzene uymalarını sağlayan bir araç olarak kullanılır ya da onların kendilerini içinde bulundukları gerçekliğe eleştirel ve üretken bir zihinle baktıkları, dünyalarının dönüştürülmesine nasıl katılacaklarını keşfettikleri bir araç, bir özgürlük pratiği hâline gelir. Freire’nin eğitim kuramı, eğitimcinin ve eğitilenin bilgiyi birlikte araştırdıkları bir süreç olarak nitelediği “diyalog” üzerine odaklanmaktadır (Freire, 2014).
1968 yılında tamamlanan “Ezilenlerin Pedagojisi” kitabı Paulo Freire’nin en ünlü eseridir. Bu eseri ABD’de geçirdiği sürgün yılları sırasında kaleme almıştır. Kitap onun eğitim ve pedagoji alanındaki birikimini siyasal alana taşıdığı ve siyasal düşüncesi ile harmanladığı bir başyapıttır.
Paulo Freire’ye göre sosyal adaletin sağlanabilmesi için toplumdaki ezen ve ezilen arasındaki eşitsiz güç ilişkilerinin dönüştürülmesi gerekmektedir. Eğitimin ezeni önceleyen bir toplumsal bilinç oluşturmaya çalıştığını savunan Freire; ezenlerin bilincinin, kendisini çevreleyen her şeyi egemenliğinin bir nesnesine dönüştürme eğiliminde olduğunu vurgular.
Geleneksel eğitim uygulamalarını, bir bankada yapılan işlemlere benzeten Freire bu modeli “bankacı eğitim” modeli olarak adlandırmıştır. Bu modelde bir “tasarruf yatırımı” olarak düşünülen eğitimde eğitim alanlar “yatırım nesneleri”, eğitmenler ise “yatırımcı” olarak görülür.