SHZ181U-SOSYAL HİZMET MESLEĞİNE GİRİŞ
Ünite 6: Sosyal Hizmet Alanları I
Giriş
Sosyal hizmetin aile, çocuk, yaşlılık, yoksulluk engellilik, suçluluk, göç, sağlık gibi çalışma alanlarında yer alan kurumlar ve hizmetler çeşitlilik göstermekte, kurumlardan hizmet alan kişi ve ailelerin sınıfı, etnik kökeni, kültürel yapıları farklılaşmakta; ihtiyaçları ve sorunları artış göstermektedir. Sosyal hizmetin tüm alanlarında etkili mesleki müdahalelerin gerçekleştirilmesi; kişi, aile ve toplulukların genel özellikleri, sosyal ve ekonomik koşulları, ortak insan ihtiyaçları, sosyal sorunlar, yasalar, kurumlar ve hizmetler gibi her türlü alan bilgisine hâkim olmayı zorunlu kılmaktadır. Kitabımızın bu bölümünde; aile ve çocuk refahı alanı, yoksulluk alanı ve yaşlılık alanı ele alınmıştır.
Aile ve Çocuk Refah Alanı
Küçük bir sosyal sistem olan aile, toplumun sürekliliğini sağlamada en temel kurum olarak kabul edilmektedir. Aile kavramı, büyüklükleri ve onları oluşturan parçalar bakımından farklılıklar göstermesi nedeniyle çeşitli tanımlara sahiptir. Dar anlamda aile “iki veya daha fazla kişinin kan bağı ve evlilik yoluyla bir araya geldiği insan topluluğudur” (Uşaklı, 2013).
Aileyi neyin oluşturduğuna ilişkin yaygın inanış çoğunlukla aile üyelerinin birbirlerine ve genel olarak topluma karşı yerine getirmeleri beklenen işlevlere (ekonomik ve duygusal destek, üreme, çocukların sosyalleşmesi vb.) göre belirlenmektedir. Tillman ve Nam (2008), sosyal normlara ve değerlere bağlı olarak aşağıdakilerin tümünün bir aile birimi olarak görülebileceğini belirtmektedir:
• Evli bir çift ve evde yaşayan çocukları • Birlikte yaşayan iki kız kardeş • Evde yaşayan bekar anne ve çocukları • Evli bir çift ve onların çocukları ve torunları (nerede yaşarlarsa yaşasınlar) • Evli olmayan, birlikte yaşayan bir çift • İkisi de yeniden evlenmemiş boşanmış bir çift ve çocukları • Geniş akraba ağları • Diğer birçok sosyal grup
Aileler çocukların bakımı ve eğitimi, toplum içinde sosyalleşme, ekonomik destek, savunmasız üyelerin korunması ve ailenin devamlılığının sağlanması dahil birçok önemli işlevi yerine getirirler. Bununla birlikte cinsiyetler arasında iş bölümü, sevgi ve arkadaşlık gibi kişisel ihtiyaçların karşılanması ile sosyal statü elde etmek gibi işlevlere de sahiptirler (Uşaklı, 2013). Kültürler arasındaki farklılıklara rağmen genel olarak aileler, ekonomik olarak kendine yetme, aile koşullarının iyileştirilmesi ve varlığının sürdürülmesi olmak üzere üç temel hedefe hizmet etmektedir.
Aile Yaşam Döngüsü
İnsan yaşamı birçok evreden geçmektedir. İnsanlar yaşamları boyunca evlilik, Metin girmek için buraya tıklayın. Çocuk sahibi olma, boşanma gibi yaşam olaylarını deneyimleyebilirler. Aile destek ağları; biyolojik ya da üvey ebeveynler, eşler, çocuklar, onların çocukları, yeni eşleri, onların çocukları gibi üyelerden oluşabilir. Aile yaşam döngüsü, ailenin zaman içindeki gelişim eğilimlerini tanımlamaktadır. Bu model bireysel yaşam sürecinin tüm boyutlarını içermekle birlikte bir bütün olarak aileyi vurgulamaktadır.
Aile yaşam döngüsü evlilik öncesi dönemden başlayıp aile üyelerinin ölümüne kadar etkisini sürdürmektedir. Bu süre içinde insan yaşamı birçok aşamadan geçmektedir. Yaşam döngüsünde birey evlilik sonrası doğup büyüdüğü aileden farklı olarak eşi ve çocuk/ları ile kendi çekirdek ailesini kurar, kendi aile hayatı içinde bazı aşamalardan geçer. Bu aşamaların her biri aile üzerinde etkiler bırakır. Aileye ilk çocuğun gelişi, daha fazla sayıda çocuk sahibi olma, çocuk/ların gelişim süreçleri (okula başlama, mezuniyet, evlenme) aile için önemli dönüm noktalarıdır. Her bir aşama ailedeki rollerin ve sorumlulukların farklılaşmasına neden olur. Zamanla bireysel olarak yaşadığı süreci kişi çocuklarına devreder. Toplumsal yaşamın sürekliliği bu şekilde devam eder.
Aile Sorunları
Aileler, yaşam döngüleri içinde farklı yaşam olayları ile karşılaşırlar. Bu yaşam olaylarından çocuk/ların bakımında, eğitiminde karşılaşılan kimi sorunlar çoğunlukla aile tarafından aşılabilirken boşanma, ebeveynin ölümü, ailede kronik hastalık gibi yaşam olayları aile için daha sarsıcı deneyimler olabilmektedir. Boşanma, kronik hastalıklar, aile içi şiddet, ihmal-istismar, madde kullanımı ve bağımlılığı, suça yönelme gibi konular her toplumda ve sosyokültürel düzeyde ailenin karşı karşıya kalabileceği önemli sorunlardır.
Boşanma
Evlilik, bir erkek ve bir kadın arasında sosyal olarak onaylanmış, kurallar, gelenekler ve inançlar ile düzenlenen, resmileştirilmiş bir birlikteliktir (Uşaklı, 2013). Evliliğin uygulandığı toplumlarda genellikle evliliğin sona ermesine (boşanma) ilişkin hükümler bulunur. Bireysel ve toplumsal sorunlar, kişilik çatışmaları, fiziksel ve duygusal istismar boşanma kararına neden olan faktörlerden bazılarıdır.
Türkiye’de 2000’li yıllardan itibaren boşanma oranlarında artış olduğu bildirilmektedir. Türkiye İstatistik Kurumundan (TÜİK, 2023a) alınan veriler incelendiğinde, 2002-2022 yılları arasında evlenme sayısını ifade eden “kaba evlenme hızı” düşmekte boşanma sayısı anlamına gelen “kaba boşanma hızı” artmaktadır. 2021 yılı ile 2022 yılı evlilik ve boşanma sayılarına bakıldığında, 2021 yılında evlilik sayısı 563 bin 140 iken, 2022 yılında evlilik sayısı 574 bin 358 olarak gerçekleşmiştir. Boşanan kişilerin sayısı ise 2021 yılında 175 bin 779 iken, 2022 yılında 180 bin 954’tür. Boşanmaların %32,7’sinin evliliğin ilk beş yılı
içinde, %21,6’sının evliliğin 6-10 yılı içinde gerçekleştiği bildirilmektedir. Boşanma nedenlerinde ilk sırada ‘geçimsizlik’ yer almıştır. Diğer boşanma nedenleri arasında cana kast ve kötü muamele, zina, ruhsal hastalık, cürüm ve haysiyetsizlik, terk yer almaktadır.
Boşanma sayısındaki artış, parçalanmış aile yapılarına ve bu ailelerde yetişen çocuklara dikkati çekmektedir. Boşanma sonrası ebeveynlerin ve çocukların boşanmaya verdikleri tepkilerde farklılıklar görülebilmektedir. Aile üyeleri, boşanmanın ardından başlangıçta yoğun duygusal sıkıntı dönemi geçirmekte, aile işleyişlerinde bozulmalar yaşanabilmekte ancak boşanmanın devam eden sürecinde stres ve sıkıntıların ağırlaşmaması durumunda 2-3 yıllık bir süre içinde düzelebilmektedirler. Ancak boşanma bazı ebeveynler ve çocuklar için yoğun ve kalıcı zararlara neden olabilmektedir (Hetherington, 2003). Her iki ebeveynin de çocukla aynı evde yaşadığı bir ailenin, çocuğun gelişimi açısından iyi bir ortam olduğu varsayılmaktadır. Aynı zamanda evde iki yetişkinin varlığı, çocukların sosyal beceriler geliştirmelerine, ebeveynlerini rol model almalarına olanak tanımaktadır. Boşanma sonrası çocukların annede kaldığı durumlarda biyolojik babadan ayrı yaşamak çocukların gelecekteki yaşamlarını ve yeteneklerini olumsuz etkileyebilmektedir (McLanahan ve Percheski, 2008). Boşanmış ailelerin çocukları, iki ebeveyni ile birlikte yaşayan çocuklara kıyasla psikolojik, sosyal ve akademik sorunların gelişimi açısından daha fazla risk altında olup bu çocuklarda depresyon ve kaygı gibi ruh sağlığı sorunları daha fazla görülebilmektedir (Hetherington, 2003).
Tek Ebeveynli Aileler
Tek ebeveynli aile; boşanma, evlilik dışı çocuk sahibi olma, bekar yetişkinlerin evlat edinmesi, ölüm, ebeveynlerden birinin geçici olarak aileden uzakta olması (şehir dışında ya da yurt dışında çalışma, cezaevinde olma) nedeniyle anne ya da babanın bulunmadığı aileleri tanımlayan bir kavramdır. Genel olarak ebeveynlerden birinin hane içindeki fiziksel olarak yokluğu ile karakterizedir (Aslantürk, 2020). Günümüzde evlilikler ertelenmekte, birlikte yaşama ve boşanmalar artmaktadır. Aile yapısındaki bu değişimlerle bağlantılı olarak çocukların tek ebeveynli ailede yaşama olasılığı önemli ölçüde artmaktadır. 1960’lı yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde çocukların yalnızca %6’sı tek ebeveynle yaşarken 2000’li yıllardan sonra çocukların yarısından fazlasının 18 yaşına gelmeden tek ebeveynli bir ailede yaşaması beklenmektedir (McLanahan ve Percheski, 2008). TÜİK tarafından 2023 yılında yayımlanan Aile Bülteni’nde, Türkiye’de toplam hane halkının %10,3’ünün tek ebeveyn ve çocuklardan oluşan ailelerden olduğu bildirilmektedir. Tek ebeveynli ailelerin %2,3’ünü baba ve çocuklardan, %8’ini ise anne ve çocuklardan oluşan aileler oluşturmaktadır (TÜİK, 2023b). Günümüzde çocuk/gençlerin çoğunluğu anne reisli (anne ve çocukların birlikte yaşadığı tek ebeveynli aileler) tek ebeveyn ailelerde yaşıyor olsa da babaların olduğu tek ebeveynli ailelerde giderek daha yaygın hâle gelmektedir.
Tek ebeveynli aile olmak tüm aile üyeleri için çeşitli zorlukları beraberinde getirebilmektedir. Anne ve babalar çocukların fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişiminde önemli rol modeldirler. Aynı zamanda çocukların duygusal destek, bilgi, rehberlik ve denetiminde önemli kaynaklardır. Ebeveynlerden birisinin eksikliği doğal olarak tüm bakım yükünün ve sorumluluğun tek bir ebeveynde toplanmasına ya da rol model alınacak ebeveyn özelliklerinden kısmi olarak mahrum kalınmasına yol açar. Bununla birlikte toplumun aile yapısına ilişkin ailenin birlikteliğini savunan bakış açısı, çocuğun sosyalleşmesini engelleyici etkide bulunabilir.
Çocuk Refah Alanı
Aile, çocukların yaşamlarının şekillenmesinde önemli rol oynamaktadır. Ailenin çocuğa yaklaşımı ve davranışları çocukların yaşamları üzerinde ciddi etkiler bırakabilmektedir.
Kötü muamele, çocuklar ve aileleri için yaşam boyu fiziksel, psikososyal ve ruhsal sonuçlara yol açan bir halk sağlığı sorunudur. Dünyanın birçok yerinde savunmasız olmalarından kaynaklı olarak çocuklar, evlerinde ya da kamusal alanlarda kötü muamele riski ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Dünya Sağlık Örgütü (WHO, 2014), çocuğa kötü muameleyi, “18 yaş altı çocukların sağlığına, hayatta kalmasına, gelişimine veya onuruna yönelik potansiyel zararla sonuçlanan her türlü fiziksel ve/veya duygusal kötü muameleyi, cinsel istismarı, ihmali, ticari veya diğer sömürüyü içerir.” şeklinde tanımlanmaktadır. Genel olarak çocuk kötü muamelesinin ihmal, fiziksel istismar, cinsel istismar ve duygusal istismar olmak üzere dört kategorisi vardır. Bunlar:
• İhmal • Fiziksel istismar • Cinsel istismar • Duygusal istismar
Çocuk Koruma ve Çocuk Koruma Hizmetleri
Çocuk koruma sisteminin temel amacı, çocukları her türlü zarardan korumaktır. Çocukların genç yetişkinler olarak görüldüğü dönemden bu yana toplumların çocuklara ve çocukluğa yönelik bakışında ve yaklaşımında ciddi dönüşümler yaşanmıştır. Skivenes ve diğerleri (2015), toplumların çocuk koruma yöntemlerinin; çocuk merkezli sistem, aile hizmet sistemi ve çocuk koruma sistemi olmak üzere üçe ayrıldığını belirtmektedir.
Koruyucu Aile
Biyolojik ebeveynleri ile yaşama şansı bulamayan ya da ihmal, istismar edilen çocukların bakımlarının ve güvenliklerinin sağlanması için geliştirilen en önemli hizmetlerden biri koruyucu aile modelidir. Koruyucu aile bakımı, hakkında tedbir kararı verilen çocukların bir aileye kalıcı olarak yerleştirilmeleri sağlanana kadar (evlat edindirme) geçici süreliğine aile yanına yerleştirilmesidir.
Bakanlık tarafından dört farklı koruyucu aile modeli hizmeti sağlanmaktadır. Bunlar:
• Akraba veya Yakın Çevre Koruyucu Aile Modeli • Geçici Koruyucu Aile Modeli • Süreli Koruyucu Aile Modeli • Uzmanlaşmış Koruyucu Aile Modeli
Evlat Edinme
Evlat edinme, bir ailenin çocuğu kalıcı ve yasal olarak velayetine almasıdır. Bazı gelişmiş toplumlarda çocuk doğurmanın alternatifi olarak ve aile kurmanın bir şekli olarak kabul edilmektedir. Evlat edinme aynı zamanda bir ilişkinin meşrulaştırılması, çocuğun korunması ve mirasın sağlanması amacıyla yapılan hukuki bir işlemdir. Evlat edinme, ebeveyn hakları ve sorumluluklarının çocuğun biyolojik ebeveynlerinden alınarak diğer yetişkin(ler)e devredildiği yasal bir düzenlemedir (Grotevant ve Lo, 2017). Evlat edindirme modeli, çocuğa bakacak ve koruyacak kimsesi olmadığı durumda en iyi bakım seçeneğini oluşturmaktadır. Evlat edinme hizmetinin temel amacı biyolojik aileden yoksun ya da çocuk yetiştirmeye uygun olmayan ailelere mensup çocukları, sağlıklı aile ortamı sunabilecek yetişkinlerin yanına yerleştirmektir.
Kurum Bakımı
Günümüzde birçok çocuk ebeveynleri olmadığı için ya da anne/babalarının ebeveynlik rollerini yerine getirememelerinden dolayı biyolojik aileleri ile yaşama şansı bulamamaktadır. Kurum bakımı, terk edilen, ihmal ve istismar mağduru olan çocukların benzer özellikleri olan diğer çocuklarla birlikte toplu olarak yatılı bir kuruluşta bakımlarının ve korunmalarının sağlandığı hizmettir. Türkiye’de çocuklara yönelik kurum bakım hizmetleri Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından sunulmaktadır. Kurum bakım hizmetleri 2000’li yıllara kadar kışla tipi kurumlar olan çocuk yuvalarında ve yetiştirme yurtlarında yerine getirilmiştir. 2006 yılı sonrası kurum bakım hizmetleri çocukların yaşlarına ve durumlarına uygun olarak üç farklı hizmet modeli ile sunulmaktadır. Bunlar:
• Çocuk Evleri Siyesi • Çocuk Evleri • Çocuk Destek Merkezidir.
Ailelere Yönelik Sosyal Hizmetler
Türkiye’de çocuk refah sisteminin temel amacı, çocukların kötü muameleden korunması ve iyilik hâlinin artırılmasıdır. Çocukların refahını ilgilendiren uygulamalara rehberlik etmede yasal çerçeve önemlidir. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nda çocuğun öncelikli olarak ailesi ile yaşaması gerektiği ve yasal sebep olmadığı takdirde biyolojik ebeveynlerden alınmaması gerektiği belirtilmektedir (Md.335). Bu doğrultuda çocukların kendi aileleri ile yaşamalarının sağlanması için ailelere ekonomik ve psikososyal destek hizmetleri sunulmaktadır.
• Sosyal ve ekonomik destek • Sosyal hizmet merkezlerinde ailelere sunulan hizmetler
Yoksulluk Alanı
Yoksulluk; yiyecek, giyecek, barınma gibi temel ihtiyaçların karşılanmasını imkânsız hâle getiren bir durumdur. Yoksulluk kavramı çoğunlukla ekonomik yetersizlik ile özdeşleştirilmiştir. Yeterli satın alma gücüne sahip olmayan insanlar yoksul olarak kabul edilmektedir. Dünya Bankası, kabul edilebilir minimum beslenme düzeyine ve günlük yaşamın gereksinimlerini karşılamak için yeterli gelire sahip olmayan insanları yoksul olarak tanımlamaktadır (World Bank, 2022). Bu tanımlama, kişilerin gelir ve gider dengeleri üzerine bir yaklaşım sunmakta, genel olarak yoksul insanların günlük ihtiyaçlarını karşılamak için sınırlı gelire sahip olduklarını varsaymaktadır.
Yoksulluk;
• mutlak yoksulluk, • göreli yoksulluk, • kırsal yoksulluk, • kentsel yoksulluk • insani yoksulluk
gibi türlere ayrılmaktadır.
Yoksulluğun nedenleri şunlardır:
• Bireysel eksiklikten kaynaklanan yoksulluk • Alt kültürü destekleyen kültürel inanç sisteminin neden olduğu yoksulluk • Ekonomik, siyasi ve sosyal bozulmalardan, ayrımcılıktan kaynaklanan yoksulluk • Coğrafi farklılıklardan kaynaklanan yoksulluk
Yoksulluğun Sonuçları
Yoksulluğun yol açtığı bazı olumsuz sonuçlar şunlardır:
• Sağlık sorunları • Yetersiz ebeveynlik • Sosyal ilişkilerinde bozulma • Suç ilişkisi • Dışlanma
Yoksul Birey ve Ailelere Sunulan Sosyal ve Ekonomik Destekler
Türkiye’de yoksulluk ile mücadelede sosyal ve ekonomik destek hizmetleri sunmakla yetkili kurum Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıdır. Yoksul ailelere sunulan sosyal ve ekonomik destek hizmeti Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ve Sosyal Hizmet Merkezleri tarafından yerine getirilmektedir.
• Sosyal ve Ekonomik Destek (SED): o Engelli aylığı o Yaşlı aylığı o Öksüz ve yetim yardımı o Eşi vefat etmiş kadınlara yönelik düzenli nakit yardımı o Türkiye aile destek programı o Doğum yardımı
Yaşlılık Alanı
Yaşlılık: “Önüne geçilmesi mümkün olmayan, fiziksel ve ruhsal güçlerin bir daha yerine gelemeyecek şekilde kaybedildiği, organizmanın iç ve dış etmenler arasında denge kurma potansiyelinin azaldığı ve gerilemeye başladığı bir dönemdir.” (Aktaş vd., 2012).
Birleşmiş Milletler (UN) Dünya Nüfusunun Yaşlanması 2019 Raporuna göre; Dünyadaki hemen hemen her ülkede, genel nüfusta yaşlı kişilerin sayısında ve oranında artış olduğu bildirilmektedir.
Türkiye’nin demografik yapısı, Avrupa ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleri gibi gelişmiş ülkelere göre daha genç nüfus yapısından oluşmaktadır. Buna karşın, Türkiye’nin dünya genelindeki demografik değişime benzer bir eğilim gösterdiği bildirilmektedir.
Toplumsal Yaşlanma
Toplumsal yaşlanma, bir toplumdaki 65 yaş üzeri olan nüfusun genel nüfus içindeki oranının yüksek olması durumudur. Toplumsal yaşlanma, ekonomik, toplumsal ve politik etkileri nedeniyle küresel bir sorun olarak kabul edilmektedir. Yaşam beklentisindeki iyileşmeler ve doğurganlıktaki düşüşler, 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra küresel düzeyde demografik yapıları değiştirmiştir. Gelişmiş ülkeler, yüksek ölüm ve doğurganlık oranlarından düşük ölüm ve doğurganlık oranlarına doğru üç aşamalı demografik geçişler yaşamışlardır.
Yaşlanma Türleri
İnsanın yaşlanma süreci karmaşık ve bireyseldir. Belirli sistem ve organlarda, vücut etkinliğinin kademeli olarak azalmasına, hastalıkların bir arada bulunmasına yol açan evrimsel değişikliklerle karakterizedir (Dziechciaż ve Filip, 2014). Yaşlanma genellikle;
• fizyolojik yaşlanma • psikolojik yaşlanma • sosyokültürel yaşlanma
olmak üzere üç bileşenden oluşan bir süreç olarak kabul edilir.
Yaşlı Bireylerin Yaşadıkları Sorunlar
Yaşlı bireylerin genel nüfus içindeki oransal artışı bu nüfus grubunun yaşadığı sorunların daha görünür hâle gelmesine yol açmaktadır. Yaşlı ihmal ve istismarı, ekonomik yetersizlikler, ayrımcı tutum ve davranışlar yaşlı bireylerin yaşadıkları sorunlardan bazılarıdır.
Yaşlı Bireylere Yönelik Sosyal Hizmetler
Ekonomik Destek Hizmetleri: 65 yaş ve üzerinde olan sosyal güvencesi ve geliri olmayan kişilere, 65 Yaşını Doldurmuş, Muhtaç, Güçsüz, Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun (2022 sayılı) çerçevesinde ekonomik destek verilmektedir. Yaşlılık aylığı olarak bilinen ekonomik destek, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Sosyal Yardımlar Genel
Müdürlüğüne bağlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları tarafından sunulmaktadır.
Evde Bakım Hizmetleri: Türkiye’de yaşlı bireylere evde sağlık hizmetleri, Sağlık Bakanlığı ve yerel yönetimler tarafından sunulmaktadır. Sağlık Bakanlığına bağlı hastaneler bünyesinde kurulan Evde Sağlık Hizmetleri Birimlerince sağlık bakımı ihtiyacı olan yaşlı bireylere uzman personel (hekim, sosyal çalışmacı, hemşire, psikolog, fizyoterapist, diyetisyen vb.) tarafından yaşlının kendi evinde sunulan hizmetlerdir. Verilen hizmetler arasında; tıbbi bakım ve tedavi hizmetleri, fizik tedavi, sosyal hizmet, beslenme danışmanlığı, konuşma terapisi yer almaktadır (Yerli, 2017).
Gündüz Yaşlı Yaşam Merkezleri: Gündüz yaşlı yaşam merkezleri gündüz hastaneleri, yaşlı kulüpleri ve yaşlı danışma merkezleridir. Gündüz Hastaneleri kendi evinde ya da ailesi ile yaşayan ruhsal ve fiziksel hastalığı olan yaşlı bireylere tıbbi bakım ve tedavi, rehabilitasyon ve sosyal hizmet desteğinin sunulduğu gün içinde (08:00-17:00 saatleri arasında) hizmet sunan merkezlerdir. Yaşlı Kulüpleri ve Yaşlı Danışma Merkezleri ise kendi evinde ya da ailesi ile yaşayan sağlıklı yaşlı bireylerin akranlarıyla birlikte zaman geçirmelerine olanak sağlayan, psikososyal danışmanlık hizmetlerinin sunulduğu, çeşitli sosyal, sportif ve sanatsal aktivitelerin gerçekleştirildiği ve beceri kazanmalarını sağlayan boş zamanlarını değerlendirmelerine imkân sağlayan gündüzlü kuruluşlardır (Gürer vd., 2019).
Kurum Bakım Hizmetleri: Yaşlı bireylere yönelik kurum bakımı; evi olmayan, bakım verecek ailesi/yakını olmayan, yakınlarına yük olmak istemeyen, bakımının kuruluşta devam etmesi uygun görülen yaşlı bireylere yatılı sosyal hizmet kuruluşlarında barınma, tıbbi bakım ve tüm ihtiyaçlarının karşılandığı hizmetlerdir. Yaşlılara yönelik kurum bakım hizmetleri; huzurevi, huzurevi yaşlı bakım ve rehabilitasyon merkezlerinde yerine getirilmektedir. Huzurevleri yaşlı bireylerin barınma ve temel ihtiyaçlarının profesyonel meslek elemanları tarafından karşılandığı yatılı sosyal hizmet kuruluşlarıdır. Türkiye’de huzurevleri, kamuya kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, özel ve vakıflar olmak üzere farklı kuruluşlar tarafından işletilmektedir. 2022 yılı itibarıyla Türkiye’de 452 huzurevinde toplam 26 bin kişi hizmet almaktadır. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı huzurevlerine 60 yaş üstü bireyler, diğer kuruluşlarda 55 yaş üstü kişiler kabul edilmektedirler.
Yaşlılık Alanında Sosyal Hizmet
Günümüzde dünyada ve Türkiye’de yaşlı nüfusundaki hızlı büyüme, bu nüfus grubunun karşılaştığı sorunlarının çözümlenmesinde ekonomik, sosyal ve politik müdahalelerin hayata geçirilmesini gerekli kılmaktadır. Sosyal hizmet uzmanları, yaşlı bireylere evlerinde, hastanelerde, huzurevlerinde, gündüz bakım merkezlerinde, yatılı bakım merkezlerinde, palyatif bakım merkezleri gibi çeşitli birimlerde hizmet vermektedirler.