AÖF Soru Bankası

Sosyal Hizmet Mesleğine GirişÜnite 2 Özeti

Sosyal Hizmetin Tarihsel Gelişimi

SHZ181U-SOSYAL HİZMET MESLEĞİNE GİRİŞ

Ünite 2: Sosyal Hizmetin Tarihsel Gelişimi

Sosyal Hizmet Mesleğinin Ortaya Çıkışı ve Gelişimi

Sosyal hizmet mesleğinin ortaya çıkışında iki önemli faktör etkili olmuştur: kapitalist ekonomik kalkınmanın neden olduğu toplumsal sorunlara çözüm arayışı ve dezavantajlı bireylerin durumunu insancıl bir yaklaşımla iyileştirme çabası. Sanayi Devrimi ile ekonomik eşitsizlikler ve kentleşme gibi sorunlar arttıkça, toplumsal adalet, eşitlik ve insan hakları temelinde sosyal hizmete olan ihtiyaç büyümüştür. Jane Addams gibi reformcuların katkılarıyla sosyal hizmet, dezavantajlı gruplara yardım eden profesyonel bir meslek haline gelmiştir.

Yoksulluk Yasaları, 1601'de I. Elizabeth tarafından çıkarılan ve yoksullarla mücadele eden önemli düzenlemelerdendir. Sanayileşme sürecinde, kentlere göç hızlanmış, eşitsizlikler artmış ve bu durum sosyal politikaların gelişmesine yol açmıştır. Sosyal refah, bireyleri toplumsal tehlikelerden korumak ve temel ihtiyaçları karşılamak amacıyla devlet eliyle yürütülen hizmetleri içerir ve refah devleti, refahın adil bir şekilde dağıtılması gerektiğini savunur. Refah devletinin ana hedefleri arasında yer alan ekonomiye müdahale, çeşitli alanlarda gerçekleşir:

• Eğitim alanında, refah devleti bireylerin eğitim olanaklarına erişimini sağlamak ve eğitim kalitesini artırmak için maddi ve yapısal destekler sunar. • Sağlık alanında, refah devleti sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırarak, bu hizmetlerin yaygın ve ücretsiz olarak sunulmasını amaçlar. • Sosyal güvenlik politikalarıyla sosyal risklere karşı yardım ve destek programları geliştirir, işsizlik, yaşlılık gibi durumlarda güvence sağlar. • Konut politikaları, konut sahibi olamayan veya uygun koşullarda yaşayamayan bireyler için uygun konutlara erişimi artırmaya yönelik politikalar uygular.

Batı toplumlarında sanayileşme süreci sonrasında sosyal refah sisteminin oluşturulmasında etkili olan gelişmelerden biri, II. Dünya Savaşı sırasında İngiltere’de 1942 yılında Sir William Beveridge tarafından hazırlanan Beveridge Raporu'dur. Bu rapor, savaş sonrası dönemde İngiliz toplumunda var olan ekonomik ve sosyal sorunlara çözüm getirmeyi amaçlamıştır. Beveridge Raporu'nun önemi, üç ana ilkeye dayanan kapsamlı bir sosyal reform önerisi sunmasıdır.

Ücretli millî sağlık hizmeti: Herkesin eşit erişim sağlayabileceği bir sağlık hizmeti önerilmiş, bu da İngiltere'nin modern Ulusal Sağlık Hizmeti (NHS) sisteminin temelini oluşturmuştur. İşsizlik yardımı ve sigortası: Rapor, işsizlikle mücadele için devlet tarafından işsizlik sigortası kurulmasını önermiştir. Bu, işsizlik dönemlerinde insanların temel ihtiyaçlarını karşılamak için önemli bir adımdır. Ulusal Sigorta: Beveridge, emeklilik, işsizlik ve çocuk yardımlarını kapsayan kapsamlı bir ulusal

sigorta sistemi önererek, sosyal güvenlik ağlarının oluşturulmasına katkıda bulunmuştur.

Beveridge Raporu’nun yayımlanması, İngiltere'de büyük bir sosyal reform dalgasını tetiklemiş ve savaş sonrası dönemde ekonomik kalkınma ile toplumsal refaha önemli katkılar sağlamıştır. Rapor, diğer ülkelerde de benzer sosyal refah politikalarının geliştirilmesine ilham kaynağı olmuş ve modern sosyal refah devletinin gelişiminde kritik bir dönüm noktası olarak kabul edilmiştir.

Sosyal devlet, toplumsal ve ekonomik yapıdaki dengeyi sağlamakla yükümlüdür. Vatandaşlar arasındaki eşitsizlikleri gidermek için eğitim, sağlık ve işsizlik gibi alanlarda politikalar geliştirir ve uygular. Bu politikalar, sosyal hizmetler yoluyla profesyonel müdahaleler içerir ve vatandaşlara yaşam standartlarını iyileştirme ve sürdürme konusunda destek sağlar. Sosyal devlet, böylece toplumsal refahı artırmayı ve sosyal adaleti sağlamayı amaçlar.

Sosyal devletin temel prensipleri:

• Tam istihdamın ve iş güvenliğinin sağlanması, • Bir ulusal asgari gelir güvencesinin oluşturulması ve devletin bu sorumluluğu üstlenmesi, • Toplumu oluşturan bütün sınıflara sağlık ve eğitim hizmetlerinin ücretsiz ve eşit olarak sunulması, • İstenilen amaçlara ulaşmada devletin düzenleyici ve kontrol edici merkezi bir rol üstlenmesi, • Devletin sosyal güvenlik olanaklarını yasal olarak sağlaması ve her türlü tehdide karşı vatandaşını korumasıdır.

Sosyal adalet, toplum içindeki kaynakların adil bir şekilde dağıtılmasını ve tüm bireylerin yaşam standartlarının belirli bir düzeyde olmasını sağlayan bir ilkedir. Sosyal adalet ilkesine, genellikle adil dağılım ilkesi de denir ve iki önemli boyutu bulunur:

• Birincisi, tüm vatandaşlara toplumun koşullarına göre asgari geçim ve yaşama imkânlarının sağlanmasıdır. • İkincisi, sosyal adaletin tüm topluma egemen kılınmasıdır. Bu, sosyal adaletin sadece belirli bir kesime değil, tüm topluma yayılması ve fırsat eşitliğinin sağlanmasını içerir.

Sosyal hizmet, sosyal adaleti sağlamak ve korumak amacıyla dezavantajlı grupların ihtiyaçlarını karşılar, adaletsizlikle mücadele eder ve toplumsal eşitliği destekler. Sosyal hizmet uzmanları, sosyal adaletsizlikleri ele alarak herkesin insan haklarına saygı gösterilmesini sağlayacak bir ortam yaratmaya çalışır. Sosyal hizmet mesleği, diğer mesleklerin ve kurumların insan sorunlarıyla başa çıkmadaki yetersizlikleri sonucunda ortaya çıkmış ve zamanla özgün bir bakış açısı ve çözüm sunan bir disiplin hâline gelmiştir. Bu gelişim, sosyal hizmetin benzersiz bir disiplin olarak tanınmasını ve toplumun refahını artırmaya yönelik etkili çözümler sunmasını sağlamıştır.


Batıda Sosyal Hizmetin Tarihsel Gelişimi

Sosyal hizmet, 19. yüzyıl sonlarında gönüllü çabalarla başlamış, 20. yüzyılın başında meslekleşmiş ve 1920'lerde profesyonel bir statü kazanmıştır. İlk olarak yoksulluk sorunlarına odaklanmış, ancak zamanla çocuklar ve aileler gibi diğer sosyal sorunlara da yönelmiştir. Büyük Buhran ve II. Dünya Savaşı dönemlerinde yoksulluk tekrar ön plana çıkmış, savaş sonrası ruh sağlığı hizmetleri önem kazanmıştır. 1960'larda sosyal hizmet tekrar yoksulluk sorunlarıyla ilgilenmiş ve meslek büyümeye devam etmiştir. 21. yüzyılda sosyal hizmet 50 eyalette lisanslanmış, uzman sayısı artmış ama etkisi azalmıştır.

19. yüzyılın sonlarında Avrupalı ve Kuzey Amerikalı sanayileşmiş şehirlerde, işsizlik, çocuk ihmalı, kronik hastalıklar ve yoksulluk gibi yeni sosyal sorunlar ortaya çıktı. Bu sorunlara yanıt olarak, hayırseverler tarafından yardım kuruluşları kuruldu ve yoksulların temel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik faaliyetler gerçekleştirildi.

Yoksullar Yasası

Orta Çağ'da Batı toplumlarında salgın hastalıklar, kıtlık, kuraklıklar, savaşlar ve feodal sistemin çöküşü, kentlerde muhtaç nüfusun yoğunlaşmasına neden oldu. Sosyal yardım alanında 17. yüzyıldan itibaren İngiltere, sosyal yardımı sistematik olarak düzenleyen ilk ülke oldu. Kraliçe Elizabeth döneminde yürürlüğe giren 1601 tarihli yasa, sosyal yardımın temel çerçevesini oluşturdu. Elizabeth Yoksullar Yasası kapsamında sosyal yardım uygulamaları şu şekildedir: Çalışabilecek güçte olan yoksullar: Bu grup için düşük düzeyde istihdam sağlanmış ve hayırseverlerden yardım almaları yasaklanmıştır. Sağlığı yerinde olup çalışmayı reddedenler hapis cezasına çarptırılmıştır. Güçsüz yoksullar: Yaşlılar, engelliler, küçük çocuğu olan anneler ve kronik hastalığı nedeniyle çalışamayacak durumda olanlardan oluşan bu grup, genellikle düşkünler evlerine yerleştirilmiştir. Bağımlı çocuklar: Aileleri tarafından bakılamayan veya desteklenmeyen çocuklar, diğer vatandaşların yanına çırak olarak yerleştirilmiştir.

Hayırseverlik ve Yardım Dernekleri

Batı'da sosyal hizmetler, ilk olarak kilise merkezli yardım çalışmalarıyla ortaya çıkmıştır. 1850'lerde birçok dernek, yoksul ve engellilere yardım sunmuş, ancak bu dernekler arasında koordinasyon sağlanamamıştır. 1896'da Octavia Hill ve ekibi Londra Hayırseverler Yardım Derneği'ni (COS) kurarak bu sorunu çözmeye çalışmıştır. Dernek, yoksullara bireysel destek sunarak yardım faaliyetlerini organize etmiştir. ABD'de, 1877'de Buffalo'dan başlayarak birçok şehir, Londra modelini takip eden Hayırseverler Yardım Dernekleri kurmuştur. Bu dernekler, gönüllü yardım derneklerini organize ederek yardım süreçlerini kontrol altına almış, gönüllülerin yerini daha sonra ücretli çalışanlar almıştır. Sosyal hizmetin kökenleri, hayırseverlik ve gönüllülük faaliyetlerine dayanır ve başlangıçta din adamları ile servet sahiplerinin toplumsal yardımlarını içerir.

Yerleşim Evleri

Sanayi Devrimi'nin merkezlerinden İngiltere'de, 1884'te Londra'da kurulan Toynbee Hall, yoksul kentleşmenin olumsuz etkilerini azaltmak amacıyla kurulmuştur. Samuel ve Henrietta Barnett tarafından kurulan bu yerleşim evi, tarihçi Arnold Toynbee'den adını almıştır ve üniversite öğrencileri ile profesyonelleri toplumsal yardım ve adalet sağlama konusunda teşvik etmiştir. Toynbee Hall, sosyal sorunlara çözüm arayan bir model oluşturmuş ve yardım sağlayanlarla ihtiyaç sahipleri arasında doğrudan bir bağ kurmuştur. Yerleşim evleri hareketinin önemli bir temsilcisi olarak kabul edilen Jane Addams, Chicago'daki yerleşim evlerinde barışçıl katkılarda bulunmuş, çeşitli hizmetler sunmuş ve toplumsal reformlara öncülük etmiştir. Addams, ayrıca çocuk mahkemesi sisteminin kurulması, kentsel temizlik, kadın çalışma mevzuatı ve oyun alanlarının artırılması gibi konularda lobi faaliyetlerinde bulunmuştur.

Osmanlı Devleti’nde Sosyal Hizmetin Tarihsel Gelişimi

Osmanlı Devleti'nde sosyal hizmetlerin temel unsurlarından biri vakıflardır. Vakıf, "durmak; durdurmak, alıkoymak" anlamındaki vakf kelimesinden türemiş olup, terim olarak "bir malın mâliki tarafından dinî, içtimaî ve hayrî bir gayeye ebediyen tahsisi" şeklinde tanımlanabilir. Vakıfların amacı, mülkiyetleri hayır işlerine tahsis ederek sürekli yardım sağlamaktır. Özellikle yoksul kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engellilere yönelik önemli hizmetler sunmuşlardır. 18. yüzyıl sonunda İstanbul'daki vakıflar günlük 30.000 kişiye yemek sağlamıştır. Osmanlı döneminde vakıflar, devlet kontrolü altında çalışmış ve 19. yüzyılda merkezi idarenin müdahalelerine maruz kalmıştır.

Yoksullara Yönelik Sosyal Yardımlar

Osmanlı Devleti'nde II. Abdülhamid Dönemi, sosyal yardımın modernleşme sürecinde önemli bir dönüm noktası olarak öne çıkar. Bu dönemde sosyal refah sisteminin gelişimi "içtimai muavenet" kavramı etrafında şekillenmiştir. İçtimai muavenet, geçmişten günümüze refah devleti anlayışına geçişin izlerini taşır. Osmanlı vakıf sistemi, yoksul ve ihtiyaç sahibi bireylere yardım sağlayarak sosyal yardımlaşmanın temelini oluşturmuştur. Tanzimat Dönemi ile başlayan reform hareketleri, II. Abdülhamid döneminde sosyal refah alanında somut adımlarla devam etmiştir. Özellikle muhtâcîn maaşı uygulaması, dul, yaşlı, engelli ve yetimlere verilen maaşlarla sosyal yardımı sistematize etmiştir. 1838'de başlayan bu uygulama, yoksulların temel ihtiyaçlarını karşılamayı hedeflemiştir. Osmanlı Devleti ayrıca çeşitli kökenlerden gelen sığınmacılara yardım ederek çok kültürlü yapısını ve hoşgörüsünü de göstermiştir.

Evkāf-ı Hümâyun Nezâreti, 1826’da II. Mahmud tarafından, sultanlara ve yakınlarına ait dağınık vakıfları tek bir merkezden yönetmek amacıyla kurulmuştur. Bu kurum, Osmanlı döneminde vakıfların genel idaresini sağlayarak günümüz Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün işlevini


üstlenmiştir. Kadınlara yönelik yardımların yüksek oranı, II. Abdülhamid Dönemi’nde sosyal yardım politikalarının cinsiyet eşitliği ilkesine uygun yürütüldüğünü ve maddi zorluklar yaşayan kadınların desteklendiğini göstermektedir. Tev’em maaşı gibi uygulamalar, ikiz ve üçüz çocuklar için verilen yardımları kapsamaktadır ve bu, çocukların bakımında yaşanan zorlukları hafifletmek amacıyla yapılmıştır. Tev’em maaşı, ikiz ve üçüz çocuklara verilen maddi destek anlamına gelir. Arapça "tev’em" kelimesi ikiz anlamına gelir ve Osmanlıca belgelerde bu tür çocuklar için kullanılan bir terimdir.

Korunma İhtiyacı Olan Çocuklara Yönelik Sosyal Hizmetler

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde, Balkanlar, Orta Doğu ve Kafkaslar’daki savaşlar kadınları dul ve çocukları yetim bırakmıştır. Bu durum şehirlerde yoksul ve kimsesiz çocuk sayısının artmasına neden olmuştur. Vakıfların yetersiz kalmasıyla, devlet yeni kurumlar açma ihtiyacı duymuştur. II. Mahmud ve Tanzimat Fermanı ile başlayan modernleşme süreci, çocukların korunması için örnek teşkil eden çalışmaları da beraberinde getirmiştir.

Yetim çocukların haklarının korunması: Osmanlı toplumunda yetimlerin korunması için eytam keseleri ve vasilik sistemi oluşturulmuştur. Eytam keseleri, yetimlerin miras belgelerini saklayan torba veya çantaları ifade eder ve bu keseler aracılığıyla yetimlerin malları vasilere yönetilmek üzere verilmiş, elde edilen gelir ihtiyaçlarına harcanmış ve reşit olduklarında malları kendilerine teslim edilmiştir. Tanzimat modernleşmesinin bir sonucu olarak 1851’de kurulan Eytam İdaresi, yetim mallarının korunması ve yönetilmesi için Emval-i Eytam Nezareti’ni oluşturmuştur. Ayrıca, her köyde babası ölen çocukların Eytam İdaresi’ne bildirilmesi zorunlu kılınmış, vesayet kurumu ile yetimlerin haklarının korunması sağlanmıştır. Bu düzenlemeler, Tanzimat Dönemi’nde çocukların haklarının korunmasına yönelik ilk yasal adımlardır. Eytam, "yetim" kelimesinin çoğulu olup, babasını kaybetmiş ve yalnız kalan çocukları ifade eder. Bu kavram, "yalnız olmak" anlamına gelen "yütm" kökünden türetilmiştir.

Çocuk Rehabilitasyon Merkezi Islahhaneler: Osmanlı Devleti'nde, savaş ve yoksulluk nedeniyle ana-babasız kalan çocuklara yönelik ilk sistemli yatılı kurumlar arasında 1863 yılında kurulan Niş Islahhanesi bulunur. Tuna Valisi Mithat Paşa tarafından kurulan bu kurum, Müslüman, Hristiyan ve muhacir (Tatar ve Çerkez) yetim çocuklara yatılı bakım ve eğitim hizmeti sunmuştur. Niş Islahhanesi, çocuklara çeşitli beceriler kazandırarak endüstri meslek liselerine benzer bir eğitim vermiş ve kimsesiz çocukların korunmasına yönelik önemli bir adım olmuştur. Ayrıca, bu kurumların kurulmasında bölgedeki Polonyalı ve Macar mültecilerin bilgi ve deneyimlerinden yararlanılmıştır.

Yaşlı Bakım ve Eğitim Kurumu: Darrüşafaka: Darüşşafaka, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde kurulan ilk parasız özel okuldur ve Cemiyet-i Tedrîsiyye-i İslâmiyye tarafından kurulmuştur. Tam adı Darüşşafakatü’l-

İslâmiyye olan bu okul, öksüz ve kimsesiz çocuklara dini eğitim ve okuma-yazma becerileri kazandırmayı amaçlamıştır.

Çocuk Destek Merkezleri: Darülaceze ve Darülhayr-i Ali: I. Meşrutiyet Dönemi’nde, kentsel nüfus artışı ve savaşlar sonucu ortaya çıkan asayiş sorunları, özellikle yoksul ve muhtaç çocuklara yönelik kurumsal yardımların artmasına yol açtı. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı sonrası İstanbul’a büyük bir göç dalgası yaşandı. Göçmenlerin barınma, beslenme ve tedavisi için İdare-i Umumiye-i Muhacirin Komisyonu kuruldu ve göçmenler cami, medrese, okul ve han gibi yerlere yerleştirildi. Gülhane’deki Kırmızı Kışla’da Muhacirin Dul ve Eytamhanesi kuruldu; göçmenlerin azalmasıyla bu kurumlar Şehremaneti’ne devredildi ve Darülaceze’ye dönüştürüldü.

Çocuk yuvaları: Darüleytamlar: Balkan Savaşları sonrasında İstanbul'a göç eden büyük göçmen kitlelerinin yerleştirilmesi, istihdamı, iaşesi ve çocuklarının eğitimi önemli sorunlar haline geldi. Özellikle çocukların eğitimi için 'İskân-i Asayiş ve Muhacirin Müdüriyeti' tarafından sanayi okullarına yetim öğrencilerin kabul edilmesi sağlandı.

Kurtuluş Savaşı Dönemi’nde çocukların korunması: Savaş koşullarının etkisiyle devletin çocukları koruma sorumluluğu arttı. Doğu Cephesi komutanı Kazım Karabekir, askeri başarılarının yanı sıra eğitim alanında da önemli katkılarda bulundu. Savaşta ailesini kaybetmiş yetim çocuklara sahip çıkan Karabekir, onları vatana faydalı bireyler haline getirmeyi hayatının en büyük başarısı olarak gördü.

Türkiye Cumhuriyeti’nde Sosyal Hizmetlerin Tarihsel Gelişimi

Türkiye Cumhuriyeti, sosyal devlet kavramını anayasasında temel bir nitelik olarak kabul etmiştir. Bu kavram, toplumun refahını ve sosyal barışı sağlamak amacıyla ekonomik farklılıkları ve adaletsizlikleri gidermeyi hedefler. Sosyal devletin sorumlulukları arasında sosyal risklere karşı koruma, barınma gibi hizmetlerin sunulması yer alır. Sosyal hizmetler, sosyal adaleti sağlamak için çeşitli sosyal, ekonomik, politik ve kültürel değerlerin geliştirilmesini amaçlar. Türkiye'de sosyal hizmetler ve yardımlar, bireylerin hakkı olarak değil, devletin yükümlülüğü olarak düzenlenmiştir.

Türkiye’de sosyal hizmetlerin gelişimi, uzun yıllar süren savaşlar ve artan toplumsal ihtiyaçlarla şekillenmiştir. 1921'de kurulan Türkiye Himaye-i Etfal Cemiyeti ve 1934'te kurulan Çocuk Esirgeme Kurumu, sosyal hizmet uygulamalarının ilk adımlarıdır. 1960'lı yıllardan itibaren sosyal hukuk devleti anlayışına geçilmiş ve çeşitli sosyal güvenlik ve sosyal hizmet düzenlemeleri yapılmıştır. 1961'de Sosyal Hizmetler Akademisi kurulmuş, 1963'te Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğü oluşturulmuştur. Günümüzde sosyal hizmetler, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından yürütülmektedir.


1923-1959: Sosyal Hizmet Alanında İlk Uygulamalar

1923-1959 yılları arasında Türkiye’de sosyal hizmet alanında önemli adımlar atılmış ve kurumsal yapılar oluşturulmuştur. Sosyal hizmetin amaçları arasında sosyal riskleri ortadan kaldırmak için program ve politikalar geliştirmek yer alır; koruyucu ve önleyici hizmetler bu bağlamda önem kazanmıştır. 2011’den itibaren arz odaklı sosyal hizmet sunumu da gündeme gelmiştir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında, çocuk ölümlerinin azaltılması ve çocukların korunması öncelik verilmiş, bu kapsamda 1923’te Ankara Himaye-i Etfal Cemiyeti yeniden yapılandırılmıştır. Cemiyet, çocukların bakımı ve eğitimine odaklanmış, çocukların sağlıklı, zeki ve kültürlü bireyler olarak yetiştirilmesini amaçlamıştır.

1926 yılında kapatılan darüleytamların yerine Himaye-i Etfal Cemiyeti geçmiştir ve 1935’te Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu adını almıştır. 1949’da yürürlüğe giren bir kanun ile korunmaya muhtaç çocukların bakımı devletin sorumluluğu olarak belirlenmiş, 1957’de çıkarılan yeni bir kanun ise bu çocukların eğitimini Milli Eğitim Bakanlığı gözetiminde sürdürmeyi öngörmüştür. Çocukların bakımını Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı (0-6 yaş) ve Milli Eğitim Bakanlığı (7-18 yaş) üstlenmiştir.

1923-1945 yılları arasında devlet, sosyal güvenlik düzenlemeleri yapmış ve çeşitli sigorta sandıkları oluşturmuştur. Modern sosyal güvenlik sisteminin ilk adımları 1936’da atılmıştır ve Sosyal Sigortalar Kurumu, 1945’te kurulmuştur. 1950’ye kadar, yoksullukla mücadelede gönüllü çabalar öne çıkmış, ancak 1950’den sonra çocukların korunması amacıyla yapılan düzenlemeler, parçalı yapılar nedeniyle hizmet sunumunda eksiklikler yaşanmasına neden olmuştur.

1959-1983: Sosyal Hizmetin Kurumsallaşması

1959-1983 döneminde Türkiye’de sosyal hizmetlerin kurumsallaştırılması yönünde önemli adımlar atılmıştır. 1961 Anayasası ile sosyal hukuk devleti ilkesinin benimsenmesi, sosyal politika ve sosyal hizmetlerde yeni gelişmelerin önünü açmıştır. Birleşmiş Milletler Teknik Yardım Programı çerçevesinde sosyal hizmet eğitimi için çalışmalar başlatılmış ve 1959’da Sosyal Hizmetler Enstitüsü kurulmuştur. Sosyal Hizmetler Akademisi 1961’de eğitim hayatına başlamış ve 1967’de Hacettepe Üniversitesi'nde sosyal çalışma bölümü açılmıştır.

1963’te Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına bağlı Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğü kurulmuş ve 1962’de Türkiye’nin ilk çocuk bürosu İstanbul’da hizmete girmiştir. Engelli çocuklar için özel eğitim düzenlemeleri de yapılmıştır. Kalkınma planları, özellikle 1963'ten itibaren, sosyal hizmetlerin geliştirilmesinde önemli rol oynamış; beş yıllık kalkınma planlarında çocuk koruma, engelli çocuklar için özel eğitim, çocuk işçiliğinin engellenmesi gibi hedefler belirlenmiştir. Engelli ve yaşlı bireyler için çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. 1966’da ilk huzurevi Konya’da açılmış, 1971’de engelli bireylerin iş gücüne katılımını teşvik eden bir düzenleme getirilmiştir. 1976’da

kabul edilen yasa ise yaşlılara yönelik sosyal yardımı sağlamış ve sosyal güvencesi olmayan yaşlı ve engelli bireylerin desteklenmesini hedeflemiştir.

1983-2000: Sosyal Hizmetlerde Uzmanlaşma

1983-2000 döneminde Türkiye’de sosyal hizmetlerde önemli gelişmeler yaşanmıştır. 1983 yılında yürürlüğe giren Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) Kanunu ile sosyal hizmetler tek çatı altında toplanmış ve SHÇEK Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Bu yapı, sosyal hizmetlerin koordinasyonunu ve etkinliğini artırmayı amaçlamıştır. 1986 yılında Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu oluşturulmuş ve sosyal yardımlar bu fon aracılığıyla yürütülmüştür. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları (SYDV) kurulmuş, yoksullukla mücadele ve sosyal yardımlar bu vakıflar aracılığıyla organize edilmiştir. Aynı yıl yayımlanan Ayni ve Nakdi Yardım Yönetmeliği, ekonomik yoksulluk nedeniyle korunmaya ihtiyaç duyan çocukların ailelerine destek sağlanmasını amaçlamıştır. 2005 yılında başlatılan Aileye Dönüş ve Aile Yanında Destek Projesi ile çocukların aile ortamına dönüşleri sağlanmıştır. 1992 yılında başlatılan Yeşil Kart uygulaması, sosyal güvencesi olmayan bireylerin sağlık harcamalarını karşılamak için getirilmiş ancak ekonomik yük ve istismar sorunları yaşanmıştır. 1997 yılında kurulan Özürlüler İdaresi Başkanlığı ile engelli bireylere yönelik hizmetlerin düzenli bir şekilde yürütülmesi sağlanmış, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri açılmıştır. 1998’de yürürlüğe giren 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun, aile içi şiddetle mücadeleye yönelik önemli yasal adımlar atmış, 2007’de yapılan değişikliklerle koruma tedbirlerinin kapsamı genişletilmiştir.

2000-2023: Cumhuriyet’in Yüzüncü Yılında Sosyal Hizmetler

Son yirmi üç yılda Türkiye'de sosyal politika alanında önemli dönüşümler yaşanmıştır. Sosyal hizmet ve yardım modelleri çeşitlendirilmiş ve sosyal harcamalara ayrılan pay yaklaşık 20 kat artırılmıştır. Bu artışla birlikte, gelir dağılımındaki eşitsizliklerin azaltılması ve sosyal adaletin sağlanması amacıyla önemli adımlar atılmış, risk altındaki bireylerin güçlendirilmesi hedeflenmiştir. Aile hukuku ve çocuk adalet sisteminde uzmanlaşmış mahkemeler kurulmuş, çocuk mahkemeleri ve koruma yasaları geliştirilmiştir. 2007 yılında Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kurularak Genel Sağlık Sigortası (GSS) uygulaması başlatılmış, evde bakım yardımı ve engelli bakım hizmetleri gibi destek programları uygulanmıştır. Ayrıca, 2011 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın kurulması, sosyal hizmetlerin merkezi bir yapı altında toplanmasını sağlamıştır. 2012'de Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ile şiddet mağdurlarına yönelik koruma önlemleri artırılmış, COVID- 19 döneminde Vefa Sosyal Destek Grubu oluşturulmuştur. 2023 itibarıyla sosyal yardım başvuruları dijital platformlar üzerinden yapılabilir hale gelmiş ve çeşitli yardım modelleri uygulanmıştır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında