SAK201U-SAĞLIK KURUMLARI YÖNETİMİ I
Ünite 1: Sağlık ve Sağlık Hizmetlerinin Özellikleri
Giriş
Sağlık sistemleri, 1960’lardan itibaren kamu politikalarında önemli bir yer tutmaktadır. 1980 sonrasında sağlık sistemlerinde sistemin aktörleri ve süreçler daha fazla ilgi odağı olmaya başladı. 2000 Dünya Sağlık Raporu, sağlık sistemini “ana gayesi sağlığı iyileştirmek olan faaliyetleri yürütmek üzere var olan örgüt, kurum ve kaynakların bütünü” olarak tanımlamıştır. Bunu takiben sağlık sisteminin ana çerçevesini oluşturan farklı modellerden söz edilir olmuştur. Bu modeller arasında yer alan Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) Sağlık Sistemi Çerçevesi Modeli, altı yapı taşı üzerine oturmaktadır. Bunlar; sağlık hizmet sunumu, sağlık insan gücü, enformasyon sistemi, tıbbi ürün-aşı ve teknolojiler, sağlık finansmanı, liderlik ve yönetişimden oluşmaktadır.
Sağlık Kavramı
Sağlık, insan hayatının her yönünü kapsayan, kapsamı geniş bir alanı ifade etmektedir. Son yıllarda bu alanda ilişkilerin düzeyi, karşılıklı rollerin tanımı, iletişim ve algı düzeyleri değişimi hızla kendini göstermiş, teknolojik gelişmeler süreçlerin hemen her noktasında yerini almıştır. Dünya Sağlık Örgütü Anayasası’na göre sağlık; sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, bedence, ruhça ve sosyal yönden tam iyilik hâlidir. Sağlık doğuştan gelen temel bir insan hakkıdır. Ulaşılabilir en yüksek standarttaki sağlık seviyesine ulaşmak, ırk, siyasi görüş, ekonomik ve sosyal konumu ne olursa olsun tüm bireylerin temel hakkıdır. Sağlığın korunması, güvenlik ve adaletin temin edilmesi gibi insanların birlikte mutlu yaşamalarını sağlamakla görevli organizasyonlar olan devletlerin asli görevleri arasındadır. Bu yüzden devletler sağlıkla ilgili tedbirleri alma sorumluluğu taşımaktadır.
Genel Sağlık Kapsayıcılığı
Dünya Sağlık Örgütüne (DSÖ) göre genel kapsayıcılık ya da genel sağlık kapsayıcılığı (UHC) bütün insanların ihtiyaç duydukları sağlığı teşvik edici, koruyucu, tedavi edici, rehabilite edici ve palyatif hizmetleri yeterli kalitede ve etkili biçimde alabilmesi ile bu hizmetleri alan insanların mali açıdan güçlükle karşılaşmamasının temin edilmesidir. Evrensel sağlık kapsayıcılığı da denilmektedir. Genel sağlık kapsayıcılığının bu tanımı üç hedefi içinde barındırmaktadır. Bu hedefler:
• Sağlık hizmetlerine erişimde hakkaniyet: Sadece bedelini ödeyebilenler değil hizmete ihtiyaç duyanlar bu hizmetleri alabilmelidir. • Kalite: Sağlık hizmetleri, hizmeti alanları iyileştirecek düzeyde kaliteli olmalıdır. • Finansal-risk-koruyuculuğu: Hizmetten yararlanmanın bedeli, hizmeti alan insanları mali açıdan sıkıntıya sokmamalıdır.
Sağlığın Belirleyicileri
İnsanı, insan hayatını etkileyen faktörler doğal olarak sağlığı da etkilemektedir. Sağlığı etkileyen faktörlere sağlığın belirleyicileri denilmektedir. Bunlar bireyin
özellikleri olduğu kadar, sosyoekonomik, kültürel ve çevresel faktörleri de kapsamaktadır. Bu belirleyicileri özet olarak aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:
• Kişilerin biyolojik özellikleri (Yaş, cinsiyet ve kalıtımsal özellikler) • Bireysel yaşam tarzı özellikleri • Toplumsal ve topluluksal çevre özellikleri • Yaşam ve çalışma koşulları (Gelir düzeyi, zararlı kimyasal maddelere maruziyet, eğitim, gıda güvenliği, uygun barınma, temiz su ve kanalizasyona erişim, barış ve güvenlik) • Genel sosyal, ekonomik, kültürel ve çevresel koşulları.
Sağlık Sistemlerinin Dinamik Yapılanması
Sağlık sistemlerinin bütünsel bir proje gibi ortaya çıkması zordur. Ülkelerin uluslararası ilişkileri, etkileşimleri, bağlantıları taahhütleri vardır. Küreselleşen dünyada kamu politikalarının bu ilişkiler ağından uzak durması mümkün değildir. Ayrıca ülke içinde de kamu teşkilatının yapılanması, bakanlıklar ve diğer devlet kurumlarının yapı ve ilişkileri sağlık politikalarının belirlenmesinde etkilidir.
Her toplumun kendine has kültür, inanç ve temel kabulleri vardır. Toplumlardaki yerleşik ahlaki yapı, dinî inanışlar, iktisadi düzen ve hâkim ideoloji sağlık politikalarının diğer belirleyicileri olarak öne çıkmaktadır. Toplumdan topluma farklılık gösteren bu değerler ve ilkeler sağlık sistemlerinin yapılandırılmasında etkili unsurlardır. Bu değer ve ilkelerin zamanla değişikliğe uğraması, sağlık sisteminde de dönüşümü zorunlu kılmaktadır.
Farklı biçim ve uygulamalarına rağmen sağlık sistemlerinin odak noktasında hep insan vardır. Sistemin ana faaliyetini ise ülkenin kaynaklarını kullanmak yoluyla bireylere sağlık hizmeti sunulması oluşturmaktadır. Sistem ölçeğinde ele alındığında sağlık hizmetini birincil ve ikincil koruyuculuktan, tedavi edici hizmetlere ve rehabilitasyona kadar çok geniş çerçevede ele almak gerekir. Bu hizmetlerin kullandığı kaynaklar aslında sağlık sisteminin temel girdileridir. Bu kaynaklar; ülkenin sağlıkla ilintili alt yapısı ve gereçleri, sağlık insan kaynakları ile sürdürülebilir sağlık finansmanıdır.
Arka Plan
Sağlık sisteminin arka planında sistemde rol alan örgütler ve kuruluşlar ile alt yapılar yer almaktadır. Sağlık sistemleri, içinde bulundukları toplumların gelenek ve davranış biçimlerinden etkilenen; aynı zamanda o toplumların birçok özelliğini de yansıtan sosyal kurumlardır. Sağlık sistemleri; sosyal, ekonomik, teknolojik, kültürel, politik, yasal ve çevresel değişikliklerle karşılıklı ilişki içindedirler. Bu nedenle zaman içinde ortaya çıkan değişimlere uyum sağlamaktadırlar.
İlkeler ve Değerler
Değerler, kişilerin veya sosyal grupların ahlaki kabulleridir. Onların yaşamlarında değerli ve önemli
buldukları yargıları, değerleri oluşturmaktadır. İlkeler ise, bir inanç sistemini veya mantık silsilesini şekillendiren genel ifadeler, temel kabuller ve prensiplerdir. İlkelerin ahlaki bir temeli olması gerekmez. Ancak bu iki kavramı her zaman birbirinden ayırmak mümkün olmayabilir. Sağlığın temel hak olması, katılımcılık, dayanışma, seçme özgürlüğü, güvenli olma, verimlilik ve etkililik, değerler bağlamında ele alınabilir. Ayrıca bireysel ve toplumsal açıdan sağlığa bakış, sosyal adalet, hakkaniyet ve sürdürülebilirlik konularına yaklaşım, sağlığın kamu temel hakkı ya da ekonomik değer olarak kabulü gibi birçok husus da değerler ve ilkeler kapsamına dâhil edilebilir.
Sağlık sisteminde politika geliştirirken ve öncelikleri belirlerken değer ve ilkeler bir şart olarak ortaya konulmasa bile etkide bulunma işlevine sahiptirler. Herkesin sağlık hizmetlerine ihtiyacı oranında ulaşabilmesinin temel bir hak olduğunun kabulü ve hakkaniyet prensibinin benimsenmesi, sağlığın temel değer olarak görülmesi ile doğru orantılıdır.
Toplum
Sağlık hizmetini talep eden hastalar ve hizmetin kullanıcıları, sadece hedef kitle olarak veya sistemden yararlanan kesim olarak görülmemelidir. Toplumun üyeleri olan bireylerin, grupların ve çeşitli örgütlerin sağlık sisteminin farklı yönleriyle ayrı ayrı ilişkileri vardır. Sistemle ilişkili olan bu kesimler, vatandaş olmalarından kaynaklanan çeşitli hak ve yükümlülüklere sahiptirler. Bu çerçevede sağlık sisteminin finansmanını sağlayan vatandaşlardır. Sistemin işleyişinde bu nedenle önemli rol üstlenirler. Vatandaşlar, sistemin işletilmesi sorumluluğunu paylaşırlarken sağlık sistemi aktörlerinin de vatandaşlara karşı sorumluluk taşıdıklarının farkında olmaları beklenir. Bu bakış açısıyla; hesap verebilirliğin vatandaşlar ile sağlık hizmetleri arasında iki yönlü işlemesi gerektiğini göz önünde tutmak gerekir.
Sağlık sistemi içinde politika geliştirirken vatandaşların sağlık durumları ve sağlık hizmetine ilişkin beklentileri göz önüne alınmalıdır. Beklentilerin karşılanmasında onların seslerinin duyulması ve tercihlerinin sağlık hizmetlerinin tasarım ve sunum tarzında etkili olmasını sağlayacak önlemler almak gerekmektedir.
Sağlık Hizmeti Sunumu
Sağlık hizmeti sunumu, sistemin en önemli fonksiyonlarından biri olarak kabul edilebilir; sistemin girdileri bu yolla çıktıya dönüşmektedir. Hizmet sunumu, sağlık sisteminden beklenen hedeflere erişmek için hizmeti sunanlar tarafından ortaya konulan uygulamalar olarak tanımlanabilir. Hizmet sağlayıcıları, sağlık kuruluşları, sağlık programları ve sağlık politikalarının koordinasyonu ve uygulanma süreci hizmet sunumunun bileşenleridir. Hizmet sunumu, birincil ve ikincil koruyuculuktan, tedavi edici hizmetlere ve rehabilitasyona kadar tüm hizmetleri kapsamaktadır.
Sistemin Kaynakları
Alt Yapı İlaç ve Tıbbi Gereçler
Sağlık alt yapılarından kasıt, sağlık yapıları ve donanımları dâhil fiziksel ortamlardır. Ancak sistem bakışıyla bunların sürdürülebilir olmasını da altyapı içinde değerlendirmek gerekir. Tıbbi gereçler ise tüm sağlık teknolojileri ve malzemelerinden oluşur. İlaçlarla birlikte sağlık hizmetinde kullanılan bütün sağlık teknolojileri ve malzemeleri sağlık tedarikleri kapsamında ele alınmaktadır.
Sağlık sisteminde alt yapının yeterli olması, nüfusun tamamının uygun bir şekilde erişim sağlayacağı yeterli miktarda ve dağılımda yapılanma ile mümkündür. Değişen şartlara ve beklentilere göre kendini yenileyebilen sürdürülebilir bir yöntem benimsenmesi gerekir. Sağlık sistemlerinin temel ilaçlara erişimi mümkün kılması, Dünya Sağlık Örgütü tarafından tartışmasız bir şekilde gerekli görülmektedir.
Sağlık İnsan Kaynakları
Sağlık insan kaynağı veya sağlık iş gücü ile ana görevleri sağlığın iyileştirilmesi olan meslek sahipleri kastedilmektedir. Sağlık iş gücünün sistemin performansına anlamlı bir şekilde katkı yapabilmesi, eğitimli, hizmet standartlarını uygulama yetkinliğine sahip, ihtiyaca uygun olarak yeter sayıda meslek mensubunun dengeli dağılımıyla mümkündür. Bu itibarla kapsamlı bir personel politikası; eğitim, istihdam, ücretlendirme ve atamaların planlanması ile organizasyonunu kapsamaktadır. Bununla birlikte sağlık sisteminde, sistemlerin doğası gereği, insan kaynağı yönetimi dinamik olmak zorundadır. Hastalık yönetimi, meslekler arasında görev kaymaları, sistemde yeni mesleklerin veya gönüllülerin rol alması gibi sağlık hizmet sunumunu, hizmet ağını ve hastalık yükünü değiştiren faktörlere göre insan kaynağı politikaları değişebilmektedir.
Sağlık Finansmanı
Sağlık finansmanı denilince gözetilen amaçlar doğrultusunda parasal kaynakların edinilmesi, toplanması ve uygun yere tahsisi şeklinde üç temel fonksiyon anlaşılmaktadır. Temelde sağlık finansmanı, insanların sağlık harcamaları karşısında çaresiz kalmalarına önlem alarak sağlık hizmetlerine erişimin sağlanmasını gerektirmektedir. Bu itibarla sağlığın finansman şekli; hakkaniyet, verimlilik ve sürdürülebilirlik ile doğrudan ilişkilidir. Sağlık harcamaları başlıca vergi gelirleri, sigorta primleri, hizmetten yararlananın cepten ödemeleri ve bağışlar gibi fonlarla karşılanmaktadır. Bu fonlar, kabaca kamu ve özel parasal kaynaklardan gelmektedir. Parasal kaynaklar bir araya toplanarak risk paylaşımını sağlayacak şekilde yönetilmeye çalışılır. Vergi tabanlı sistemler ve sigorta modelleri bu toplama sisteminin başlıca şekilleridir. Sağlık sisteminin diğer aktörlerine parasal kaynakların uygun metotlarla tahsisi için; bedeli ödenmesi gereken sağlık hizmetlerinin tespiti ve bu
hizmetlerin sistemin hedefleri doğrultusunda yönlendirilmesi gerekmektedir. Bu yüzden sağlık hizmet bedellerinin ödenmesi, basit bir alışveriş olmaktan öte “stratejik satın alma” olarak ifade edilmektedir.
Sağlık Bilgi Sistemi
Günümüz sağlık sistemlerinin altyapı kadar önemli olan yapı taşlarından biri de enformasyon-bilgi sistemleridir. Sağlık enformasyonu, sağlık hizmeti veren kuruluşlar, saha araştırmaları, nüfus ve sicil kayıtları ile sürveyans sistemleri gibi farklı veri kaynaklarından elde edilir. Sağlık sisteminin farklı alanlarında verilecek kararları yönlendirecek olan gözlem, değerlendirme ve farklı yollarla toplanan tüm verilere erişimi kapsayan bir sistemdir. Enformasyonun faydalı bilgiye dönüştürülmesi ve bu bilginin yönetime yön vermesi beklenir. Karmaşık ilişkiler ağı içinde organize edilmeye çalışılan sağlık sisteminde bilgi yönetimi çok güçlü bir araçtır.
Sağlıkta Liderlik ve Yönetişim
Dünya Sağlık Örgütüne göre sağlık sistemlerinin performansı; kaynakların geliştirilmesi, finansman, hizmet sunumu ve liderlik fonksiyonlarının organize edilme biçimi ile yakından ilişkilidir. Sistemin düzenlemesini, takibini ve yönlendirmesini yapmakta olan liderlik, diğer fonksiyonları yakından etkilemektedir. Devlet yapısında liderlik görevi, hükûmetler tarafından üstlenilmekte ve genellikle Sağlık Bakanlıkları eliyle yürütülmektedir.
Sağlık Sistemlerinin Hedefleri ve Sonuçları
Başarılı sağlık sistemlerinde erişebilirlik, kapsayıcılık, kaliteli hizmet ve toplumun ihtiyaçlarının karşılanması gibi kazanımların elde edilmesi beklenir. Erişebilirlik ve kapsayıcılık, ihtiyaç duyulan sağlık hizmetlerinin topluma ulaştırılmasını ifade eder. Erişebilirlik kısaca, sağlık hizmetlerine erişebilme anlamına gelse de sağlık politikası geliştirirken göz önünde bulundurulması gereken kapsamlı bir değeri yansıtır. Finansal erişebilirlik, psikolojik ve kültürel erişebilirlik gibi farklı yönlerden ele alınabilmektedir. Genel kapsayıcılık olarak da ifade edilebilen evrensel erişim ya da evrensel kapsayıcılık, ilgili toplumda herkesin tüm boyutlarıyla sağlık hizmetlerine erişimini sağlayan bir sağlık sistemi kurgusunu ifade etmektedir. Politika literatüründe evrensel kapsayıcılığın, teknik anlamda belli bir sağlık teminatı ve sosyal koruyuculuk paketine nüfusun en yüksek düzeyde erişebilmesi anlamında kullanıldığı söylenebilir.
Türk Sağlık Sistemi
Türk Sağlık Sisteminin Arka Planı
Selçuklu ve Osmanlı’dan bu yana vakıf hastaneciliği birikimi olan ülkemizde Cumhuriyet Dönemi’nde Sağlık Bakanları olan Refik Saydam ve Behçet Uz politikaları, kalıcı izler bırakmıştır. 1960’lı yıllardan beri yaygınlaştırma mücadelesi verilen sağlıkta sosyalizasyon politikası, özellikle birinci basamak sağlık hizmetlerinin yaygınlaşmasında önemli rol oynamıştır. İstanbul gibi büyük illerimizde örgütlenmede yetersiz kalındığından
buralarda birinci basamak sağlık hizmetlerinde de özel sektöre yer açılmıştır. Aile hekimliği uygulaması, böyle bir zemin üzerinde kendine yer bulmuştur. Ancak aile hekimliği uzmanlık eğitimi yeterince yaygınlaştırılamadığı için sistem hâlâ pratisyen hekimler üzerinden yürütülmektedir.
İkinci Dünya Savaşı sonrası Dünya Sağlık Örgütünün kurulmasıyla dünyada küresel halk sağlığı konusunda yoğun bir bilgi paylaşımı başlamış, ortak hedeflere yönelmeler olmuştur. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi yine bu döneme rastlamaktadır. Temel sağlığın devlet politikası hâline gelmesini öngören 1978 tarihli Alma-ata Deklarasyonu önemli bir dönüm noktasıdır. 1986’da Ottowa, 1997 Jakarta Şartlarında da “sağlığın geliştirilmesi” öne çıkarılmıştır. 1996’da Ljubljana’da sağlık reformu gündeme alınmıştır. 90’larda dünyada sağlık reformu tartışmaları yapılmakta, Türkiye’de de bunun yansımaları görülmektedir. 2008 tarihli Estonya Tallinn Şartı ise “sağlık ve refah için sağlık sistemlerini” ele almıştır. Bu gelişmeler, ülkemizde siyasi istikrarın sağlandığı, ekonomik gelişmenin hızlandığı bir döneme rastlamıştır.
Sistem Üzerinde Etkili İlkeler ve Değerler
Türkiye’de tarihten gelen vakıf kültürünün etkileri hâlen sürmektedir. Bu kültürün ana teması, yardımseverlik ve karşılıksız dayanışmadır. Piyasa dinamiklerinin etkisinin her sektörde olduğu gibi sağlık alanına da yansıdığı kabul edilmesi gereken bir gerçektir. Ancak Türk sağlık sistemi, bu gelişmelere ve dış etkenlere rağmen hakkaniyet arayışını sürdürmeye devam etmiştir. Genel sağlık sigortasının temelinde esasen yoksul kesimin sağlık giderlerinin toplumun diğer kesimleri tarafından karşılanması yatmaktadır. Anayasamızda yer alan devletin sosyal devlet olduğu ifadesi de bu anlayışın bir yansımasıdır.
Yaşlanan nüfusa rağmen yaşlıların bakımının büyük oranda aile içinde yürütülebilmesi, hastanelerde aile fertlerinin refakatçi olarak hastayla birlikte kalması, yaygın geleneksel tedavi uygulamaları gibi birçok husus, toplumun kabulleri ve değerleriyle açıklanabilir. Politikaların toplumda yerleşik değer yargılarıyla örtüşmesi hâlinde tutunması ve kabul edilmesi mümkün olmaktadır. Bununla birlikte sağlığı ekonomik bir değer olarak gören kâr amaçlı hizmet sunucuların gittikçe artıyor olması, sağlık sisteminin üzerine dayandığı ilkeleri zorlamaktadır. Sağlıkta Dönüşüm Programı; etkililik, verimlilik, hakkaniyet, katılımcılık ve insan merkezli olma gibi ilkeleri öne çıkarmıştır. Bu alanda yapılacak kapsamlı sağlık sosyolojisi çalışmalarının daha net bir analizinin yapılması, gelişmelere ışık tutması ve politikaları yönlendirmesi bakımından yararlı olacağı düşünülebilir.
Sistem ile Toplum Etkileşimi
Günümüz Türkiye’sinde hastalar artık pasif hizmet alıcıları değil, bilgili ve talepkâr tüketiciler olmaya başlamıştır. Hizmeti talep eden hasta, hizmete katılımı da
talep edecektir. Toplumda gittikçe artan farkındalık, bunu zorunlu kılmaktadır. Hastalarımız bunu talep etmese bile sağlıktaki ilerlemeler, riskli durumlarda ortaya çıkan hukuki durumlar, hasta tatmini gibi hususlar, bu katılımın gittikçe daha belirgin olmasını sağlamıştır. Bu katılımcılık talebinin her zaman olumlu yönde işlediği ise söylenemez. Sağlık hizmetlerinin riski, komplikasyonları ve sekelleri göz ardı edilerek ve çoğu zaman medya ve fırsatçı odakların da teşvikiyle abartılı tepkiler verilmektedir. Bunlar yetersiz tedavi, önlenebilir tıbbi hata ve ihmal gibi değerlendirilerek hukuki süreçler başlatılmaktadır. Bu tavırların sağlık hizmet sunucuları üzerinde baskı ve şiddete dönüştürüldüğü örnekler görülmektedir.
Türkiye’de Sağlık Hizmetlerinin Sunumu
Birinci Basamak Sağlık Hizmetleri
Koruyucu sağlık hizmetleri bakımından Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ve taşra teşkilatlarının daha çok icraya odaklı olduğu, Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğünün ise araştırma ve toplum farkındalığını artırma görevini üstlendiği bir üst yapılanma söz konusudur. Sahada Aile Sağlığı Merkezleri, Sağlıklı Hayat Merkezleri ve Toplum Sağlığı Merkezleri uygulayıcı görevi üstlenmiştir. Bu sağlık birimleri 1960’lı yıllardan beri yaygınlaştırılmaya çalışılan Sağlık Ocağı modelinin yerini almıştır.
Aile Sağlığı Merkezleri, aile hekimi liderliğinde bağışıklama ile anne ve çocuk sağlığına yönelik birinci basamak sağlık hizmetlerine ağırlık vermektedir. Kırsalda uzak bölgelere sınırlı gezici hizmet götürülmektedir. Bakanlıkça gelişmiş ülkelerin gittikçe büyüyen sorunu olan kronik hastalık takibi için politika geliştirme çalışmaları yapılmakta ise de bu alandaki gelişmeler henüz istenen düzeye ulaşamamıştır. Aile hekimliği ile Halk Sağlığı Genel Müdürlüğünün yönetimi altında, 80 milyonu aşkın kayıtlı bireyin olduğu bir birinci basamak sağlık örgütlenmesi gerçekleştirilmiştir. Ancak zorunlu bir sevk zinciri olmadığı için kayıtlı bireylerin oldukça sınırlı bir kesimi bu hizmetlerden yararlanmaktadır. Hekim başına 3500’den fazla kayıtlı nüfus düşmektedir.
İkinci ve Üçüncü Basamak Sağlık Hizmetleri
2005 yılında bütün kamu hastaneleri, Devlet Hastanesi olarak Sağlık Bakanlığına devredilmiştir. Hastanelerde personele performanslarıyla ilişkilendirilen bir teşvik sistemi uygulanmaktadır. Bu yolla hastanelerde hekime erişim kolaylaştırılmış, bekleme listeleri ortadan kaldırılmıştır. Ne var ki diğer bölümde işaret edildiği üzere, bu teşvik miktarlarıyla sabit gelirler arasındaki dengenin iyi kurulduğu söylenemez. Modelin kötüye kullanıldığına ilişkin kuşkular da ileri sürülmektedir. Hastanelerde yatırım Sağlık Bakanlığının bütçesinden, sunulan sağlık hizmetinin bedeli ise Bakanlığın Sosyal Güvenlik Kurumundan yıllık olarak devraldığı ek (global) bütçeden finanse edilmektedir.
Üniversite hastaneleri genelde üçüncü basamak sağlık hizmetleri sunmak ve eğitim alanı oluşturmak maksadıyla
üniversiteler tarafından kurulup işletilen hastanelerdir. Bu hastanelerde yatırım ve eğitim hizmetlerinin bedeli doğrudan üniversite bütçesinden karşılanmaktadır. Sunulan sağlık hizmetlerinin karşılığı Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödenmektedir.
Özel hastanelerin açılması Sağlık Bakanlığının ihtiyaç planlaması kriterlerine bağlıdır. Az sayıda kâr amacı gütmeyen vakıf hastaneleri dışında tamamına yakını kâr amacı güden kuruluşlardır. Büyük çoğunluğu, Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşmeli olarak hizmet bedellerini Sosyal Güvenlik Kurumuna fatura etmektedir. Ancak bu hastanelerde hastalardan doğrudan fark alınmaktadır. Bu fark, ödemelerinin ihmal edilebilir bir miktarı özel sigortalarla karşılanmakta, cepten harcamaların önemli bir kısmı bu farklardan kaynaklanmaktadır.
Türkiye sağlık sisteminde ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinin ayrışma sorunu vardır. Genelde belirleyici ölçüt olarak eğitim verilmesi kabul edilmektedir. Ancak ikinci basmak olarak kabul edilen birçok özel ve kamu hastanesinin eğitim veren bazı üniversite hastanelerinden daha kapsamlı hizmet verdiğine ilişkin örnekler mevcuttur.
Türk Sağlık Sisteminde Kaynaklar
Türk Sağlık Sisteminde Alt Yapı, İlaç ve Tıbbi Gereçler
Birinci basamak sağlık kuruluşları, tüm ülkede oldukça homojen olarak dağılmış durumdadır. Sekiz bin civarındaki Aile Sağlığı Merkezinde 26 bini geçen aile hekimliği birimi ve hemen her ilçede yerleşik Toplum Sağlığı Merkezleri ağı ile birinci entegre basamak sağlık hizmetleri alt yapısına sahiptir. Hekim başına düşen nüfusun oldukça yüksek olması nedeniyle erişim güçlüğü, hekimlerin iş yükünün fazlalığından kaynaklanabilmektedir. Bu tür sorunlar, daha ziyade büyük şehirlerde belirgindir.
Türkiye’de Sağlık İnsan Kaynakları
Sağlık hizmetleri konusunda reformlar yapılırken insan kaynağı konusunda da büyük adımlar atılmıştır. Bu kapsamda Sağlık Bakanlığı bünyesinde çalışan insan kaynağı (258.818 (2002)- 642.184 (2018)) neredeyse üçe katlanmıştır. Özel sağlık kuruluşlarında da benzer artış gerçekleştirilmiştir.
Türkiye’de Sağlık Finansmanı
Türkiye, kişi başı millî gelirin %4,4’ünü (2019) sağlığa harcamaktadır. OECD ortalamasının %8,8 olduğu göz önüne alınırsa, oransal olarak oldukça düşük bir sağlık harcamasından söz edebiliriz. Kişi başı sağlık harcaması, 2400T civarında seyretmektedir.