AÖF Soru Bankası

Sağlık EkonomisiÜnite 7 Özeti

Türkiye’de Sağlık Sistemi ve Sağlık Politikaları

SAĞ303U-SAĞLIK EKONOMİSİ

Ünite 7: Türkiye’de Sağlık Sistemi ve Sağlık Politikaları

Sağlık Sistemi

Bir ülkede yaşayan bütün bireylerin sahip olması gereken en temel haklarından biri olan sağlıklı yaşam hakkı, sağlığın korunması, hastalıkların teşhisi ve tedavi ve rehabilite edilmesini devletlerin en önemli sorumluluğu hâline getirmiş ve her ülkede uygulanan sağlık sistemlerinin ve sağlık politikalarının önemini artırmıştır.

Sağlık Sistemi Tanımı

Sağlığı korumak ve geliştirmek amacıyla faaliyet gösteren bütün kuruluşların, örgütlerin, organizasyonların ve kaynakların toplamından oluşan sisteme sağlık sistemi denir ve her ülkenin kendi ekonomisine, kültürüne ve politik yapısına uygun biçimdedir. Sağlık sisteminin kalitesi, doğrudan toplumu oluşturan bireylerin yaşam kalitesi üzerinde etkilidir.

Sağlık Sisteminin Özellikleri

Sağlık sisteminin özellikleri;

• kamusal mal özelliği, • dışsallıklar, • erdemli mallar, • devlet denetimi, • belirsizlik altında seçim • asimetrik bilgilenme • hastalık riskinin ve ihtiyaç duyulacak sağlık hizmetinin önceden belirlenememesi

şeklinde sıralanmaktadır.

Kamusallık Özelliği: Devlet tarafından üretilen, bölünemeyen ve faydasından bedel ödemeyenlerin mahrum bırakılamadığı mal ve hizmetlere tam kamusal mallar denir. Adalet, savunma gibi mal ve hizmetler, tam kamusal mal ve hizmetlere örnek olarak verilebilir.

Özel sektör tarafından da üretilebilen, faydasından bedel ödemeyenlerin mahrum bırakılabildiği mal ve hizmetlere yarı kamusal mallar denilmekte olup örnek olarak sağlık ve eğitim hizmetlerini verilebilir.

Dışsallıklar: Belirlenen amacı gerçekleştirmek için yapılan faaliyetlerden başkalarının olumlu veya olumsuz olarak etkilenmesini ifade eder. Yapılan sağlık hizmetleri, bireyin yaşam süresini ve kalitesini artırarak birçok alanda pozitif dışsallıklar yaymaktadır.

Erdemli Mallar: Hem birey hem de toplum açısından önceliği olan ve vazgeçilmesi mümkün olmayan mal ve hizmetlere erdemli mallar denir.

Belirsizlik Altında Seçim ve Asimetrik Bilgilenme: Sağlık hizmetini talep eden kişiler, alacakları hizmetlerle ilgili olarak çoğu konuda fazla bilgi sahibi olmadıkları için belirsizlik altında seçim yapmak zorunda kalmaktadırlar. Ancak sağlık hizmetlerini arz eden kişiler ise bu hizmeti talep eden kişilere nazaran daha fazla bilgi sahibidirler ve bu durum ise söz konusu taraflar açısından asimetrik bilgilenmeye yol açmaktadır.

Sağlık Sisteminin İlkeleri

Sağlık sisteminin ilkeleri;

• etkililik, • verimlilik • hakkaniyet

olarak sıralanabilir.

Etkililik: Amaçlara ulaşabilme derecesi olarak ifade edilebilir.

Verimlilik: Az kaynak kullanılarak çok çıktı elde etmeyi ifade eder.

Hakkaniyet: Eşit sağlık hizmeti ihtiyacı olan bireylere eşit kullanım hakkının verilmesini ifade etmektedir.

Sağlık Sistemi Modelleri

Ülke çapında sağlık sistemleri sınıflandırılırken genellikle ülkelerin sağlık hizmetleri finansman yöntemleri dikkate alınmakta olup sağlık sistemi modelleri;

• özel sigorta modeli, • Bismarck modeli, • Beveridge modeli, • Semashko modeli, • cepten ödeme modeli • genel sağlık sigortası modeli

olarak sınıflandırılabilir.

Özel sigorta modeli: Özel sigorta modeli girişimci ve serbest sağlık sistemi olarak da adlandırılmakta olup çoğunlukla özel sektör tarafından yapılmaktadır. ABD sağlık sistemi bu modele örnek olarak verilebilir.

Bismarck modeli: Refah yönetimli sağlık sistemi veya sosyal sigorta olarak da ifade edilmekte olup prime dayalı model ilk kez 1883 yılında Almanya’da başbakan olan Otto Van Bismarck tarafından uygulanmıştır. Çalışanlar, gelirlerinin belirlenen bir kısmını hastalık fonuna prim olarak vermekte ve ödenen bu primlerle çalışmayan kişilerin sağlık hizmeti giderleri karşılanmaktadır. Ayrıca işverenler ve devlet de sağlık hizmetlerinin finansmanına katkıda bulunurlar. Günümüzde Almanya’nın yanı sıra Avusturya, Belçika, Fransa, Hollanda, Japonya ve İsviçre’de uygulanmaktadır.

Beveridge modeli: Genel ve kapsayıcı sağlık sistemi olarak da ifade edilmekte olup 1942 yılında William Beveridge’nin hazırlamış olduğu bir rapor doğrultusunda 1948 yılında Birleşik Krallık’ta uygulanmaya başlanmış ve Birleşik Krallık Ulusal Sağlık Hizmeti ile bütünleşmiştir. Toplumu oluşturan bütün bireyler ulusal sağlık sisteminden ücretsiz olarak faydalanmakta ve sağlık hizmetleri devlet tarafından vergiler ile finanse edilerek sunulmakta olup vergiye dayalı model günümüzde Danimarka, Finlandiya, İrlanda, İspanya, İsveç, İtalya, İzlanda, Norveç, Portekiz, Yeni Zelanda ve Yunanistan’da uygulanmaktadır.


Semashko modeli: Sosyalist ve merkezden planlanmış sağlık sistemi çeşidi olarak ifade edilmekte olup 1918’de düzenlenen ve Sovyetler Birliği sağlık sisteminin kurucusu Dr. Nikolai Aleksandrovich Semashko’nun başkanlık ettiği “Halk Sağlığı ve Tıp” konulu konferansa

dayanmakta olup Eski Doğu Bloku ülkelerinde ve Küba’da uygulanmıştır. Sağlık hizmetlerinden bütün vatandaşların ücretsiz olarak faydalanmasını sağlayarak sağlık hizmetlerinin bütün ülke geneline yayılmasını amaçlamakta ve SSCB’nin dağılmasından sonra SSCB’den ayrılan ülkelerde uygulanmıştır.

Cepten ödeme modeli: Hem kamu hem de özel sektör tarafından sunulan sağlık hizmetlerinin finansmanının tamamı bu hizmetlerden faydalanmak isteyen bireyler tarafından karşılanmaktadır.

Genel sağlık sigortası modeli: Türkiye’de uygulanan sağlık sistemi modeli olup Türkiye’de 2012 yılından itibaren bütün vatandaşlar genel sağlık sigortası kapsamına alınmıştır. Sağlık hizmetleri vergiler, SGK primleri, özel sektör sağlık primleri ve cepten yapılan ödeme aracılığıyla finanse edilmektedir.

Türkiye’de Sağlık Sisteminin ve Sağlık Politikalarının Gelişimi

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 25. maddesine göre sağlık hakkı, gerek kendisi gerek ailesi için yiyecek, giyim, konut, tıbbi bakım ve gerekli sosyal hizmetler de dahil olmak üzere, sağlık ve refahını sağlayacak uygun bir yaşam düzeyine ve işsizlik, hastalık, sakatlık, yaşlılık veya geçim olanaklarından kendi iradesi dışında yoksun bırakacak başka durumlarda herkesin sahip olması gereken güvence hakkı içinde yer alan temel unsurlardan biri olarak kabul edilmiştir.

Sağlık politikası bireyin sadece hastalık ve sakatlık açısından değil aynı zamanda bireyin ruhsal ve sosyal açıdan da yeterli olması durumu ile ilgilidir.

Türkiye’de sağlık sisteminin ve sağlık politikalarının gelişimi;

• Cumhuriyet’in ilanından önceki sağlık sistemi ve sağlık politikaları • Cumhuriyet’in ilanından sonraki sağlık sistemi ve sağlık politikaları

olmak üzere iki döneme ayrılarak incelenebilmektedir.

Cumhuriyet’in İlanından Önceki Sağlık Sistemi ve Sağlık Politikaları

Selçuklu ve Osmanlı döneminde sağlık hizmetlerini vakıflar sunmakta ve bu hizmetlerden saray mensupları ve askerler faydalanmakta olup Osmanlı’da sağlık, devlet tarafından sunulan bir hizmet değildi. Ayrıca Osmanlı’da sağlık hizmetlerini yöneten kişi Hekim Başı’ydı ve sağlık personeli atamaları da söz konusu kişi tarafından yapılmaktaydı.

1871 yılında “İdare-i Umumiye-i Tıbbiye Nizamnamesi” olarak ifade edilen Genel Sağlık İdaresi Tüzüğü’nün çıkarılması ile sağlık hizmetleri devlet tarafından yüklenmeye başlanmış olup bu tüzük Türkiye’de sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesinin başlangıcı olarak ifade edilmektedir.

Sağlık hizmetlerinden toplumun çoğunluğunun faydalanması ancak 19. yy. sonlarına doğru olmuş ve Hekim Başı yerine “Tıbbiye Nezareti” kurulmuştur. 1898 yılında açılan Gülhane Askeri Hastanesi bu dönemde açılan modern bir yapıya sahip ilk hastane olarak bilinmektedir ve Türk hekimlerine Alman hocalar tarafından tıp eğitimi verilmiştir.

23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldıktan sonra 3 Mayıs 1920 tarihinde Sıhhat ve İctimai Muavenet Vekâleti ismiyle Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı kurulmuştur. 1920 yılında Tababat-i Adliye Kanunu çıkarılmış olup 1920-1923 dönemi arasında Kurtuluş Savaşı sonrası sağlık politikalarında yapılanma sürecine geçilmiştir.

Cumhuriyet’in İlanından Sonraki Sağlık Sistemi ve Sağlık Politikaları

Cumhuriyet’in ilanından sonraki sağlık sistemi ve sağlık politikalarını;

• 1923-1946, • 1946-1960, • 1960-1980, • 1980-2002 yılları arası ve • 2002 yılı sonrası sağlık sistemi ve sağlık politikaları

şeklinde dönemlere ayırabiliriz.

1923-1946 Yılları Arasında Sağlık Sistemi ve Sağlık Politikaları

Cumhuriyet’in ilanından sonra Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Dr. Refik Saydam atanmış ve 1937 yılına kadar görev yapmış olup bu döneme Refik Saydam Dönemi de denmektedir. Türkiye’nin sağlık politikalarının temellerinin atıldığı bu dönemde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının asli görevi koruyucu sağlık hizmetlerini yürütmektir. Koruyucu sağlık hizmetlerinin yürütülmesi Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına bırakılırken, tedavi edici sağlık hizmetleri ise il özel idareleri ve belediyelerden oluşan yerel yönetimlere bırakılmıştır. Tedavi edici sağlık hizmetlerinin yerel yönetimlere bırakılmasının en önemli sebebi, sağlık personeli ve organizasyon eksikliğidir. Refik Saydam’ın yapmayı planladığı sağlık politikaları;

• daha fazla sağlık personeli yetiştirerek sağlık personeli sayısını artırmak, • salgın hastalıklarla daha etkin şekilde mücadele etmek, • yerel yönetimlere örnek teşkil etmesi için numune hastaneleri açmak,


• kadın doğum ve çocuk bakımevleri açmak. • sağlık örgütünü köyleri de dahil edecek şekilde genişletmek, • sağlık politikalarında etkinliği artırmak için sağlık ile ilgili yasalar çıkarmak, • Hıfzıssıhha Enstitüsü” ve “Hıfzıssıhha Okulu” kurmak

olarak sıralanabilir.

Refik Saydam söz konusu bu politikaların çoğunu gerçekleştirmeyi başarmış olup 1927 yılında “Bakteriyoloji ve Kimya Laboratuvarları Kanunu”, 1928 yılında Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun” ile “İspençiyari ve Tıbbi Müstahzarlar Kanunu” ve 1930 yılında toplumun sağlığını korumanın devletin görevi olduğunu kabul eden ve çok önemli bir kanun olan “Umumi Hıfzıssıhha Kanunu” çıkarılmıştır. 1937 yılında ise “Radyoloji Radyum ve Elektrikle Tedavi ve Diğer Fizyoterapi Müesseseleri Hakkında Kanun” çıkarılmış olup bu bağlamda bu dönemde sağlık mevzuatı geliştirilmiştir. Sağlık sektörünün genel çerçevesi çizilerek Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının görevleri tanımlanmıştır. Ankara’da “Hıfzıssıhha Enstitüsü” ve “Hıfzıssıhha Okulu” kurulmuş olup sıtma, frengi, trahom gibi özel hastalıklarla ilgili mücadele kapsamında aşı ve serum üretmek için birçok çalışma yapılmış olup saydam sağlık hizmetlerini köylere kadar götürebilmek için bulaşıcı hastalıklarla mücadelede dikey örgütlenme şeklinde organizasyonlar oluşturmuştur. Hastanelerin sunduğu tedavi edici sağlık hizmetlerinin yürütülmesi yerel yönetimlere bırakılmış ve örnek teşkil etmesi açısından Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı 1924 yılında Ankara, İstanbul, Diyarbakır, Erzurum ve Sivas’ta Numune Hastaneleri açmış ve 1936 yılında Haydarpaşa, 1946 yılında Trabzon Numune Hastanelerini hizmete açmıştır. Ancak bu dönemde sağlıkla ilgili çok fazla çalışma yapılmasına rağmen birinci basamak sağlık hizmetleri tam olarak örgütlenememiş olup toplumu oluşturan her birey için sağlıklı bir yaşam sunulması amacı tam olarak gerçekleştirilememiştir.

Cumhuriyet’in ilanından sonra on yıl içinde 51 Kanun ve 19 Kanun Hükmünde Kararname hazırlanarak bulaşıcı hastalıklarla mücadele için çeşitli yöntemler geliştirilmiş olup Sıtma, trahom ve frengi gibi salgın hastalıklarla mücadele etmek için koruyucu hekimlik hizmetleri genel bütçeden karşılanmıştır. Doktor ihtiyacını karşılayabilmek için tıp öğrencilerinin zorunlu ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri ücretsiz yurtlar açılmıştır. Bu yurtlarda kalan öğrenciler mezun olduktan sonra Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığında dört yıl zorunlu hizmet yapmakta olup doktorluk mesleğinin çekici hâle getirmek için hükümetçe doktor maaşları yüksek düzeyde tutulmuştur.

Ayrıca 1945 yılında ilk olarak “İş Kazaları, Meslek Hastalıkları ve Analık Sigortası Kanunu ve “İşçi Sigortaları Kurumu Kanunu” çıkartılmıştır.

1946-1950 Yılları Arasında Sağlık Sistemi ve Sağlık Politikaları

Bu döneme Behçet Uz Dönemi de denilmekte olup 1929 Ekonomik Buhranı’nın da etkisiyle Saydam Dönemi’nde daha devletçi sağlık politikaları izlenmiş olup Behçet Uz Dönemi’nde de devletçi sağlık politikalarının uygulanmasına devam edilmiştir. Bu devletçi sağlık politikalarını yerine getirebilmek için yeterli sayıda ve nitelikli sağlık personelinin bulunmaması da uygulanmak istenen bu politikaların en önemli eksikliklerinden biridir.

1940’lı yıllarda sağlık personeli sayısı artmasına rağmen, bu dönemde nüfus artış hızı sağlık personeli artış hızından daha fazla olduğu için kişi başına düşen sağlık personeli sayısında fazla bir artış olmamış ve bu dönemde devletçi sağlık politikaları yürütülürken çok fazla başarılı olunamamıştır. Cumhuriyet döneminin ilk yazılı sağlık planı 1946 yılında Dr. Behçet Uz öncülüğünde hazırlanan Birinci On Yıllık Milli Sağlık Planı olup plan doğrultusunda Behçet Uz Dönemi’nde yapılan sağlık politikalarının Saydam Dönemi’nde yapılan sağlık politikalarından bazı hususlarda farklı olduğu bilinmektedir. Saydam Dönemi’nde koruyucu sağlık hizmetleri Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına, tedavi edici sağlık hizmetleri ise yerel yönetimlere bırakılmışken Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı ile birlikte hem koruyucu hem de tedavi edici sağlık hizmetlerinin hükümetin görev ve sorumlulukları içinde olması gerektiği kabul edilmiştir. Ancak bu plan kanunu tasarısı olarak kalmış ve kanun hâline getirilememiştir.

“Milli Sağlık Programı ve Sağlık Bankası Hakkında Etütleri” çalışması ve 1946 yılında Sosyal Güvenlik Kurumu kurulması da diğer önemli gelişmelerdir.

1950-1960 Yılları Arasında Sağlık Sistemi ve Sağlık Politikaları

Demokrat Parti döneminde hem devletçi hem de liberal sağlık politikaları uygulanmıştır. 1952 yılında Emekli Sandığının kurulması ile birlikte sosyal güvenlik kapsamı genişletilerek hem işçiler hem de memurlar sağlık sigortası kapsamına alınmıştır.

1954 yılında sağlık planlaması için önemli bir yapı taşı olan “Milli Sağlık Programı ve Sağlık Bankası Hakkında Etütler” açıklanmış olup il özel idarelerine, belediyelere ve vakıflara bağlı olan hastaneler ise Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına bağlanmış ve genel bütçeden finanse edilmeye başlanmıştır.

Sağlık hizmeti sunumu için tasarlanan sağlık merkezleri kurulmuş, İşçi Sigortalar Kanunu ve Hemşirelik Kanunu çıkarılmıştır.

Bu dönemde hastaneler önem kazanmış ve toplumu oluşturan bütün bireylerin sağlık hizmetlerinden faydalanabilmesi için her il ve büyük ilçelerde hastane açma politikası güdülmüş ve sağlık kuruluşları ve hastanelerde yatak ve personel sayısını artırmak amacıyla çalışmalar yapılmış olup daha liberal politikalar izlenmiş ve sağlık alanında özel sektörün gelişmesi teşvik edilmiştir.


1953 yılında Türk Tabipler Birliği ve Eczacılar ve Eczaneler Yasası, 1954 yılında Hemşirelik Yasası ve 1956 yılında ise Türk Eczacılar Birliği Kanunu çıkarılmıştır. Yine sadece ücret karşılığı çalışan işçiler için sağlık sigortası geliştirilerek Sigorta Hastaneleri kurulmuştur.

UNİCEF ve Dünya Sağlık Teşkilatı ile iş birliği yapılarak destek alınması için çaba harcanmıştır.

Özetle bu dönemde toplumu oluşturan bütün bireyler sağlık hizmetlerinden eşit bir şekilde faydalanamamış olup koruyucu sağlık hizmetleri yeterli düzeyde geliştirilemediği gibi, tedavi edici sağlık hizmetlerinin kapsamı ise il ve ilçe dışına çıkamamıştır.

1960-1980 Yılları Arasında Sağlık Sistemi ve Sağlık Politikaları

1960’lı yıllarda dünya genelinde ön plana çıkan sosyal devlet anlayışı kapsamında Türkiye’de 1960 Anayasası’nda “sosyal devlet” anlayışı benimsenerek sağlık ve güvenliğin devletin temel görevi olduğu belirtilmiş ve 1961 yılında “Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkındaki Kanun” çıkarılmış olup bu döneme sosyalizasyon dönemi de denilmektedir.

Bu kanunla sağlık hizmetlerinin geniş bölgeye yayılması amaçlanmış ancak uygulamada gerçekleştirilememiş olup 1960 yılından sonra ekonomide planlı döneme geçilmiş olmasından dolayı, sağlık hizmetlerinin de bir plan dâhilinde yapılması kararlaştırılmıştır.

1961 yılına kadar sağlık hizmetleri dikey sağlık örgütleri şeklinde yürütülürken, 1961 yılında yatay sağlık örgütlenmesine geçilerek sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesi hedeflenmiş olup

5 Ocak 1961’de kabul edilen “Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkındaki Kanun” ile;

• Herkesin sağlık hizmetlerinden eşit bir şekilde yararlanması sağlanacaktır. • Hasta giderlerinin devlet bütçesinden ayrılan ödenek aracılığıyla karşılanması veya hastaya yapılan masrafların bir kısmının hasta tarafından ödenmesi sağlanacaktır. • Hasta tarafından ücretin ödenmesi şartıyla istenilen sağlık kurumu ve doktorun seçilebilmesi • Doktorlar kamuda ve serbest olarak çalışma kararında özgür olmakla birlikte kamuda çalışan bir doktor aynı zamanda özel olarak da çalışamaz. • Sağlık çalışanları kamuda sözleşmeli olarak çalışacak; alacakları ücret ise serbest olarak çakışan kişilerin aldığı ücret kadar olacaktır. Ayrıca yapılan sözleşme süresi, üç yıl olacaktır. • Köy ve şehirlerde sağlık ocakları kurulacak ve hastaneler ile ilgili yapılan iş birliği doğrultusunda tedavi hizmetleri sürdürülecektir. • Kamu sağlık kuruluşları tek merkezden yönetilecektir. • İl içinde bir bütün olarak kabul edilen sağlık teşkilatının amiri, valiye karşı sorumlu olan

sağlık müdürüdür ve Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı tarafından belirlenen yasalar doğrultusunda hizmet verecektir.

gibi kararlar alınmıştır.

1963 yılında Prof. Dr. Nusret Fişek ile birlikte sağlık hizmetlerinde sosyalizasyon uygulamasına geçilmiştir. Bu bağlamda “geniş bölgede tek yönlü hizmet” ilkesinin yerine “dar bölgede çok yönlü hizmet” anlayışı benimsenerek sağlık hizmeti veren kurumlar sağlık ocakları, sağlık evleri ve il ve ilçe hastaneleri şeklinde çeşitlendirilmiş olup ilk olarak 1963 yılında Muş’ta başlayan sağlık hizmetlerinde sosyalleştirme harekatı ile 1981 yılına kadar 45 il sosyalleştirilmiş ve 1983 yılında ise bütün iller bu kapsam içine dâhil edilmiştir.

1963 yılından itibaren Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) bünyesinde yapılan Beş Yıllık Kalkınma Planları sağlık politikaları açısından çok önemlidir ve ilk yapılan planda hemşire ve ebe eğitimine çok önem verilmiştir.

1965 yılında kabul edilen “Devlet Personel Kanunu” ile sağlık çalışanlarının sözleşmeli olarak çalışması ilkesi yürürlükten kaldırılmış ve tam süreli çalışma ilkesi de uygulanamamış olup ilçelerde sağlık personeli kaymakamın idaresine bırakılmıştır.

1978 yılında ise “Sağlık Personelinin Tam Süre Çalışma Esaslarına Dair Kanun” çıkarılarak kamuda görev yapan doktorların özel muayenehane açması yasaklanmış ve 1980 yılında ise “Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun” çıkarılarak bu yasak kaldırılmıştır.

1980-2002 Yılları Arasında Sağlık Sistemi ve Sağlık Politikaları

1980 sonrasında dünya genelinde sosyal devlet anlayışı gerilerken neoliberal anlayış ön plana çıkmaya başlamış ve Türkiye de bundan etkilenmiş olup neoliberal politikalarda sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesine karşı çıkıldığı için, sağlık hizmetlerinde reform çalışmaları başlamıştır.

Sağlığın devletin görevi olduğu şeklindeki madde 1982 Anayasası’ndan çıkarılmış ve yerine devletin sağlık hizmetlerinde düzenleyici ve gözetleyici olacağı maddeleri eklenerek özel sektörün de sağlık hizmetlerinde yer alması sağlanmış olmuştur.

1985-1989 arasında yapılan Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı bu dönemde ortaya çıkan liberalleşme anlayışından dolayı, daha önce çıkarılan kalkınma planlarından her alanda olduğu gibi sağlık alanında da farklıdır.

1987 yılında “Sağlık Hizmetleri Temel Yasası” çıkarılmış ve devletin sağlık hizmetlerinde rolü değişmiştir.

Türkiye için Ulusal Sağlık Politikasını oluşturmak için 1992 yılında birçok kesimden temsilcilerin katılımı ile Birinci Ulusal Sağlık Kongresi düzenlenmiş olup 1993 yılında ise İkinci Ulusal Sağlık Kongresi düzenlenmiştir.


Sağlıklı bireylerden oluşan sağlıklı bir topluma ulaşabilme amacını güden Ulusal Sağlık Politikası sadece sağlık sektörünün hizmetlerini değil, sektörler arası hizmetleri de kapsamaktadır ve;

• Sağlıklı Türkiye Hedefleri • Çevre Sağlığı • Yaşam Biçimi • Sağlık Hizmetlerinin Sunumu • Sağlığın Gelişmesine Destek

olmak üzere beş ana bölümden oluşmaktadır.

Dünya genelinde de 1990’dan sonra sağlık alanında reform çalışmaları başlamış olup Dünya Bankası’nın sağlık politikasının çatısını sağlık alanında yapılan reformlar oluşturmuştur. Ayrıca sağlık alanında önemli reformlardan biri olan özel sağlık sigortası modelinin doğuş yeri ise ABD’dir.

Türkiye Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde 2001 yılında stratejik planlama oluşturmuş ve 16 Kasım 2002 yılında “Herkese Sağlık” başlığı ile Acil Eylem Planı’nda;

• Sağlık Bakanlığı’nın idari ve fonksiyonel açıdan yeniden yapılandırılması • Bütün herkesin genel sağlık sigortası kapsamına alınması • Bütün sağlık kuruluşlarını tek bir çatı altında toplamak • İdari ve mali açıdan hastaneleri özerkleştirmek • Aile hekimliği uygulamasının benimsenmesi • Anne ve çocuk sağlığının ön plana alınması • Koruyucu hekimlik uygulamasının yaygınlaştırılması • Sağlık alanında daha fazla özel sektör yatırımının yapılmasını teşvik etmek • Bütün kamu kuruluşlarında yer alan alt kademelere yetkilerin devredilmesi • Sağlık sektöründe e-Dönüşüm projesini uygulamak

gibi hedefler belirlenmiştir.

2003 Yılı ve Sonrası Sağlık Sistemi ve Sağlık Politikaları

2003 yılında yapılan “Sağlıkta Dönüşüm Programı” sağlık hizmetleri için bir dönüm noktası olup sağlık alanında önemli değişiklikler öngörmüştür. Bu döneme “Türkiye’de Sağlıkta Dönüşüm Programı” dönemi denilmektedir. “Sağlıkta Dönüşüm Programı” ile 1961 yılında başlatılan sağlık hizmetlerinde sosyalleştirme harekatına fiilen son verilmiştir. Türkiye’de 2003-2010 yılları arasında uygulanan ve yapısal bir dönüşüm olan Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın amaçları;

• Sağlıkta yönetim ile ilgili düzenlemelerin yapılması • Sağlık hizmetine erişimi kolaylaştırarak daha iyi hizmet alımını sağlamak ve sağlık hizmetlerinde maliyet etkinliği sağlayacak bir sağlık sisteminin oluşturulması

• Sağlık kurumlarına finansal ve yönetsel bağımsızlık verilmesi • Aile Hekimliği sisteminin oluşturularak temel sağlık hizmetlerini yaygınlaştırmak ve etkinliğini artırmak • Bilgi ve iletişim teknolojilerinden sağlık alanında daha fazla yararlanmak • Toplumun bütün bireylerini içine alan genel sağlık sigortasının oluşturulması

olarak özetlenebilir.

“Sağlıkta Dönüşüm Programı” genel sağlık sigortası, hastanelerin özerkleştirilmesi ve aile hekimliğini kapsamaktadır ve Türkiye’de 2003 yılında bu kapsamda aile hekimliği modeli oluşturulmuştur.

2004 yılında 5238 sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması

Hakkında Yasa” ile aile hekimliği sistemi öncelikle pilot il olan Düzce’de uygulanmaya başlanmış olup zaman içinde tüm Türkiye’ye yayılmıştır.

2005 yılında “Hizmet Kalite Standartları Ölçeği” ile 2009 yılından beri kamu hastaneleri bu kapsamda değerlendirilmeye başlanmış olup Genel sağlık sigortası il kez 1946 yılında çıkarılmak istenmiş ancak 2008 yılında çıkarılan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile yürürlüğe girmiştir. Bu kanun SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı sigortalılarını kapsamakta olup 1992 yılında uygulamaya konmuş olan Yeşil Kart sistemi, 2012 yılında yürürlükten kaldırılmış ve yeşil kartlıların çoğu Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınmıştır.

Genel Sağlık Sigortası sağlık hizmetinden faydalanacak kişilerin prim ödediği bir sistem olup hane halkı içinde aylık geliri asgari ücretin üçte birinden fazla olan kişiler her ay prim öderken, aylık geliri asgari ücretin üçte birinden az olan kişilerin ise primlerini devlet ödemektedir. Ayrıca prim borcu olanlar genel sağlık sigortasından faydalanamamaktadır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında