AÖF Soru Bankası

Sağlık İşletmelerinde İnsan Kaynakları YönetimiÜnite 6 Özeti

Sağlık İşletmelerinde İş Sağlığı ve Güvenliği

SAĞ214U-SAĞLIK İŞLETMELERİNDE İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ

Ünite 6: Sağlık İşletmelerinde İş Sağlığı ve Güvenliği

Giriş

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)’nün yapmış olduğu tanımlamaya göre iş sağlığı; tüm meslek gruplarında çalışanların ruhsal, fiziksel, sosyal iyilik hâllerinin korunması, geliştirilmesi, en üst düzeyde devam ettirilebilmeleri için işin insana, çalışanın kendine uyumunun sağlanmasıdır. İş sağlığının amacı; çalışanların sağlığını korumak, tedavi ettirmek ve rehabilitasyonunu sağlamaktır. İş güvenliği ise çalışanların yaptıkları iş sırasında iş kazalarına maruz kalmalarını önleyerek, güvenli çalışma ortamlarını oluşturmak amacıyla alınması gereken önlemler dizisidir.

Sağlık hizmetleri koruyucu, tedavi edici ve rehabilite edici hizmetler olmak üzere üç ana başlıkta sınıflandırılmaktadır, ancak 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun “Sağlık hizmeti sunucuları birinci, ikinci ve üçüncü basamak olarak Sağlık Bakanlığı tarafın- dan basamaklandırılır” hükmü uyarınca Sağlık Bakanlığı, Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından Sağlık Hizmeti Sunucularının Basamaklandırılması hakkındaki 2019/10 sayılı genelge yayımlayarak sağlık hizmeti sağlayıcılarının basamaklandırılmasını yeniden düzenlemiştir. Buna göre, sağlık işletmeleri verdikleri hizmetlere göre Birinci Basamak Sağlık Kuruluşları, İkinci Basamak Sağlık Kurumları, Üçüncü Basamak Sağlık Kurumları ve bu basamaklarda yer almamakla birlikte, bakanlıkça ruhsatlandırılmış ve/veya izin verilmiş diğer özelleşmiş tanı, tedavi ve tedarik merkezleri, yani Basamaklandırılamayan Sağlık Hizmet Sunucuları olarak gruplandırılmıştır.

İş Sağlığı ve Güvenliğinin Tarihsel Gelişimi

Eski Dönem

Tarım toplumuna geçişle birlikte yerleşik düzen başlamış ve insanların çalıştıkları işlerin çeşitliliğinin artması, yoğun çalışma hayatıyla birlikte insanların sağlık sorunları da baş göstermeye başlamıştır. MÖ 2600’lü yıllarda karşılaşılan bu sorunları ele alan ilk kişi, Antik Mısır’da yaşayan, hekimlik de yapmış olan İmhotep’tir. Mısır piramitlerinin yapımı sırasında oluşan kazalarda çok sayıda kişinin ölmesi ve çalışanlarda sıklıkla bel sorunlarının görüldüğüne yönelik tespitlerde bulunmuştur. MÖ 2000’lerde, Babil döneminde tarihin bilinen ilk yasalarından olan Hammurabi Kanunlarındaki düzenlemelerle iş sağlığı ve güvenliğinin temelleri atılmıştır.

İş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili bilinen ilk yazılı kaynaklar ise Antik Yunanlı tarihçi ve filozof Heredot’a kadar dayanmaktadır. Heredot, ilk kez çalışanların veriminin artması için çalışanların yüksek enerji taşıyan besinlerle beslenmesi gerekliliğini vurgulamıştır. Yunanlı bir hekim ve tıbbın babası (Hipokrat yemini) olan Hipokrat, madenciler arasında kurşun zehirlenmesini gözlemlemiştir. Romalı Senatör olan Pliny, madencilerin solunum koruması (hayvan kesesi kullanarak) kullanmasını öneren ilk kişidir. Roma döneminde Yunan hekim Dioscorides Pedanius, “İlaç Bilgisi Üzerine” (Peri

Hyles latrikes) adlı kitabında ilaçları sınıflandırarak zararlı maddeleri bitkisel, hayvansal ve mineral kaynaklı olarak üç başlıkta değerlendirmiştir.

Erken Tıbbi Öncüler (1556-1700)

Çalışanların sağlık ve güvenlik sorunlarının analiz edilip çözümlenmesi için Agricola, Paracelsus ve Ramazzini’nin önemli çalışmaları olmuştur. Paracelsus, “De Morbis Metallici” isimli eserinde, madenlerde çalışanlarda gördüğü kurşun ve cıva zehirlenmelerinden bahsetmiş, ilk iş hekimliği kitabını yazmıştır. Georgius Agricola’nın metaller ve madencilik tekniklerinden söz ettiği “De Re Metallica” (Metal Metallerin Doğası) isimli çalışması, madencilere yönelik yeterli havalandırma, solunum koruma gibi ihtiyaçlara atıf yapmaktadır. Bu kitap, iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili sorunları ifade etmek yanında, korunma yöntemlerini de öneren ilk eser olmuştur.

Mesleki tıbbın babası olarak bilinen İtalyan doktor Bernardino Ramazzini, “De Morbis Artificum Diatriba (İşçi Hastalıkları)” isimli çalışmasında meslek hastalıklarından bahsetmektedir. Ramazzini günümüzde ergonomi olarak ifade ettiğimiz kavramı, daha o günlerde işçinin çalışma şeklinin, iş ve işçi uyumunun, çalışanın sağlığı ve iş verimi üzerindeki etkisini inceleyerek tanımlamıştır.

İngiliz Endüstriyel Devrimi (1760-1840)

18. yüzyılın ilk yarısında İngiltere’de ortaya çıkan Sanayi Devrimi ile üretim sürecinin niteliği değişmiştir. Britanya’nın zanaat-tarım ekonomisine sahipken hızlı bir şekilde bir üretim santraline dönüşmesi, makineleri ilk kez kullanan eğitimsiz işçi sayısındaki artış (çocuklar dahil) ile birlikte işle ilgili kazaları ve hastalıkları da arttırmıştır.

İngiltere’de 18. yüzyılda bir cerrah olan Percivall Pott’un (1775) baca temizliğinde kuruma maruz kalma ile skrotal kanserin görülme sıklığı arasında yüksek bir (kansere ilk mesleki) ilişki olduğunu belirtmesiyle başlayan iş sağlığı ve güvenliği ile sağlığı hareketi, 19. yüzyılda Çırakların Sağlığı ve Morali adlı yasa ile birlikte çocuk işçilerin çalışma süreleri gündelik 12 saat ve haftalık 58 saat olarak sınırlandırılmasıyla devam etmiştir. 20 yy’da işe giriş ve tehlikeli işler için özel muayeneler yapılması, meslek hastalığı bildirimi, çalışamaz duruma gelenler ve sakatlananlar için özel rapor hazırlanması, aralıklı sağlık muayeneleri gibi konulara yasal nitelik kazandırılmasıyla hız kazanmıştır.

20. Yüzyıl

1919 yılında hükûmet, işverenler ve işçilerin temsilcilerinden oluşan Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) kuruluşu ile gerçekleşen iş güvenliği ve sağlığı hareketi 1992 yılında İş Sağlığı Hemşiresi Uygulayıcıları Derneğinin (İngiltere) kurulmasıyla devam etmiştir.

21. Yüzyıldaki Gelişmeler

20. yy’daki gelişmeler Sağlık ve Güvenlik Komisyonunun “Sağlığı Birlikte Güvenceye Alma” isimli 10 yıllık iş sağlığı stratejisinin geliştirilmesiyle başlamıştır. 2014 yılında ise İş için uygun (Fit for Work) hizmeti başlatılmıştır.


İngiltere’de yaşanan bu gelişmelere paralel olarak İsviçre’de 1840, Fransa’da 1842, Almanya’da 1849 yılında iş sağlığı güvenliğiyle ilgili kanunlar yasalaşmıştır. ABD’de ise ilk olarak 1919 yılında Harvard Üniversitesi akademisyenlerinden Alice Hamilton, suni ipek sanayiinde karbon sülfür, bakır madenlerinde silikoz ve civa madenlerinde civa zehirlenmeleri üzerine çalışmıştır.

Ülkemizde ise iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili düzenlemeler tarihsel olarak 1865 tarihli Dilaver Paşa Nizamnamesi ile başlamıştır. 1964 tarihinde İş Sağlığı ve Güvenliği Müfettişliği Örgütü, daha sonrasında ise İş Sağlığı ve Güvenliği Merkezi (İSGÜM) kurulmuştur. 1973 yılında ise İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü çıkarılmıştır. 2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, 2008 yılında kademeli olarak yürürlüğe girmiştir. 2012 yılında ise 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu yürürlüğe girmiştir.

İş kazaları ve meslek hastalıkları, insani ve ekonomik olarak bir yüktür. ILO’nun 1981 tarih ve 155 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Sözleşmesinin 2002 tarihli protokolü ve 2006 tarih ve 187 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi, önleyici bir sağlık ve güvenlik kültürünün oluşturulması, uygulanması ve sürekli olarak güçlendirilip izlenmesi hedefini; 155 sayılı sözleşme, İSG yönetiminde yapılacak iyileştirmeler için gereken temel ilkeleri ve yöntemi; 2002 tarihli protokol, 155 sayılı sözleşmeyi tamamlar niteliktedir ve kaydedilen gelişmelerin değerlendirilebilmesi için ilgili bilgilerin toplanması gerekliliğini, 187 Sayılı Sözleşme, güvenli ve sağlıklı çalışma ortamlarının teşvik edilmesi gerekliliğini güçlendirmektedir.

Ülkemizde 6331 sayılı kanunla önleyici bir yaklaşıma geçilerek kaza ve hastalıkları oluşmadan önce önlemek, kaynağında yok etmek hedeflenmiştir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun hükümleri ihlalinde sorumlu denetim makamı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iken çalışan güvenliği ile ilgili özel düzenlemeler bakımından sorumlu bakanlık, Sağlık Bakanlığıdır.

Sağlık Çalışanlarının Mesleki Riskleri

Sağlık çalışanları için riskler; psikososyal, fiziksel, biyolojik, kimyasal ve ergonomik faktörler olarak gruplandırılabilir. İş Sağlığı ve Güvenliği için Amerikan Ulusal Enstitüsü (American National Institute for Occupational Safety and Health- NIOSH), hazırlamış olduğu raporda; 29 çeşit fiziksel, 25 çeşit kimyasal, 24 çeşit biyolojik, 16 çeşit ergonomik ve psiko-sosyal tehlike ve risk olduğunu rapor etmektedir.

Fiziksel Risk Faktörleri

Sağlık çalışanlarını etkileyen temel fiziksel risk faktörleri arasında iyonlaştırıcı ve iyonlaştırıcı olmayan radyasyon, gürültü, aydınlatma, elektrik montajı, kaygan zeminler, sıcak/soğuk, havalandırma, titreşim ve iç mekân kirliliği bulunmaktadır. İyonize radyasyon hastanelerdeki en önemli fiziksel tehlikelerden biridir. Çoğunlukla da radyoterapi, nükleer tıp ve radyoloji personelini daha fazla

etkiler. Kanserojen, teratojenik ve mutajenik etkilere sahiptir ve yüksek konsantrasyonlarda ölümcüldür.

Gürültü insanları rahatsız eden, iletişimi zorlaştıran, kan basıncında artışa neden olan, gevşemeyi kısıtlayan, sinir sistemini olumsuz etkileyip zarar veren, işitme sorunlarına yol açan, iş verimliliğini düşüren bir başka önemli risk etmenidir.

Hastanelerin havalandırma, nemlendirme, ısıtma ve soğutma sistemleri, sağlık çalışanlarının ve hastaların sağlığının korunması ve hastane enfeksiyonları bakımından önem taşımaktadır. Bu nedenle bu sistemlerin ilgili mikroorganizmaların fiziksel ve biyolojik özelliklerine dikkat ederek hastane enfeksiyonlarını önleyecek şekilde kurulmuş olması gerekir.

Sağlık çalışanlarını etkileyebilecek bir diğer fiziksel risk faktörü, aydınlatmadır. Aydınlatmanın yetersiz olması görüş alanını olumsuz etkilerken aşırı aydınlatma ise yorgunluğa neden olmaktadır. Çalışma ortamlarının aydınlatma sistemleri planlanırken, gün ışığından yararlanılacak şekilde planlanarak aydınlatma sistemleri ile destek olunmalıdır.

Kimyasal Risk Faktörleri

Kimyasallar; hastalıkları teşhis ve tedavi etmede, önleyici uygulamalar yapmada ve hijyenik önlemler almada kullanılan anahtar ajanlardır. Günümüzde birçok sağlık işletmesinde, özellikle kanserli hastaların tedavilerinde kullanılmak üzere bazı ilaçlar hazırlanmaktadır. Sağlık işletmelerinde çalışanlar, çok fazla kimyasal ajanı birlikte kullanırlar. Bu kimyasallar sağlık çalışanları için birer risk oluşturmaktadır.

Asitler ve alkaliler, tuzlar, boyalar, uçucu organik çözücüler, çeşitli patoloji, biyokimya, hematoloji ve diğer laboratuvarlardaki anti kanser ilaçları alerjiden kansere bir dizi hastalıklar için önemli risk faktörleridir. Sağlık çalışanları; kimyasal ilaçlara maruz kalma süresi ve bu ilaçların ne kadar zehirli olduğuna bağlı olarak ilaçların olumsuz etkilerine hava, hasta idrarı veya dışkısı, çalışma ortamındaki yüzeyler, medikal cihazlar vb. vasıtasıyla maruz kalırlar. Amerikan Ulusal İş Güvenliği ve Sağlığı Kurumu, kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar ile diğer tehlikeli ilaçların sağlık çalışanlarında; kısırlığa, prema- türe doğumlara, ani gebelik düşüklerine, doğum hatalarına, böbrek fonksiyonlarında bozulmalara, karaciğer fonksiyon bozukluklarına, konjenital bozukluklara, deri döküntüsüne, lukemia ve diğer kanser çeşitlerine neden olduğunu belirtmektedir. Sağlık çalışanları; bakterilerin, virüslerin ve mantarsal tehlikelerin, radyasyonun ve kimyasal maddelerin yol açtığı deri problemlerine de maruz kalabilirler.

Biyolojik Risk Faktörleri

Solunum ve damlacıklar ile bulaşan enfeksiyonlar: Damlacıklar ve damlacık kökenli bazı enfeksiyonlar, hastaların solunum salgıları yoluyla bulaşabilir. Influenza, Rubella, Kızamık, Kabakulak, Varisella ve Parvovirüs


B19 gibi virüsler ile Tüberküloz, Boğmaca, Streptokok ve H. Influenza gibi bakteriler genelde bu yolla bulaşır. Tüberküloz, hava yolu ile yayılan parçacıklar ile bulaşan bir enfeksiyon hastalığı olup kontrolü zordur. Özellikle tüberkülozlu hasta ile sık karşılaşan sağlık işletmelerinde çalışmakta olan sağlık çalışanları, tüberküloz yönünden yüksek risk altında olup tüberkülozun bir meslek hastalığı olarak kabul edilmesi gerekir.

Doğrudan temas yoluyla bulaşan enfeksiyonlar: Bu bulaşıcı ajanlar, hasta ile doğrudan temas yoluyla bulaşır. Mikroorganizmaların insandan insana fiziksel dokunma ile bulaşmasıdır. Uçuk ve bit enfeksiyonu örnek verilebilir. Bulaşma için cilt bütünlüğünün yitirilmesi ya da cilt veya mukoza ile temasa gerek yoktur.

Kan ve diğer vücut sıvıları ile bulaşan enfeksiyonlar: Kan ve diğer vücut sıvıları ile bulaşan enfeksiyonlar, çoğunlukla hastalarda kullanılan iğnelerin penetrasyonuyla keskin aletlerden kaynaklanan ya- ralanmalar veya enfekte kanın veya vücut sıvılarının mukozaya bulaşmasıyla ortaya çıkar. Sağlık işletmelerinde çalışanlar, hastalardan bulaşabilecek birçok enfeksiyon hastalığı açısından risk altındadır.

Ergonomik Faktörler

Sağlık çalışanlarının çalıştığı birimin görevlerini yerine getirirken uzun ve kesintisiz çalışmalar, hasta bakımı sırasında hastaya destek sağlamak için hastanın yataktan kaldırılması, kendisinden oldukça kilolu bir hastayı yatırması, ameliyathanelerde saatlerce soğuk bir ortamda ve çok uzun süreler ayakta kalması gibi kas ve iskelet sistemi rahatsızlıklarına da neden olan ergonomik risklerle sürekli olarak karşı karşıya kaldığı bilinmektedir.

Ergonominin en temel amacı; israfa neden olmadan, hatasız ve ilgili kişiye veya başkalarına zarar vermeden istenen sonuca ulaşmak yani verimliliktir. İşin, çalışma alanının, çalışma ortamının ve çalışma koşullarının tasarımının yetersiz olmasından kaynaklanan gereksiz enerji veya zaman kaybı verimli değildir. Ergonominin amacı, çalışma durumunun çalışanın faaliyetleri ile uyum içerisinde olmasını sağlamaktır fakat bunu başarmak, çeşitli nedenlerden ötürü kolay değildir.

Birleşmiş Milletler ajansları, özellikle ILO ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) de 1960’lardan bu yana bu alanda aktif çalışmaktadır. Ergonominin faydalarının birçok farklı biçimde, verimlilik ve kalitede, güvenlik ve sağlıkta, gü- venilirlikte, iş tatmininde ve kişisel gelişimde ortaya çıkabileceği açıktır.

Sağlık işletmelerinde çalışma sırasında sağlığa uygun olmayan duruş ve çalışma şekilleri, ağırlık kaldırma ve taşıma, hızlı taşıma, hızlı çalışma temposu gibi bazı faktörler sağlık sorunlarına da neden olan ergonomik riskleri oluşturur. Sağlık çalışanları, hastaların bir yerden bir yere nakli sırasında ve genellikle el ile yapılan bazı işlerde sıklıkla kaza ve yaralanmaya uğrarlar. Bu kazaların büyük bir kısmı, kas iskelet sistemi yaralanmaları şeklindedir. Kas iskelet sistemi rahatsızlıkları eğilme,

doğrulma, uzanma, tutma, kaldırma, dönme gibi sıradan vücut hareketleri sonucu gelişen rahatsızlıklardır.

Alçelik ve ark. (2005) tarafından yapılan bir çalışmada; Türkiye’de hemşirelerin %52,9’unda bel ağrısı, %38,2’inde omuz ağrısı, %38,2’inde boyun ağrısı, %30,8’inde kol ağrısı rahatsızlıklarına yakalandıklarını belirtmişlerdir.

Psikososyal Faktörler

Sağlık çalışanlarının çalışma sürelerinin uzun olması, nöbet sistemiyle çalışmaları, sağlık personelinin dengesiz dağılımı, sağlık hizmetlerindeki yetersizlikler gibi etkenler sağlık çalışanları için önemli birer stres unsurudur. Bu nedenle stresle mücadeleye yönelik eğitimler verilmek suretiyle çalışanların sağlığının korunması gerekir.

İş tatmini, kurumlarda çalışanların beklentileri ve çalışanlara sunulan fırsatlar arasındaki uyum olarak tanımlanır. İş tatmini, özellikle doğrudan insana hizmet veren mesleklerde tükenmişliği etkileyen faktörlerden birisidir. İş tatminini olumsuz etkileyen ve iş yerinde tükenmişliğe yol açan faktörlerden birisi de şiddettir. Bir sağlık kurumundaki şiddet, sözel veya davranışsal bir tehdit şeklindeki fiziksel veya cinsel saldırı olarak tanımlanır.

Şiddetin sağlık çalışanları üzerinde fiziksel etkilerinin yanı sıra umutsuzluk, iş kaybı, hoşnutsuzluk, azalmış iş tatmini, kaygı, huzursuzluk, öfke, stres bozukluğu, kabuslar ve uyku sorunları gibi uzun vadeli etkileri de vardır. İş yerinde şiddet konusunda yapılan çalışmalar, psikolojik şiddetin fiziksel şiddete göre daha tehlikeli seviyelere ulaştığını göstermektedir.

İş yerindeki psikolojik şiddet (mobbing), bir veya birkaç kişi tarafından karşı tarafa uygulanan, etik olmayan, sistematik ve düşmanca tutumlar olarak tanımlanmaktadır. Mobbing, genellikle yönetim tarafından çalışanlara uygulanabilmekle birlikte çalışanın meslektaşları, astları veya bir grup tarafından da çalışanlara uygula- nabilmektedir. Uygulanan mobbing, çalışanlarda aşırı strese, kaygıya, sindirim sistemi sorunlarına, uyku bozukluklarına, depresyona, iş tatminsizliği ve tükenmişlik sendromuna yol açmaktadır.

Sağlık Hizmetlerinde İş Sağlığı ve Güvenliğine Yönelik Düzenlemeler

Ülkemizde iş sağlığı ve güvenliğine yönelik sağlık hizmetlerinde yapılan düzenlemelerden bazıları şunlardır:

• İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin Risk Grupları Tebliği • 4857 Sayılı İş Kanunu’nda Gece Süresi ve Çalış- maları • Diyaliz Merkezleri Yönetmeliği • Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik • Yataklı Tedavi Kurumları Enfeksiyon Kontrol Yönetmeliği


• Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliği • Sağlık Hizmetlerinde İyonlaştırıcı Radyasyon Kaynakları ile Çalışan Personelin Radyasyon Doz Limitleri ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik • Sağlıkta Kalitenin Geliştirilmesi ve Değerlendirilmesine Dair Yönetmelik • Hasta ve Çalışan Güvenliğinin Sağlanmasına Dair Yönetmelik • Çalışan Güvenliği Genelgesi

Sağlıkta Sendikal Faaliyetler

Büyük ölçekli sağlık işletmelerinde istenmeyen bir olay söz konusu olduğunda sağlık çalışanları bir teşhis koyabilirler, ancak “sendika güvenliği etkisi” olarak adlandırılan kolektif bir güce sahip çalışanların bu konudaki desteğinin alınması çok önemlidir.

Herbert Abrams’ın Halk Sağlığı Politikası Dergisinde yayımlanan iş sağlığı ile ilgili makalesinde: mevzuat, fabrika denetimi, tazminat, düzeltme ve önleme alanındaki her önemli gelişmede birincil rol oynayan işçinin, işçi sağlığı ve hastalığının bilinmesinin önemli olduğuna vurgu yapmıştır. Kanada İşçi Kongresi, 1993 yılında yapmış olduğu çalışmada, sendika destekli sağlık ve güvenlik komitelerinin yaralanma oranlarının azaltılmasında önemli bir etkisi olduğunu belirtmiştir.

Ontario (Kanasa) İşyeri Sağlık ve Güvenlik Ajansı yapmış olduğu çalışmada, sendikalı iş yerlerinin yüzde 78 79’unun İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatı ile yüksek uyumlu olduğunu ancak sendikasız iş yerlerinde bu oranın yüzde 54-61 olduğunu belirtmiştir. Amerikalı akademisyen Adam Seth Litwin, belirtilen durumun sadece Kanada için geçerli olmadığını, İngiltere örneği üzerinde yapmış olduğu bir çalışmada göstermiştir.

Sendikaların koruyucu etkisi, 1995 yılında yapılan Birleşik Krallık çalışmasında da değerlendirilmiştir. Sağlık işletmelerinde özellikle kuralların belirlenmesinde, taraflar arasında bir köprü oluşturulmasında sendikaların varlıkları önemlidir.

6331 sayılı iş Sağlığı ve Güvenliği kanunu ile Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi çalışmalarında sendikalara aktif olarak politikaların belirlenmesinde kurulu oldukları iş yerlerinde ve iş kollarında iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin geliştirilmesinde rol oynamaları konusunda söz hakkı tanınmıştır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında
SAG214U Ünite 6 Özeti — Sağlık İşletmelerinde İnsan Kaynakları Yönetimi | AÖF Soru Bankası