AÖF Soru Bankası

Sağlık İşletmelerinde Halkla İlişkilerÜnite 8 Özeti

Sağlık Personelinin Hukuki ve Cezai Sorumlulukları

SAĞ205U-SAĞLIK İŞLETMELERİNDE HALKLA İLİŞKİLER

Ünite 8: Sağlık Personelinin Hukuki ve Cezai Sorumlulukları

Giriş

Sağlık hizmetlerinden yararlanma ihtiyacı içinde olan kişilerin sağlık hizmetlerinden yararlanmalarında sahip oldukları hakların başında gelen, uygun bir tedavi görme hakkıdır. Uygun tedavi hastanın hastalığına uygun bir teşhis ve tedaviyi içermektedir. Sağlık çalışanlarının hastayı hastalığı konusunda bilgilendirme, hastaya insan onuruna uygun muamele etme, sır saklama gibi sorumlulukları vardır. Aksi davranışta bulunan Yönetmelikte sayılan bu hakların ihlaline sebep olan sağlık çalışanlarının hukuki ve cezai sorumluluklarına gidilmesi mümkündür. Hukuki sorumluluk kısaca tazminat sorumluluğu şeklinde tanımlanabilir. Sağlık çalışanlarının idare hukukundan kaynaklanan sorumluluğu da gerçekte bir tazminat sorumluluğu iken, idari yargılama hukukunda açılacak olan tazminat davası, tam yargı davası adını almaktadır. Özel hukukta açılan tazminat davalarının aksine tam yargı davaları hukuk mahkemelerinde değil, idare mahkemelerinde açılmaktadır ve idari yargıda dava açmanın kendine has bazı prosedürleri bulunmaktadır.

Öncelikle hukuki sorumluluğa yol açacak kusurlu bir fiil, bu fiilden kaynaklanan bir zarar ortaya çıkması gerekir. Zararın, kusurlu fiilin sonucu olması yani kusurlu fiil ile zarar arasında bir illiyet bağı bulunması gerekir. İdare hukukunda da sağlık çalışanlarının tıbbi kötü uygulamaları sebebiyle açılan tam yargı davalarında kusurlu sorumluluk söz konusu olup idarenin kusursuz sorumluluğuna gidilmemektedir. İdari yargıda aranan bu kusura hizmet kusuru denilmektedir. Hizmet kusuru üç farklı şekilde ortaya çıkmaktadır: Hizmetin hiç işlememesi, hizmetin geç işlemesi ve hizmetin kötü işlemesi şeklinde. Hekimin, ameliyat etmesi gereken hastayı ameliyat etmemesi sebebiyle hastanın ölmesi hâlinde hekimin cezai sorumluluğuna gidilebilecektir. Sağlık çalışanlarının yalnızca aktif bir hareket ile hastaya zarar vermesinde değil, ihmali bir hareketle yani ödevli oldukları şeyi yapmamak suretiyle de suç işlemeleri mümkündür.

Suç; tipe uygun, hukuka aykırı, kusurlu bir insan davranışı olarak değerlendirildiğinde suç fiilinin mutlaka hukuka aykırı bir fiil olması gerekmektedir.

Hukuka uygunluk sebepleri, yalnızca ceza hukukundan değil, tüm hukuk sisteminden kaynaklanabilen ve mevcudiyetleri hâlinde, hukuka aykırı olan fiili hukuka uygun hâle getiren sebeplerdir.

Rıza, mutlak bir hukuka uygunluk sebebi değildir. Kanunun mutlak olarak yasakladığı bir şeye rıza gösterilmesi yasak fiilin işlenmesini hukuka uygun hâle getirmez. Örneğin Türk hukukunda ötenazi yasaktır. Bu sebeple hastanın ötenaziye rıza göstermesi, ötenazi uygulamasını hukuka uygun hâle getirmeyecektir.

Sağlık Personelinin Hukuki Sorumluluğu

Hukukta kural olarak her hak bir ödeve tekabül eder; bir yerde hak sahibi varsa onun karşısında ödevli veya ödevliler vardır. Sorumluluğun kaynağı, bazen bir hukuk

normu iken, bazen bir sözleşme, haksız fiil ya da vekaletsiz iş görme olabilmektedir. Sorumluluk farklı toplumsal ilişkilerden ortaya çıkabilir. Örneğin komşuluk ilişkileri, aile içi ilişkiler, iş ilişkileri, vatandaş ile devlet arasındaki ilişkiler gibi. Sorumluluk, kusurlu ve kusursuz sorumluluk olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Kusur, insanın iradesine bağlı olarak ortaya çıkan bir davranış modelidir. 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nda kusurun, sorumluluğun kurucu unsurlarından bir tanesi olduğu belirtilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesinde hak arama hürriyeti düzenlenmiştir. Söz konusu düzenlemeye göre, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”. Hak arama hürriyetinin hasta hakları alanındaki düzenlemesi de Hasta Hakları Yönetmeliğinde yer almaktadır. Yönetmeliğin, “Müracaat, Şikayet ve Dava Hakkı” başlıklı 42. maddesinde, “Hastanın ve hasta ile ilgili bulunanların, hasta haklarının ihlali halinde, mevzuat çerçevesinde her türlü müracaat, şikayet ve dava hakları vardır.” ifadesi yer almaktadır.

Sağlık çalışanlarının hukuki sorumluluğu, hukuka aykırı kusurlu bir eylem sonucunda zarara neden olan ve mesleki açıdan kusurlu bulunan bir hekimin ve/veya diğer bir sağlık personelinin tazminatla yükümlü olması anlamına gelmektedir.

Hekimler bazen hastanın hayatını kurtarmak veya ağır bir zarara uğramasını engellemek amacıyla acil müdahalede bulunmak zorunda kalabilirler. Böyle hâllerde genellikle hastanın rızasını alma imkânı da yoktur. İşte bu gibi durumlarda aradaki ilişkinin sözleşme temeline dayanmaması ve hastanın aydınlatılmış onamının (rızanın) bulunmaması nedeniyle, hasta-hekim ilişkisine vekâletsiz iş görme hükümleri uygulanır.

Hekimin, tıp mesleğinin yüklediği acil olaylarda ilk yardım görevinden kaçınması veya rızası alınamayacak şartlar altında (koma hâli) bulunan hastaya yanlış tedavi uygulaması sonucunda meydana gelen zararlar, haksız fiil hükümlerine göre tazmin edilir.

Haksız fiilden kaynaklanan sorumluluk durumunda, ispat yükü zarar görene aittir. Zarar gören, hem uğramış olduğu zararı hem de zarar verenin kusurunu ispatla yükümlüdür. Haksız fiilden kaynaklanan manevi tazminat, kişinin ölmesi, bedensel zarara uğraması ya da kişilik haklarının ihlal edilmesi gibi farklı sebeplerden kaynaklanabilir.

Hastaların, Hasta Hakları Yönetmeliği’nde sayılan pek çok hakkı bulunmaktadır. Bunlar arasında insan onuruna uygun muamele görme, mahremiyetine saygı gösterilmesini isteme, rızası olmaksızın tıbbi müdahaleye veya araştırmaya tabi tutulmama, insani değerlerine saygı gösterilmesini isteme hakları da yer alır.

Hekim ile hasta arasında bir sözleşme bulunduğu durumlarda ise hasta-hekim ilişkisinin niteliğinin vekalet


ilişkisi olduğu kabul edilmektedir. TCK 502. maddesine göre; vekalet sözleşmesi, vekilin, vekalet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir.

Sağlık çalışanları ile hasta arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi değil, vekalet sözleşmesi olarak nitelendirilmesinin sebebi, sağlık çalışanlarının hastaya iyileşme garantisini vermesinin kendilerinden beklenmemesidir.

Genel kural uyarınca hekim ile hasta arasında sözleşmesel bir ilişkinin varlığı, iki tarafından birbirine uygun iradelerinin açıklanmasıyla ortaya çıkıp mutlaka yazılı şekilde bir sözleşme yapılması gerekmemektedir. Hâl böyle iken ileride ortaya çıkması muhtemel davalar açısından, sözleşmenin yazılı bir şekilde yapılması özellikle ispat açısından önem arz etmektedir.

Vekil, vekalet verenin açık talimatına uymakla yükümlüdür fakat vekilin, vekalet verenin iznini alma imkânının olmadığı durumlarda, durumu bilseydi onun da izin vereceği açık olan hâllerde, vekil talimattan ayrılabilir.

Vekalet sözleşmesi kapsamında hekim ya da diğer sağlık çalışanları, sağlık hizmetlerini bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak hekime yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde, sağlık hizmetinin sunulması işi başkasına da yaptırabilir.

Sağlık Personelinin Cezai Sorumluluğu

Hekimin cezai sorumluluğu, hekimin teknik anlamda tıp mesleğini icra ederken işlediği suçlarla, bu mesleğin icrası dolayısıyla işlemiş olabileceği suçlardan dolayı sorumluluğunu ifade eder. Suç ve cezaların şahsiliği esastır.

Tipiklik, bir suçun ceza kanununda düzenlenmiş hali olarak nitelendirilebilir ve ceza kanununda düzenlenmiş her suç bir suç tipi oluşturur. Suç tipleri, hareket-netice ve bu ikisi arasında olması gereken bir illiyet bağını yani objektif unsuru ve bunun yanında kast ya da taksir şeklinde isimlendirilen bir subjektif unsuru ihtiva eder.

Türk Ceza Kanunu’nda hekimin sorumluluğunu düzenleyen özel bir hüküm bulunmamaktadır. Bununla birlikte, kusurlu davranışları sebebiyle hastanın zarara uğramasına yol açan bir hekim veya sağlık çalışanının fiilleri, Türk Ceza Kanunu içerisinde yer alan bir suç fiili kapsamında yer alıyorsa hekim veya diğer sağlık çalışanlarının cezai sorumlulukları doğmaktadır.

Kusurluluk, ceza hukuku anlamında, “suçu oluşturan maddi fiile neden olan iradenin ödeve aykırı davranışı veya tutumu” olarak tanımlanmaktadır

Suç, tipe uygun, hukuka aykırı, kusurlu bir insan davranışı olarak değerlendirildiğinde suç fiilinin mutlaka hukuka aykırı bir fiil olması gerekmektedir. Bu anlamda eğer somut olayda hukuka uygunluk sebepleri mevcut ise tipik fiil artık söz konusu suçu meydana getirmiş sayılmayacaktır. Hukuka uygunluk sebepleri, yalnızca

ceza hukukundan değil tüm hukuk sisteminden kaynaklanabilen ve mevcudiyetleri hâlinde, hukuka aykırı olan fiili hukuka uygun hâle getiren sebeplerdir.

Sağlık çalışanlarının söz konusu rızayı almalarının fiilen imkânsız olduğu bazı hallerde hastaya müdahale edilmesi Anayasa’nın 17. maddesi gereğince meşru kabul edildiğinden bu tür olağanüstü koşullarda yapılan tıbbi müdahale, kanun (bizzat Anayasa hükmüdür) hükmünün yerine getirilmesi kapsamında değerlendirilebilecektir.

Aydınlatılmış Onam

Aydınlatılmış onam, en kısa ifadesiyle bilgilendirilmiş onam ya da bilgilendirme neticesinde alınan rıza şeklinde açıklanabilir. Aydınlatılmış onamın yasal dayanağı Anayasa’da bulunmaktadır. Anayasa’nın 17. maddesinin 2. fıkrasında, “Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz” ifadesi yer almaktadır. Tıbbi müdahaleler, kişinin vücut bütünlüğüne yönelik müdahalelerdir. Anayasa’nın 17. maddesi uyarınca kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı vardır

Rızanın bir hukuka uygunluk sebebi olarak işlev görebilmesi yani rızanın fiili hukuka uygun hâle getirebilmesi için bazı şartlar gereklidir. Hastanın rıza yeteneğinin olup olmadığını denetleme görevi hekime aittir. Hekim, bütün olguları, yaş, fiziksel ve ruhsal durum, ilaçların etkisi, anlama yeteneğinin derecesi, kişinin kültürel yapısı, milliyeti vs. gibi hususları bu bakımdan göz önünde bulundurmak durumundadır. Hekimin bu konuda şüpheye düşmesi durumunda kanuni temsilcilerinin onayını alması gerekmektedir (Yıldız, 2012: 54). Tıbbi müdahalenin hukuka uygun olabilmesi için, hastanın özgür iradesine dayanarak rıza göstermiş olmasının yanında, tıbbi müdahalenin bir hekim tarafından ve tıp biliminin ilkeleri ve tıp mesleğinin kurallarına uygun olarak gerçekleştirilmiş olması da gerekir (Ekici Şahin, 2010: 292). Kişiye, kendisine yapılacak olan bir tıbbi müdahalede, kendi adına, kendi başına karar verebilme olanağı veren aydınlatılmış onam, kısaca hastaya yapılacak olan tıbbi girişim hakkında her şeyin anlatılması ve sonrasında bununla ilgili onayının alınmasıdır Aydınlatılmış onam, bireyin kendi bedenine yapılacak olan her türlü tıbbi uygulamayı bilme ve belirleme hakkına sahip olduğu görüşünü temel alan ve kişinin hastalık anında da kişilik haklarını koruyabilmek için bu konuda düzenlenmiş yasalarla güvence altına alınmış olan, başlarda bir öğretiden ibaret iken tarihi gelişimiyle birlikte uyulması zorunlu hâle gelen bir kavramı ifade etmektedir.

Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 7. maddesi, hastanın bilgi isteme hakkını düzenlemektedir. Bu maddeye göre, “Hasta, sağlık hizmetlerinden nasıl faydalanabileceği konusunda bilgi isteyebilir. Yönetmeliğin 15 vd. maddeleri ise bilgilendirmenin kapsamını ve bilgi isteme


hakkının kullanılma usulünü düzenlemektedir. Bilgilendirme hakkı kapsamında hastaya;

• Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği, • Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi, • Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, • Muhtemel komplikasyonları, • Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri, • Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri, • Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri, • Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği hususlarında bilgi verilir.

Hastaya yapılacak tıbbi müdahalenin hastadan alınacak aydınlatılmış onam kapsamında ve onamın sınırları içerisinde olması gerekir. Tıbbi müdahalenin genişletilmesi gerekli ise, bu konuda da hasta ayrıca bilgilendirilmeli ve müdahalenin genişletilmesi konusunda da onamının alınması gerekmektedir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında