Giriş 1970’ler: Önyargı, gruplar arası eşitsizlikleri sürdüren güçlü grupların çıkarlarının bir ifadesi olarak görüldü. Günümüzde hemen tüm toplumlarda önyargı yaygın, inatçı ve kötücül bir sosyal problem olarak görülmektedir. 1980’ler ve 1990’lar: Önyargı, evrensel bilişsel-güdüsel Önyargı sadece ona maruz kalan toplumsal kesimler için süreçler olan sosyal kategorizasyon ve sosyal kimliğin bir değil, toplumun tümü için yıkıcı sonuçlar doğurmaktadır. ifadesi olarak görüldü (Duckitt, 2001: 254). Geçtiğimiz yüzyılın büyük bölümünde önyargı konusunda Günlük kullanımında önyargı genellikle birisi ya da bir çalışmalar yapan sosyal psikoloji disiplininde, önyargı şey hakkında vaktinden önce ya da erken ifade edilmiş, konusu gittikçe daha fazla önem kazanmıştır. olgunlaşmamış yargılar anlamını taşır. Sosyal psikolojide
Önyargı çalışmaları tarihsel olarak sosyal psikoloji için önyargı çeşitli biçimlerde tanımlanmaktadır. Örneğin “bir tümden ve yalnızca ırkçılık çalışmaları yapmak anlamına sosyal grup üyesi için, sadece o grup üyesi olması gelmiştir. Son zamanlarda, cinsiyetçilik ve homofobi de nedeniyle geliştirilen (genellikle olumsuz) tutum” dur önyargı araştırmalarının odaklandığı alanlar hâline (Baron ve Byrne, 2000: 211). Gordon gelmiştir. Allport’un 1954’te yayımlanan Önyargının Doğası adlı
Önyargı kitabında yaptığı tanımdan etkilenmiştir. Allport için “etnik önyargı, hatalı ve esnek olmayan bir genellemeye Duckitt (2001) önyargının, belirgin bir biçimde yirminci dayanan antipatidir.” günümüzde sosyal psikolojide ne yüzyıla ait bir kavram olduğunu belirtmekte, yirminci kadar farklı tanımlanırsa tanımlansın, önyargı kavramının yüzyıldan önce hem bilimsel bir kavram olarak hem bir şu beş özelliği paylaştığı görülebilir: 1- Önyargı bir sosyal problem olarak algılanmadığını ifade etmektedir. tutumdur. 2- Esnek olmayan bir genellemeye dayanır. 3- Duckitt, önyargı kavramının ancak 1. Dünya Savaşı’ndan Önyargı peşin verilmiş bir hükümdür. 4- Değişime sonra geniş ölçüde benimsenen, azınlık ve farklı dirençli ve katıdır. 5- Önyargı kötüdür (Augostinos, kültürlerden insanlara karşı haksız ve mantıksız olumsuz Walker ve Donaghue, 2006: 225-226). tutumlar olarak görülmeye başlandığına işaret etmektedir. Ancak önyargı kavramı inşa edildikten sonradır ki Sosyal psikolojide günümüzde sosyal biliş adı verilen toplumlar bu tür tutumları bir problem olarak görmeye yaklaşım içinden yapılan bu önyargı tanımları, önyargıyı başlamıştır. bir tutum olarak görmektedir. Önyargı ifadesi hem genel tutum yapısını hem de tutumun duygusal boyutunu ifade Önyargı olarak adlandırılan sosyal problem günümüzde etmektedir. Teknik olarak önyargı, olumlu ya da olumsuz hâlâ yaygın olarak devam etse de bu, 1. Dünya olabilir. Savaşı’ndan bugüne kadar problemin doğasının hiç değişmeden sürdüğü anlamına gelmez. Tam tersine, söz Diğer yandan, önyargının sosyal gruplara karşı oluşturulan konusu problemin formu tarihsel olarak sürekli değişikliğe bir tutum olduğu da vurgulanmalıdır. Diğer bir deyişle uğramıştır. Duckitt (2001), 1. Dünya Savaşı sonrası önyargının hedefi bireyler değil, sosyal gruplardır. Bireyi dönemden 2000’lere kadar, sosyal psikolojide önyargının hedefleyen önyargı, bireyin kişisel özellikleri nedeniyle beş farklı şekilde tanımlandığını ve bu tanımlara bağlı değil, bireyin söz konusu gruba üyeliği nedeniyle ortaya olarak önyargının nedenlerini farklı şekilde açıklayan çıkar. Önyargı, aynı zamanda etnosentrizmi de kuramlar geliştirildiğini ifade eder. 1920’lere kadar olan içermektedir. Etnosentrizm, üyesi olunan grubun dönemde, önyargı, geri kalmış insanların eksikliklerine (içgrubun) diğer bütün gruplardan üstün olduğuna ilişkin verilen doğal tepkiler olarak görülmüş ve bu durum ırk inançtır. İçgrup lehindeki bu aşırı tutumlar, içgrup üyelerin kuramlarıyla açıklanmıştır. 1920’lere kadar baskı, bireysel olarak tanınmadan bile onlar hakkında olumlu ayrımcılık ve segregasyon doğal görülmekteydi. değerlendirmeler yapılmasına yol açabilmektedir. 1920’lerden sonraki beş dönem ise şöyle sıralanabilir: Kalıpyargı 1920’ler ve 30’lar: Önyargı, farklı olan insanlara karşı Kalıpyargı; belirli bir sosyal grup hakkındaki bilgi ve irrasyonel ve haksız tepkiler olarak görüldü ve bu inançlardan oluşan bilişsel çerçevelerdir. Kalıpyargı terimi tepkilerin varlığı psikanalitik kuramla açıklanmaya ilk defa 1922’de Lipmann tarafından kullanılmış ve çalışıldı. “zihindeki resim” olarak tarif edilmişti. Günümüzde
1940’lar ve 50’ler: Bu dönemde açıklanması gereken sosyal psikolojide kalıpyargılar ağırlıklı yaklaşıma göre, temel olgu Nazi ırk ideolojisi ve Yahudi soykırımıydı. bir kalıpyargı bir resimden daha fazla bir şeydir; bir Önyargı, anti-demokratik ideolojilerde ve otoriteryen kalıpyargı kendine ait zihinsel yaşamı olan bilişsel bir kişiliklerin patolojik ihtiyaçlarında kök salan bir olgu yapıdır. olarak görüldü. Sosyal biliş yaklaşımı açısından insanları belli 1960’lar: Bu dönemde önyargı, ayrımcı sosyal yapıların kalıpyargılara sokmak, duygusal bir süreç değil, zihinsel sosyal normlarında köklenmiş bir olgu olarak tarif edildi bir bilgi işleme sürecidir. Yani bu yaklaşım açısından, ve sosyokültürel açıklamalar yapıldı. insanları kalıpyargılara sokmak, her durumda onları küçümsemek ya da aşağılamak anlamına gelmez (Aronson, Wilson ve Akert, 1999). Bu görüşe göre, bir
sosyal grup hakkındaki kalıpyargılar, bize o grup hakkında kalıpyargılar o kadar sık tekrarlanır ki temsil ettikleri kestirme yoldan bir fikir, bir bilgi verir. Bu, çoğu zaman o grupla otomatik olarak ilişkilenir. Ayrıca, modele göre, grubun üyesi ile karşılaştığımızda onun davranışı toplumun tüm üyelerinin aynı kalıpyargılara sahip olması, hakkındaki beklentimizi ve ona karşı davranışımızı herkesin bu kalıpyargılara aynı derecede inandığı önceden ayarlamamızı sağlar. anlamına gelmez. Devine’in bu modelinin daha sonra gözden geçirilmiş yeni hâlinde, kalıpyargıların ilgili bir Sosyal biliş yaklaşımının kalıpyargılar konusunu ele alış uyarıcıyla karşılaşıldığında otomatik olarak harekete biçimine ait çeşitli tartışmalar yürütülmektedir. Örneğin geçirildiği fikri korunmuş ama harekete geçirilen bilginin Augostinos ve arkadaşları (2006), bir sosyal gruba ait herkes için aynı olmadığı ileri sürülmüştür. Yani, aynı inançlarımızın tek tek bireylerin kafasında değil, grubun, herkesin zihnindeki bilişsel temsili farklıdır. kaçınılmaz bir biçimde sosyal olarak oluştuğunu ileri Hedefteki gruba karşı düşük düzeyde önyargısı olan sürer. Diğer yandan, sosyal biliş yaklaşımında kişiler, hedefle ilgili uyarıcılarla karşılaştıklarındao grupla kalıpyargının sadece bireysel işlevlerine odaklanıldığı, ilgili hem olumlu hem de olumsuz bilgiyi aktive toplumsal ve ideolojik işlevlerinin gözardı edildiği ileri edeceklerdir. Kalıpyargıların zihinde işlenme süreci, bize sürülmektedir. kişisel değer sistemi, bireysel kimlik ve sosyal kimliğin de Kalıpyargılarla ilgili diğer bir tartışma noktası, sosyal bu sürece dâhil olduğunu söylemektedir. Bu da kalıpyargı psikolojide, kalıpyargıların, bir sosyal grubun yanlış, niteliğindeki bilginin aktive edilmesinin basit ve otomatik yetersiz ya da abartılmış imgeleri olduğu yönündeki hâkim değil de pek çok koşula bağlı olarak ve daha stratejik bir görüştür. Bu tartışma, sosyal psikolojide kalıpyargıların biçimde gerçekleştiğini göstermektedir. Hatta Augostinos bir gerçeklik/ doğruluk içerip içermediği sorusuyla ve arkadaşları, bilginin “otomatik” biçimde aktive ilgilidir. edilmesinin, kaçınılmaz olmadığını iddia etmektedirler.
Sosyal psikolojide kalıpyargılar hem içerik hem de süreç Ayrımcılık bakımından çalışılmaktadır. Kalıpyargıların içeriğiyle Ayrımcılık, bir kişiye sadece grup üyeliğinden dolayı ilgili ilk araştırma 1933 yılında ABD’de Princeton olumsuz (bazen olumlu) davranış gösterilmesidir. Sosyal Üniversitesi öğrencileri ile yapılmıştır. Bu araştırmada psikologların önyargıların sonucunda ortaya çıkan bir öğrencilere 10 etnik grup ya da ulus adı verilmiş ve davranış olarak gördüğü ayrımcılık, sadece sosyal bunların çok çeşitli özelliklerden (dürüst, pis, dindar, zeki psikolojinin çalışma alanına özgü bir mesele değildir. vb.) en çok hangilerine sahip olduklarını belirtmeleri Sosyal bir problem olarak görülen ayrımcılık konusunda istenmiştir. psikologlar kadar sosyologlar, siyaset bilimcileri ve sosyal
Milliyet, “ırk” ve etnik grupların yanı sıra kadınlar ve felsefeciler de çalışmalar yapmaktadırlar.
erkekler de kalıpyargı içeriği açısından en çok çalışılan Allport, önyargıdan en uç ayrımcı davranışa doğru toplumsal gruplardan biridir. Erkeklerin ve kadınların tırmanan beş basamak ayırt etmiştir (bkz. Bilgin, 1994; farklı kişilik özelliklerine sahip olduklarına dair inancımız Harlak, 2000) : toplumsal cinsiyet kalıpyargılarını oluşturur. 1. Karşı olmayı ifade etme: Kişiler, önyargı Sosyal biliş yaklaşımında kalıpyargı bir şema olarak konusunda kendisi gibi düşünen diğerleriyle görüldüğü için, özellikle son zamanlarda kalıpyargı konuşur, antipatisini, düşmanca duygularını ifade niteliğindeki bilgilerin nasıl işlendiğine dair süreç eder. Bu önyargı düzeyidir, diğerinin sözel olarak çalışmaları artmıştır. Bu bilgi işleme süreci; zihnimizdeki dışlanmasını içerir. kalıpyargıları nelerin harekete geçirdiği, kalıpyargıların 2. Uzak durma: Eğer önyargı daha yoğun ise birey harekete geçirilmesinin onu izleyen bilgi işleme hoşlanmadığı ya da önyargılı olduğu kişi ve süreçlerini, kişinin algısını ve kişiler arası yargılarını nasıl gruplarla bir arada olmaktan kaçınır. etkilediğini vs. içerir. Kalıpyargılar konusunda ele 3. Ayrımcılık: Kişi, önyargılı olduğu grupların iş, alınması gereken son nokta, kalıpyargılarla önyargılar konut, eğitim, sağlık gibi hizmetlerden arasındaki ilişkinin niteliğidir. Sosyal biliş yaklaşımı, yararlanmasına, politik haklarını kullanmasına açıkça ifade edilmese de kalıpyargıların grupla ilişkili karşıdır. uyarıcılar tarafından aktive edildiğini, aktive edilen bu 4. Fiziksel Saldırı: Önyargılı olunan gruba yönelik kalıpyargıların önyargıya ve önyargıların da ayrımcılığa şiddet ya da şiddet sayılabilecek saldırılar yol açtığını kabul etmektedir. Kalıpyargı ve önyargı olabilir. arasındaki ilişkiye dair en etkili yaklaşımlardan biri 5. Yok etme: Bu, yok etme düzeyidir. Linç Devine’in ayrışma (dissociation) modelidir (Akt. olaylarını, katliam ve toplu kıyımı içerir. Augostinos, Walker ve Donaghue, 2006). Bu modele göre, toplumdaki grupların çoğuna ilişkin kalıpyargılarımız Ayrımcılıkla ilgili önemli noktalardan biri, ayrımcı vardır ve toplumun üyeleri olarak bizler, toplumsallaşma davranışlara kimlerin hedef olduğudur. Çoğu durumda sürecinde tekrar tekrar bu kalıpyargılarla karşılaşarak bu azınlık konumundaki gruplara karşı ayrımcı davranışlar kalıpyargıların içsel, zihinsel bir temsilini ediniriz. Bir sergilenmektedir. Sosyal psikolojik bakış açısından, toplumun tüm üyeleri bu kalıpyargılara sahiptir ve bu “üyelerinin kendi yaşamları üzerinde baskın grubun
üyelerinden daha az gücü, kontrolü ve etkisi olan gruplara, söylenemez. Bireyin kendisini merkeze koyarak azınlık grubu adı verilmektedir”(Feldman, 1998: 83). gerçekleştirdiği sosyal kategorizasyon süreci, grupları kaçınılmaz olarak belirli kalıpyargıların içine sokmaktadır. İnsanlık tarihinde uzun dönemler boyunca sürekli ayrımcı Sosyal kategorizasyonla iki grup arası mesafe büyütülür; davranışlara maruz kalan belirli birtakım sosyal iki grubun üyeleri birbirinden tamamen farklı, aynı grubun kategoriler vardır: Bunlar, ırk (beyaz ırk dışında kalanlar) üyeleri ise benzer olarak algılanır. Bu algısal yanlılığa ve cinsiyet (kadın) başta olmak üzere, yaş, cinsel yönelim, artırma etkisi adı verilmektedir. Kuşkusuz, aslında ne iki fiziksel ve engelliliktir (Hogg ve Vaughan, 1995). kategori arasında kesin bir farklılık ne de aynı kategoriden Ayrımcılıkla ilgili diğer önemli bir nokta, ayrımcılığın, olanlar arasında kesin benzerlik vardır (Bilgin, 1994; önyargılı tutumlarla olan ilişkisidir. Tutumlar gibi, Hogg ve Vaughan, 1995). önyargılar da her zaman açık bir biçimde davranışa • Dışgrup homojenliği dönüştürülmeyebilir. Çünkü bazen önyargılar davranışa dönüşecek denli güçlü olmayabilir. Bazen de yeterince Dışgruplar içgruplardan daha homojen, yani birbirlerine güçlü önyargı varlığına rağmen ayrımcı davranışların daha benzer olarak algılanmaktadırlar. Bir sosyal gruba gösterileceği grup fiziken var olmayabilir (Feldman, karşı güçlü önyargısı olan kişiler şu türden bir cümleyi çok 1998). sık kullanırlar: “Bunların hepsi aynıdır.” Kişinin kendi ait olduğu gruplar dışındaki grupları daha homojen olarak Önyargı olmadan ayrımcılığın olabileceğini ileri sürmek algılama eğilimi, dışgrup homojenlik yanılgısı olarak zordur. Ancak nadir de olsa bazı durumlarda insanlar bilinmektedir (Baron ve Byrne, 2000: 231). Burada söz önyargılı olmadıkları hâlde ayrımcı davranış konusu olan, belirli özellikleri tüm grup üyelerine sergileyebilirler. Örneğin kendisi önyargılı olmadığı hâlde paylaştırmaktır. Dışgruplar içgruba kıyasla daha az müşterilerinin önyargısı olabileceğini düşünerek bir değişken ve daha az karmaşık olarak algılanmaktadırlar. mağaza sahibi, mağazasına toplumun yaygın olarak Bu algısal düzeyde dışgrubun olumsuzlanması demektir. önyargılı olduğu bir grup üyesini müdür olarak işe almayabilir (Feldman, 1998). Sosyal normlar ya da • Hayalî İlişkisellik kurallar belirli gruplara ilişkin önyargıyı besliyor ve hatta teşvik ediyorsa böyle bir ortamda bireyler önyargıya sahip Sosyal biliş yaklaşımına göre, önyargıya giden yolun ilk olmasalar da normlara uymak yönünde sosyal bir baskı adımı olarak sosyal kategorizasyon, insanları gruplara hissedeceklerinden ayrımcılık yapabilirler. bölme, gruplar arasında farklılık yaratma ve dışgrup üyelerini aynılaştırma sürecidir. Bu sürecin bir başka Önyargı Kuramları sonucu, hayalî ilişkisellik adı verilen olgudur. “Hayalî ilişkisellik, gözlemcilerin, gerçekte aralarında ilişki Sosyal Biliş Yaklaşımı: 1970’lerden beri sosyal bulunmayan iki olay arasında bir ilişki algılaması veya iki psikolojiye hâkim olan bu yaklaşım, insan zihnini, olay arasındaki ilişki düzeyini abartması” olarak bilgisayardan esinlenerek bir bilgi işleme sistemi olarak tanımlanmıştır (Hortaçsu, 1998: 241). Gruplar arası görmektedir. Sosyal biliş yaklaşımı, sosyal dünyadan ilişkiler söz konusu olduğunda, bir grup ile onun az gelen çok miktarda algısal bilgiyle boğuştuğumuzu görülen bir özelliğe sahip üyesi arasındaki bir ilişki, hayalî varsayar. Bu durumla başa çıkmak ve olan bitene bir ilişkidir. anlam verebilmek için bu bilgiyi basitleştirmeye zorlanırız. Basitleştirme, kategorileştirme süreciyle Günümüzde önyargı çalışmalarında sosyal biliş yaklaşımı gerçekleştirilir. Kalıpyargıların da bu süreçten etkilendiği çok yaygın bir biçimde kullanılsa da bu yaklaşım çeşitli düşünülmektedir. Aşağıda ilk önce kategorileştirme süreci açılardan eleştirilmektedir. İlk olarak Wetherell ve Potter ele alınmış ve bu süreci izleyen iki bilişsel işleme daha yer (akt. Tuffin, 2001), sosyal biliş yaklaşımındaki birey verilmiştir: Bunlar dışgrup homojenliği ve hayalî algısını sorgular. Onlara göre, bu yaklaşım, bireyin diğer ilişkiselliktir. insanlar hakkındaki bilgiyi kodlayan, bazen de yanlış kodlayan, tek başına bir varlık olduğunu varsayar. Basit • Sosyal Kategorizasyon: “Biz” ve “Onlar” bir biçimde bilgi işlemcisi olarak görülen bu
Sosyal biliş yaklaşımına göre, sosyal dünyayı bireyselleştirilmiş kişi görüşü, neden sadece bazı algılamadaki temel süreç, sosyal kategorizasyondur. insanların önyargılı diğerlerinin ise önyargısız olduklarını İnsanlar genellikle sosyal dünyayı iki farklı kategoriye açıklayamaz.
bölerler: “biz” ve “onlar”. Sosyal kategorizasyon pek çok Otoriteryen Kişilik Kuramı: Sağduyuda, önyargı belirli boyutta gerçekleştirilebilir. Bunlar arasında en çok türde kişiliklerin bir dışa vurumu olarak görülür. Önyargı bilinenleri; cinsiyet, ırk, milliyet, din, yaş, meslek ve gelir bağlamında sözü edilen kişiler, genellikle, sürekli kendi ait durumudur. olduğu gruba öncelik veren, diğer tüm dışgrupları
Sosyal kategorizasyon önyargıların oluşumundaki ilk reddeden, dışgrup üyelerine düşmanca davranan, basamaktır. Bu süreç, önyargıların bilişsel temeli olan hoşgörüsü olmayan ve diğer taraftan kendi grubunda kalıpyargıların oluşturulmasını içermektedir. Sosyal kendinden üstte olanlara itaat eden kişilerdir. Sosyal çevreyi kategorilere ayırmanın nesnel bir süreç olduğu psikolojide yarım yüzyıldan fazladır bağnaz kişilikleri açıklamak ve bağnaz kişiliklerin önyargıya nasıl yatkın
olduğunu ortaya çıkarmak için çalışmalar yapılmaktadır. Altemeyer’in otoriteryenizm boyutları şunlardır: Otoriteryen kişilik kuramı bunlardan ilkidir. Otoriteryen boyun eğme, otoriteryen saldırganlık ve konvansiyonalizmdir. Bu bakış açısına göre, normal bir Almanya’da Nazi faşizminin yükselişi, ABD’de bir grup gelişim olgusu olarak çocukların çoğu oldukça araştırmacıyı faşist rejimleri mümkün kılan psikolojik otoriteryendir. Çocuklar, toplum ve aile içinde oldukça özellikleri çalışmaya yöneltmiştir. Adorno’nun başını güçsüz bir konumdadırlar. Çocukların normal gelişim çektiği bu grup, anket ve görüşmeye dayalı pek çok olgusu olarak önyargılı oldukları fikri, aslında önyargıların araştırmadan sonra, ortaya çıkışını psikanalitik kuramla gelişimi konusundaki literatürle de uyumludur. Bu açıkladıkları, otoriteryen kişilik görüşünü geliştirmiştir. literatürdeki araştırmalara göre, çoğunluk grubunun Araştırmacılar belirli gruplara yönelik önyargıları hiç söz çocukları hayata oldukça etnosentrik başlarlar ve ancak on konusu etmeksizin kişilerdeki otoriteryen ve faşist yaşına geldiklerinde (hepsi değil, belki bazıları) daha az eğilimleri belirlemek üzere F (Faşizm) ölçeği etnosentrik hâle gelirler. Altemeyer’in bu genel akıl geliştirmişlerdir. F ölçeğinde, otoriteryen kişiliği yürütmesi, Adorno ve arkadaşlarının önyargı ve saptamaya yarayan dokuz boyut mevcuttur. Bunlar; hoşgörüsüzlük üzerine söylediklerinin tam tersidir. gelenekçilik, otoriteryan boyun eğme, otoriteryan Altemeyer’e göre, çocukların varolan otoriteryenizmleri saldırganlık, öznelci bakış karşıtlığı, boş inançlı ve farklı deneyimlerle azalıp yok olabilir. Azınlıklarla, kalıpyargılı olma, güç ve “sertlik”, yıkıcılık ve sinisizm, geylerle, (uyuşturucu) madde kullanıcılarıyla, radikallerle yansıtma eğilimi ve cinselliktir. Tüm bu boyutlar içinde, vb. (‘farklı’ olan ve otoriteryenizmi ölçen ölçeklerde hedef otoriteryen kişiliğin saptanmasında özellikle ilk üç hâline gelen insanlarla) temas kurmuş ve bunun yanı sıra, boyutun özellikle de ergenlikte otoritelerin haksız davranışlarına (gelenekçilik, otoriteryen boyun eğme ve otoriteryen maruz kalmış genç insanlar daha az otoriteryen hâle saldırganlık) önemli olduğu belirtilmektedir (Augostinos, gelirler. Walker ve Donaghue, 2006: 227). Altemeyer’in uzun yıllar boyunca yaptığı çalışmalar Bu yaklaşıma göre, katı fakat tutarsız aile disiplini, sonunda geliştirdiği otoriteryenizm ölçeği, Adorno ve otoriteye kolayca boyun eğmeyi öğrenen fakat aynı arkadaşlarının F ölçeğinin sahip olmadığı pek çok zamanda kendi ihtiyaçlarını ve duygularını ifade etmeye psikolojik ölçüm özelliklerine sahiptir (yani daha güvenilir korkan çocuklar üretir. Bu tür ebeveyn-çocuk etkileşimleri bir ölçüm aracıdır). Altemeyer’in ölçeğinden elde edilen sonucu, çocukların bazıları kendilerinin kötü olduğuna puanlar, diğer çeşitli önyargı ölçümleriyle güçlü ve olumlu inanarak ve babalarının koyduğu standart ve beklentilere bir korelasyon göstermektedir. Altemeyer, ulaşmak için çabalayarak mazoşist hâle gelebilirler. Aynı otoriteryenizmle sol kanatta politika yapanlar arasında bir zamanda da itaat etmenin önemini öğrenirler. Diğer otorite korelasyon bulamamıştır; bu yüzden, ölçeği, sağ kanat figürleri (öğretmenler, grup liderleri, politik figürler) otoriteryenizm ölçeği ve kuramı da sağ kanat ebeveynlerin yerine geçer ve ebeveynler gibi güçlü ve otoriteryenizm kuramı olarak bilinir. disiplinli olarak algılanan kişilere aşırı saygı gösterilir. Ancak acımasız ebeveynlik pratikleri ve otoriteye aşırı saygı, ebeveynlere ya da diğer otorite figürlerine yöneltilemeyecek aşırı bir kızgınlık da üretir. Adorno ve arkadaşları psikolojik gerilimi azaltmak için, bilinçsiz bir biçimde savunma mekanizmaları kullandığını ileri sürerler. Böylece, kızgınlıklarını kendilerinden daha zayıf ya da aşağı olarak algıladıkları kişilere yansıtırlar.
Otoriteryen kişilik yaklaşımı hem kuramsal hem de yöntemsel olarak pek çok eleştiri almıştır. Kuramsal yönden bu yaklaşım, önyargıyı, sadece bir kişilik bozukluğu olarak gördüğü için eleştirilmiştir.
Sağ Kanat Otoriteryenizm Kuramı: Adorno ve arkadaşlarının geliştirdikleri otoriteryen kişilik kuramına uzun süre ilgisiz kalınmıştır. Ancak, 1980’lerde Altmeyer (akt. Augostinos, Walker ve Donaghue, 2006) ile birlikte kurama yönelik ilgi tekrar canlanmıştır. Altemeyer, Adorno ve arkadaşlarının geliştirdiği F ölçeğini ve bunun içerdiği dokuz boyutu eleştirir. Bunun yerine, kendisi, otoriteryen kişilik için güvenilir bir biçimde saptanabilecek sadece üç boyut olduğunu ileri sürer ve uzun yıllar bu üç boyutun varlığını göstermek için çalışır.