AÖF Soru Bankası

Sosyal Psikoloji IÜnite 4 Özeti

Tutumlar

seçerler. Tutuma dair seçicilik etkisi adı verilen bu olgu Tutumlar: Tarihçe ve Tanım dikkat, bellek gibi bilgi işleme süreçlerinde etkindir.

Türkçeye tutum kavramı sosyal psikoloji ile birlikte Tutumlar çevremizde algıladığımız sosyal bilgi ile ona girmiştir ve bu nedenle görece yenidir. İngilizcede tutum nasıl tepki verdiğimiz arasında önemli bir aracılık görevi teriminin kullanılmasının da çok uzun bir tarihi yoktur. 15 yapmaktadır. ve 16. yüzyıllarda bu terim esas olarak resimde ve heykelde figürlerin fiziksel olarak nasıl Genel olarak tutumlar sosyal uyarıcılara büyük ölçüde konumlandırıldığını anlatmak için kullanılmıştır. Daha nasıl tepki verdiğimiz, onlar hakkında ne hissettiğimiz ne sonraki birkaç yüzyıl içinde terim kişinin zihninden neler düşündüğümüz ve ne yaptığımızı belirler. Kişiler arası geçtiğini ima eden bedensel duruşu anlatmak için ilişkilerde çekicilik, önyargı, benlik saygısı ya da değerler kullanılmaya başlanmıştır. Kişinin belirli bir konuda gibi sosyal psikolojik çalışma konuları tutumlarla olumlu ya da olumsuz zihinsel konumunu ifade eden yakından ilgilidir. Kişiler arası çekicilikte diğer kişilere modern tutum terimi 19. yüzyılın ortalarında ortaya yönelik tutumlardan, önyargıda belirli bir grup insana çıkmıştır. Tutum ve ikna terimlerini zenginleştirip incelikli yönelik tutumlardan, benlik-saygısında kişinin kendisine bir hâle getiren toplumsal ve tarihsel koşullardan biri, yönelik tutumlarından, değer konusunda insanların soyut demokratik rızanın politik sistemin temel bir parçası ilkelere yönelik tutumlarından söz edilebilir. O hâlde hâline gelmesidir. Diğer bir deyişle, politik sistemin asal tutumların öneminin çeşitli sosyal psikolojik analiz bir bileşeni olarak demokratik rızanın üretilebilmesi için düzeylerinde ortaya çıktığı söylenebilir. Bunlar:

tutum ve ikna terimlerine ihtiyaç vardır. Tarihte • Bireysel düzeyde tutumlar algıyı, düşünmeyi, demokratik rızanın üretildiği böyle dört dönem ve yer diğer tutumları ve davranışı etkiler. Bu nedenle vardır: tutumlar kişinin psikolojik varoluşuna ciddi bir

• İÖ 4. yüzyıl Atina katkı yapar. • Kişiler arası düzeyde rutin olarak tutumlar • İÖ 1. yüzyıl Roma hakkında bilgi aranır ve iletişimin konusu olur. • İtalyan Rönesansı Diğerinin tutumları bilindiğinde dünya daha • 20. yüzyılda dünyanın pek çok yeri. tahmin edilebilir bir yer hâline gelir. İnsanın

Bu dönem ve yerlerde demokratik rıza ve halkın politik kendi düşünceleri ve davranışları bu bilgi desteği oylarla ifade edilmektedir. Tutum teriminin ortaya tarafından şekillendirilebilir ve belki kişi çıkışını ve kullanımını güçlendiren ikinci bir tarihsel diğerinin tutumlarını değiştirmek yoluyla gelişme bireysel tüketimin yaygınlaşması ve bu ideolojiye davranışını kontrol edebilir. yapılan vurgudur. Tutumlar, bizim kim olduğumuzu • Toplumsal düzeyde kişilerin kendi gruplarına ve gösteren tüketim tercihleri ortamında serpilip gelişirler. diğer gruplara yönelik tutumları gruplar arası iş 20. yüzyılın en önemli endüstrisi kimlik yaratımıdır. birliğinin ve çatışmanın temelinde yer alır. Tüketim tercihlerimiz, dolayısıyla tutumlarımız bizim kim Kişilerin kendisinin dahil olmadığı gruba karşı olduğumuzu gösterir. olumsuz tutumları ya da önyargısı ayrımcılığa yol açabilir. Sosyal psikoloji disiplininde tutum konusu, 1920’lerde Thurstone ve arkadaşları tarafından geliştirilen tutum Tutum araştırma ve kuramlaştırma çalışmalarının odak ölçümleriyle başlamıştır. 1935’te Gordon Allport tutumun noktası tarihsel dönemlere göre farklılaşma göstermiştir. sosyal psikolojinin en ayrıcalıklı ve en vazgeçilmez Sosyal psikolojide tutumların tarihsel olarak değişimini kavramı olduğunu ilan etmiştir. Sosyal psikolojide izlememize olanak veren üç evre vardır:

tutumun bu kadar temel bir çalışma konusu olmasının 1. 1920’ler ve 1930’lar: Bu dönemde tutum önemli bir nedeni tutumların davranışları etkilediği ve çalışmaları oldukça statik konulardaki tutumları hatta belirlediğinin varsayılmasıdır. Sosyal psikolojinin ölçmeye ve bu tutumların davranışla nasıl ilişkili amacı sosyal davranışı açıklamak olarak kabul olduğuna odaklanmıştır. edildiğinden tutumlar da sosyal davranışı açıklamada 2. 1950’ler ve 1960’lar: Bu dönemdeki tutum anahtar kavramlardan biri hâline gelmiştir. Tutum çalışmaları tutum değişimine odaklanmıştır. kavramının sosyal psikolojide bu kadar merkezi bir konu 3. 1980’ler ve 1990’lar: Tutumun bilişsel bir sistem olmasının başka nedenleri de vardır. İnsanlar genellikle olarak yapı ve işlevlerinin açıklanmasına kendi tutumlarına benzer tutumları olan insanlara odaklanılmıştır. yaklaşırlar ve onlardan hoşlanırlar ve beklenebileceği gibi kendisininkinden farklı tutumları olan insanlardan Sosyal psikolojide bu kadar önemli olmasına ve üzerinde kaçınmaya çalışırlar ve onlardan hoşlanmazlar. en fazla araştırma yapılan konu olmasına rağmen tutum Tutumların sosyal psikolojide çok önemli Bir çalışma kavramıyla ne denmek istediği çok belirgin değildir. konusu olmasının diğer bir nedeni, tutumların tutum 1990’lara kadar sosyal psikolojide tutumları üç bileşenli nesnesi ile bilgiyi işleme biçimini de belirlemesidir. bir zihinsel yapı olarak tarif etme eğilimi çök yaygındı. İnsanlar genellikle kendi tutum ve inançlarını Bugün tutumun ABC modeli (biliş, duygu ve davranışın onaylamayan bilgidense onaylayan bilgiyi ararlar ve İngilizcedeki baş harfleri dolayısıyla verilen bir addır.


Tutumların bilişsel bileşeni belirli bir nesne ile Tutumların Gücü ilişkilendirilen inanç ya da düşünceyi ifade eder. Pek çok Genel olarak tutumlardan ne yapması bekleniyorsa (bilgi durumda kişinin tutumu, tutum nesnesinin olumlu veya işleme sürecine rehberlik etmek, davranışa yol açmak vb.) olumsuz özelliklerinin irdelenmesine dayanır. Tutumun güçlü tutumların tüm bunları daha iyi yapabileceği duygusal bileşeni bir tutum nesnesiyle ilişki olan duygu düşünülmektedir. Bu tutumların değişmeye daha dirençli, veya hislerdir. Duygusal boyut açıkça tutum nesnesini zamana daha dayanıklı ve davranışla daha tutarlı olduğu sevmek-sevmemek, hoşlanmak-hoşlanmamak biçiminde varsayılmaktadır. Genelde tutumun gücünden ifade edilebilir. Tutumun davranışsal bileşeni kişinin bahsedildiğinde tutum nesnesine yönelik düşünce ve tutum nesnesine yönelik davranış niyetini ya da eğilimini duygu yoğunluğunun kastedildiğini düşünebiliriz. Bir ifade eder. Ancak sosyal psikologlar tutumun bir bileşeni tutum nesnesinden hoşlanmak ile o tutum nesnesini olan davranış eğilimini davranışın kendisinden ayırır. taparcasına sevmek, bir tutum nesnesinden hoşlanmamak

Tutumların Yapısal Özellikleri ile ondan nefret etmek arasında fark gibi. Literatürde buna tutumun aşırılığı adı verilmektedir. Bir tutumun güçlü Spesifik olarak tutumları bir zihinsel yapı ya da temsil olması onun aşırı olduğu anlamına gelmez. Belki de olarak tanımlayabilmek için tutumu tutum yapan tutumun gücünü kişinin tutumuna bağlılık derecesi olarak özellikleri bilmek gereklidir. Tutumun başlıca yapısal genel bir şekilde tanımlayabiliriz. özellikleri şunlardır: Tutumların İşlevleri Tutumların Olumluluğu/Olumsuzluğu Tutumlara ilişkin farklı teorik yaklaşımların özünü ortaya Başlangıç olarak bir tutum nesnesine yönelik tutumun çok çıkaran iki temel işlevi olduğu öne sürülmektedir: kabaca olumlu ya da olumsuz olduğu söylenebilir. Yani bir tutumun yönü artı ya da eksi değerde olabilir. 1. Bilginin örgütlenmesine ve yaklaşma ve kaçınmaya rehberlik etmek: En temel düzeyde Tek Kutuplu ve Çift Kutuplu Tutumlar dünyayı iyi ve kötü olarak bölmek esaslı bir Bir tutumu bir değerlendirme çizgisi üzerinde sürece işaret eder. Çalışmalar insanların tutum değerlendirmek istediğimizde bu çizginin kapsadığı alanı nesnelerini (nesne, olay, kişi, grup vb.) bu bilmek isteyebilirsiniz. Örneğin “dondurmayı ne kadar boyutta değerlendirdikleri gibi bu seversiniz” sorusunun cevabı büyük olasılıkla nötrden değerlendirmeyi çok hızlı bir biçimde olumluya kadar uzanan bir aralıkta yer alacaktır. Bu tür gerçekleştirdiklerini de göstermektedir. İyiyi ve tutumlar tek kutuplu tutumlar olarak adlandırılır. Ancak kötüyü saptamak ya da çevreyi dostça ve diğer bazı tutumlar daha fazla kutuplaşmış tepkiler ortaya düşmanca olarak kategorilendirmek tutumların en çıkarabilir. Örneğin bazı kişiler kürtajın yasal bir açık ve en temel işlevi gibi görünmektedir. uygulama olması gerektiğini öne sürerken diğerleri bunu Tutumlar başka türlü karmaşık ve belirsiz olacak istememekle kalmaz, buna karşı çıkarlar. Bu tür tutumlar olan çevreyi (ortamı) örgütleyen ve başa çıkmayı çift kutuplu tutumlar olarak adlandırılır. sağlayan bir yapı sağlamaktadır. Bir tutumun bir

Tutumların Çok Boyutluluğu ve Çelişkili Tutumlar bilişsel şemayı temsil ettiği söylenebilir. 2. Yüksek psikolojik ihtiyaçlara hizmet etmek: Bazı Tek boyutlu tutum, bir tutumun iki ya da daha fazla araştırmacılar tutum nesnesinin kendisinden boyutsal uzamda değil, tek bir değerlendirme çizgisi kaynaklanan hoşlanma ve hoşlanmamayla, bir üzerinde bir nokta, tek bir puan ile betimlenmesi anlamına tutumu ifade etmek ya da dışa vurmaktan gelir. Ancak bu, bir konu/nesne hakkındaki tutumun farklı kaynaklanan hoşlanma ve hoşlanmamayı boyutlardaki değerlendirici tepkileri içermesini birbirinden ayırmak gerektiğini iddia ederler ki engellemez. Örneğin bir vejetaryen hayvanların bu sonuncusuna dışavurumcuya da sembolik öldürülmesine karşı olduğu için et yemeyi bırakmıştır. işlev adı verilir. Bazı tutumlar kişinin benliği için Başka bir vejetaryen buna ek olarak etin gut hastalığına ve öyle temeldir ki kişi bunları sözle ifade ederek ya et yemenin kolesterolü yükselterek kalp hastalığına neden da birtakım sembollerle dışa vurarak bu değerleri olduğunu düşünüyor olabilir. Bu durumda bu kişinin et başkalarına yansıtmış olur. Tutumun işlevlerinde yemeye ilişkin olumsuz tutumu iki boyuta dayanır: ahlak biri de bir işlev de egoyu koruma işlevidir. Bazı ve sağlık. Ayrıca bir değerlendirme boyutunda iki zıt uç tutumlar kişinin egosunu, yani benlik saygısını gibi görünen olguların aslında iki farklı ve bir dereceye koruma işlevine sahip olabilir. Psikanalitik kadar bağımsız olabildiklerini belirtmek gerekir. İki teoriye referansla anlaşılabilecek egoyu koruma, boyutlu tutum modelinin avantajı, olumlu ve olumsuz kişinin bilinçdışı çatışmalarından kaynaklanan uçların ayrı boyut olarak kavramsallaştırılmasının daha kaygılarını gidermek için ego savunma incelikli tutum pozisyonlarını görmemize izin vermesidir. mekanizmaları kullanmasını ifade eder. Kişi bu Ama asıl üzerinde düşünülmesi gereken sonuç bazı çatışmalarla yüzleşemediği için savunma durumlarda her iki boyutta yüksek puanlar alınıp, bu mekanizmaları yoluyla bu çatışmaların yarattığı tepkilerin hem olumlu hem olumsuz değerlendirmeleri kaygıyı azaltmaya çalışır. İşte bu bağlamda içermesidir. İşte burada çelişkili tutumdan söz edebiliriz. kişinin edindiği bazı tutumlar birer savunma


PSİ201U-SOSYAL PSİKOLOJİ I

Ünite 4: Tutumlar

mekanizması olarak işlev görerek, kaygısını azaltmaya hizmet eder. Tutumların egoyu koruma işlevine dair toplumsal sonuçları da olan en önemli konular önyargıyla ilişkili olanlardır.

Tutum ve Davranış Arasındaki İlişki

Tutumların neden davranışı yordayamadığına dair tartışma sosyal psikolojide tutum çalışmalarının erken dönemine kadar geriye gider. Wicker1969’da tutum ve davranış arasındaki ilişkiyi çalışan kırktan fazla araştırmayı toplu bir biçimde analiz ettiğinde tutum ve davranış arasında çok zayıf bir ilişki buldu. Bunun üzerine Wicker tutum kavramından vazgeçilmesi ve davranışa odaklanılması gerektiğini ileri sürdü. Ancak yine bu tartışmaların başından beri tutum ve davranış arasında ilişki olduğunu ve bu ilişkiyi daha detaylı araştırmak gerektiğini söyleyen sosyal psikologlar oldu. Onlara göre tutumların ifade edilmesini sağlamak, onların davranışı ortaya çıkarmasından çok daha kolaydı. Ancak tartışmalar sonucunda tutum kavramından vazgeçilmemiş, bunun yerine tutum ve davranış arasındaki ilişkiyi etkileyen değişkenlere odaklanılmıştır.

Tutumların davranışları yordadığını iddia eden sosyal psikologlar ilk çalışmaların tutum ve davranışı aynı spesifiklik düzeyinde ölçmediğini gözlemişlerdir. Araştırmacılar genellikle çok spesifik bir davranışı tahmin edebilmek için çok genel bir tutum ölçümü yapmışlardır. LaPiere’in çalışmasında da anketle sorulan sorular çok genel iken, gözlem yapılan davranış çok spesifiktir. Ankette işletmelere genel olarak Çinlilerin girip giremeyeceği sorulmuş, oysa davranış gözlemi düzleminde iyi giyimli, iyi İngilizce konuşan ve yanında bir beyazla otele ya da restorana giren iki Çinliye nasıl davranıldığı gözlemlenmiştir. Bu durumda ölçülen tutum ile gözlenen davranış arasında tutarsızlık olması beklenen bir durumdur. Bir çalışmada araştırmacılar katılımcıların çevreye ilişkin tutumlarını üç farklı spesifiklik düzeyinde ölçmüşlerdir. En az spesifiklik düzeyinde katılımcılar genel çevresel sorunlara ilişkin tutumlarını, orta düzeyde çeşitli çevre örgütlerinin ilgilendiği spesifik ekolojik kaygılara yönelik tutumlarını ifade etmişler ve en spesifik düzeyde de önemli bir çevre kulübünün değerlendirmesini yapmışlardır. Beş ay sonra katılımcılara, araştırmanın bir düzeyinde sözü geçen çevre örgütünün üyelik formu gönderilmiştir. Bu üç düzeydeki tutumlar ile bu çevre örgütüne üye olmak arasındaki ilişkiyi araştıran araştırmacılar, en genel düzeydeki tutumlar (genel çevresel sorunlara duyarlılık) söz konusu çevre kulübüne üye olma arasında bir ilişki bulunmamıştır. Yani çevre sorunları hakkında güçlü ve olumlu olsa da genel bir tutum sahibi olmak, katılımcılar açısından bir çevre kulübüne üye olmak gerektiği anlamına gelmemiştir. Diğer yandan tutum ile davranış arasındaki en güçlü ilişki en spesifik düzeyde, yani bir çevre kulübüne ilişkin tutumlar ile o çevre kulübüne üye olmak arasında bulunmuştur. Tutumların ölçülme ve davranışların

gözlenme düzeyi arasındaki bu karşılıklılığa denklik hipotezi adı verilmektedir.

Ünitenin “Tutumların Yapısal Özellikleri” başlığı altında tutumların gücüne değinilmişti. Ancak burada tutumların gücünün tutum-davranış tutarlılığıyla (tutum doğrultusunda davranış sergilemek)ilişkisine odaklanılmıştır. Güçlü tutumların davranışı belirlemesi ve değişmeye dirençli olması çok beklendik bir durumdur. Yine daha önceki tutumların gücü bahsinden hatırlayacağınız gibi, eğer güçlü tutumlar davranışı daha fazla yordamaya olanak veriyorsa, yani tutum doğrultusunda bir davranış gösteriliyorsa, o hâlde ne tür koşullarda güçlü tutumlar davranışı belirliyor sorusunu sormak gereklidir. Araştırmalar bir konu hakkında bilgi edinmenin basitçe o konudaki tutum-davranış tutarlılığını arttırdığını göstermiştir. Tutumların gücünün diğer bir kaynağı kişinin tutum nesnesiyle kişisel olarak ilişkili olma düzeyidir. Tutum nesnesinin kişisel yaşamıyla daha çok ilişkili olanların tutumları davranışı tahmin etmeden çok daha etkilidir.

Tutumun konusu olan kişi, nesne ya da olayla direkt deneyim yaşamış olmak tutum ve davranış arasındaki tutarlılığı arttırmaktadır. Bu tür deneyimler kişinin tutumunun kesinliğini ve tutum nesnesi hakkındaki bilgisini arttırır. Literatürdeki çalışmalar direkt deneyim yoluyla oluşturulan tutumların böyle oluşturulmayanlara göre neredeyse her zaman kişinin daha sonraki eylemlerini belirlediğini göstermiştir. Tutumu bilişsel bir yapı olarak görmek, onun bellekte temsil edildiğini söylemek anlamına gelir. Tutumlar diğer tüm deneyimler gibi bellekte saklanıyorsa o zaman onları bellekten geri çağırma yani hatırlanmaları üzerine de konuşmamız gerekir. Bu bağlamda erişilebilir tutumdan bahsedildiğinde bellekten kolay ve hızlı bir biçimde geri çağırılabilen tutumlar kastedilmektedir. Diğer bir deyişle eğer bir tutum erişilebilirse kolayca geri çağırılabilir ve akla kendiliğinden gelebilir. Bu yüzden de bu tutumların davranışı etkileme olasılığı çok yüksektir. Direkt deneyimler tutumların erişilebilirliğini arttırmada önemli bir faktördür. Diğeri ise tutumların gücüdür. İnsanlar arasındaki belirli tutumlardaki tutum erişilebilirliği arasındaki farklılıkların tutumun gücünden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Bilişsel anlamda bir tutumun güçlü olması bir tutum nesnesi ile onun değerlendirmesi arasında tutarlı ve tekrarlanmış bağ kurulmuş olması demektir. Verili bir zamanda kişideki tüm tutumlar aktif hâlde değildir. Dolayısıyla tutumların zihinde aktive edilmesi, yani harekete geçirilmesi gerekir. Bilişsel psikolojiden hareketle tutumlar bellekteki düğümler olarak görülür ve çağrışımsal bir ağ içinde yer alırlar. Tutumlar yani düğümlerle ilgili bir deneyim yaşadığımızda düğümler harekete geçer ve bununla bağlantılı olan diğer düğümler de aynı anda aktive olur. Tutumların bu çağrışımsal ağ modelinde, bir tutum, nesnesi ile onun öznel değerlendirmesi arasındaki bağlantı olarak görülür.


Tutum ve davranış arasındaki ilişkiyi etkileyen bir başka faktör benlik-farkındalığıdır. Özel benlik-farkındalığı yüksek olan kişiler davranışı gerçekleştirmede kişisel standartlarına daha çok dikkat gösterirken, kamusal benlik-farkındalığı yüksek olan kişiler kamusal standartlara daha fazla dikkat ederler. Tutum ile davranış arasındaki ilişki, kişinin o davranış öncesinde deneyimlediği benlik farkındalığı türü (özel ya da kamusal) tarafından belirlenir.

1970’lerde tutumların davranışı belirleyip belirlemediği tartışmasının ürünlerinden biri de planlanmış davranış teorisinin geliştirilmesidir. Bu teoriye göre davranış belli sonuçları elde etmek niyetiyle gerçekleştirilir. Dolayısıyla bu teori açısından insanlar bir davranışı yapmadan önce sonuçlarını düşünerek eyleme geçerler. Planlanmış davranış teorisine göre davranışın en dolaysız nedeni tutum değil, davranışın sonuçlarına göre eyleme geçip geçmemeyi belirleyen niyettir. Bu yüzden de teori tutumların niyeti etkileme aracılığıyla davranış üzerinde etkili olduğunu ileri sürer. Bu teorik modelde bir davranışa yönelik niyetin ortaya çıkması için tutuma ek olarak iki bileşene daha ihtiyaç vardır. Dolayısıyla niyeti ortaya çıkaran üç temel bileşen söz konusudur: davranışa yönelik tutum, öznel normlar ve algılanan davranışsal kontrol.

Planlanmış davranış teorisyenleri bir davranışı gerçekleştirmeye yönelik tutumun oluşturulmasının oldukça rasyonel bir süreç olduğuna ve bu tutumun iki faktörün ürünü olduğuna inanırlar:

1. Belirli bir davranışın sonuçlarına ilişkin kişinin inancı, 2. Kişinin olası sonuçlara ilişkin değerlendirmesi.

Teorinin diğer bir bileşeni öznel normdur. Öznel norm, kişinin çevresindeki diğer insanların onun belirli bir davranışını onaylayıp onaylamayacaklarına dair yargısıdır. Tutumlar gibi öznel norm de iki faktörün ürünü olarak ortaya çıkar:

1. Kişi için önemli olan insanların algılanan beklentileri, 2. Kişinin bu beklentilere uyma motivasyonu.

Davranışa yönelik tutumla öznel norm birlikte ele alındığında şu söylenebilir: Her ikisi de dikkatli bir biçimde ölçüldüğünde, sonuçlar genel olarak niyet ve davranış arasında yüksek bir örtüşme olduğunu göstermektedir. Ayrıca araştırmalar davranış niyetinin öznel normlara göre tutumlar tarafından daha fazla etkilendiğini gösterse de bu ikisinin her birinin niyete olan katkısı hangi tutumun söz konusu olduğuna, ortama ve araştırmanın yapıldığı popülasyona bağlıdır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında