PSI103U- PSİKOLOJİ
Ünite 6: Güdülenme ve Duygular
Güdülerin Tanımlanması ve Sınıflandırılması
Güdülenme, organizmaların davranışlarını harekete geçiren, bu davranışların sürdürülmesini ve sonuçta fiziksel veya psikolojik ihtiyaçların ve isteklerin karşılanmasını sağlayan sürece denir. Güdülenme kelimesi Latince "movere"sözcüğünden gelmektedir.
Güdülenme ve davranış arasındaki ilişki doğrusal veya basit değildir; bireysel farklılıklar ve çevresel faktörler bu ilişkide önemli rol oynar. Güdüler, doğuştan gelen ve öğrenilen olmak üzere iki ana kategoride incelenir:
• Biyolojik Güdüler: Hayatta kalmak için gerekli fizyolojik ihtiyaçları karşılamak üzere davranışı harekete geçiren güdülerdir.
• Sosyal Güdüler: Daha çok deneyimle öğrenilen ve başarma, güç kazanma gibi psikolojik ihtiyaçları gidermekle ilişkili güdülerdir.
Biyolojik Güdülere Örnekler:
• Açlık ve Tokluk: Açlık ve tokluk hissini yöneten beyin bölgesi hipotalamustur. Lateral hipotalamusun açlık hissiyle, ventromedial hipotalamusun ise tokluk hissiyle ilgili olduğu düşünülmektedir. Leptin hormonu, beyne açlık hissini sonlandırma sinyali göndererek yemeğin ödül değerini azaltır, bu da doydukça yiyeceğe olan ilginin azalmasına neden olur. Açlık büyük ölçüde biyolojik olsa da alışkanlıklar veya sosyalleşme gibi sosyal boyutları da vardır.
Sosyal Güdülere Örnekler:
• Başarı Güdüsü: Başarma ihtiyacı, zorlu hedeflere ulaşma, engellere rağmen çalışmaya devam etme arzusuyla ilgilidir. Başarma ihtiyacı yüksek olan kişiler, başarılı olduklarını kanıtlayabilecekleri orta zorlukta koşulları tercih ederler. Başarı güdüsü, Batı toplumları gibi bireysel odaklı kültürlerde bireysel faydayla ilişkiliyken, ilişkisel kültürlerde aile veya topluluğun başarısı için yararlı olan görevlere yüksek fayda değeri atfedilebilir.
• Güç Kazanma İhtiyacı: Başkaları üzerinde etki ve kontrol sahibi olma eğilimidir. Güç kazanma ihtiyacı yüksek olan kişiler statü ve saygınlığa önem verir, pahalı giysiler gibi güçlerini sergileyecek nesneleri tercih edebilirler. Başarı ihtiyacı yüksek olanlar için ise hedefe ulaşmanın verdiği haz önemlidir.
• Bağlanma İhtiyacı: İnsanlar, diğer insanlarla sosyal etkileşim hâlinde olma ve bağlanma ihtiyacı duyarlar. Bağlanma ihtiyacı yüksek olanlar, arkadaşlarıyla daha fazla vakit geçirmeyi ve daha az yalnız kalmayı arzu ederler.
İçsel ve Dışsal Güdüler:
• İçsel Güdüler: Bireyin içsel olarak deneyimlediği, merakından veya kişisel tatmin arayışından kaynaklanan motivasyonlardır.
• Dışsal Güdüler: Bireyin dışarıdan gelen ödüller, cezalar veya sosyal baskılar nedeniyle bir davranışı gerçekleştirmesidir.
Güdülenme Kuramları
Güdülenmenin işleyişini açıklamaya çalışan başlıca kuramlar şunlardır:
• İçgüdü Kuramı: İçgüdü, genellikle biyolojik olarak belirlenmiş ve organizmanın doğuştan getirdiği kalıplaşmış davranış örüntüleridir. Bu kuram, içgüdülerin davranışları yönlendirecek enerjiyi sağladığını ileri sürer. Ancak insan davranışlarının önemli bir kısmının öğrenilerek kazanılması nedeniyle, davranışı sadece içgüdülerle açıklamak zordur.
• Dürtü Azalması Kuramı: Biyolojik ihtiyaçlar bir gerilim oluşturur ve bu dürtü organizmayı eyleme geçmeye ve bedende biyolojik dengeyi sağlamaya yönlendirir. Bu kuram birincil dürtülerin davranışı nasıl yönlendirdiğini açıklar, ancak merak veya ekstrem sporlar gibi biyolojik bir ihtiyacı azaltmak için yapılmayan davranışları tek başına açıklayamaz.
• Uyarıcı Odaklı Kuramlar: Davranışı, uyarılmışlığı optimal bir düzeyde tutma amacıyla ilişkilendirir. Heyecan arama, bazı bireylerin yüksek düzeyde uyarılmışlık ihtiyacı duymasıdır ve biyolojik temelli bir kişilik özelliği olduğu düşünülür. Bu kuramlara göre, dışsal ve çekici uyaranlar güdülenmenin temelinde yatar. Günümüzde içsel dürtülerin "iterek" ve dışsal özendiricilerin "çekerek" davranışları harekete geçirdiği kabul edilir.
• Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi: Maslow, güdülenmeyi sağlayan ihtiyaçları hiyerarşik bir sıraya koyar. Piramidin tabanında en temel ihtiyaçlar yer alırken, tepe noktasında daha karmaşık, üst düzey ihtiyaçlar bulunur.
o Piramit Sıralaması: Fizyolojik ihtiyaçlar karşılandığında güvenlik ihtiyaçlarına geçilir. Bunlar karşılandığında sevgi/ait olma ihtiyacı ve sonrasında öz saygı ihtiyacı ön plana çıkar. En üst basamakta, bireyin potansiyelini fark edip kullandığı kendini gerçekleştirme ihtiyacı yer alır. Maslow, üst düzey ihtiyaçlara geçiş için tabandaki temel ihtiyaçların giderilmesi gerektiğini savunur.
Duygular
Duygular, fizyolojik ve bilişsel bileşenleri olan ve davranışları yönlendirebilen hisler olarak tanımlanabilir.
• Fizyolojik Bileşen: Kalp atışlarının hızı, terleme düzeyi gibi fiziksel süreçleri içerir.
• Bilişsel Bileşen: Bir olayın nasıl yorumlandığı ve ne düşünüldüğüdür.
• Davranışsal Bileşen: Olaylara nasıl tepki verildiğiyle ilgilidir.
Duyguların İfadesi:
• Charles Darwin, bazı temel duygu ifadelerinin evrensel olduğunu ve tüm insanların benzer biçimde ifade ettiğini ileri sürmüştür.
• Paul Ekman ve meslektaşları, şaşkınlık, öfke, üzüntü, mutluluk, tiksinme ve korku gibi bazı temel yüz ifadelerinin farklı kültürlerde yaşayan insanlar tarafından tanınabildiğini gösteren çalışmalar yapmıştır. Günümüzde Ekman, bunlara küçümsemeyi de ekleyerek yedi evrensel duygu ifadesi üzerinde çalışmaktadır.
• Yedi temel ifade dışında kalan duygusal ifadelerin kültürlerarası farklılıklar gösterebileceği, bu durumun öğrenmenin duyguların dışa vurumu üzerindeki önemini vurguladığı belirtilmektedir.
Duyguların İşlevleri:
• Davranışı Harekete Geçirme: Duygular, davranışları başlatan ve sürdüren dürtüler gibidir.
• Gelecekteki Davranışı Şekillendirme: Duygular, olaylara verilen tepkileri öğrenerek gelecekte benzer olaylara karşı verilecek davranışları şekillendirebilir.
• Sosyal Etkileşimi Destekleme: Duygular, diğer insanların neler hissettiğini anlama ve gelmekte olan davranışlarını tahmin etme fırsatı vererek sosyal etkileşimi destekler.
Duygu Kuramları
Duyguların nasıl oluştuğu ve tepkilerin nasıl verildiğine yönelik dört temel kuramsal yaklaşım bulunmaktadır:
• James-Lange Kuramı: Duygusal deneyim basitçe çevredeki olaylara karşı bedenin verdiği içgüdüsel tepkilerin yorumlanmasıdır. Bu kurama göre, insanlar kaçtıkları için korkar, ağladıkları için üzgün hissederler. Bu kuram, bedensel tepkilerdeki bir azalmanın duyguların hissedilmesinde azalmayla sonuçlandığı durumlarla desteklenir. Ancak eleştiriler, bedensel değişimlerin yavaş olmasının anlık duygusal deneyimin kaynağı olamayacağını ve bedensel
uyarılmanın her zaman duygu üretmediğini öne sürer.
• Cannon-Bard Kuramı: Duyguların ve fizyolojik tepkilerin eşzamanlı olarak gerçekleştiğini savunur. Bir olay karşısında hem duygusal tepki hissedilir hem de buna uygun fizyolojik değişimler meydana gelir. Bu iki tepki beynin talamus gibi yapıları tarafından aynı anda başlatılır ve birbirinden bağımsız ilerler. Kuram, fizyolojik uyarımın tek başına duyguyu belirlemediği itirazını destekler.
• Schachter-Singer Kuramı: Duyguların oluşumu iki temel bileşene dayanır: Fizyolojik uyarılma ve bilişsel yorumlama. Kişi, fizyolojik bir uyarılma yaşadıktan sonra, duygunun ne olduğunu anlamak için çevresel ipuçlarını değerlendirir. Klasik deneyleri, aynı fizyolojik uyarılmanın farklı çevresel bağlamlarda farklı duygulara yol açabildiğini göstermiştir. Bu, duyguların bilişsel bir bileşeni olduğunu ve insanların duygularını düşünerek şekillendirdiğini gösterir.
• Lazarus’un Bilişsel Aracılık Kuramı: Duyguların oluşumunda bilişsel değerlendirme süreçlerinin merkezi bir rol oynadığını öne sürer. Duygunun kaynağı, olayın kendisinden çok, bu olaya atfettiğimiz anlamdır. Değerlendirme süreci üç aşamada gerçekleşir: Birincil değerlendirme, ikincil değerlendirme ve yeniden değerlendirme.
Duyguların Nörobilimsel Mekanizması
Duygusal deneyimler beynin karmaşık nöral devreleri tarafından düzenlenir.
• Limbik Sistem: Duygusal deneyimler ağırlıklı olarak limbik sistem adı verilen beyin bölgelerinde işlenir.
o Amigdala: Korku ve tehdit algısı gibi temel duygusal tepkilerde kilit rol oynar; başkalarının yüzündeki duygu ifadelerini tanımak için de önemlidir. Amigdala hasarı, korku koşullanmasını engeller.
o Hipokampüs: Bellek ve duygular arasındaki ilişkiyi düzenler; travmatik olaylarda duygusal anıların saklanmasında kritik rol oynar.
o Hipotalamus: Vücut tepkilerini düzenleyerek duyguların fiziksel bileşenini yönetir.
• Korteks: Prefrontal korteks, duyguların düzenlenmesi ve kontrol edilmesinde önemli bir rol oynar.
o Beynin sol ön lobu olumlu duygularla, sağ ön lobu ise üzüntü ve kaygı gibi olumsuz duygularla ilişkilendirilmiştir.
• Nöroileticiler ve Hormonlar:
o Dopamin: Ödül ve motivasyon sisteminde görev alır; mutluluk ve zevkle doğrudan ilişkilidir.
o Serotonin: Duygusal dengeyi ve mutluluğu düzenler.
o Kortizol: Stres hormonu olarak bilinir; kronik stres nedeniyle uzun süre yüksek seviyelerde kaldığında bağışıklık sistemini zayıflatabilir ve sağlık sorunlarına yol açabilir.
• Duyguların İşleniş Modeli: Doğrudan Yol- Dolaylı Yol Modeli, tehdit algısının nasıl işlendiğini açıklar. Doğrudan yol, duyusal bilgiyi talamustan amigdalaya hızlıca ileterek detaylı değerlendirme yapmadan hızlı tepki verilmesini sağlar. Dolaylı yol ise uyaranın kortekse gönderilip detaylı analizden geçirilmesini sağlar, bu da duygusal tepkilerin kontrol edilmesine yardımcı olabilir.