AÖF Soru Bankası

Maliye PolitikasıÜnite 8 Özeti

Gelir Dağılımı ve Maliye Politikası

MLY402U-MALİYE POLİTİKASI

Ünite 8: Gelir Dağılımı ve Maliye Politikası

Giriş

Gelir dağılımı, bir ülkede oluşan millî gelirin toplumun farklı kesimleri tarafından nasıl bölüşüldüğünü ifade eden genel bir kavramdır. Gelir dağılımının bozuk olduğu bir ekonomide refah düzeyi artmaz. Maliye politikasının amaçlarından biri, gelirin dengeli dağılımını sağlama ve sürdürmektir. Bu amaç doğrultusunda, bir ekonomide oluşan gelir eşitsizliklerini gidermek üzere maliye politikası kapsamında mali araçların kullanılarak gelirin dengeli dağılımının sağlanması gerekmektedir.

Piyasa ekonomisinin kendi işleyişine bağlı olarak ve kamusal bir müdahale olmaksızın oluşan gelir dağılımına “birincil gelir dağılımı” adı verilir. “İkincil gelir dağılımı” ya da gelirin yeniden dağılımı ise gelirin doğuşu ile kullanılışı arasında geçen yeniden dağılımını ifade etmektedir. Devletin vergi alarak sosyal yardımlarda bulunması örnek olarak verilebilir. Temel ölçüt, gelirin oluşum sürecinde eş zamanlı olarak ortaya çıkan gelir paylarına kamusal bir müdahalenin bulunup bulunmamasıdır.

Gelir Dağılımı Tanımları

Gelirden alınan payın üretim faktörlerine, kişilere, bölgelere ve sektörlere dağılımı esas alınarak tanımlanması mümkündür. Buna göre gelir dağılımı türleri; fonksiyonel gelir dağılımı, bireysel gelir dağılımı, bölgesel gelir dağılımı ve sektöre gelir dağılımıdır.

Fonksiyonel Gelir Dağılımı

Fonksiyonel ya da faktörel gelir dağılımı, bir ülkede, belirli bir sürede, üretimde kullanılan üretim faktörlerinin üretilen millî gelirden aldıkları paylara göre oluşan dağılım olarak tanımlanabilir. Bir ülkede üretim sürecinde kullanılan üretim faktörleri olarak emek, sermaye, doğal kaynaklar ve girişim bulunmaktadır. Üretimde emeği ile yer alan faktör sahipleri oluşan millî gelirden ücret geliri elde ederler. Sermaye faktörüne sahip olanlar sermayelerini üretim sürecinde kullandırmalarına bağlı olarak faiz geliri elde ederler. Doğal kaynaklar ya da gayrimenkullerin sahipleri ise bunları üretim sürecinde tutarak millî gelirin oluşumuna katkı sağlarlar. Bu katkıya bağlı olarak gayrimenkul sahipleri millî gelirden kira geliri olarak pay alırlar. Girişim faktörü sahipleri de girişim faktörünün üretim sürecindeki rolüne bağlı olarak oluşan millî gelirden kâr ya da zararı pay olarak elde ederler. Üretim faktörlerinin üretim sürecinde kullanımı ile sağlanan millî gelirden aldıkları payların toplamı, ücret, kira, faiz ve kâr, millî gelire eşit olur. Çünkü millî gelir hesaplama yöntemlerinden biri gelir yöntemidir. Gelir yöntemine göre bir ekonomide üretimde kullanılan bütün faktörlerin elde ettikleri gelirlerin toplamı millî geliri vermektedir.

Kişisel Gelir Dağılımı

Kişisel gelir dağılımı, bireylerin ya da hane halkının millî gelirden aldıkları payları gösteren dağılım olarak tanımlanabilir. Kişisel gelir dağılımı, en yaygın kullanılan gelir dağılımı tanımıdır.

Bölgesel Gelir Dağılımı

Bölgesel gelir dağılımı, bir ülkenin tanımlı bölgeleri dikkate alınarak her bir bölgenin millî gelirden aldığı payı gösteren dağılımdır. Ülkemizde tanımlı bölge olarak, yedi coğrafi bölge, kırsal ve kentsel bölge, istatistiki bölge, doğu, batı, güney ve kuzey, iller ya da ilçeler esas alınarak bölgesel gelir dağılımı hesaplanabilir. Bu dağılımın temel amacı, esas alınan bölgeler arası gelişmişlik farkının tespiti ve buna bağlı oluşan farkın uygun maliye politikaları ile azaltılmasıdır.

Sektörel Gelir Dağılımı

Sektörel gelir dağılımı, bir ülkede belirli bir dönemde, genellikle bir yılda, meydana gelen millî gelirden sektörlerin aldıkları payları gösteren dağılımdır. Tarım, sanayi ve hizmet sektörü esas alınarak millî gelirin bu sektörler arasındaki dağılımını gösterir. Bu üç ana sektörü alt sektörlere ayırarak daha detaylı sektörel gelir dağılımı oluşturulabilir. Tarım, imalat, ulaştırma, inşaat, madencilik, ticaret, eğitim ve sağlık gibi sektörlerin millî gelirden aldıkları payların zaman içindeki gelişimi ve değişimine bağlı olarak sektörler arası dengesizlikleri giderici politikalar yürütülebilir.

Gelir Dağılımını Etkileyen Faktörler

Gelir dağılımını etkileyen faktörlerin neler olduğunu anlamak için gelirin hangi faktörlere göre oluştuğuna bakmak yerinde olur. Bilindiği üzere, üretim faktörlerinin üretimde kullanılması ile millî gelir ortaya çıkmakta ve gelir dağılımı oluşmaktadır. Gelir dağılımını doğrudan etkileyen faktörlerin üretim faktörlerinin niteliği, değeri ve dağılımına bağlı olduğunu ileri sürmek mümkündür. Emeğin dağılımı, emeğin niteliğindeki farklılık, servetin dağılımında eşitsizlik, faktör fiyatlarının nispi durumu, makroekonomik ve politik faktörler gelir dağılımını etkileyen faktörler arasında yer almaktadır.

Emeğin Dağılımı

Bir toplumda, herkesin sahip olduğu temel üretim faktörü emektir. Neoklasik iktisat teorisine göre, tam rekabetçi girdi piyasası koşullarında emek faktörünün üretimde kullanılması ile elde edilen ücret gelirinin bu faktörün marjinal verimliliğine eşit olduğu varsayılmaktadır. Bu teoriye göre, emek faktörünün bir ekonomideki dağılımı, niteliği ve oluşan değerine (ücret düzeyi) göre gelir dağılımı şekillenmektedir.

Emeğin Niteliğindeki Farklılık

Emeğin niteliği ücret düzeyini belirleyen en temel faktördür. Beden gücü ile üretim sürecine katılanlar ile beşeri sermayesi ile üretime katkı sağlayanların elde edecekleri gelirleri aynı olmamaktadır. Vasıflı işgücü için eğitim gerekmektedir. Dolayısıyla beşeri sermayesi yüksek olanlar millî gelirden daha yüksek pay alırken, vasfı sınırlı olanlar ise daha az gelir ile yetinirler. Bir ekonomide işgücünün beşeri sermaye donanımının derecesine göre ücret gelirleri farklılaşır. Bu farklılık da gelirin dağılımını etkiler.


Servetin Dağılımında Eşitsizlik

Bir ülkede servetin dağılımına bağlı olarak gelir dağılımı oluşur. Bir ekonominin gelişme sürecinde toprağın dağılımı ve sonrasında sermaye ile oluşan servetin dağılımında görülen eşitsizlik gelir dağılımını da etkilemektedir. Servet sahipleri sahip oldukları üretim faktörlerini üretim sürecinde kullanarak sadece ücret geliri değil, aynı zamanda diğer üretim faktörlerinin getirilerine (faiz, kâr, kira) de sahip olurlar.

Faktör Fiyatlarının Nispi Durumu

Ücret, faiz, kira ve kâr gibi üretim faktörlerinin fiyatlarının zaman içindeki değişimleri ile oluşan gelir payları da değişmekte ve gelir dağılımını etkilemektedir. Nüfus artışına bağlı olarak emek faktörü sahiplerinin sayısı artmaktadır. Emek faktörü sahiplerinin eğitim fırsatlarından yeterli düzeyde yararlanamamaları, dolayısıyla, ücret artış hızları diğer faktör fiyatlarının artış hızının gerisinde kalmaktadır. Bu durum ücret geliri elde edenler aleyhine millî gelirin dağılımının değişimine yol açmaktadır. Faiz, kira ve kâr geliri elde edenlerin sermaye ya da servet sahipleri olduğu düşünüldüğünde, bu gelirlerin birinde veya birkaçında oluşan artış, servet lehinde ancak emek sahipleri aleyhinde olmak üzere millî gelirin dağılımını etkilemektedir.

Makroekonomik ve Politik Faktörler

Bir ekonomide görülen enflasyon, deflasyon, işsizlik gibi makroekonomik istikrarsızlıklar ücret ve diğer üretim faktörlerinin fiyatlarını etkileyerek millî gelirin dağılımını değiştirebilir. Enflasyonun yaşandığı bir ekonomide gelirlerini enflasyon oranında artıramayan sabit gelirliler aleyhine ve gelirlerini enflasyon oranında ya da onun da üzerinde artırabilenler lehine olmak üzere gelir dağılımı değişir. İşsizliğin yaşandığı bir ekonomide ücretlerin artış hızı her zaman diğer faktör fiyatlarına göre daha sınırlı olur. Bu durum emek geliri aleyhine gelirin dağılımını etkiler.

Gelir Dağılımı Ölçüm Yöntemleri

Bir ülkede millî gelirin toplumun değişik kesimleri arasında nasıl dağıldığı pozitif, nasıl dağılması gerektiği ise normatif açıdan incelenmektedir. Pozitif açıdan yapılan değerlendirmede millî gelirin nasıl bir dağılım gösterdiğini, dağılımın eşit veya eşitsizliğinin durumu belirlenir. Lorenz eğrisi, Gini katsayısı, yüzde paylar, değişim aralığı ve aralık ölçüsü kişisel gelirin nasıl dağıldığını gösteren çeşitli ölçüm yöntemleri arasında yer almaktadır.

Lorenz Eğrisi

Lorenz eğrisi Amerikalı iktisatçı Max Otto Lorenz tarafından 1905 yılında geliştirilmiştir. Lorenz eğrisi ile bir ülkenin millî gelirinin ve nüfusunun paylara ayrılmış birikimli değerleri karşılıklı olarak gösterilmektedir. Lorenz eğrisini oluşturmak için bireylerin millî gelirden aldıkları paylar en küçükten en büyüğe doğru sıralanır. Daha sonra hem bireylerin ve hem de bireylerin gelirlerinin nüfus ve millî gelir içindeki payları ayrı ayrı belirlenir.

Bulunan değerler grafiğin eksenlerine işlenerek Lorenz eğrisi oluşturulur.

Bir ekonomide herkesin millî gelirden eşit pay aldığı mutlak eşitlik durumunda nüfusun yüzdesi ile millî gelirden alınan gelir payının yüzdesi aynı olur. Kitabınızda yer alan Şekil 8.1 Lorenz eğrisini göstermektedir. Gelir eşit dağıldığında Lorenz eğrisi (ZF) ile ifade edilen 45 derece doğrusu ile temsil edilmektedir. Gelirin mutlak eşit dağıldığı bu özel durumda, örneğin, gelirin %20’sini nüfusun %20’si, gelirin %60’ını nüfusun %60’ı elde etmektedir. Dolayısıyla gelir dağılımında mutlak eşitlik oluşmaktadır. Bu durum şüphesiz ki hiçbir ülkede görülmemektedir.

Şekile göre, nüfusun en düşük gelire sahip %20’sinin millî gelirden aldığı pay %5,9 olup şekilde (A) noktasında gösterilmektedir. Nüfusun ikinci %20’sinin millî gelirden aldığı pay %10,6 olup buna ilk grubun payı eklenerek (B) noktasında gösterilmektedir. Nüfusun üçüncü ve dördüncü %20’lik dilimlerinin millî gelirden aldıkları paylar da sırasıyla %14,9 ve %21,1 olup şekil üzerinde (C) ve (D) noktaları ile temsil edilmektedir. Millî gelirden en yüksek paya sahip nüfusa ait %20 ise millî gelirin %47,5’ini elde etmiştir. Bir taraftan nüfusun %80’ni millî gelirin yaklaşık yarısını elde ederken diğer taraftan nüfusun en zengin %20’sinin millî gelirin diğer yarısına yakınını elde ettiği görülmekte ve bu durum gelir dağılımının eşitsizlik boyutunun yüksek olduğunu göstermektedir. (Z) noktasından başlayarak (A, B, C, D) noktalarını (F) noktası ile birleştirerek elde edilen eğri Lorenz eğrisini temsil etmektedir. Bu eğrinin (ZF) eğrisine yaklaşması hali gelir dağılımının giderek eşit bir dağılıma yaklaştığını, (T) köşesine doğru genişlemesi durumu ise millî gelirin daha eşitsiz bir dağılım oluşturduğuna işaret etmektedir.

Gini Katsayısı

Gini katsayısı İtalyan İstatistikçi Corrado Gini tarafından 1912 yılında geliştirilmiştir. Lorenz eğrisini kullanarak oluşturduğu katsayı Gini katsayısı olarak adlandırılmıştır. Bu katsayı “0” ile “1” arasında değişen yüzdelik bir değer ile ifade edilmektedir. Şekil 8.1’de, (ZF) ile gösterilen 45°’lik Lorenz eğrisi üzerinde gelir mutlak eşit dağılım göstermekte ve Gini katsayısı “0” olmakta, Şekilde (ZTF) ile ifade edilen, ters (L) şeklinde oluşan, Lorenz eğrisi üzerinde gelir mutlak eşitsiz dağılım göstermekte ve Gini katsayısı 1 değerini almaktadır. Millî gelirin tamamının tek bir kişiye ait olduğu bu ekstrem durum varsayımsal olarak ileri sürülmektedir.

Gini katsayısı, Lorenz eğrisi ile (ZF) doğrusu arasında yer alan (x) alanını üçgenin toplam alanı olan (x+y) alanına oranlanarak hesaplanabilir. Bu durumda; Gini Katsayısı, “G = x / (x + y)” formülü ile hesaplanabilir. Gini katsayısının sıfıra yaklaşması millî gelirin kişiler arasında daha eşitlikçi dağılım gösterdiğini, 1’e yaklaştıkça millî gelirin daha eşitsiz bir dağılım gösterdiği kabul edilir. Ülkemizin Gini katsayısı 2006 yılından 2019’a kadar “0,40-0,43” aralığında değişmektedir.


Yüzde Paylar

Kişisel gelir dağılımının eşitsizliğinin ölçümünde kullanılan yöntemlerden biri de yüzde paylar yöntemidir. Bu yöntem ile bir ülkedeki her hane halkı, millî gelirden aldığı gelire göre en küçükten en büyüğe doğru sıralanır. Daha sonra hanehalkları belirli yüzdeler halinde tanımlanarak (%1 olarak 100, %5 olarak 20, %10 olarak 10 ve %20 olarak 5) gruplara ayrılır. Her grubun geliri toplanarak millî gelir içindeki yüzde payları belirlenir. Nüfusun yüzdeleri millî gelirden aldıkları paylara göre en küçükten en büyüğe doğru bir tablo ile gösterilir.

Değişim Aralığı ve Aralık Ölçüsü

Değişim aralığı ölçüsü, bir ülkedeki millî gelirin kişisel dağılımı dikkate alınarak en küçük ve en büyük gelir arasındaki farkı ifade eder. Bu değerlerin yıllar içindeki değişimine bağlı olarak ülkenin gelir dağılımı hakkında genel bir değerlendirme yapılabilir. Bu ölçüt ile millî gelirden alınan payların en küçüğü ve en büyüğünün farkı ve bu farkın nasıl değişim gösterdiğine odaklanılmakta, aradaki diğer dağılım ihmal edilmektedir. Aralık ölçüsü, bir ülkedeki millî gelirin kişisel dağılımı dikkate alınarak en küçük ve en büyük gelir arasındaki farkın o ülkede aynı dönemde hesaplanan ortalama gelire oranı alınarak bulunmaktadır.

Gelirin Yeniden Dağılımında Maliye Politikasının Rolü

Klasik iktisat teorisine göre, serbest piyasa ekonomisinde, mal ve hizmet piyasaları ile üretim faktörleri piyasalarında tam rekabet koşullarının sağlaması ve bunun sürdürülmesi durumunda fiyat mekanizmasının etkin kaynak tahsisini başaracağını öngörülmektedir. Bu durumda kamu ekonomisinin müdahalesine gerek görülmemektedir. Klasik iktisat düşüncesinin bu yaklaşımının geçerli olmadığı, piyasaların tam rekabetten uzak olduğu, piyasa başarısızlığının ortaya çıktığını, rekabet koşullarının sağlanması halinde de oluşan gelir dağılımının toplum tarafından yeterli bulunmamasına bağlı olarak müdahaleci devlet ya da sosyal devlet anlayışı gelişmiştir. Maliye politikasının en temel amaçlarından biri gelir ve servetin toplumun üyeleri arasında dengeli dağılımını sağlamaktır. Gelir dağılımını etkileyen faktörlere bağlı olarak hiçbir ülkede gelirin kendiliğinden dengeli bir dağılım göstermemesi nedeniyle kamusal araçlar kullanılarak gelirin yeniden ve dengeli dağılımına ihtiyaç duyulmaktadır. Gelir dağılımını düzenlemede devlet doğrudan maliye politikası araçlarını kullanabildiği gibi dolaylı olarak da gelir dağılımını etkileyen asli faktörleri değiştirerek gelir dağılımında daha eşitlikçi bir dağılım oluşturabilir. Gelir dağılımını etkileyen asli faktörleri değiştirmeye yönelik dolaylı politikalar uzun vadede sonuç verebilir. Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması, faktör fiyatlarının değişimi, emek ve sermayenin dağılımının değişimi ancak uzun vadeli politikalarla ortaya çıkabilir. Devlet, maliye politikasının sunduğu kamu harcamaları, vergiler ve borçlanma araçları ile doğrudan gelir dağılımına müdahale edebilir.

Gelirin Yeniden Dağılımında Kamu Harcamalarının Rolü

Devlet, kamu harcamaları ile gelir elde edemeyen, daha az gelir elde edenler ve ihtiyaç içinde olan yoksul toplum kesimlerine yönelik doğrudan ayni ya da nakdi gelir desteği ve yardımlar yapılabilir. Kamu harcamaları yoluyla düşük gelirli ve yoksullara yönelik kamu hizmetleri sunulabilir. Sunulan kamu hizmetlerinden yarar sağlayan bu sosyal kesimlerin gelirleri reel olarak artmış olur. Başka bir anlatımla, yoksul sosyal kesimlere kamu hizmetlerinin sunulamaması durumunda, söz konusu hizmetlerin varsa muadilleri ancak bedelleri ödenerek piyasa ekonomisinden temin edilebilir. Devlet tarafından bu sosyal kesimlere sunulan kamu hizmetleri onların fayda düzeylerini artırırken hizmetlere bir bedel ödenmediğinden, gelirleri ile diğer ihtiyaçlarını karşılayabilirler. Devlet, reel kamu harcamalarını kullanarak millî gelirin dağılımını iyileştirilebilir. Reel kamu harcamaları devletin mal ve hizmet alımı ve kamu hizmetlerinin üretimi ile sunumunda gerekli üretim faktörleri için yaptığı harcamalardır. Devletin, reel kamu harcamaları yoluyla yüksek gelir sahiplerinden mal ve hizmet satın alması, onların gelirlerini artıracağından gelir dağılımını olumsuz, düşük gelirlilerden mal ve hizmet satın alımı yapması halinde de gelir dağılımını olumlu etkiler.

Yarı kamusal mal ve hizmetlerin piyasa fiyatları oluştuğundan, bu tür mal ve hizmetlerin finansmanı yüksek gelirlilerden vergi yoluyla sağlanması ve bu mal ve hizmetlerin yoksullara, düşük gelirlilere kullandırılması gelir dağılımını iyileştirir. Zira, böyle bir durumda, bedeline katılmayan toplum kesimleri, sunulan kimi mal ve hizmetlerden yararlanabilir. Bu da onların gelirlerini artırıcı bir etki gösterir. Burada karşımıza “mali rant” ve “mali sömürü” kavramları çıkmaktadır. Bireyler ödedikleri vergilerden daha fazla tutarda kamusal mal ve hizmetlerden yararlanıyorsa mali rant elde etmiş olmaktadırlar. Dar gelirlilerin kamusal mal ve hizmet sunumundan mali rant elde ettikleri kabul edilir. Ancak bireyler eğer ödedikleri vergilerden daha az tutarda kamusal mal ve hizmetlerden yararlanıyorsa bu durumda da mali sömürüye maruz kalmaktadırlar. Yüksek gelirlilerin mali sömürüye maruz kaldığı kabul edilmektedir. Gerçekten de yüksek gelir grupları daha yüksek vergiler ödemelerine rağmen eğitim, sağlık gibi hizmetleri özel sektörden almayı tercih etmektedirler.

Transfer harcamaları devlet tarafından yapılan karşılıksız ödemelerdir. Bu ödemelerin düşük ve orta gelirli ihtiyaç sahibi kimselere yapılması halinde gelir dağılımını iyileştirici bir etki ortaya çıkar. Devlet, vergi hasılatından bireylere, ailelere, firmalara karşılıksız yardımlar, emeklilere ve diğer ihtiyaç sahiplerine ödemeler yapmaktadır. Ayrıca devlet, borçlanabilmekte ve borçlarının faizlerini ödemekte, üretimin artırılması ve desteklenmesi için çeşitli teşvikler vermektedir. Bütün bunlar gelir dağılımını farklı düzeylerde etkilemektedir.


Ekonomik amaçlı transferler yoluyla da gelir dağılımı değiştirilebilir. Düşük gelirlilerin tükettiği mal ve hizmetlerin üreticileri desteklenerek ya da üretimleri sübvanse edilerek tüketimin artırılması ve dar ve orta gelirli vatandaşların desteklenmiş bu ürünleri düşük fiyatlar ödeyerek satın almaları ve daha fazla tüketim yapmaları gelir dağılımını iyileştirebilir. Diğer taraftan, devletin teşvik vererek ya da üretimi sübvanse ederek yüksek gelirlilere yönelik mal ve hizmetlerin üretilmesi durumunda vergi mükelleflerinden üreticilere ve yüksek gelirlilere doğru kaynak transferi gerçekleşebilir. Bu durumda hem üreticiler ve hem de yüksek gelirli tüketiciler korunmakta ve dolayısıyla gelir dağılımı olumsuz etkilenmektedir.

Devletin borçlanması durumunda, vadesi gelen borcun anaparasını ve faizini ödemesi gerekmektedir. Faiz ödemeleri karşılıksız olduğundan, bunlar transfer harcaması olarak kabul edilir ve gelir dağılımını farklı şekillerde etkileyebilir. Faiz ödemeleri, genel olarak gelir dağılımını olumsuz etkiler. Çünkü devlete borç verenlerin, genel olarak, yüksek gelir ve servet sahipleri oldukları görülmektedir. Sosyal transferler, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından sosyal hizmetler, sosyal yardımlar ve sosyal sigortalar kapsamında gerçekleştirilen ödemelerdir. Emekli aylıkları, işsizlik sigortası ödemeleri, yaşlılık aylığı, öğrenci bursları sosyal yardımlaşma ve dayanışma fonundan yapılan yardımlar sosyal transferler kapsamındadır. Sosyal transferler doğrudan kişilerin gelirlerini artıran ve gelir dağılımını olumlu etkileyen kamu harcamalarıdır.

Gelirin Yeniden Dağılımında Vergilerin Rolü

Bireysel gelir dağılımında uygulanan vergi sisteminin özellikleri belirleyici olmaktadır. Daha spesifik olarak, alınan her verginin teknik yapısı, toplam vergi hasılatındaki payı, yansıtılma niteliği, gelire göre esnekliği gibi özellikler vergi mükelleflerinin vergi sonrası gelirlerini değişik oranlarda etkileyerek gelirin dağılımını değiştirebilir. Vergi mükellefleri, gelir elde ettiklerinden gelirleri vergi konusu olmaktadır. Genel olarak, vergiler mükelleflerin gelir, servet ya da harcamaları üzerinden alınmakta ve bu vergilere bağlı olarak, vergi mükelleflerinin davranışları etkilenmektedir. Bu etkilere bağlı olarak da gelir dağılımı şekillenmektedir.

Gelir Üzerinden Alınan Vergiler

Gelir üzerinden gelir ve kurumlar vergisi alınmaktadır. Gelir vergisi, gerçek kişilerin belirli bir dönemde, bir takvim yılında, elde edilen kazanç ve iratlarının safi tutarı üzerinden alınan bir vergidir. Mükelleflerin gelir düzeyleri arttıkça uygulanan vergi oranı da artmakta ve dolayısıyla çok gelir elde eden mükelleflerden daha fazla vergi alınabilmesine imkân vermektedir. Bu verginin geniş tabanlı olarak büyük mükellef grubunu kapsaması ve bunun uygulanması durumunda gelir dağılımını iyileştirici özelliği bulunmaktadır.

Negatif gelir vergisi uygulaması da gelir dağılımını olumlu yönde etkileyebilir. Bu verginin yer aldığı bir ülkede, teorik

olarak, herkes vergi mükellefi kabul edilir. Vergi mükelleflerinin gelirleri belirli bir miktarın altında kalanlara devlet mali destek verir. Belirlenen gelir düzeyinin üzerinde gelir elde edenlerin ise artan oranlı gelir vergisi ödemesi gerekir. Bu durumda, herkese asgari bir gelir garanti edilir. Bu sistemin geçerli olduğu bir ülkede gelir dağılımının nispi olarak daha dengeli olduğu ileri sürülebilir.

Kurumlar vergisi, kurum kazançları üzerinden alınan tek oranlı bir vergidir. Bu verginin kişisel gelir dağılımı üzerindeki etkisi, büyük ölçüde yansıtılma özelliğine bağlıdır. Kurumlar vergisi kapsamındaki kurum hissedarları önemli ölçüde orta ve yüksek gelire sahip kişilerden oluşur. Dolayısıyla, bu verginin yansıtılma derecesi azaldıkça gelir dağılımını düzeltici, yansıtılma derecesi arttıkça da kişisel gelir dağılımı eşitsizliğini artırıcı bir etki meydana gelir.

Servet Üzerinden Alınan Vergiler

Bir ülkedeki gelir dağılımını etkileyen asli faktörlerden biri servetin kişiler arasındaki dağılımıdır. Dengeli bir gelir dağılımının oluşması ve sürdürülmesinde servet unsurlarının vergilendirilmesi önemli ve gereklidir. Yansıtılma derecesi düşük olan servet vergileri kişisel gelir dağılımını dengeleyebilir. Servet unsurlarının vergilendirilmesinde, mükelleflerin tasarruf eğilimini zayıflatıcı bir etkinin oluşmamasına özen gösterilmelidir.

Harcamalar Üzerinden Alınan Vergiler

Alt gelir grubunda bulunanların ortalama tüketim eğilimi yüksek, orta gelir grubunun ortalama tüketim eğilimi alt gelir grubuna göre daha azdır. Yüksek gelir grubunda yer alan kişilerin ortalama tüketim eğilimleri ise diğer gelir gruplarına göre en düşük düzeyde gerçekleşmektedir. Bu nedenle, gelir grupları itibariyle bu üç grup arasında gelirini en yüksek düzeyde tüketime konu eden alt gelir grubu, sonra orta gelir grubu olmaktadır. Tüketim vergilerinin düz oranlı oldukları dikkate alındığında gelirine oranla en yüksek vergiyi alt gelir gruplarının ödediği görülmektedir. Bu itibarla, harcama vergileri tersine artan oranlılığa sahiptir. Dolayısıyla, alt gelir gruplarının harcama vergilerine göre vergi yükleri ağır olmakta ve gelir dağılımı eşitsizliğini artırmaktadır.

Gelirin Yeniden Dağılımında Borçlanmanın Rolü

Devlet borçlanması, bireylerde olduğu gibi, küçük miktarlardan meydana gelmez. Yüksek miktarlara ulaşan devlet borçlanmasında, devlete borç verenlerin faiz gelirleri vergiden istisna edilebilir ve bunlara diğer bazı avantajlar da sağlanabilir. Bütün bunlar birlikte değerlendirildiğinde, faiz ödemelerini alanlar yüksek gelirliler olduğundan dolayı, devlet borçlanmasına bağlı olarak yapılan faiz giderleri gelir dağılımını olumsuz etkilenir. Borçlanmada belirlenen faiz oranı kimi zaman piyasa faiz oranından yüksek olmaktadır. Bu durumda, vergi mükelleflerinden devlete borç verenlere doğru gelir transferi oluşarak gelir dağılımını bozucu etkisi ortaya çıkar.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında