AÖF Soru Bankası

Maliye PolitikasıÜnite 3 Özeti

Maliye Politikasının Ekonomik Temelleri

MLY402U-MALİYE POLİTİKASI

Ünite 3: Maliye Politikasının Ekonomik Temelleri

Giriş

Ekonomi, bireyler ve kurumlar tarafından yapılan tercihleri araştıran bir bilimdir. Toplumun refahı, üreten, çalışan ve tasarruf eden birçok insanın tercihlerinin bir sonucudur. Ekonomideki başarının bir nedeni de insanın daima yüksek verimlilik arayışıdır.

Neoklasik düşünürlerin aksine Keynesyenler, piyasaların kusurlu bir şekilde işlediğini ve belirsizliklerin varlığında bireysel faydayı maksimize etme davranışının sosyal olarak irrasyonel sonuçlara yol açabileceğini varsaymaktadırlar.

Maliye Politikasının Millî Gelir Düzeyi Üzerindeki Etkileri

Ekonomistler, kaynakların (mal ve hizmet üretmek için kullandığımız şeylerin) sınırlı, insan isteklerinin ise sınırsız olduğu fikrini tarif edebilmek için kıtlık kelimesini kullanmaktadırlar. Dolayısıyla ekonomide herkesin istediği her şey üretilemez. İnsanların ihtiyaç duyduğu her türlü mal ve hizmet temel olarak üç üretim faktörünün bir araya getirilmesiyle üretilmektedir; doğal kaynaklar, emek ve sermaye.

Piyasada talep üretim kararları için yeterli olurken, devletler şu dört soruya yanıt bulmaya çalışmaktadırlar; hangi ürünler üretilecek, nasıl üretilecek, nasıl finanse edilecek ve kimler tüketecek.

Ekonomik model, bir ekonomik çevrenin basitleştirilmiş bir temsilidir. Ekonomik model, dikkatimizi gerçekten neyin önemli olduğuna odaklamamızı sağlayan gerçeklikten bir soyutlamadır.

Ekonomistler genellikle marjinal değişim denilen, bir değişkendeki küçük bir değişikliğin başka bir değişkeni nasıl etkilediğini ve bunun insanların karar vermeleri üzerinde ne gibi etkileri olduğunu araştırmaktadırlar. Marjinal değişimin temel özelliği, ilk değişkenin yalnızca bir birim değişmesidir.

Kamu Harcamaları ve Vergilerin Etkileri

Keynesyen basit millî gelir modelinde, mal ve hizmet talebinin parasal değerlerinin toplamı gayri safi millî hasılanın parasal değerini (Y) vermektedir. Öncelikle modelin anlaşılmasını kolaylaştırmak amacıyla ekonominin kapalı (uluslararası ticaretin olmadığı) ve devletin gelir düzeyinden bağımsız (otonom) bir vergi aldığı varsayılmaktadır. Bu durumda ekonominin nihai talep düzeyi, ekonomideki bireylerin tüketim harcamalarından (C), firmaların yatırımları (I) tarafından belirlenen özel sektör harcamalarından ve mal ve hizmet alımına yönelen kamu harcamalarından (G) meydana gelmektedir. Bu durumda model, aşağıdaki denklemle (1) ifade edilebilir; Y = C + I + G

Keynesyen basit millî gelir modeli;

Y ‒ = 1 1-c (Co + I o + Go - cTo )

Vergilerdeki bir artış kullanılabilir geliri ve dolayısıyla tüketimi azalttığı için vergilerin millî gelir üzerindeki etkisi

ters yönlüdür. Ayrıca kamu harcamalarındaki bir değişiklik doğrudan talep düzeyini artırarak millî geliri etkilerken, vergilerdeki bir değişiklik önce kullanılabilir geliri etkilemekte ve sonrasında millî gelir üzerinde daha kısıtlı bir etki yaratmaktadır.

Transfer Harcamalarının Etkisi

Devletin mal ve hizmet alımına yönelen harcamalarının yanında üretim faktörü satın almaksızın gerçekleştirdiği transfer harcamaları da bulunmaktadır. Dolayısıyla Keynesyen basit millî gelir modelinde, otonom devlet transfer harcamaları da (Tro ), toplam kamu harcamalarının bir öğesi olarak yer almalıdır.

Bu durumda kullanılabilir gelir denklemi;

Yd = (Y + Tro ) - To (8) halini almaktadır.

Keynesyen basit millî gelir modelini genişletirsek;

Y ‒ = 1 1-c (Co + I o + Go - cTo + cTro )

Gelire Bağlı Vergilerin Etkisi

Vergiler devletler tarafından günümüzde otonom bir biçimde değil gelire bağlı olarak tahsil edilmektedir. Dolayısıyla vergilerin millî gelir düzeyi üzerindeki etkisi, vergi kişisel gelirin doğrusal bir fonksiyonu olarak alındığından, otonom durumdakinden farklı olmaktadır. Gayri safi millî hasılanın tamamının kişisel gelir olarak elde edildiği ve devletin gerçekleştirdiği transfer harcamalarının vergiden muaf olduğu bir modelde vergi fonksiyonu, (T = tY) halini almaktadır. Burada (t) vergi oranını ifade etmektedir.

Gayri safi millî hasılanın parasal değeri; Y ‒ = 1 1-c(1-t) (Co + I o + Go + cTro

Açık Ekonominin Etkisi

Tüm ekonomiler belirli derecede uluslararası ticarete katılmaktadırlar. Dolayısıyla kapalı bir ekonomide uygulanan maliye politikası, talebin bir kısmının ithal mallara yönelmesi nedeniyle, dışa açık bir ekonomide farklı düzeyde sonuçlar doğuracaktır. Keynesyen millî gelir modelinin açık ekonomi varsayımı altında ele alınabilmesi için, ithalat (M) ve ihracat (X) harcamalarının da modele dahil edilmesi gerekmektedir.

Kamu Harcamalarındaki Artışın Finansman Yönteminin Etkisi

Maliye politikası genellikle kamu harcamalarında bir artışı da beraberinde getirmektedir. Bu durumda söz konusu kamu harcaması artışının finansman yönteminin de ekonomi üzerinde farklı etkileri olmaktadır. Devlet kamu harcamalarındaki artışı temel olarak iki yolla finanse etmektedir; vergileri artırmak ve borçlanmak. Kullanılan kaynakların ekonomik aktivite içerisindeki rolü bakımından, her iki yöntemin gayri safi millî hasıla denge düzeyi üzerindeki genişletici etkisinin boyutu da değişiklik gösterecektir.


Kamu Harcamalarındaki Artışın Vergilerdeki Artışla Finansmanı

Mal ve hizmet alımına yönelik kamu harcamalarındaki bir artış devlet tarafından eşit miktarda bir vergi artışı ile finanse ediliyorsa gayri safi millî hasılanın denge düzeyi mal ve hizmet alımına yönelik kamu harcaması miktarına eşit olarak artmaktadır. Bu durum denk bütçe çarpan kuramı olarak adlandırılmaktadır.

Denk bütçe çarpan kuramı: Kamu harcamaları ve vergiler aynı miktarda artırıldığında GSYH artışının, kamu harcamaları artışına eşit olması durumudur. Denk bütçe çarpanı 1’e eşittir.

Kamu Harcamalarındaki Artışın Borçlanmayla Finansmanı

Vergilerde ani değişiklikler yapmak yasalar ve bütçe kanunlarıyla sınırlandırıldığı için, maliye politikası kapsamında kamu harcamalarında gerçekleşen artışlar genellikle borçlanmayla finanse edilmektedir. Burada ise borcun kaynağının kim olduğu konusu kamu harcaması artışının millî gelir denge düzeyi üzerinde yaratacağı etkinin boyutunu belirlemektedir. Devletler kişi ve firmalardan, ticari bankalardan ve Merkez Bankasından borçlanmaktadırlar. Merkez Bankasından gerçekleştirilen borçlanma durumunda ise kamu harcamalarındaki artışın ekonomi üzerindeki etkisi genişletici olacaktır. Bunun sebebi söz konusu borçlanma nedeniyle ticari bankalardan gerçekleştirilen borçlanmaya benzer biçimde para yaratılması işlemidir.

Maliye ve Para Politikalarının Karşılıklı Etkinliği

Para politikası; ekonomik büyüme, istihdam artışı ve fiyat istikrarı gibi hedeflere ulaşabilmek için paranın elde edilebilirliğini ve maliyetini etkilemeye yönelik olarak alınan kararları ifade etmektedir. Uygulanmasından sorumlu kuruluşlar Merkez Bankalarıdır. Ülkemizde Merkez Bankasının temel amacının fiyat istikrarını sağlamak olduğu TCMB Kanunu ile hükme bağlanmıştır.

Mal ve finans piyasalarını bir arada değerlendirmek amacıyla IS-LM modeli geliştirilmiştir. Model, kapalı bir ekonominin reel yönü ile parasal yönünü birlikte ele almakta ve ekonominin genel dengesinin, mal ve para piyasalarının aynı anda (eşanlı) dengeye gelmesiyle sağlanacağını göstermektedir.

Kapalı Bir Ekonomide Maliye ve Para Politikalarının Etkinliği

Mal piyasasındaki denge, tasarrufların yatırımlara eşit olmasını gerektirir. Faiz oranlarındaki bir düşüş yatırımların ve toplam harcamaların da düşmesine neden olarak genel üretimi azaltır. Bu nedenle IS eğrisi negatif eğimlidir. LM eğrisi ise para piyasasında dengeyi sağlayan faiz ve toplam ürün bileşenlerini gösterir. LM eğrisi, para arz ve talebinin nasıl geliştiğini göstermektedir. Toplam talep arttığında, likit paraya olan talep artar, bu nedenle faiz oranlarının da artması gerekir. Dolayısıyla, para piyasasında faiz oranları ile toplam üretim arasında pozitif

bir ilişki vardır. Bu nedenle LM eğrisi pozitif eğimlidir. Modelin bir araya getiren değişken faiz oranıdır. Faiz oranı hem yatırımı hem de para talebini etkilemektedir. IS ve LM eğrilerinin kesiştiği noktada, ekonomiyi dengeleyen tek bir faiz oranı ve genel bir üretim seviyesi vardır.

Ekonomide maliye ve para politikaların karşılıklı etkinliği konusunda Keynesyen ve Monetarist ekonomistler farklı görüşlere sahiptirler. Keynesyen ekonomistler, likidite tuzağı varsayımına dayanarak para politikasının etkin olmadığını ileri sürmektedirler. Onlara göre denge millî gelir düzeyi üzerinde sadece maliye politikası araçları etkili olacaktır. Keynesyen bakış açısına göre, faiz oranı belirli düzeye geldiğinde para arzının artırılması faiz oranlarının daha da düşmesini sağlamamakta ve ilave olarak arz edilen tüm para kişiler ve firmalar tarafından değişim amacıyla değil spekülasyon amacıyla elde tutulmaktadır. Bu durum spekülasyon amacıyla para talebinin faiz esnekliğinin çok yüksek olması demektir. Monetaristler maliye politikasının uzun dönemde etkisinin ortadan kalkacağını ve ekonomide sadece fiyatlar genel düzeyinin artacağını ileri sürmektedirler. Bunu klasiklerin savunduğu paranın nötr olduğu tezine dayandırmaktadırlar. Paranın nötr olması, parasal bir genişlemenin ekonomide sadece fiyatları artıracağı, gerçek üretim ve istihdam üzerinde bir etkisi olmayacağı anlamına gelmektedir.

Açık Bir Ekonomide Maliye ve Para Politikalarının Etkinliği

Ödemeler dengesi: Bir ülkenin uluslararası işlemlerini yansıtır. Bir ülkenin vatandaşları ile dünyanın geri kalanları arasındaki tüm ekonomik işlemlerin sistematik kaydıdır.

Devletler ülke içerisindeki dengeyi sağlama konusunda maliye politikası araçlarını ağırlıklı olarak kullanırken dış dengeyi sağlama konusunda ise para politikası araçlarına başvurmaktadırlar.

Sabit Döviz Kuru Sisteminin Etkileri

Sabit kur sistemi uygulanan bir ülkede döviz kuru, piyasa tarafından değil, Merkez Bankası tarafından belirlenmektedir. Bu sistemde merkez bankası döviz kurunu başka bir ülkenin parasına ya da bir döviz sepetine bağlamaktadır. Döviz kurunda bir oynaklık durumunda merkez bankası piyasaya alıcı veya satıcı olarak müdahale ederek döviz kurunda istikrarı sağlamaktadır.

Devalüasyon: Sabit döviz kuru sisteminde ülke parasının yabancı paralar karşısında değişim değerinin idari bir kararla düşürülmesidir.

Sabit döviz kuru sisteminde para ve maliye politikalarının etkileri üzerinde sermaye hareketlerinin de önemli boyutta etkisi söz konusudur.

Sabit döviz kuru sisteminde para politikası ise faiz oranlarının düşmesine neden olarak ülkeden kısa vadeli sermaye akımlarının çıkışını artırmaktadır. Merkez Bankası ülkeden çıkan kısa vadeli sermaye nedeniyle döviz satmak ve yerli parayı toplamak zorunda kalmaktadır.


Esnek Döviz Kuru Sisteminin Etkileri

Esnek döviz kuru sisteminde döviz kurları piyasadaki arz ve talep koşulları tarafından belirlenmektedir. Yani her bir yabancı para için arz ve talebin etkileşimine göre kurlar oluşmaktadır. Döviz kurları serbestçe değiştiğinden bu sisteme dalgalı döviz kuru sistemi de denilmektedir.

Esnek döviz kuru sisteminde para ve maliye politikalarının etkileri sabit döviz kuru sistemine göre farklılık göstermektedir. Uluslararası sermaye hareketlerinin olmadığı bir durumda maliye politikası kapsamında kamu harcamalarında bir artış gerçekleştirildiğinde sabit döviz kuru sisteminde olduğu gibi toplam talep ve gelir düzeyi artmakta ve artan talebin bir kısmı ithal mallara kaymaktadır. Dolayısıyla dövize olan talep artmaktadır. Esnek döviz kuru sisteminde döviz kuru arz ve talebe göre piyasada belirlendiği için ülke parasının değeri düşerken döviz fiyatı artacaktır.

Esnek döviz kuru sisteminde dış ticaret açığı daha az etkilenmekte ve Merkez Bankası döviz rezervleri azalmamaktadır. Bu durum esnek döviz kuru sisteminde maliye politikasının etkinliğinin sabit döviz kuru sistemine göre daha fazla olduğu anlamına gelmektedir.

Toplam Arz ve Talep Modelinde Para ve Maliye Politikaları

Maliye ve para politikalarının denge gelir düzeyi üzerindeki etkilerini daha iyi anlayabilmek amacıyla fiyat düzeyindeki değişimlerin de modele dahil edilmesi gerekmektedir. IS- LM modelinden türetilen AD-AS modeli toplam talep ve toplam arz bileşimlerinin eşanlı olarak dengeye geldiği fiyat ve çıktı düzeyinin belirlendiği önemli bir makroekonomik araçtır. Modelde (AD) toplam talebi (Aggregate Demand), (AS) ise toplam arzı (Aggregate Supply) ifade etmektedir. Toplam talep eğrisi bir ekonomide verili her bir fiyat düzeyinde talep edilen toplam çıktı miktarını, toplam arz eğrisi ise verili her bir fiyat düzeyinde firmaların arz etmek istedikleri toplam çıktı miktarını göstermektedir.

Toplam Talep Eğrisi

Toplam talep eğrisi, bir ekonomide mal ve para piyasalarının eşanlı olarak dengede olduğu fiyat düzeyi ve çıktı miktarı bileşimlerini göstermektedir. IS-LM modelinden türetilen toplam talep eğrisi negatif eğimlidir. Toplam talep eğrisinin negatif eğimli olmasının üç nedeni olduğu ileri sürülmektedir. Bunlar, refah etkisi, uluslararası etki ve faiz etkisi olarak sayılmaktadır.

Toplam Arz Eğrisi

Toplam arz eğrisi verili her bir fiyat düzeyinde firmaların arz etmek istedikleri çıktı miktarını göstermektedir. Toplam arz eğrisi genellikle pozitif eğimlidir. Çıktı düzeyinin artması işgücü maliyetlerinin de artmasına neden olmaktadır. Bu nedenle fiyatlar çıktı düzeyi ile artmaktadır. Toplam arz eğrisi ekonomide talep dışındaki bazı nedenlerle de yukarıya ve aşağıya doğru kayabilmektedir.

Keynesyen Toplam Arz Eğrisi

Keynesyenler toplam arz eğrisinin çıktı düzeyi ile ifade edilen yatay eksene paralel olduğunu ileri sürmektedirler. Toplam arz eğrisinin bu yapısı talep düzeyi ne kadar artarsa artsın üreticilerin talep edilen çıktı miktarını arz edeceği durumu ifade etmektedir.

Klasik Toplam Arz Eğrisi

Klasik görüşe göre toplam arz eğrisi Keynesyen görüşün aksine yatay eksene diktir. Dolayısıyla fiyat düzeyi ile ifade edilen dikey eksene ise paralel konumdadır. Bu durum toplam talep ne kadar artarsa artsın daha fazla fiyatla aynı miktarda mal arz edileceğini ifade etmektedir. Klasik toplam arz eğrisinin yatay eksene dik olması Klasiklerin ekonomi ile ilgili iki temel varsayımına dayanmaktadır. Bunlardan ilki ekonominin tam istihdam düzeyinde olduğunu kabul etmeleridir. İkinci temel varsayımları ise ücretlerin ve fiyatların esnek olduğudur.

Farklı Arz Varsayımlarında Para ve Maliye Politikalarının Etkinliği

Toplam arz ve toplam talep modeline göre para ve maliye politikalarının etkinliğini belirleyebilmek için toplam arz eğrisinin hangi konumda olduğu saptanmalıdır. Toplam arz eğrisi; Keynesyen alanda, orta alanda ve Klasik alanda farklı para ve maliye politikası çözümlerini gerektirmektedir.

Keynesyen görüş durgunlukla mücadele kapsamında gelişmiştir. Keynes’in çözüm önerisi ekonomi durgunluktan çıkıncaya kadar kamu harcamaları ve vergi indirimleriyle toplam talebin arttırılmasıdır. Keynesyen alanda gerçekleştirilen para arzı artışı ise faiz oranlarının düşmesine, yatırımların ve üretimin artmasına neden olmaktadır. Para politikası da Keynesyen alanda fiyat düzeyini arttırmadan etkindir.

Toplam arz eğrisinin tam istihdama yaklaştığı pozitif eğimli olduğu orta alanda ise toplam talepte artış yaratan politikalar hem gelir düzeyinde hem de fiyatlar genel düzeyinde artışa yol açmaktadır. Bu alanda fiyatların artmasının sebebi üretimde kullanılan bazı hammaddeler ve kalifiye işgücü temininde sıkıntıların ortaya çıkmaya başlamasıdır. Bu durumda hammaddeleri temin edenler veya kalifiye çalışanlar fiyat ve ücret artışları isteyebilmekte, üreticiler de bu maliyetleri fiyatlara yansıtmaya başlamaktadırlar.

Klasik alanda ekonomi tam istihdamda ve toplam arz eğrisi dik konumdadır. Klasik alanda gelir düzeyini arttırmaya çalışan politikalar etkin olmamakta ve sadece fiyatlar genel düzeyinin artmasına neden olmaktadırlar. Ekonomide âtıl kapasitenin olmaması ilave üretim için gerekli kaynakların temin edilememesine ve artan talebe karşılık çıktı düzeyinin artırılamamasını beraberinde getirmektedir.

Ekonomistler arasında yaygın olan görüş toplam arz eğrisinin uzun dönemde Klasik alanda, kısa dönemde ise pozitif eğimli olduğudur. Dolayısıyla kısa vadede para ve maliye politikaları etkili olmakta ancak uzun vadede


ekonomide ücretler ve fiyatlar toplam talepteki değişikliğe uyum göstermektedir.

Kısa dönemli arz eğrisinin en önemli belirleyicisi çalışanların ve üreticilerin enflasyon konusundaki beklentileridir. Gerçekleşen enflasyonla beklentilerin uyumlu hale gelmesi zaman almaktadır. M. Friedman tarafından “uyumlu beklentiler” olarak adlandırılan modele göre, parasal aldanma sonucunda işçiler ve firmalar mevcut fiyat düzeyini yanlış algılamakta ve emek arzı ile talebi artmaktadır. Sonuçta fiyatlarla üretim arasında pozitif yönlü bir ilişki ortaya çıkmaktadır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında