MLY206U-ULUSLARARASI TİCARETTE VERGİLENDİRME
Ünite 7: Uluslararası Ticarette Çifte Vergilendirme
Giriş
Ülkeler arasında farklılaşan vergi sistemleri uluslararası ticaretten elde edilen gelirin birden fazla ülkede vergilendirilmesine neden olabilmektedir. Uluslararası çifte vergilendirme olarak ifade edilen bu durum, genel olarak devletlerin vergilendirme yetkilerini kullanırken farklı ilkelerden hareket etmesi nedeniyle ortaya çıkmaktadır.
Uluslararası Çifte Vergilendirme
Çifte Vergilendirme Kavramı
Vergilendirme yetkisi, bir devletin ülkesi üzerindeki egemenliğine dayanarak vergi alma konusunda sahip olduğu hukuki ve fiili gücüdür. Bu yetki devletin varlık koşuludur. Devlet kavramının ilk belirtisi mali talepte bulunmasıdır. Uluslararası alanda vergilendirme yetkisinin sınırları devletler tarafından kaynak, ikamet ya da uyrukluk ilkelerine göre belirlenir.
Kaynak ilkesine göre devlet, egemenliği altında bulunan ülkesi üzerindeki vergi konularından kişilerin hangi ülkede ikamet ettiğine ya da hangi ülkenin vatandaşı olduklarına bakmaksızın vergi alır.
İkamet ilkesine göre devlet, ülkesinde ikamet eden kişileri sadece o ülkede bulunan vergi konuları dolayısı ile değil, dünya genelindeki vergi konuları dolayısıyla vergilendirir. Dolayısıyla ikamet ilkesinde devlet, vergilendirme yetkisini ikamet ölçütüne bağlı olarak sınır ötesindeki vergi konularını da kapsayacak şekilde kullanabilir.
Uyrukluk ilkesine göre devlet, kendi vatandaşlarının sadece kendi ülkesindeki vergi konuları dolayısı ile değil, dünya genelindeki vergi konuları dolayısıyla vergilendirir. Uyrukluk ilkesinde kişinin hangi ülkede ikamet ettiğinin bir önemi bulunmamaktadır.
Devletlerin vergilendirme yetkilerini kullanırlarken farklı ilkelerden hareket etmeleri ya da aynı ilkeden hareket etmekle birlikte ilke uygulamalarındaki farklılıklar uluslararası çifte vergilendirme sorununa neden olabilmektedir. Genel olarak, devletlerin vergilendirme yetkilerinin çakışması aşağıdaki durumlardan kaynaklanmaktadır:
a) Kaynak/Kaynak Çakışması b) İkamet/İkamet Çakışması c) Kaynak/İkamet Çakışması
Çifte vergilendirme, bir vergi yükümlüsünün aynı vergi konusu üzerinden, aynı vergilendirme döneminde, aynı ya da benzer vergilerle iki ya da daha fazla vergilendirme yetkisine sahip idare (devlet ya da yerel idare) tarafından vergilendirilmesidir.
Uluslararası Çifte Vergilendirme Türleri
Uluslararası çifte vergilendirme uluslararası hukuksal çifte vergilendirme ve uluslararası ekonomik çifte vergilendirme olmak üzere iki şekilde ortaya çıkabilmektedir. Uluslararası hukuksal çifte
vergilendirme, iki ya da daha fazla devletin, bir vergi yükümlüsünü aynı vergi konusu üzerinden, aynı vergilendirme döneminde aynı ya da benzer vergilerle vergilendirmesidir. Tanıma göre, uluslararası hukuksal çifte vergilendirmenin beş unsuru bulunur:
a) İki ya da daha fazla devlet, b) Aynı vergi yükümlüsü, c) Aynı vergi konusu, d) Aynı vergilendirme dönemi, e) Aynı ya da benzer vergiler.
Uluslararası hukuksal çifte vergilendirme temel olarak iki biçimde ortaya çıkmaktadır. Bunlardan birincisi vergi yükümlüsünün iki devlet tarafından ayrı ayrı yerleşik kabul edilmesidir. İkinci olarak, bir devletin ikamet, diğer devletin de kaynak ilkesinden hareketle vergilendirme yetkisi kullanımıdır.
Elde edilen gelirin farklı vergi yükümlüleri nezdinde vergilendirilmesi durumunda da çifte vergilendirme durumu ortaya çıkabilir. Uluslararası ekonomik çifte vergilendirme olarak nitelendirilen bu durum, aynı gelirin farklı vergi yükümlüleri nezdinde aynı vergilendirme döneminde aynı ya da benzer vergilerle vergilendirilmesidir. Ekonomik çifte vergilendirme ulusal ya da uluslararası düzeyde olabilir.
Uluslararası Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi
Uluslararası Çifte Vergilendirmenin Önlenmesinde Tek Taraflı Yöntemler
Matrahtan İndirim Yöntemi
Matrahtan indirim yönteminde, vergi yükümlüsü yabancı ülkelerde ödediği vergileri yerleşiği olduğu ülkede bir gider unsuru gibi matrahın tespitinde indirim konusu yapar. Matrahtan indirim yöntemi çifte vergilendirmeyi kısmen önlediği için diğer tek taraflı yöntemlerle karşılaştırıldığında vergi yükümlüsünü çifte vergilendirmeye karşı daha az korumaktadır. Bu gerekçe ile mahsup ve istisna yöntemi tek taraflı önlemler içinde daha tercih edilen yöntemlerdir.
Mahsup Yöntemi
Mahsup yönteminde vergi yükümlüsü, yabancı ülkelerde elde etmiş olduğu gelir üzerinden o ülkelerde ödemiş olduğu vergileri yerleşiği olduğu ülkede hesaplanan vergiden mahsup eder. Matrahtan indirim yöntemi ile karşılaştırıldığında çifte vergilendirmenin önlenmesinde daha etkilidir.
Mahsup yöntemi tam ve normal mahsup olmak üzere iki şekilde uygulanabilir. Tam mahsupta yabancı ülkedeki kazançlar dolayısıyla o ülkelerde ödenen vergiler vergi oranı dikkate alınmaksızın olduğu gibi mahsup edilir. Normal mahsupta ise yabancı ülkede ödenen vergiler yerleşik olunun ülkedeki vergi oranı üst sınır kabul edilerek mahsup edilir. Dolayısıyla kaynak ülkede geçerli olan daha yüksek vergi oranı dolayısıyla vergi yükümlüsünün ikamet devletinde iade talep etmesi engellenmiş olur. Normal ve tam mahsup dışında istisnai olarak korumalı mahsup
uygulaması da mümkün olabilir. Korumalı mahsup çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları çerçevesinde uygulanan ve kaynak devletin uyguladığı bazı teşvik önlemlerinin ikamet devletindeki vergi uygulamalarıyla etkisiz hale getirilmesini engellemek için geliştirilmiş bir uygulamadır. Uygulamada genellikle normal mahsup yöntemi tercih edilmektedir.
Normal mahsup sistemini uygulayan bazı ülkeler aynı zamanda kâr paylarının vergilendirilmesinde dolaylı mahsup yöntemini tercih etmektedir. Dolaylı mahsup yönteminde, kurumların yurtdışı iştiraklerinden elde ettikleri kâr paylarında yurt içinde hesaplanan vergiden yurt dışında iştirak ettikleri kurum bünyesinde kurum kazancı üzerinden ödenen vergi mahsup edilmektedir.
Gelir Vergisi Kanunu’nun (GVK) 123. maddesi mahsup yöntemi ile uluslararası çifte vergilendirmeyi önlemeyi amaçlar. Maddeye göre, Türkiye’de yerleşik vergi yükümlülerinin yabancı ülkelerde elde ettikleri kazanç ve iratlardan o ülkelerde ödedikleri benzeri vergiler, Türkiye’de tarh edilen gelir vergisinin yabancı ülkelerde elde edilen kazanç ve iratlara isabet eden kısmından indirilir. İndirilecek vergi miktarı gelir vergisinin yabancı ülkelerde elde edilen kazanç ve iratlara isabet eden kısmından fazla olduğu durumda, aradaki fark dikkate alınmaz.
İstisna Yöntemi
İstisna yönteminde vergi yükümlüsünün yabancı ülkelerde elde ettiği gelirler yerleşiği olduğu ülkede vergiden istisna tutulur. İstisna yöntemi, mahsup yöntemi gibi matrahtan indirim yöntemi ile karşılaştırıldığında çifte vergilendirmenin önlenmesinde daha etkilidir.
İstisna ya da tam istisna yöntemi olarak ifade edilecek yöntem kaynak ilkesinin bir uygulama biçimi olup belirli şartlar altında Arjantin, Brezilya, Avusturalya, Avusturya, Hollanda, İsviçre ve Fransa’da uygulama alanı bulmaktadır. Kısmi istisnada ise yabancı kaynaklardan elde edilen gelirin bu gelir için yurtdışında ödenmiş vergiler kadarı ikamet ülkede istisna edilir. Başka bir anlatımla, yabancı kaynaklı gelirden bu gelir için ödenen vergiler indirildikten sonra ikamet devletinde vergilendirilir. Belçika, Norveç ve Portekiz’de belirli şartlar altında uygulama olanı bulabilen bir sistemdir.
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun (KVK) 5(1)(g) maddesinde düzenlenen yurt dışı şube kazançları istisnası, istisna metodunun Türkiye’de uygulama örneği olarak değerlendirilebilir. KVK madde 5(1)(g)’e göre, kurumların yurt dışında bulunan iş yerleri veya daimi temsilcileri aracılığıyla elde ettikleri kurum kazançları, belli şartlar altında kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.
Uluslararası Çifte Vergilendirmenin Önlenmesinde İkili ve Çok Taraflı Yollar
İkili Vergi Anlaşmaları
Vergi anlaşmaları, uluslararası hukukun kişisi olan iki devletin, aynı gelir üzerinde kullandıkları vergilendirme
yetkilerinin çakışmasından doğan çifte vergilendirmeyi önlemek ve ortadan kaldırmak amacıyla aralarında yaptıkları hukuksal işlemler şeklinde tanımlanmaktadır. Devletler uluslararası yöntemlerden ikili vergi anlaşmalarını daha çok tercih etmektedir. Günümüzde dünya genelinde yürürlükte bulunan vergi anlaşması sayısının 3.500 dolayında olduğu düşünüldüğünde ikili vergi anlaşmaları uluslararası vergi hukukunun en önemli kaynağı haline gelmiştir.
Yirminci yüzyılın başından itibaren anlaşma sayısındaki artış, uluslararası örgütleri anlaşmaların müzakerelerinde ve yürürlükteki anlaşmaların yorum ve uygulamalarında kullanılmak üzere taslak (model) anlaşmalar geliştirmeye zorlamıştır. Uluslararası Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ve Birleşmiş Milletler (BM) tarafından model vergi anlaşmaları geliştirmiştir.
Çok Taraflı Vergi Anlaşmaları
Ülkeler çifte vergilendirmeyi ikili vergi anlaşmalarının yanında ikiden fazla devletin taraf olduğu çok taraflı vergi anlaşmalarıyla da önleyebilirler. Günümüze kadar konuyla ilgili yapılan çalışmalardan ilki OEEC Mali İşler Komitesi’nin 1958 yılındaki çok taraflı model vergi anlaşması oluşturma girişimidir. Ancak söz konusu girişim, tanımlama ve uygulama zorluklarından dolayı sonuca ulaşamamıştır. Benzer sonuç BM Model Vergi Anlaşmasının yayınlandığı dönem içinde BM Uzmanlar Komitesi tarafından da elde edilmiştir. 1968 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu’nda (AET) çok taraflı vergi anlaşması oluşturma girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmıştır. 1969 yılında EFTA’nın bir çalışma grubu tarafından hazırlanan raporda esneklik ve basitlik bakımından çok taraflı vergi anlaşmalarının ikili vergi anlaşmalarına göre daha dezavantajlı olduğu belirtilmiştir. bazı devletler bölgesel nitelikte az sayıda çok taraflı vergi anlaşması yapabilmişlerdir. Bunlardan bazıları aşağıda örneklendirilmiştir:
• Arap Vergi Anlaşması • COMECON Anlaşmaları • İskandinav Çok Taraflı Vergi Anlaşması • Andean Modeli • CARICOM Çok Taraflı Vergi Anlaşması
Uluslararası Ticaretten Elde Edilen Kazançların Vergilendirilmesi
OECD Model Vergi Anlaşması’nın 7’nci maddesi ticari kazançların vergilendirilmesi konusuna ayrılmıştır. OECD Model Vergi Anlaşmasının 7(1) maddesine göre, “[b]ir Akit Devlet teşebbüsüne ait kazanç, söz konusu teşebbüs diğer Akit Devlette yer alan bir işyeri vasıtasıyla orada ticari faaliyette bulunmadıkça, yalnızca bu Devlette vergilendirilecektir. Eğer teşebbüs yukarıda bahsedilen şekilde ticari faaliyette bulunursa teşebbüsün kazançları bu diğer Devlette, yalnızca bu işyerine atfedilebilen miktarla sınırlı olmak üzere vergilendirilebilir.” Başka bir anlatımla, bir teşebbüsün yurtdışındaki ticari faaliyetlerinin kaynak devletinde vergilendirilebilmesi için
teşebbüsün kaynak devlette bir işyerinin bulunması ve elde edilen kazancın bu işyerine atfedilebilmesi gerekir. Madde 7(1)’in ikinci cümlesi ise kaynak devletin vergilendirebileceği ticari kazanç tutarını burada bulunan işyerine atfedilebilen kazanç ile sınırlandırmıştır. İşyerine atfedilebilen kazanç ise kaynak devletinde elde edilen ve burada bulunan işyeri ile ekonomik olarak bağlantısı bulunan, bu işyeri vasıtasıyla elde edilmiş kazanç olarak ifade edilir. Daimi işyerine atfedilebilecek ticari kazancın tespiti ile ilgili hükümler OECD Model Vergi Anlaşmasının 7. maddesinin 2. ve 3. paragraflarında düzenlenmiştir (bundan sonra 7(2) ve 7(3) olarak ifade edilecektir). BM Model Vergi Anlaşmasında ise bu kurallar 7(2) ila 7(5) maddelerinde yer almaktadır.
Daimi İşyerine Kazanç Atfedilmesi
OECD Model Vergi Anlaşmasının 7(2) hükmü 2010 yılında değiştirilmiştir. Bu hükme göre, daimi işyerine atfedilecek kazanç, bu daimi işyeri aynı veya benzer koşullar altında, aynı veya benzer faaliyetlerde bulunan tamamen aynı ve bağımsız bir şirket olsaydı ne kazanç elde edecek idiyse (emsallere uygunluk ilkesi), böyle bir kazanç atfedilecektir. Bu düzenlemede, kazanç atfedilebilecek daimi işyeri ikamet ülkesinde bulunan şirketten farazi olarak bağımsız varsayılır. Buna karşılık, söz konusu “farazi bağışıklık” uluslararası vergi hukuku alanında son derece tartışmalı bir konudur.
Daimi işyerine atfedilecek kazanç tutarının tespit edilmesi konusunda ortaya konulan farklı yaklaşımlardan ayrı olarak OECD, daimi işyerinin yüklendiği fonksiyonları dikkate alan bir başka yaklaşım ortaya koymuştur. OECD yaklaşımı (authorized OECD approach-AOA) olarak ifade edilen bu yaklaşımda daimi işyerine atfedilecek kazanç tutarı yapılan fonksiyon analizine göre belirlenecektir. Bu bakımdan OECD Transfer Fiyatlandırması Rehberi de dikkate alınacaktır. Buna karşılık 2010 yılından sonra imzalanan birçok anlaşmada OECD Model Vergi Anlaşmasının 7(2) hükmü 2010 güncellemesinden önceki haliyle yer almıştır.
Daimi İşyerinin Çekim Gücü Kuralı
BM Model Vergi Anlaşmasında OECD Model Vergi Anlaşmasının madde 7(1)’in ikinci cümlesinde yer alan kaynak devletin vergilendirebileceği ticari kazanç tutarını burada bulunan işyerine atfedilebilen kazanç ile sınırlandırması kuralı farklı bir şekilde düzenlenmiştir. BM Model Vergi Anlaşmasının madde 7(1) hükmüne göre, “[b]ir Akit Devlet teşebbüsüne ait kazanç, söz konusu teşebbüs diğer Akit Devlette yer alan bir işyeri vasıtasıyla orada ticari faaliyette bulunmadıkça, yalnızca bu Devlette vergilendirilecektir. Eğer teşebbüs yukarıda bahsedilen şekilde ticari faaliyette bulunursa, teşebbüsün kazançları bu diğer Devlette, yalnızca bu işyerine atfedilebilen miktarla sınırlı olmak üzere vergilendirilebilir. Bununla birlikte, bu işyeri vasıtasıyla yapılan mal veya ticari eşya satışının aynısının veya benzerinin yapılması veya diğer ticari faaliyetlerin aynısının veya benzerinin yürütülmesinden elde edilen
kazançlar bu işyerine atfedilebilir.” Bu hükme göre, teşebbüsün kaynak devlette bulunan işyerinden ayrı olarak ancak işyerinin faaliyetleri ile aynı ya da benzer faaliyetlerden elde ettiği kazançlar bu işyerine atfedilebilir kazanç olarak değerlendirilir. Kaynak devlette ödenecek vergiden kaçınılmasını engellemek için bir vergi güvenlik önlemi olarak değerlendirilen bu yaklaşım “işyerinin sınırlı çekim gücü” olarak adlandırılır.
Türkiye’nin taraf olduğu vergi anlaşmalarının çoğunda OECD Model Vergi Anlaşmasının 7(1) maddesi paralelinde düzenleme yapılmıştır. Bununla birlikte Belçika, Estonya, Etiyopya, Fildişi Sahili, Filipinler, Finlandiya, Hollanda, İsveç, İtalya, Kanada, Kazakistan, Letonya, Litvanya, Meksika, Mısır, Norveç, Pakistan, Romanya, Ruanda ve Tayland anlaşmalarımızda BM Model Vergi Anlaşmasında olduğu gibi sınırlı çekim gücüne yer verilmiştir.
Daimi İşyeri Kavramı
Uluslararası ticaretten elde edilen kazançların vergilendirilmesinde, bu kazanç üzerinden kaynak devlette vergi ödenip ödenmeyeceği konusunda “daimi işyeri” kavramı kritik öneme sahiptir. Daimi işyeri OECD ve BM Model Vergi Anlaşmalarının 5. maddelerinde düzenlenmiştir. Bir teşebbüsün işini tamamen veya kısmen yürüttüğü, işle ilgili sabit yere “daimi işyeri” denir. Bu tanıma göre, bir daimi işyerinden söz edebilmek için;
(i) bir işyerinin varlığı, (ii) bu işyerinin sabit yer olması ve (iii) işlerin bu sabit yer vasıtasıyla sürdürülmesi
gerekir.
Daimi İşyeri Ölçütleri
Daimi işyeri varlığından söz edebilmek için ilk ölçüt bir işyerinin varlığıdır. Teşebbüsün ticari faaliyetini sürdürüldüğü bina ya da tesis gibi her türlü fiziki varlığa sahip unsur işyeri olarak değerlendirilebilir.
Teşebbüsün kaynak devlette bir daimi işyerinin oluşabilmesi için ikinci ölçüt işyerinin hem zaman hem de konum olarak sabit olmasıdır. Bu durumda sabitlik ölçütü “süreklilik” ve “coğrafi sabitlik” bakımından ayrı ayrı test edilmelidir. “Coğrafi sabitlik” ölçütünde teşebbüsün işlerini sürdürdüğü işyerinin sabit bir yer olup olmadığı tespit edilir. “Sabit yer”, teşebbüsün faaliyetlerinin devam ettirilmesi için uygun fiziki alan ya da cisim olan coğrafi nokta olarak ifade edilir. Sabitlik ölçütünün diğer bir belirleyicisi sürekliliktir. Bir sabit yerin daimi işyeri olarak kabul edilebilmesi için teşebbüsün faaliyetlerinde geçici ya da ara sıra kullanılmaması gerekir. Teşebbüsün sabit yerdeki faaliyetleri devamlılık göstermelidir. Bir yerin kaynak devlette daimi işyeri olarak değerlendirilebilmesi için son ölçüt teşebbüsün faaliyetlerini tamamen ya da kısmen bu sabit yer vasıtasıyla sürdürmesidir. Buna göre, faaliyetler bu sabit yerde teşebbüsün kendisi ya da teşebbüse bir iş akdi ile bağlı olan kişiler tarafından sürdürülmelidir.
Uluslararası Ticarette Elde Edilen Diğer Gelir Türlerinin Vergilendirilmesi
Uluslararası Deniz ve Hava Taşımacılığından Elde Edilen Kazançların Vergilendirilmesi
OECD Model Vergi Anlaşmasının 8. maddesi uluslararası trafikte işletilen gemi ve uçaklardan elde edilen kazancın vergilendirilmesini düzenlemektedir.
Uluslararası Trafik Kavramı
Uluslararası trafik, yalnızca diğer taraf devletin sınırları içinde gerçekleştirilen gemi veya uçak işletmeciliği hariç olmak üzere, etkin yönetim merkezi bir taraf devlette bulunan bir teşebbüs tarafından gemi veya uçak işletilerek yapılan taşımacılığı ifade eder. Bu durumda bir teşebbüse ait gemi ya da uçak yabancı bir ülkede bulunuyorsa ve sadece o yabancı ülkenin sınırları içinde işletiliyorsa elde edilen kazancın vergilendirilmesinde 8. madde hükümleri uygulanmayacaktır.
Uluslararası Deniz ve Hava Taşımacılığında Vergilendirme Yetkisi
OECD Model Vergi Anlaşmasının 8. maddesi hükmüne göre bir teşebbüsün uluslararası trafikte gemi veya uçak işletmeciliğinden elde ettiği kazançlar, yalnızca teşebbüsün etkin yönetim merkezinin bulunduğu devlette vergilendirilecektir. Kaynak devletin elde edilen kazanç üzerinden vergi alması söz konusu değildir.
BM Model Vergi Anlaşması OECD Model Vergi Anlaşmasından farklı olarak iki alternatif sunmaktadır. Birincisi, OECD Model Vergi Anlaşmasının 8. hükmüyle aynıdır. İkinci alternatifte (BM Modeli madde 8B) uluslararası trafikte işletilen gemi ya da uçaktan elde edilen kazançlar etkin yönetim merkezinin bulunduğu devlet tarafından vergilendirilecek, eğer diğer akit devletteki faaliyet devamlılık gösteriyorsa elde edilecek kazanç o devlette de vergilendirilebilecektir. Diğer akit devlette vergilendirilebilecek kazanç tutarının tespiti ülkeler arasındaki görüşmelerde belirlenecektir.
Türkiye’nin taraf olduğu vergi anlaşmaları 8. madde itibariyle OECD Model Vergi Anlaşmasına benzerlik gösterse de belirli konularda farklılaşmaktadır.
Gayri Maddi Hak Bedellerinin Vergilendirilmesi
Gayri maddi hak bedellerinin vergilendirilmesi ile ilgili hükümler OECD Model Vergi Anlaşmasının 12. maddesinde yer almaktadır. Model Anlaşmanın 12(2) maddesinde edebi, sanatsal veya bilimsel her türlü telif hakkının, patentin, markanın, desen veya modelin, planın, gizli formül veya üretim yönteminin kullanımı veya kullanım hakkı karşılığında veya sınai, ticari veya bilimsel tecrübeye dayalı bilgi birikimi karşılığında yapılan her türlü ödeme gayri maddi hak bedeli olarak tanımlanmıştır. Madde kapsamına bu gayri maddi varlıkların elden çıkartılması dışında, başkasının kullanımına bırakılmaları karşılığında elde edilen gelirler girmektedir.
Gayri maddi hak bedellerinin vergilendirilmesi ile ilgili hükümler OECD Model Vergi Anlaşmasının 12. maddesinde yer almaktadır. Model Anlaşmanın 12(2) maddesinde edebi, sanatsal veya bilimsel her türlü telif hakkının, patentin, markanın, desen veya modelin, planın, gizli formül veya üretim yönteminin kullanımı veya kullanım hakkı karşılığında veya sınai, ticari veya bilimsel tecrübeye dayalı bilgi birikimi karşılığında yapılan her türlü ödeme gayri maddi hak bedeli olarak tanımlanmıştır. Madde kapsamına bu gayri maddi varlıkların elden çıkartılması dışında, başkasının kullanımına bırakılmaları karşılığında elde edilen gelirler girmektedir.
Gayri maddi varlıkların vergilendirilmesi konusunda BM Model Vergi Anlaşmasında bulunan hükümler kapsama giren gelirler ve kaynak devletine verilen yetki konusunda OECD Model Vergi Anlaşmasından farklılaşmaktadır. Buna göre, BM Model Vergi Anlaşmasında ekipman kiralama ücretleri ve radyo veya televizyon yayın telif hakları da 12. madde kapsamında değerlendirilir. İkinci olarak, BM Model Vergi Anlaşmasında kaynak devlet sınırlı da olsa vergi alabilmektedir. Kaynak devletin en çok alabileceği vergi bir oranla sınırlandırılmış olmakla birlikte bu oran anlaşmaların mütarekelerinde taraf devletler tarafından karara bağlanmaktadır.
Türkiye gayri maddi hak bedelleri konusunda vergilendirme yetkisini koruyabilmek için çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarının 12. maddesinde BM Model Vergi Anlaşmasında yer alan yaklaşıma uygun bir politika izlemektedir.