AÖF Soru Bankası

Uluslararası Ticarette VergilendirmeÜnite 2 Özeti

Uluslararası Ticareti Düzenleyen Kuruluşlar

MLY206U-ULUSLARARASI TİCARETTE VERGİLENDİRME

Ünite 2: Uluslararası Ticareti Düzenleyen Kuruluşlar

Giriş

Uluslararası ticaret, rekabetin ulusal ölçekten arınıp bölgesel hatta küresel bir düzleme yayılmasına aracı olmakta, piyasalardaki ürün miktarının ve çeşitliliğinin artmasını temin etmektedir. Teorik perspektiften iç piyasalardaki kaynak yetersizliği ya da fazlalığı, fiyatlardaki farklılıklar ve uluslararası piyasalardaki ürün çeşitliği bir ülkenin uluslararası ticarete yönelmesini gerekli kılan etmenler olarak değerlendirilmektedir. Farklı ülkelerdeki ekonomik aktörler arasında gerçekleştirilen ticari faaliyetler ise yapısı gereği pek çok riski bünyesinde barındırır. Mübadele işlemlerine taraf olan ülkelere, bölgelere, politik ve ekonomik koşullara bağlı olarak gündeme gelecek olan risk başlıkları uluslararası ticaret önündeki temel engellerdendir. Uluslararası ticaretin geliştirilmesi açısından, bir yandan uluslararası ticareti etkileme potansiyelindeki riskleri minimize edebilmek diğer yandan da ulusal saiklerle izlenen politikalar arasındaki uyumsuzlukların veya çatışmaların üstesinden gelebilmek amacıyla ülkeler arasında çeşitli anlaşmalar imzalanmakta, iş birlikleri gerçekleştirilmekte, kurum ve kuruluşlar oluşturulmakta hatta ekonomik entegrasyonlar geliştirilmektedir.

Uluslararası Ticaretin Yapısı

Küreselleşme eğilimi ve bölgesel ya da global ölçekli iktisadi entegrasyonların yaygınlaşarak güç kazanması, ticarette uluslararası işlem hacmini artırmıştır. Spesifik olarak 2000’li yıllardan itibaren iletişim ve ulaşım teknolojisinde yaşanan her bir yenilik uluslararası ölçekli ticari faaliyetlerin yaygınlaşmasını da beraberinde getirmektedir. Günümüzde ekonomik, politik ve teknolojik koşulların da etkileriyle gerek üretim gerekse tüketim anlayışının değiştiği uluslararası ölçekli bir iktisadi sistem ile karşı karşıya kalındığı görülmektedir. Dolayısıyla uluslararası ticaretin işlevleri ile mübadele sürecinde rol alan aktörler değerlendirildiğinde, ülkeler arasında gerçekleştirilen ticari işlemlerin günümüz koşullarında farklı düzeylerdeki oluşumlarla düzenlenme gerekçeleri daha somut bir anlam kazanacaktır.

Uluslararası Ticaretin İşlevleri ve Rol Alan Aktörler

Uluslararası ticaret, veri bir ürün açısından piyasadaki üretim miktarının ve çeşitliliğinin artmasını sağlamakta, rekabetin ulusal ölçekten bölgesel ve hatta küresel ölçeğe yayılmasını temin etmektedir. Ayrıca birbirine rakip firmaların, piyasadaki devamlılıklarını sağlamak ya da pazar paylarını artırmak amacıyla gerçekleştirdikleri araştırma ve geliştirme faaliyetleri teknolojik gelişmenin temel girdilerindendir. Bu yönüyle uluslararası ticaret ekonomik aktörlerin ulusal, bölgesel ve küresel düzlemde dinamik gelişim sürecine adapte olmalarını sağlamaktadır. Teorik olarak bir ülkenin uluslararası ticarete yönelmesinin altında üç temel neden bulunur.

İç Piyasalardaki Ürün Yetersizliği/Fazlalığı: Ülkeler doğal kaynakları ve üretim faktörleri itibariyle birbirleriyle homojen bir yapıya sahip değildirler.

Ülkelerin ekonomik sistemlerini doğrudan etkileyen heterojen dokuları, toplum ve bireylerin gerek ihtiyaçlarının gerekse sahip oldukları kaynaklarla elde ettikleri ürünlerin farklılaşmasına ve çeşitlenmesine neden olmaktadır. Bunun yanında ülkelerin fiziki ve beşerî sermaye birikimlerinin, üretim yapılarının ve gelişmişlik seviyelerinin heterojenlik göstermesi yine gereksinim duyulan ya da ihtiyaç fazlası olarak değerlendirilen ürünlerin ülkeler itibariyle değişmesini sağlamaktadır.

Ürün Fiyatlarının İç ve Dış Piyasalardaki Farklılığı: Ekonomik aktörlerin uluslararası ticarete yönelmesini sağlayan diğer faktör ulusal ve uluslararası piyasalardaki fiyat farklılıklarıdır. Ülkelerin heterojen dokuları nedeniyle ortaya çıkan farklı üretim sistemleri, ticarete konu ürünlerin maliyet ve/veya fiyatlarının da değişiklik göstermesine neden olur. Öncelikle fiyat, ürünün mübadele değerini ifade eder. Referans alınan bir ürün fiyatının ülkeler itibariyle farklılık göstermesine neden olan pek çok faktörden söz edilebilir. Ürünün üretim maliyetleri, piyasa yapısı, ikame ve tamamlayıcılarının özellikleri ve çeşitliliği, genel makroekonomik durum, siyasi politikalar ve vergi yapısı, tüketicilerin tercihleri ve sosyolojik dokusu ile üretici firmaların öncelikleri ve rekabet koşulları bu faktörlerin başında gelmektedir.

Uluslararası Piyasalardaki Ürün Çeşitliliği ve Farklılaştırılmış Ürünler: Klasik dış ticaret teorilerine göre ülkeler; ekonomik, sosyal, coğrafi ya da politik başlıklardaki gerekçelerle farklı faktör donanımı ve üretim yapılarına sahip olabileceklerdir. Bahsedilen farklılık ise ülkelerin belirli ürünlerin üretiminde uzmanlaşmalarını beraberinde getirir. Bu yönüyle uluslararası ticaret ile ekonomik aktörler, ülkelerinde üretilemeyen ya da yüksek maliyetle üretilebilen ürünleri diğer ülkelerden tedarik edebilme fırsatı elde etmektedir. Dolayısıyla klasik dış ticaret teorilerine göre uluslararası mübadele, bir yandan iş bölümü ve uzmanlaşmayı sağlayarak daha düşük maliyetle üretim yapılmasına aracı olacak, diğer yandan da ürün çeşitliliğinin artmasını temin edecektir.

Uluslararası ticaretin bahsedilen şekilde dünya genelinde farklı ürünlerin üretilmesini temin etmesinin yanında bir diğer olumlu özelliği de ekonomik aktörler arasındaki rekabeti yerel ya da ulusal ölçekten, bölgesel ya da küresel ölçeğe taşımasıyla ortaya çıkmaktadır. Firmalar arasında artan rekabet, sadece birbiriyle ilgisiz olan ya da birbirini tamamlayıcı özelliklerdeki ürünlerin temininin ötesinde, birbirine ikame olabilecek ve hatta farklılaştırılmış özelliklere sahip ürünlerin geliştirilmesini sağlayacaktır. Bölgesel ya da küresel düzeydeki rekabetin etkileriyle firmaların ürün fiyatı ve miktarı üzerindeki belirleyici rolleri kırılacaktır. Uluslararası mübadele sürecinin bir getirisi olarak rekabet halindeki firmalar arz ettikleri ürünlerin, satış öncesi ve sonrası hizmetleri, pazarlama stratejileri, marka ve imaj oluşturma süreçleri, ürünün tasarım, güvenilirlik, performans ya da kalitesi gibi alt başlıklarda diğer ürünlerden farklılaşmasını sağlamaktadırlar. Böylece uluslararası ticaret gerek dikey


(farklı) ve gerekse yatay (benzer) düzlemde ürün çeşitliliğinin artmasını beraberinde getirmektedir.

Uluslararası Ticaretin Düzenlenme Gerekçeleri

Ticarete taraf olan aktörlerden mübadelenin yapıldığı ülkelere, bölgelere, para birimlerine ya da politik ve ekonomik konjonktüre bağlı olarak ortaya çıkan riskler uluslararası ticaretin önündeki önemli engellerdendir. Ticari risk olarak ortaya çıkan olasılıkların minimize edilebilmesi açısından takip ve kontrol mekanizmalarının etkin bir şekilde işlemesi gerekir. Mübadele süreci, her ne kadar ekonomik aktörler arasında gerçekleştiriliyor olsa da tabi oldukları ülkelerin ekonomik, politik, finansal ve idari yapıları da bu süreci doğrudan ya da dolaylı yollardan etkileyecektir. Gerçekten ülkelerin uluslararası ticarete yaklaşımları, uygulanan tarife ya da tarife dışı araçlar, benimsenen döviz kuru sistemi, politik süreç ve siyasi tercihler, bürokratik ve idari işlemler, ekonomik ve finansal istikrar gibi başlıklar gerek ithalatçı gerekse ihracatçı firmaların hareket alanını çizmekte, uluslararası ticaretin yoğunluğunu şekillendirmektedir. Uluslararası ticaret, mübadeleye taraf ülkelerin ekonomik, sosyal ve kültürel yapıları üzerinde de doğrudan ya da dolaylı yansımalar meydana getirmektedir. Dışa açık bir ekonomide hedeflenen iktisadi amaçlara ulaşılabilmesi için dış alem ile yapılan ticari, mali ve finansal işlemlerin mutlak suretle dikkate alınması ve bu doğrultuda politikalar geliştirilmesi gerekir. Nihayetinde ülkeler kendi menfaatlerini esas alarak dış ticaret politikaları uygulamaktadırlar. Farklı ekonomik, sosyal ve kültürel dokulara sahip ülkelerin toplumsal refah maksimizasyonunu öncülleyerek geliştirdiği politikaların birbiriyle zaman zaman çelişmesi ise kaçınılmazdır. Ülkelerin amaçları arasında doğabilecek bu çelişkiler ise uluslararası ticaret hacmini etkileme potansiyelindedir Bunun yanında ülkelerin ortak amaç için bir araya gelerek oluşturdukları etkileşim ya da uzlaşma ortamı, farklı ülkelerdeki ekonomik aktörler arasında gerçekleştirilecek mübadelenin önündeki engellerin kaldırılmasına ve doğrudan ya da dolaylı olarak hissedilen risklerin minimize edilmesine hizmet edecektir.

Ülkeler arasındaki ticaretin başlangıcı, devamlılığı ya da geliştirilmesi doğrultusunda atılacak her adım taraf ülkelerin hükümet etme ve politika geliştirme yetkinliğini çeşitli ölçülerde etkileyecek, hatta sınırlandıracaktır. Artık ülkeler nezdindeki amaçların ötesinde, ülkeler arası düzeyde ortak hedefler, kriterler ve koşullar oluşturulmuştur. İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki süreçte Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT)’nın yürürlüğe girmesiyle anlaşmaya taraf olan ülkeler arasında karşılıklı olarak uygulanan gümrük tarifelerinin azaltılması hedefleri bu başlığa örnek olarak gösterilebilir. Yine 1995 yılında GATT’ın bir nevi devamı mahiyetinde kurulan Dünya Ticaret Örgütü, üye ülkeler arasındaki ticari ilişkilerin devamlılığının sağlanması ve geliştirilmesi amacını benimsemiştir. Bunun yanında daha çok bölgesel düzeyde komşu ya da birbirine yakın ülkeler arasında ticaretin geliştirilmesi amacıyla oluşturulan

serbest ticaret bölgeleri ya da gümrük birlikleri de ulusal politikaların belirli ölçülerde ortak amaçlar doğrultusunda sınırlandırılmasını beraberinde getirmektedir.

Uluslararası ticareti düzenleyen kurum ve kuruluşların iki boyutlu bir incelemesi yapılabilir. Bunlardan ilki taraf ülkenin pozisyonu ve düzenlemelerden etkilenme derecesine yöneliktir. Netice itibariyle taraf ülke, ortak amaçlara ulaşabilmek için atılan adımlara uyum sağlayacak ya da üzerinde uzlaşılan kurallara uygun politikalar geliştirecektir. Bunun yanında uluslararası ticareti düzenleyen kurum veya kuruluşun hareket ve müdahale alanı, hangi amaçlara hangi araçları kullanarak hizmet edebileceği ise diğer inceleme konusudur.

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı

Uluslararası ticaretin geliştirilmesi doğrultusunda atılan önemli adımlardan biri Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca 30 Aralık 1964 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Kurul ilgili tarihte uluslararası ticaretin geliştirilmesi, ticaret, kalkınma ve yoksulluk ile ilgili sorun alanlarının tespiti, gelişmekte olan ülkelerde ekonomik büyüme ve kalkınma gibi temel amaçlara ulaşılması gibi hedeflerle Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansını kurmuştur. Bu yönüyle Örgüt, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun hükümetler arası oluşturduğu ticaret ve kalkınma ile ilgili temel organları arasında yer almaktadır. Örgütün varmak istediği temel amaçları;

• Ulusal düzeyde ülkelerin sürdürülebilir büyüme ve ekonomik kalkınma süreçlerini destekleyici seçenekler oluşturmak, • Uluslararası ticaret hacminin gelişmesini sağlamak, • Ulusal, bölgesel ya da küresel düzeyde belirli bir ürüne ilişkin girdi ya da ithalat bağımlılığını azaltarak ürün çeşitliliğini teşvik etmek, • Finansal istikrarsızlığı doğuran etmenleri ortadan kaldırmak, • Dijital dönüşüm sürecinin yönetimini sağlamak, • Rekabeti engelleyen tedbirlerin terk edilmesini temin etmek, • İklim değişikliğine neden olan üretim yapılarını regüle ederek doğal kaynakların daha etkin kullanımını sağlamak

şeklinde özetlenebilir.

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin küresel ticaret işlemleri içerisindeki payını artırabilmek amacıyla Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi adında bir program da uygulamaktadır.

Dünya Gümrük Örgütü

4 Kasım 1952 tarihinde yürürlüğe giren Gümrük İşbirliği Konseyi Sözleşmesi ile kurulan Gümrük İşbirliği Konseyi, 1994 yılında yapılan toplantı sonrasında Dünya Gümrük Örgütü adını almıştır. Örgütün öncelikli amaçları ve çalışma alanları arasında uluslararası mübadele sürecinde


ulusal ya da bölgesel düzeyde uygulanan gümrük rejimlerinin birbiriyle uyumlu hale getirilmesi yer alır. Örgüt, gümrük mevzuatlarının sadeleştirilmesi, uyumlu ve saydam hale getirilmesi, uluslararası ticari işlemlerde uygulanan bürokratik işlemlerin basitleştirilmesi, kaçakçılıkla ve kayıt dışı işlemlerle mücadele, üye ülkeler arasında iş birliğinin geliştirilmesi başlıklarında çalışmalar gerçekleştirmektedir.

Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması ile Dünya Ticaret Örgütü

Ülkeler arası gerçekleştirilen, ticareti yönlendiren ve düzenleyen uluslararası anlaşmaların başında Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT) gelir. GATT, Dünya Ticaret Örgütünün kuruluşuna kadar geçen dönemde ülkeler arası gerçekleştirilecek ticaretin temel prensiplerini belirlemiştir. Dolayısıyla 1948 ile 1994 yılları arasındaki zaman diliminde bu anlaşma adeta uluslararası ticaretin temel düzenleyicisi olmuştur. 1 Ocak 1995 tarihinde uluslararası ticaretin gelişmesi, koordinasyonu ve denetimi amacıyla faaliyetlerine başlayan Dünya Ticaret Örgütü ise kendi bünyesi ve üyeleri dahilinde uluslararası ticaretin temel ilkelerini belirlemiş ve geliştirmiştir. Günümüzde de Dünya Ticaret Örgütü, ülkelerin taraf olacakları uluslararası ticaretin kurallarını tayin etmekte, ortaya çıkacak olası anlaşmazlıkları çözüme kavuşturma kabiliyetini bünyesinde barındırmaktadır. Örgütün temel hedefi, uluslararası ticaret önündeki çeşitli engelleri kaldırmak, ülkelerin otonom olarak belirlediği kuralları saydam hale getirmek ve böylece küresel ticaret hacmini artırmaktır. 164 üyeli küresel ölçekli bir kuruluş olan Örgütün temel karar alma organları Bakanlar Konferansı ile Genel Konsey’dir Dünya Ticaret Örgütünün benimsediği dört temel ilke vardır. Bunlar;

i) En çok kayrılan ülke kuralı, ii) Ulusal muamele kuralı, iii) Gümrük vergilerinin indirilerek konsolide edilmesi, iv) Tarifeler yoluyla koruma kuralı

şeklinde özetlenebilir.

“En çok kayrılan ülke kuralı” prensip olarak ticarete taraf olan ülkelerin aralarında ayrım yapılmamasını zorunlu kılar. Yani Dünya Ticaret Örgütüne nüye olan bir ülke herhangi bir ticari partnerine tanıdığı ayrıcalıklı ya da uygun mübadele koşullarını örgüte üye tüm ülkelere uygulamalıdır. Ancak GATT’de düzenlenen ve ülkeler arasındaki ticari ilişkileri geliştirmeyi amaç edinen tercihli ticaret anlaşmaları, serbest ticaret bölgeleri ya da gümrük birlikleri kapsamındaki ticari işlemler bu ilkenin istisnasını oluşturur. Yine özellikle gelişmekte olan ülkelerin kalkınma süreçlerine katkı sağlayabilmek amacıyla yapılan uluslararası ticarette söz konusu ülkeleri avantajlı konuma getirecek düşük gümrük tarifeleri de bu ilkenin bir diğer istisnai uygulamasıdır.

Bir diğer ilke “ulusal muamele kuralı”dır. Bu ilkeye göre örgüte üye ülke kendi iç piyasasında yerli ve ithal ürünler arasında farklı bir uygulama gerçekleştirmemeli, ulusal pazardaki ürünlerin menşeine göre ayrım yapmamalıdır. Burada akla gelen ilk soru ülkelerin uyguladıkları gümrük vergilerinin ulusal muamele prensibine aykırı olup olmadığıdır. Ne var ki ulusal muamele ilkesinin uygulanabilmesi için ithal edilen ürünün ithalatçı ülke piyasasında işlem görüyor olması gerekir. Dolayısıyla ithal ürünler üzerinden alınan gümrük vergisi ulusal muamele ilkesi zedeleyen bir yapıda değildir. Hiç şüphesiz ki ülkelerin egemenlik güçlerine dayanarak aldıkları gümrük vergileri uluslararası mübadele sürecini yönlendiren, hatta çoğu zaman ticaret hacmini olumsuz etkileyen önemli bir bileşendir. Bu bakımdan Dünya Ticaret Örgütünce uluslararası ticaretin geliştirilmesi açısından benimsenen bir diğer ilke de uygulanan gümrük vergilerinin düşürülmesi ve küresel platformda tek düze hale getirilmesini amaçlar. Bu amaç doğrultusunda üye ülkelerin uluslararası ticarette uygulayabilecekleri en yüksek vergi oranları Dünya Ticaret Örgütü nezdinde belirlenmektedir. Ülkelerin kendi iç piyasalarını uluslararası rekabetten korumanın tek yolu gümrük tarifeleri değildir. Bir ülke, egemenlik gücünden yararlanarak uluslararası ticari işlemlere kotalar getirebileceği gibi, taraf ülkelerle gönüllü ticaret kısıtlamalarına gidebilir, ithal ürünlere ek vergi uygulayabilir ya da ithalat işlemlerini zorlaştırıcı tedbirler alabilir. Ancak uluslararası ticarette tarife dışı engeller olarak adlandırılan bu tedbirler, işlem hacmini olumsuz yönde etkileme potansiyelinde olup mübadele sürecinin saydamlığını engellemektedir. Bu çerçevede Örgütün benimsediği bir diğer ilke de ülkelerin uygulayacakları korumacı tedbirleri tarife dışı araçlar yoluyla değil saydam, daha öngörülebilir ve denetlenebilir olan tarifeler yoluyla şekillendirilmesidir.

Uluslararası Ticaret Merkezi

Uluslararası Ticaret Merkezi, 1 Ocak 1968 tarihinde uluslararası ticaret sürecinde rol alan aktörlere teknik yardım sunabilmek amacıyla kurulmuştur. İdari merkezi Cenevre olan kuruluşun başlıca amaçları, gelişmekte olan ülkelerin sosyoekonomik kalkınma sürecine ivme kazandırarak küresel rekabet ortamına entegre olmalarını sağlamak ve uluslararası ticaret önündeki engellerin kaldırılmasıyla optimal kaynak kullanımına aracı olmaktır.

Milletlerarası Ticaret Odası

1919 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde kurulan Milletlerarası Ticaret Odası, sermaye hareketliliği önündeki engellerin kaldırılması, mübadele sürecinde rekabetçi ve saydam piyasa koşullarının oluşturulması için üretim ve ticaret sürecindeki paydaşları teşvik etmeyi, karşılaştıkları engelleri kaldırmayı amaçlamaktadır. Diğer kuruluşların aksine Milletlerarası Ticaret Odası daha çok uluslararası düzeyde çalışma ve ticaret hayatındakileri temsil etmeyi arzulayan sivil bir organizasyon görünümündedir. Bu çerçevede serbest ticaret koşullarının


geliştirilmesi, çalışma koşullarının düzenlenmesi, yolsuzluklarla mücadele, ticari anlaşmazlıkların giderilmesi gibi başlıklarda faaliyet göstermektedir.

Ekonomik Entegrasyonlar ve Uluslararası Ticarete Etkileri

Ülkeler arasında uluslararası ticaretin geliştirilmesi amacıyla oluşturulan uluslararası entegrasyonların finansal ve mali yapıları ile amaçları çeşitli farklılıklar gösterir. Her bir entegrasyon evresi ülkeler arasında gerçekleştirilen ticari işlemleri ve ulusal düzeyde belirlenen politikaları farklı ölçülerde etkilemektedir.

Tercihli Ticaret Anlaşmaları

Ülkelerin yeni pazarlara açılmak, artan ticaret hacminden daha fazla pay alabilmek ya da kendi çıkarları doğrultusunda mübadele sürecini şekillendirmek amacıyla ikili ya da bölgesel düzeyde tercihli ticaret anlaşmalarına başvurdukları görülmektedir. Tercihli ticaret anlaşmaları uluslararası ticareti düzenleyen en dar kapsamlı müesseselerdir. Bu anlaşmalar, genel itibariyle iki ülke ya da çeşitli ülke grupları arasında imzalanır. İmzalanan anlaşma gereği belirlenmiş ürünlerin mübadelesinde taraf ülkelerce indirimli bir tarifenin uygulanması, tarife dışı araçların hafifletilmesi ya da hiç gümrük vergisi alınmaması söz konusu olmaktadır. Tercihli ticaret anlaşmalarında taraf ülkeler, karşılıklı ya da tek taraflı olarak vergi indirimleri ve muafiyet uygulamalarına başvurabileceği gibi diğer ülkelere uygulanan tarife ve tarife dışı araçları hafifletme kararı da alabilmektedir. Bu anlaşmaların bir diğer önemli özelliği de alınan kararların sadece spesifik ürünler ya da sektörlere uygulanabilmesidir.

Serbest Ticaret Bölgeleri

Serbest ticaret bölgesi, ülkeler arasında ticareti engelleyen gümrük vergileri ya da ithalat kotaları gibi sınırlamaların kaldırılması ve karşılıklı mübadele hacminin artırılması amacıyla kurulur. “Bir ülkenin gümrük sınırları dışında kalan bölgeler” olarak tanımlanan serbest ticaret bölgeleri, ilgili ülkenin siyasi sınırları içerisinde yer almakla birlikte ticari, mali ve idari kurallarının kısmen ya da tam olarak uygulanmadığı, ticari güdülerle ve anlaşmalarla kurulmuş yerlerdir. Dolayısıyla serbest ticaret bölgelerinde anlaşmaya taraf olan ülkelerin ürünleri kendi aralarında gümrüksüz ve kısıtlamasız bir şekilde ticarete konu olabilir. Bunun yanında bir serbest ticaret bölgesinde, taraf ülkeler anlaşma kapsamında olmayan ülkelere karşı ortak gümrük tarifesi uygulamamakta, her üye kendi çıkarları ve hedefleri doğrultusunda ulusal dış ticaret politikalarına devam etmektedir. Bu nedenle serbest ticaret bölgelerinde ancak kısmi bir uyum ya da sınırlandırmadan söz edilebilir.

Serbest ticaret bölgeleri çok taraflı ya da üç ve daha fazla ülkenin veya ülke grubunun katılımlarıyla oluşturulabileceği gibi iki taraflı da kurulabilmektedir.

Gümrük Birliği

Gümrük birliği, taraf ülkelerin aralarındaki gümrük rejimlerini kaldırarak, birlik dışındaki ülkelere de ortak bir dış ticaret politikası geliştirdikleri serbest ticaret alanını ifade etmektedir. Bu aşamada üye ülkelerin ortak bir gümrük politikasına tabi olması hedeflenmektedir. Dolayısıyla üye ülkeler, bir yandan kendi aralarında ticareti engelleyici tedbirleri kaldırırken diğer yandan da birlik dışındaki ülkelere ortak gümrük tarifesi ve politikası uygulamaktadır. Bunun ötesinde artık üyeler, birlik dışında kalan ülkelere bağımsız tarife ya da farklı uygulamalara başvuramayacak, belirlenen ortak gümrük politikasına tabi olacaklardır. Dolayısıyla gümrük birliğinde gümrük tarifesi ve dış ticaret politikası, birliğe taraf ülkelerce kolektif olarak belirlenmekte ve uygulanmaktadır. Günümüzde Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Türkiye gibi bazı komşu ülkelerle oluşturduğu Avrupa Birliği Gümrük Birliği ya da Avrasya Ekonomik Birliği ülkelerinin oluşturduğu Avrasya Gümrük Birliği oluşumları gümrük birliklerine örnek olarak gösterilebilir.

Ortak Pazar

Ortak pazar, gümrük birliğinin ileri aşaması niteliğinde olup üye ülkeler arasındaki ticari, mali ve iktisadi ilişkilerin daha derinleştiği bir ekonomik bütünleşme evresidir. Bu aşamada, öncelikli hedef, taraf ülkeler arasında üretim faktörlerinin serbest dolaşımının sağlanmasıdır. Dolayısıyla ilgili alanlarda politikaların ya da farklı ekonomik ve idari yapıların uyumlu hale getirilmesi esastır. Günümüzde Avrupa Birliği ortak pazarın geniş hacimle uygulandığı en güzel örneklerdendir. Ayrıca Avrupa Ekonomik Alanı (Norveç, İzlanda, Lihtenştayn ve AB üyesi ülkeler), Karayip bölgesindeki ülkelerce oluşturulmuş Karayip Topluluğu ile Basra Körfezi’ndeki Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Umman, Katar ve Kuveyt tarafından kurulan Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi ortak pazara örnek diğer uluslararası örgütlerdir. Tüm bu örgütlerin ortak paydası, genel olarak kuruluşun tarih, coğrafya, kültür, din ve toplumsal özellikleri itibariyle birbirine yakın ülkelerce oluşturulmuş olmasıdır.

Ekonomik ve Parasal Birlik

Çeşitli ortak paydalara sahip ülkelerin birlikte hareket etme ve daha fazla iş birliği gerçekleştirme arayışları, ortak pazarın gelişerek ekonomik ve parasal birliğe doğru evrilmesini sağlayacaktır. Bu çerçevede ekonomik ve parasal birlik safhasının iki boyutu ön plana çıkacaktır. Bunlardan ilki üye ülkeler arasındaki dengesizliklerin ya da farklılıkların giderilmesi doğrultusunda iktisadi politikaların uyumlu hale getirilmesidir. Diğeri ise üye ülkelerin ortak hedef ve amaçlarına hizmet edecek ölçüde “uluslararası örgüte” politika geliştirebilme yetisinin kazandırılmasıdır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında