AÖF Soru Bankası

Kamu MaliyesiÜnite 4 Özeti

Kamu Maliyesinde Karar Alma

MLY203U-KAMU MALİYESİ

Ünite 4: Kamu Maliyesinde Karar Alma

Kamu Maliyesinde Karar Alma

Piyasa ekonomisinde her mal ve hizmet için ayrı ayrı belirlenen bireysel tercihler, üretilecek mal ve hizmetin belirleyicisi iken; kamu ekonomisinde kamusal mal ve hizmetlere olan taleplerin ayrı ayrı belirtilmesi bir anlam ifade etmemektedir. Bunun nedeni kamu ekonomisinde üretilen mal ve hizmetlerin bireysel talebe göre değil, bir bütün olarak sunulmasıdır. Bundan dolayı kamu ekonomisinde üretilecek mal ve hizmetlerin temel belirleyicisi bireysel talep değil, toplumsal taleptir.

Siyasal karar alma sürecinde bireyler tam kamusal mala olan taleplerini bireysel tercihlerinden farklı şekilde ortaya koymaktadırlar. Çünkü kamusal mallarla ilgili olarak birlikte tüketim, dışlanamamazlık ve buna bağlı olarak ortaya çıkan bedavacılık sorunu gibi nedenlerle bireysel talepler açıklanamamaktadır. Siyasal karar alma mekanizmasının üzerinde durduğu temel sorun, bireysel tercihlerden toplumsal tercihe geçişi sağlamaya çalışmaktır.

Kamu ekonomisi alanında görülecek faaliyetlerin miktar ve türleri ile bunların finansmanında kullanılacak kaynaklar fiyat mekanizması aracılığıyla değil, toplumun toplumsal tercihlerini yansıtan siyasi süreç ile şekillenmektedir. Siyasal karar alma teorisinde, kamusal mal ve hizmet üretimi için gerekli kaynak tahsisine, toplum fertlerinin birlikte karar vermeleri gerekmektedir. Böylece sosyal ihtiyaçları giderecek olan mal ve hizmetlere toplumun ne kadar kaynak tahsis etmek istediği ortaya çıkmış olacaktır. Ayrıca devletin elinde özel sektör için söz konusu olmayan bir yetki de bulunmaktadır. Kamu ekonomisinde arz edilecek malların ve hizmetlerin miktar ve türleri toplum tercihlerine dayanılarak belirlendikten sonra üretimin finansmanı için kimlerden ve ne miktarda vergi alınacağı yine aynı yoldan kararlaştırılabilir.

Siyasal Karar Alma Sürecinin Yapısı

Demokratik toplumlarda kişiler aynı zamanda seçmen oldukları için talep ettikleri kamusal mal ve hizmet miktarlarını siyasal süreçte seçim yoluyla belirtmektedirler. Demokratik siyasal rejimlerde kararlar halk (seçmen) tarafından alınmaktadır.

Siyasal süreç her devletin örgütlenme yapısına göre farklı unsurlardan oluşmaktadır. Demokrasinin başlıca üç biçimi bulunmaktadır. Bunlar, doğrudan demokrasi, temsili demokrasi ve yarı doğrudan demokrasidir. Demokrasi genel anlamıyla halkın egemenliği anlamına gelmekte ve anlam itibariyle demokraside halk, hem ülkeyi yönetecek temsilcilerini yani merkezi yönetimi hem de yereli yönetecek temsilcileri yani yerel yönetimi seçmektedir.

Doğrudan demokrasilerde egemenliğin sahibi olan halk bunu bizzat kendisi doğrudan kullanmaktadır. Doğrudan demokrasilerde kararlar bizzat halk tarafından alınmaktadır. Daha çok teorik bir uygulama olan doğrudan demokrasi çoğunlukla nüfusu az olan yerlerde uygulanabilmektedir.

Temsili demokrasilerde ise egemenliğin sahibi olan halk, karar alma yetkisini teknik nedenlerden dolayı temsilcilerine devretmektedir. Bu teknik nedenlerin başında nüfusun kalabalık olması gelmektedir. Temsili demokraside halk temsilcilerini seçer ve temsillere kendi adına karar alma yetkisi verir. Kararların alınmasında halkın katılımın sağlanması açısından kullanılan en basit ve en yaygın yöntem seçim yöntemidir.

Yarı doğrudan demokrasi ise doğrudan demokrasi ve temsili demokrasinin bileşiminden meydan gelmektedir. Böyle bir sitemde kararlar ağırlıklı olarak halk temsilcileri tarafından alınmakla birlikte halk da bazı hallerde kararların alınmasına doğrudan katılabilmektedirler. Yarı doğrudan demokrasilerde halkın yasama işlemlerine katılması üç araç aracılığıyla olmaktadır: Referandum, halkın kanun teklifi (halk teşebbüsü) ve halk vetosu.

Seçimlere katılım konusunda toplumun tümünün faydalandığı mal ve hizmetlerin üretimi ile ilgili kararların bu mal ve hizmetlerden faydalanan bireylerin tümünün katılımı ile sağlanması gerektiği açıktır. Bir başka deyişle toplumsal kararlara katılacakların sayıları kamusal mal ve hizmetlerden yararlanabilecek olan tüketicilerin sayıları kadardır. Ancak fayda ve maliyetleri bütün topluma yayılan mal ve hizmetlerle ilgili olarak alınacak kararlar, iktisadi anlamda, nüfusun tamamının karar alma mekanizmasına katılması imkânsız olduğundan, belli nitelikteki kişiler politik karar alma sürecine katılmaktadırlar.

Bir toplumun sağlıklı kararlar alabilmesi için kişilerin, siyasal nitelikli konuları anlayabilmeleri, onlara ilişkin görüşlerini ifade edebilmeleri gerekmektedir. Toplumdaki tüm bireylerin aynı fikirde olduğu düşünülemeyeceğine göre burada önemli olan kişilerin tercihlerini en iyi biçimde değerlendiren bir oylama sisteminin oluşturulmasıdır. Toplumsal tercihleri en iyi şekilde yansıtacak seçim sistemleri ve oylama yöntemlerinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu kuralların doğru olarak belirlenmesi demokrasiler için de son derece önemlidir. Demokratik bir toplumda seçim süreci farklı görüşteki siyasal partilerin parlamentoda temsil edilmesi sonucunu doğurmaktadır.

Piyasa karar alma mekanizması ile siyasal karar alma mekanizması arasındaki en belirgin fark; piyasa karar alma mekanizmasında satın alma birimi para olmasına rağmen, siyasal karar alma mekanizmasında satın alma biriminin kişilerin oyu olmasıdır. Piyasa ve toplumsal karar alma mekanizmaları arasındaki başlıca farkları; kesinlik derecesi, kararlara katılma, alternatif tercihlerin seçimi, sorumluluk derecesi ve zorlama unsuru olarak sıralayabiliriz.

Siyasal Karar Alma Sürecinin Aktörleri

Siyasal karar alma sürecinde yer alan aktörler karar alma sürecini oldukça fazla etkilemektedir. Kamusal kaynakların tahsisinde bu aktörler kendi çıkarlarını öne


çıkararak kamusal kaynaklardan yararlanmak istemektedirler. Siyasal süreçte yer alan aktörleri;

• Fayda maksimizasyonu peşinde olan seçmenler, • Oy maksimizasyonu peşinde olan siyasi partiler, • Bütçe ve etkinlik alanı maksimizasyonu peşinde olan bürokratlar ve • Rant maksimizasyonu peşinde olan baskı ve çıkar grupları olarak sıralayabiliriz.

Siyasi süreç içerisinde yer alan aktörlerin hepsinin kendi amaçları bulunmaktadır. Süreç içerisinde kamu kesiminde seçmen olarak rol alan birey kendisi için en yüksek hizmeti sağlayacak partiye oy verirken, politikacı olarak rol alan birey de kendisine en fazla oyu kazandıracak ve yeniden seçilmeyi garanti edecek ekonomik programı sunmaya çalışacaktır. Böylece seçmenler kamusal mallardan sağlanan faydayı, politikacılar da politik kârlarını maksimize etmeye çalışacaktır. Bu süreçte baskı ve çıkar grupları da kararların kendi özel çıkarları yararına alınması için baskı yapacaktır. Fakat her bir aktörün amacı, diğerlerinin sınırlaması altında kalabilmektedir. Bürokratların tercihleri politikacılar, politikacıların tercihleri bürokratlar ve seçmenler tarafından, seçmenlerin tercihleri politikacılar ve bürokratlar tarafından sınırlanmaktadır.

Seçmenlerin Siyasal Karar Alma Sürecindeki Rolü

Siyasi sürecin en önemli aktörü durumundaki seçmen, bir toplumda yasalar çerçevesinde yönetici kadroyu seçimle iş başına getirme hakkına sahip olan vatandaşı ifade etmektedir. Demokratik toplumlarda oy verme halkın siyasal hayata katılmasını sağlayan bir eylemdir. Bu katılım demokratik sistemin işlerliğinin etkin bir şekilde devam etmesini sağlayan bir yoldur. Bir ülke vatandaşı olmasının kendisine sağladığı bir hak ve ödev olarak seçmenin, o ülkede görev yapacak yönetici kadrosunun belirlenmesi ile ilgili olarak seçimlere katılımıyla ortaya çıkan davranışı, seçmen davranışını oluşturmaktadır.

Siyasi partiler tarafından oluşturulan politikalarla sunulan hizmetlerin tüketicisi konumunda yer alan seçmen, siyasal arenada başarı hedefleyen tüm partilerin önceliğidir ve seçim başarısının en önemli anahtarıdır.

Seçimler iktidarın belirlenmesi ve seçmenlerin kimler tarafından yönetilmeyi istediğinin ortaya konması bakımından önemlidir. Oy verme, ilgi ve katılmanın temel unsurunu meydana getirmektedir. Bu noktada seçmenlerin siyasi sürecin temel unsuru olan oy verme davranışı üzerinde etkili olan faktörlerin neler olduğu konusu son derece önemlidir. Bu faktörlerin başında seçmenlerin yaş, cinsiyet, eğitim seviyesi, meslek ve gelir düzeylerinin geldiği söylenebilir. Seçmenlerin karar vermesini etkileyen çevre, kişilik, alternatifler, değerler sistemi gibi önemli etmenler bulunmaktadır. Kişinin beklentileri, hedefleri, ahlaki, dini ve insani değerleri, aile ve sosyal geçmişi, parti bağlılığı ve adayın imajı, kararsız seçmen sayısının artışı, birbirine benzer siyasal partilerin var olması, adayların ön plana çıkarak seçmenlerin algısında

çekiciliğe sahip olmaları gibi birçok başka faktör de seçmenin siyasal tercihlerinin oluşumunda ve karar verme süreçlerinde etkili olabilmektedir.

Yönetime talip olan siyasi parti, lider veya kişiler seçmenin karar verme sürecini etkileyen bu faktörlere, kampanya çalışmalarında odaklanmak zorundadırlar. Seçmen davranışları üzerinde etkili olduğu düşünülen bazı faktörler şunlardır:

• Aday • İdeoloji • Lider • Gündem • Partiye olan bağlılık • İçinde bulunulan sosyo-ekonomik ortam, aile • Partinin seçimi kazanma ihtimali • Medyada çıkan haberler • Demografik özellikler • Politik faktörler • Ekonomik faktörler

Seçmen davranışını etkileyen önemli bir unsur da seçim sistemleridir. Seçim, en genel anlamıyla yöneticiliğe aday olan kişiler arasından ve yönetilenlerin, verdikleri oylarla bir seçme yapmaları esasına dayanır. Demokratik bir toplumun varlığı için seçim kurumu zorunlu bir unsurdur. Seçim sistemleri şöyle sıralanabilir:

1. Çoğunluk sistemi: Bu sistemde seçime katılan partiler ya da adaylar arasında en çok oy alan seçimi kazanmış sayılmaktadır. Çoğunluk sistemi tek turlu ve iki turlu olarak iki şekilde uygulanmaktadır. Tek turlu (basit) çoğunluk sistemi, bir seçim bölgesinde en fazla oy alan partinin bütün milletvekilliklerini kazanmasıdır. İki turlu (mutlak) çoğunluk sisteminde ise bir parti, birinci turda bir seçim bölgesinde oyların yarıdan bir fazlasını alamazsa ikinci bir oylama yapılır. İkinci turda en çok oy alan parti seçilmiş sayılır. 2. Nispi Temsil Sistemi: Nispi temsil, adaylarını liste usulüne dayanarak belirleyen partilerin her seçim çevresinde aldıkları oy oranına göre milletvekili çıkarmalarını sağlayan bir seçim sistemidir. Bu sistemde bir parti aldığı oy ölçüsünde milletvekili çıkarır. Bu sistem ile partiler, kendilerini destekleyen seçmen oranına göre parlamentoda temsil edilir.

Siyasal Partilerin Siyasal Karar Alma Sürecindeki Rolü

Siyaset; toplumu meydana getiren, çıkarları ve istekleri farklı olan değişik bireyleri ve grupları çatıştırmadan toplumun varlığını ve bütünlüğünü korumaya yönelik ilişkiler ağından meydana gelen bir kurumdur. Siyasi süreç içerisinde önemli olan aktörlerden biri de siyasi partilerdir. Siyasal karar alma sürecinde kamusal mal ve hizmetlere olan talebin belirlenmesinde siyasal partiler önemli görevler üstlenmektedir. Çok partili temsili


demokrasilerin olduğu ülkelerde seçmen kamu mal ve hizmetlerine olan tercihlerini doğrudan belirtemezler. Bireyler tercihlerini partilerin açıklamış oldukları parti programları doğrultusunda belli süre bir siyasi partiye oy vererek açıklamış olmaktadırlar. Bir program etrafında toplanmış, siyasal iktidarı elde etmek ya da paylaşmak amacını güden, süreklilik arz eden, örgüt özelliği gösteren kuruluşlara siyasi parti denmektedir.

Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Çağımızda temsili demokrasiler, partili demokrasiler olarak işlemektedir. Siyasi partilerin dört temel niteliği şu şekilde sıralanabilir:

• İktidarı doğrudan ele geçirmeye çalışırlar. • Resmi üye tabanına dayanırlar. • Hem özel konularda hem de toplumun ve ülkenin bütününü ilgilendiren konularda politikalara sahiptirler. • Ortak bir ideolojik kimlik veya siyasal tercihlere sahip insanların oluşturduğu bir örgüttür.

Siyasi partiler şu altı işlevi yerine getirmektedirler: Temsil, Siyasal devşirme, Politika belirleme, Menfaatlerin birleştirilmesi, Siyasal sosyalleşme ve Mobilizasyon.

Siyasi partilerin asli işlevi, halkı temsil etmektir. Temsil, siyasi partilerin hem üyelerinin hem de seçmenlerinin görüşlerini ve tercihlerini siyasal sisteme taşımaları anlamına gelmektedir. Profesyonel siyasetçiler, siyasi partilerin içinden çıkmaktadır. Siyasi partilerin gördüğü bu işleve siyasal devşirme denir. Siyasal partiler, toplumun değişik kesimlerinin istek ve tercihlerini derleyerek siyasal sisteme aktarırlar. Politika belirleme olarak adlandırılan bu işlev amaçlara ulaşmak için gerekli programları oluşturulmasıdır. Siyasal sosyalleşme ve mobilizasyon, bireylerin siyasal sisteme katılmaları, siyasal bilinç ve kanaatlerinin oluşmasında siyasal partilerin bir aracı olmasını ifade etmektedir. Siyasal sistemin nasıl işlediğini öğrenmek, siyasete katılmanın yolları hakkında bilgi sahibi olmak, siyasi partilerin yerine getirdikleri işlevler arasındadır.

Demokrasilerde iktidarı belirleyen seçmendir. Siyasi partiler ise hukuk düzeninin sınırladığı çerçevede birbirleriyle rekabet ederek halkın oyunu almaya çalışmaktadırlar. Demokratik sistemlerde karşıt görüşlü partiler birbirleriyle iktidara sahip olmak için yarışmakta, tüzük ve programlarıyla fikirlerini ve yapacakları işleri bir bütün olarak halka sunmaktadır. Seçmen de kendi yararına en uygun olan partiyi seçip ona oy vermektedir. Demokratik ülkelerde bir siyasal partinin hedefi seçmen kitlesinin desteğini alarak genel ve yerel düzeyde iktidara sahip olmaktır. Bu amaçla siyasal partiler birçok araç ve yöntem kullanmaktadır. Seçmenleri partilerinin en iyi alternatif olduğuna ikna etmek oldukça zorlayıcıdır.

Siyasal partiler hükümet ile seçmen arasında bir bağlantı kurarlar. Liderlerini ve ideolojilerini propagandalarla seçmenlere tanıtmaya çalışırlar. Yani çeşitli propaganda ve organize olmuş örgütleriyle seçmenlerin parti

programları hakkında bilgi sahibi olmaları için çalışırlar. Partiler, siyasal davranışlarıyla açıkça göstermeseler bile, belli bir ideolojiyi savunurlar veya toplum refahı için bazı değer hükümleri saptarlar. Partilerin benimsedikleri ideolojiler birbirine karşıt olabileceği gibi, bazı yönlerden birbirini destekler nitelikte de olabilmektedir.

Siyasi partiler iktidar olamadıklarında muhalefet olmaktadırlar. Siyasi partiler muhalefet göreviyle iktidarı denetlediği gibi halka iktidarın yaptıklarını duyururlar. Muhalefet partileri, yerine getirdiği bu görevle siyasetin vazgeçilmez unsurlarıdır. Muhalefet partisi kendi oylarını arttırmak için iktidar partisinin eksiklerini gündeme getirerek seçmenlerin beklentilerine uygun politika vaadinde bulunmaktadır. Seçmenlerin hoşnutsuz olduğu politikalar, muhalefet için önemli bir kozdur ve muhalefetin bu vaatlerine karşılık seçmenler bir daha ki seçimlerde muhalefet partisini destekleyip desteklememeye karar verirler.

Sosyal, ekonomik siyasal ve kültürel etkenlere bağlı olarak partilerin sayısı, büyüklüğü, önemi ve aralarındaki ilişkiler ülkeden ülkeye değişiklik gösterir. Ülkelerdeki parti sayılarına göre tek parti, iki parti ve çok parti sistemleri diye ayrım yapılmıştır.

Siyasal iktidar ile seçmenler arasındaki ilişki oy ile kamusal hizmetlerden yararlanma arasında değişir. Siyasal iktidar daha fazla oy alabilmek için kamusal hizmet artırımında veya vaadinde bulunur. Ancak, bu aşamada kamusal hizmetlerin maliyeti düşünülmez. Burada söz konusu olan kamu hizmetlerinin maliyeti büyük ölçüde vergilerle karşılanacağı için kamusal hizmet vaadinde bulunan parti bunu gündeme getirmez.

Çıkar ve Baskı Gruplarının Siyasal Karar Alma Sürecindeki Rolü

Seçmenler kamu ekonomisi kararlarının kendi çıkarlarını kollar türden olmasını sağlamak için tek başlarına etkili olamazlar. Bu noktada, çıkar grupları daha etkili olmaktadır.

Çıkar grupları, ortak bir çıkar etrafında birleşmiş sosyal gruplardır. Baskı grupları ise, çıkar gruplarının özel bir durumunu teşkil etmekte olup, kendi çıkarları için siyasal iktidarı çeşitli yöntemlerle etkilemeye çalışan çıkar gruplarıdır. Yani, çıkar grubu ile baskı grubu arasındaki temel fark, siyasal iktidarı etkileme olayıdır. Bir çıkar grubu, kendi ortak çıkarları için siyasal iktidarı etkilemeye çalıştığı zaman baskı grubu kimliği kazanmaktadır. Modern demokrasilerde baskı gruplarının bulunmadığı ve bunların siyasete karışmadıkları bir toplum bulmak çok zordur.

Baskı gruplarının ayrıca siyasal iktidarı denetleme işlevi de bulunmaktadır. Siyasal iktidar baskı gruplarının etkisini hissederek davranışları konusunda daha dikkatli davranabilmektedir. Bu anlamda baskı grupları halk kesimleri ile siyasal iktidar arasında bir köprü görevi görmektedir, bir dengeleyici olmaktadır.


Çıkar ve baskı grupları faaliyetlerini yürütürken farklı yöntemler kullanmaktadırlar. Bunlar kısaca; lobicilik, ikna, kamuoyunu etkileme, tehdit, rüşvet, sabotaj, doğrudan hareket ve lokavt, başka partiyi destekleme şeklinde özetlenebilir.

Bürokrasinin Siyasal Karar Alma Sürecindeki Rolü

Bütçe politikaları devletin yönetim üniteleri ya da büroları aracılığıyla uygulanmaktadır. Bürokrasi, siyasal karar mekanizmasının aldığı kararları uygulayan uzman kadrodur. Bürokrasinin, kamusal karar sürecinde uzmanlığa sahip olması dolayısıyla bir uygulayıcı görevi görmesi yanında aranılan bir danışman konumundadır. Bürokrasinin uzmanlığa sahip olması ve sürekliliği politikacılara karşı bir üstünlük sağlamaktadır. Bürokratlara siyasi karar alma mekanizmasında etkinliğin sağlanması yönünden önemli görevler düşmektedir. Çünkü seçmenler kamusal mal ve hizmetlerine karşı ihtiyaçların derecesini belirledikleri halde, bürokratlar detayları belirlemektedirler.

Bürokrasi, siyasal iktidara bilgi sunmada tekelci konumdadır. Bürokrasinin amacı, kendi imkânlarını genişletmektir. Bu durum bütçenin büyümesi sonucunu doğurmaktadır. Uzmanlardan oluşan bürokratik kesimin bu isteklerini karşılamak siyasal iktidara düşmektedir. Siyasal iktidar bu isteklerin yerine getirdiği oranda bürokrasi ile olan işi o derece kolaylaşacaktır. Seçmenler ise, kamu kesiminde doğrudan muhatap oldukları bürokrasiden fayda sağlamak eğilimindedirler. Böylelikle, devlet hizmetlerinden en fazla faydayı sağlamak istemektedirler. Bu nedenlerle, bürokratın temel amacı ait olduğu dairenin bütçesini maksimize etmektir.

Bürokratlar bürolarının arz ettiği kamusal mal ve hizmeti artırma yönünde eğilimlere sahiplerdir. Bu eğilimin iki nedeni bulunmaktadır: yan gelirleri ve şöhreti arttırma isteği ve kamusal mal ve hizmetlerin finansmanının bütçeden sağlanması. Bu nedenle bürokratlar harcamaların yapılması sırasında sorumsuz davranabilmektedir. Bürolar ya da devlet daireleri, belirli bir kamusal mal ya da hizmet sunmak yönünden monopollere benzetilebilirler. Her bir büro monopolcü firma gibi hareket etmektedir.

Siyasal Karar Alma Sürecinde Karşılaşılan Temel Sorunlar

Siyasi karar alma sürecinde yer alan aktörlerin davranışlarındaki bazı sorunlar nedeniyle toplumsal kararlarda etkinsizlik olabileceği görüşü ilk kez Kamu Tercihi Teorisi’yle ortaya atılmıştır. Kamu Tercihi Teorisi’nin ortaya atmış olduğu en önemli iddia kamu ekonomisi aktörlerinin tercihleri ile özel ekonomideki tercihler arasında bir fark olmadığıdır. Teoride her iki kesimin de özel çıkar maksimizasyonuna odaklandığı ifade edilmektedir. Buchanan, Tullock ve Downs gibi kamu tercihi teorisyenleri, kamu ekonomisindeki aktörlerin tıpkı bireyler gibi rasyonel davrandıklarını ve egoistçe hareket ettiklerini savunmaktadır. Kamu Tercihi

Teorisi adıyla anılan teori özellikle J. M. Buchanan’ın katkılarıyla geliştirilmiş teoridir.

Kamu Tercihi Teorisi’ni, politika biliminin ekonomik analizi olarak tanımlamak mümkündür. Kamu Tercihi, politik süreçte alınan karar ve uygulamaları ekonomi biliminin araç, yöntem ve varsayımlara dayalı olarak açıklayan bir disiplindir. Kamu Tercihi Teorisi, devletin ekonomiye müdahale etmesini öngören Refah iktisadının, savunduğu piyasanın başarısızlığı ilkesine karşılık kamu ekonomisinin başarısızlığı ilkesinden hareket etmektedir. Kamu Tercihi Teorisinde, politika biliminin konuları iktisat biliminin araç ve yöntemleri tahlil edilmektedir. Kamu tercihi yaklaşımı seçmenler, politikacılar ve bürokratların birbirini etkileyen ekonomik faaliyetlerini, hükümetin ekonomik faaliyeti ölçeği ve çeşidinin nasıl belirlendiğini ele almaktadır. Kuram, bürokrasinin yapısı, işleyişi, çıkar grupları ve karar alma süreci ilişkileri üzerinde durmakta, diğer yandan toplumsal seçenekleri en iyi yansıtacak olan oylama biçimlerini inceleyerek, optimal karar alma biçimini ortaya koymaya çalışmaktadır.

Kamu Tercihi Teorisi’ne göre karar alma mekanizması oluşurken şu üç ilke ve varsayımdan yola çıkılmaktadır:

• Metodolojik bireyselcilik ilkesi: Bir toplumda alınan bütün kararların özde toplumu oluşturan bireylerin tercihlerine göre alındığı ve şekillendiği kabul edilmektedir. • Rasyonalite ve maximand ilkesi: Kamu tercihi teorisi kamu ekonomisinde temel amaç olarak kabul edilen kamusal faydanın maksimizasyonunu reddetmektedir. Bireylerin kararları rasyonel ve tutarlıdır ve bu açıdan tüm bireyler faydasını artırmak için hareket edeceklerdir. • Politik mübadele (mübadele paradigması): Teoriye göre, siyasal karar alma mekanizması, politik sürecin tarafları arasında gerçekleşen politik bir mübadeledir. Seçmenlerle politikacılar arasında bir çıkar sağlama ticareti vardır.

Siyasal süreçte ortaya çıkan etkinsizliklerin giderilmesinde, seçim sisteminin ve benimsenen oylama kuralının yetersizliğinin olduğunu savunan Kamu Tercihi teorisyenleri ve özellikle Buchanan Anayasal İktisat adı altında yeni bir disiplinin gelişmesini de sağlamıştır. Anayasal İktisat Teorisi, devletin güç ve yetkilerinin nasıl sınırlandırılabileceğini ve nasıl sınırlandırılması gerektiğini inceleyen bir disiplindir.

Piyasa başarısızlığı teorisine göre devletin ekonomiye müdahalesi bir zorunluluktur. Kamu tercihi iktisatçıları ise 1960’lı yıllardan itibaren kamu ekonomisinin de piyasa gibi ekonomisi gibi kendi başına optimumu sağlamaktan uzak olduğunu açıklamışlardır. Bu iktisatçılara göre bazı nedenlerden dolayı kamu ekonomisi başarısızlığa uğramaktadır.


Kamu Tercihleri Teorisi tarafından kamu ekonomisinin başarısızlığına yönelik geliştirilen eleştirileri aşağıdaki ana başlıklar altında toplamak mümkündür:

• Rasyonel Seçmenlerin Bilgisizliği ve İlgisizliği • Rant Kollama, • Oy Ticareti, • Politik Miyopluk, • Ortanca Seçmen Teorisi, • Bürokrasiden kaynaklanan sorunlar

Bireysel tercihlerden kolektif tercihe geçişi sağlayan mekanizmaların etkin olarak çalışmasını engelleyen nedenlerden ilki seçmenlerin bilgisizliği ve ilgisizliğidir. Seçmenler kamusal mal ve hizmet talebinde bulunurlarken bilgisizdirler. Bu bilgisizlik toplumdaki bireylerin eğitim ve kültür düzeylerinin benzer olmamasından kaynaklanır. Siyasi karar sürecinde alınan kararların, eksik bilgi ile tercih yapan ve bu süreçten ilgisiz seçmenler tarafından alındığı söylenebilir.

Çıkar ve baskı gruplarının Devlet tarafından suni olarak yaratılan rantı elde etmeye yönelik davranışlar sergilemesine rant kollama denilmektedir. Bilgilenmiş ve organize durumda olan çıkar ve baskı grupları rant kollama faaliyetinden zarar gören organize olmamış tüketici gruplarından bir transfer sağlamaktadırlar. Bu transferler altı değişik biçimde ortaya çıkabilmektedir:

• Monopol kollama: Baskı ve çıkar gruplarının devlet tarafından imtiyaz hakkı verilen bir monopolü elde etmek için yaptıkları faaliyet ve harcamalardır. • Tarife kollama: Baskı ve çıkar gruplarının yurtiçi tarife uygulanması veya ithalatın yasaklanması için yapmış oldukları faaliyet ve harcamalardır. • Lisans kollama: İthalatta tahsisli kotalardan izin belgesi almak ve bu suretle rant elde etmek için baskı ve çıkar gruplarının yaptıkları faaliyet ve harcamalardır. • Kota kollama: Baskı ve çıkar gruplarının global kota ve tahsisli kotaların artırılması girişimleri ve bu amaçla yapmış oldukları harcama ve faaliyetlerdir. • Sosyal yardım kollama: Baskı ve çıkar gruplarının devletten sosyal amaçlı mali yardım elde etme faaliyetleridir. • Teşvik (sübvansiyon) kollama: Baskı ve çıkar gruplarının kısa vadeli ve düşük faizli kredi, destekleme alımları, istisna ve muafiyet şeklinde devletten iktisadi gayeli malı elde etmek için girişmiş oldukları faaliyetlerdir.

Oy ticareti, siyasal partiler arasında karşılıklı politika desteklenmesi esasına dayanmaktadır. Siyasal parti temsilcilerinin oylarını kişisel çıkarları karşılığında kullanmaları görevi kötüye kullanmadır. Bu durumda seçilen temsilci seçmenin tercihini kötüye kullanmış olacaktır. Oy ticareti iki farklı biçimde yapılabilmektedir. Bunlardan açık oy ticaretine göre koalisyonu oluşturan

siyasi partiler, üzerinde anlaştıkları politikaları bir koalisyon protokolü ile belirlerler. Böylece oy ticareti yasallık kazanır. Yasal sayılmayan ve demokrasi kültürüne aykırı sayılan oy ticareti yöntemi ise literatürde gizli oy ticareti olarak bilinmektedir. Gizli oy ticaretinde siyasi partiler kendi tercih yapılarına uymayan biçimde gizli bir oy ticareti içerisinde anlaşmalarını yaparlar.

Politik miyopluk, kamu ekonomisinde alınan karar ve yapılan uygulamalarda kısa vadeli düşünme alışkanlığıdır. Tekrar seçilebilme kaygısı ile siyasi iktidarın, ekonomiye katkıları olacak yatırım projeleri yerine kısa dönemde seçmenlere doğrudan fayda sağlayabilecek ve oy garantisi getirecek projelere imza atması sonucu ortaya çıkmaktadır.

Siyasilerin oylarını arttırmak amacıyla toplumda en büyük çoğunluğu oluşturan ortanca seçmene yönelmesi, toplumdaki öteki seçmenlerin isteklerine duyarsız kalınmasına yol açmakta ve bu durum da kamunun etkin çalışmasını önlemektedir.

Ortanca seçmenin kararını etkilemek isteyen siyasi partiler seçimler öncesi maliye ve ekonomi politikası araçlarını oy maksimizasyonu sağlayacak şekilde kullana bilmektedirler. Bu durum seçim ekonomisi olarak adlandırılmaktadır. Seçim ekonomisi; siyasal iktidarın gelecek seçimlerde yeniden iktidara gelebilmek için ekonominin araçlarını bu amaçla kullanması ve yönlendirmesi olarak tanımlanabilir.

Bürokrasinin siyasi süreç açısından taşıdığı bazı olumsuzluklar bulunmaktadır. Gordon Tullock, siyasal karar alma sürecinin önemli bir parçası olan bürokratların, üç farklı güdüyle hareket ettiklerini ifade etmektedir. Bunlar; fazla çalışmama güdüsü, kendi bürolarını genişletme güdüsü (etki alanlarını artırma, lüks tüketim) ve bulundukları konumun kendilerine sağladığı kazançları artırma güdüsü olarak belirtilebilir.

Bürokrasi toplumda önemli güç eşitsizlikleri ya da dengesizlikleri meydana getirebilmektedir. Bürokrasi, siyasî egemenliğini arttırmak ya da baskıcı bir devlet yönetimi oluşturmak isteyen siyasî seçkinlerin aleti de olabilir. Öte yandan, bürokrasi seçimle gelen siyasal iktidarın denetiminden çıkabilir. Bu etkilerin ortaya çıkmasında kamu bürolarında üretilen pek çok mal ve hizmet için rekabet eksikliğinin, tekelci davranışların ortaya çıkmasına neden olarak bir etkinsizlik yaratacağı da söylenmelidir. Kamu bürolarında çalışanlar için düzenli ve sürekli ücret uygulamasının da motivasyon sorunu yaratacağı, çalışanların verimini olumsuz etkileyeceği ve bu nedenle üretimde bir etkinsizlik yaratacağı da söylenebilir. Bununla beraber kamuda görevli memurların kendilerini asıl hizmet sunduğu kamuya karşı değil de, bağlı bulunduğu amire karşı sorumlu hissediyor olma durumu da eleştiri konusu yapılmaktadır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında