AÖF Soru Bankası

Medya Ekonomisi ve İşletmeciliğiÜnite 6 Özeti

SİNEMA SEKTÖRÜNÜN EKONOMİSİ VE İŞLETMECİLİĞİ

MEİ204U-MEDYA EKONOMISI VE İŞLETMECILIĞI

Ünite 6: SİNEMA SEKTÖRÜNÜN EKONOMİSİ VE İŞLETMECİLİĞİ

Film Yapım Süreçleri

Sinemada üretim sürecinin en temel aşaması diğer tüm sanat dallarında olduğu gibi fikir aşamasıdır. Henüz fikir aşamasında iken filmin kısa, orta veya uzun metrajlardan hangisine uygun olduğu belirlenmektedir. Şayet anlatılmak istenilen düşünce uzun metraj ise, filmin finansal olarak çekilebilir olması, filmin çekileceği ülkenin/ülkelerin siyasal, toplumsal ve ekonomik yapısına uygun olması, düşünceden çok uygulanabilirliği gibi birçok aşama sorgulanmaktadır. Tüm bunlardan sonra yapım öncesi, yapım ve yapım sonrası adı verilen üç aşamayla birlikte üretim sürecine geçilmektedir. Sanatın en temel çıkış noktası kuşkusuz fikir aşamasıdır. Her yapıt öncelikle sanatçıların fikirlerinde canlanmakta, üretim aşamasında ise şekillendirilmektedir. Sinemanın da diğer sanat dalları gibi ilk aşaması fikirdir. Anlatılmak istenilenin ne olduğu, nasıl anlatılacağı, öykünün ne biçimde şekillendirileceği bu aşamada belirlenmektedir. Aynı zamanda, filmlerin üretildiği dönemle ve toplumsal yapıyla doğrudan bir ilişkisi olduğu da unutulmamalıdır. Sinemanın en hassas noktası finanstır. Adorno, sinemanın başlangıcından itibaren finans sistemiyle oluşturulan ticari bir meta olduğunu savunmaktadır. Adorno’ya göre bu durumun star imgesi üzerinden hareketle ideolojinin pazarlanmasına sinemanın aracı olmasının yanı sıra, üretimin ticari değer bağlamında yapılması da bir diğer etkendir. Günümüz sinema sektörü incelendiğinde, artık neredeyse her filmin ortak yapım olarak üretildiği görülmektedir. Maliyeti belli oranlarda farklı firmalardan/kişilerden/fonlardan karşılamaya yönelik bu yaklaşımla birlikte filmlerin birden fazla yatırımcısı olmaktadır. Böylesi durumlarda ise ortaklar içerisinde en yüksek katkıyı sağlayan finansör filmin ilk yapımcısı olarak adlandırılmaktadır. Filmlerin çekim öncesi planlanması ve tüm detayların, sözleşmelerin yapılması, çekime ilişkin tüm planlamaların oluşturulması aşaması yapım öncesi olarak bilinen diğer adıyla ön (pre) prodüksiyondur. Daha çok büroda yürütülen bu süreçte, fikir ve finans aşamasında düşünülen oyuncularla görüşülür, kimi zaman deneme çekimleri alınır. Çekim yerleri ve çekimlere yönelik planlamalar oluşturulur. Senaryo yazımı tamamlanır. Yapım ekibinin görevleriyle ilgili tüm değerlendirmeler yine bu aşamada gerçekleştirilmektedir. Film yapımında görevli neredeyse tüm aktörlerin sahada olduğu, hatanın en az yapılmasının istendiği evre, yapım diğer adıyla prodüksiyon aşamasıdır. Yapım aşamasında fikir aşamasından itibaren düşünülen ve yapım öncesi aşamasında planlanan herşey uygulanmaya başlanmıştır. Yapım artık film üretiminde oyuncudan set çalışanlarına kadar görev alan herkesin ortak bir işbölümüyle çalışmaya başladıkları safhadır. Çekimlerin tamamlanması günler, aylar kimi zaman ise haftalar sürebilir. Ancak, çekimler tamamlandıktan sonra kayıtlı olan tüm görüntülerin işlenmesi, senaryoya göre birbiri ardına eklenmesi, görsel düzenlemelerin, filmin ses ve müzik işlerinin, kurgusunun ve yapımla ilgili birçok ince işin yapıldığı aşama yapım sonrası diğer adıyla post prodüksiyon aşamasıdır. Çekimlerin tamamlanması günler, aylar kimi zaman ise haftalar sürebilir. Ancak, çekimler tamamlandıktan sonra kayıtlı olan tüm görüntülerin işlenmesi, senaryoya göre birbiri ardına eklenmesi, görsel düzenlemelerin, filmin ses ve müzik işlerinin, kurgusunun ve yapımla ilgili birçok ince işin yapıldığı aşama yapım sonrası diğer adıyla post prodüksiyon aşamasıdır. Dağıtım, filmin hangi ülkelerde, hangi araçlar vasıtasıyla seyircisiyle buluşacağının belirlendiği aşamadır. Çoğu zaman yapım sonrasında başlayan filmin dağıtımına ilişkin çalışmalar, bazen yapım öncesi aşamada da planlanmaktadır. Daha önceden büyük başarılar kazanmış yönetmenlerin eserleri, büyük yapım şirketlerinin ortak olarak yer aldığı filmler veya yapımcının isteği/ticari ilişkileri dağıtım sürecinin belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır. Filmin dünyanın neresinde gösterileceği bir yana; DVD, Bluray, IPTV gibi tüm dijital platformlardan seyircilere ulaştırılması da yine dağıtım sürecini ilgilendirmektedir.

Hollywood Sinema Endüstrisi

Hollywood’un tarihine bakıldığında temellerinin 1910’lu yıllara dayandığı bilinmektedir. Los Angeles’in batısında Hollywood adındaki banliyö ve onun etrafına film şirketlerinin kurulmaya başlamasıyla birlikte, ileride dünyanın ilk film endüstrisi olarak kabul edilecek olan yerin temelleri atılmıştır. Öncelikle burada bir sistem kuran şirketler 10 yıl gibi kısa bir sürede sadece ABD sınırları içinde değil, tüm dünyaya hâkim olmayı başarmışlardır. Filmlerin fabrikayı andıran stüdyolarda üretilmeye başlandığı bu merkezde, aynı zamanda dağıtım, gösterim ve tanıtım işlerine de odaklanılmıştır. Dikey büyümeyle birlikte seri üretime geçen Hollywood maliyetleri düşürmeye ve üretim aşamasında şirketler arası işbirliğine kadar modern sistem içindeki her enstrümanı sadece rakiplerini alt etmek için kullanmaya başladı. Kısa sürede maliyet düşürücü yöntemlerin üretim aşamasında benimsenmesiyle birlikte, ürün pazarı tüm dünya olarak benimsendi. 1915 yılında David W. Griffith tarafından çekilen Bir Milletin Doğuşu isimli filmin gösterime girmesi aslında sözü edilen tarihsel süreç içinde önemli bir yere sahiptir. Çünkü, 110 bin dolar gibi günümüz sinema sektörü için büyük denilemeyecek ancak, dönem şartları düşünüldüğünde ise devasa olarak adlandırılan bütçesiyle bu film sinema seyircisini kendisine çekmeyi başarmıştır. O dönem şartları için büyük sayılacak bu bütçelerle nasıl bir film üretildiğini merak ederek salonları dolduran seyirciler yıl içinde 50 ile 100 milyon dolar arasında şirkete kazanç sağlamıştır. Filmlerin tüm haklarının şirketlere satılması nedeniyle tam olarak belirlenemeyen hasılat, dünya sinema tarihi açısından da önemli bir yere sahiptir. Seyircinin gerçeklik algısı üzerine düşünülerek filmler üretilmiştir (Acar, 2017: 65) 1921 yılına gelindiğinde ise Amerikan sinemasında yıldız döneminin belirginleştiği, yapının yıldızlar üzerine inşasına başlandığı görülmektedir. Sözü edilen yapının başında ise Adoph Zuckor bulunmaktadır. Zuckor, dünyanın en büyük yapım şirketi olan Famous Player’ın son rötuşlarını 1921 yılında tamamlamış, ardından şirketine bağlı oyuncuların filmlerinin gösterime gireceği 50 ve 100’lük paketleri piyasaya sürmüştür. Zuckor blok olarak sattığı bu paketlerde sadece bir oyuncunun filminin gösterime girmesini değil, şirketine bağlı diğer oyuncuların rol aldığı filmlerin de gösterime girmesini garanti altına almış oldu. Temeli 1927 büyük ekonomik krizine kadar giden ekonomik sıkıntılar Amerikan sinemasını 1930’ların ilk yıllarında derinden etkiledi. Ekonomik olarak derin bir gerilemenin yaşanması nedeniyle yapımcı şirketler zor günler yaşamaya başladı. Bu dönemde henüz küçük olan Columbia, Universal ve United Artists (UA) büyük şirketlere kıyasla daha önemli kazançlar elde etti. Stüdyo sistemi olarak da bilinen ve II. Dünya Savaşı’nı izleyen 15 yıl boyunca da kullanılan filmlerin fabrikayı andıran büyük stüdyolarda üretilmesi sistemi, Hollywood’un “Düşler Fabrikası” olarak da adlandırılmasına neden olmuştur. Ayrıca, stüdyo sisteminde üretimin temeli, filmlerin her parçasının farklı yerlerde üretilmesine daha sonra da tek bir yerde birleştirilmesine dayanmaktadır. Üretimdeki her görevli bir yıllık planlama dahilinde sürece dahil olarak filmin üretimine belirlenen tarihlerde katılmışlardır. Üretimin düzenli olması yıllık bütçenin belirlenmesini kolaylaştırmıştır. II. Dünya Savaşı’nı izleyen yıllarla birlikte Amerikan Sinema Sistemi’nin bir başka deyişle, Hollywood’un büyük bir dönüşüm yaşamasının gerekliliği ortaya çıktı. Çünkü, yabancı filmlerin rekabetçi piyasada daha fazla yer bulmaları, sinema izleyici sayılarındaki düşüş, devlet organlarının stüdyo yapımları üzerindeki baskıcı tavırları ve televizyonun yavaş yavaş yerleşmeye başlaması gibi birçok nedenden ötürü Hollywood sistemi tekrar yapılanmayı düşünmeye başlamıştır. Öyle ki, çeşitli nedenlerden dolayı sinemaya gelmeyen izleyiciyi sinemaya çekmek için ülkenin çeşitli yerlerine banliyö salonları kurarak tekrardan kuşatmaya başladılar. Yaklaşık 400 otomobilin park etmiş şekilde film izleyebilmesine izin veren sistemlerle birlikte yeni bir dönem başlamış oldu. 1990’lı yıllarda Hollywood’un tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir finansal yükseliş gerçekleşmiştir. Hollywood tarihi boyunca genellikle benimsediği dikey büyümenin yerine, artık yatay büyümeyi tercih etmiştir. Yalnızca bir defaya mahsus olarak anlaşılan fikri mülkiyet ve alınan telifle birlikte, kitaplar, spor acentelikleri, konulu parklar, oyuncaklar vd. bütün pazarlanabilir her şey rahatlıkla Hollywood üzerinden üretilip, satılmaya başlanmıştır. 2000’li yıllar ise Hollywood için süper kahramanların, bölümlere ayrılmış destansı anlatıların başladığı dönemdir. 1999 yılında Matrix’in kazandığı başarı, film yapım ve ses tekniğine getirdiği yenilik sayesinde sinema tekrar kendini gözden geçirme kararı almıştır. Salonlar yeniden yapılanmış, ev sinema sistemleri yeniden düzenlenmeye başlamıştır. VCD ve DVD gibi sistemler yavaş yavaş terk edilmeye, yüksek çözünürlüklü ve ses kalitesine sahip Bluray filmler raflarda yerlerini almaya başlamıştır. Öyle ki, filmlerin daha önceden Hollywood tarafından başlatılan tüm dünyada aynı zamanda gösterime girmesine dayanan pazarlama hız kazanmıştır. Sinema izleyicisi tarafından merakla beklenen filmlerin pazarlanması dünya çapında yürütülmeye başlamıştır. Ayrıca, hızlanan internet teknolojisi, IPTV sistemleri Hollywood için yeni pazar olarak görülmüştür. Son yıllarda ise daha çok çizgi roman uyarlamalarına odaklanan Amerikan sineması, ilk dönem stüdyo sistemine benzer üretimle film yapmaya başlamıştır. Yeşil perde önünde yapılan çekimler, sanal stüdyolar, bol animasyonlar üzerinden yürütülmeye çalışılan sektör, bu sistemin pahalılığı nedeniyle daha çok kâr yapabileceği, daha rahat pazarlayabileceği konulara yönelmekteydi. Ayrıca, sinema için üretilen yapımlar dışında, Hollywood’un sözü geçen yapım şirketleri televizyonlar için dizi filmler üretmeye başlamıştır. Tüm dünyada rahatça satılabilen bir ürün olan dizilerde büyük yapımcılar ve ünlü oyuncular yer almakta, böylelikle dizilerin hem dağıtımı hem de pazarlanması kolay olmaktadır. Hatta film olarak gösterime girmiş kimi öykülerin, alt öykülerini ya da yeniden yorumlamalarını yine dizi olarak uyarlamaktadırlar. Bununla birlikte, 2019 yılında başlayan ve halen çekimleri devam eden ya da 2020 yılı içinde gösterime girmesi planlanan birçok yapım, COVID-19 pandemisi nedeniyle ertelenmiş bulunmaktadır. Pandemi karşısında finansal yapısı zorlanan Hollywood, internet üzerinden gösterimler düzenleyerek ya da dağıtımları bu kanal vasıtasıyla gerçekleştirerek ayakta durmaya çalışmaktadır. Kaldı ki, ekonomik krizler, savaşlar yaşayan ve bunların hepsinden farklı alternatifler bularak; her seferinde daha güçlü olarak çıkan Hollywood’un bu süreci nasıl atlatacağı ya da nasıl etkileneceği ise merak konusudur.

Alternatif Sinema Endüstrileri: Nollywood ve Bollywood

Nollywood, Afrika ülkesi olan Nijerya’da örgütlenmiş bir endüstridir. İlk film üretimlerine 1960’larda rastladığımız Nijerya’nın 1990’lara kadar sinemasından söz etmek pek de mümkün değildir. 1990’larla birlikte film üretimine başlayan Nijerya sineması 2000’lerde dijital olanakların da artmasıyla endüstriyel çapta patlama gerçekleştirmiştir. Bu noktadan sonra ise “Nijerya Film Endüstrisi” için günlük dilde “Nollywood” denilmeye başlanmıştır. Film üretimlerinin 7 ile 10 gün arasında tamamlandığı ve yıllık 1000’den fazla üretimin yapıldığı Nollywood’un dünyanın en büyük ikinci film endüstrisi olduğu gerçektir. Kuşkusuz, sinemayla az çok ilgilenen herkes Bollywood’un yıllık film üretimi olarak en fazla kapasiteye sahip bir endüstri olduğunu bilmektedir. Merkezi Hindistan’ın eski ismiyle Bombay yeni ismiyle Mumbai olan şehrinde kurulmuştur. Ancak, diğer film endüstrilerine kıyasla Bollywood Hindistan içinde üretilen tüm filmlerin yalnızca dörtte birini hazırlamaktadır. Temelleri 1947 yılında atılan Bolywood, üretim dili olarak Hinduca’yı benimsemiştir. Daha çok müzik ve dansın iç içe olduğu filmlerin üretildiği bu endüstri 1920’li yıllardan itibaren adından söz ettirmeye başlamıştır. Bolywood, en büyük sıçramasını 1947 yılında sosyal reformist, tarihsel ve mitolojik konulara değinmeye başlamasıyla gerçekleştirmiştir. 1950 ve 1960’larda ise alt sınıfların yaşam öyküleri perdeye yansıtılmıştır. Daha büyük gerçeklik, bol mizah, bol müzik, bol dram kısaca duygu yoğunluğu fazla olan filmler Hindistan sinemasının özünü oluşturmuştur. 1980’li yıllarda dünya çapında bir gerileme yaşasa da Bollywood, dijital teknolojilerin artmaya başladığı 2000’lerle birlikte yeniden dünyanın en büyük film üreten endüstrisi olmuştur.

Sinema Endüstrisine Yönelik Temel Modeller

Film endüstrisi özelinde düşünüldüğünde ise iki farklı yaklaşımdan söz edilmektedir. Bunlardan ilki, Hollywood hegemonyasına karşın ülke sinemasını ayakta tutmayı, Avrupa kültürünü desteklemeyi, filmlerin serbest dolaşımını engellemeyi ve ekonomik olarak ülke sinemasına destek olmayı amaçlayan korumacı yaklaşımdır. Diğeri ise, ulusal sinemalara yönelik korumacı ve destekleyici yaklaşımları tamamen reddetmektedir. Liberal yaklaşım olarak adlandırılan bu görüşün temelinde sinemanın serbest dolaşıma tabi olması, pazarın zaten sinemanın değerini belirleyeceği görüşü yatmaktadır.

Sinema Endüstrisinin Dinamikleri

Endüstriyelleşme ile birlikte iş kolları arasındaki etkileşim artmıştır. Öyle ki, üretimin her bir parçasının ayrı yerlerde planlandığı, sadece birleştirmelerinin tek merkezde toplandığı endüstriyel ürünlere herkes aşina durumdadır. Ancak, parçaları birleştirme işi sadece tek bir ürünün oluşturulması süreci gibi gelse de; arka planda farklı sektörler sözü edilen süreçte hem üretime katkı sağlamakta hem de buradan kâr sağlamaktadır. Sinema endüstrisinin ilk dönemine dikkatlice bakıldığında, filmin her parçasının farklı bir yerde yapılarak bir ürün haline getirilmesi amaçlanmıştı. Geçen yüzyıldan fazla zaman diliminde bu prensibin pek değişmediği göze çarpmaktadır. Yapım süreçleri düşünüldüğünde, sadece yapım sürecinde dahi birçok sektörle dirsek temasının olduğunun unutulmaması gerekmektedir. Filmler çoğunlukla sadece tek bir stüdyoda ya da tek bir mekânda çekilmemektedirler. Farklı mekânlarda günler süren yoğun çalışmaların sonucunda ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, üretilmelerinin ardından dağıtım ve gösterim süreçleri devreye girmektedir. Dolayısıyla, sinema endüstrisinin farklı sektörlerle sıkı sıkıya olan bağı onun gelişimini doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle sinema endüstrisinin üretimini doğrudan etkilediği düşünülen dinamikleri “teknolojik gelişmeler”, “küreselleşme”, “dijitalleşme”, “medya okuryazarlığı”, dünya savaşlarından aşina olduğumuz “üretim göçleri” hatta 2020 COVID-19 bağlamında düşünüldüğünde “salgınlar ve felaketler” olarak belirlemek mümkündür.

Türk Sinema Tarihi ve Temel Problemleri

Türkiye’de sinemayla ilgili ilk izler Polonya asıllı bir Yahudi olan Sigmund Weinberg ile birlikte başlamaktadır. II. Abdülhamit’in kızlarından olan Ayşe Osmanoğlu anılarında Saray’da sinema gösterilerinin düzenlendiğini anlatmaktadır. 1940’lı yıllara kadar Muhsin Ertuğrul Türk sinemasında tek adam olarak faaliyetlerini sürdürmüştür. Yaklaşık 18 sene boyunca Türk sinemasında ikinci bir kişinin yönetmen olarak çıkamayışının altında kültürel olarak sinemaya yeterli değerin verilmemesi bir yana; sermayedarların sinemanın gereksinim duyduğu büyük ölçüdeki yatırımı sinemaya yeni başlayan bir isme güvenip teslim edemeyişi de yatmaktadır. 1950’li yıllarla birlikte Türk basını, sinemada yeni yüzler görmek amacıyla düzenledikleri yarışmaları artırmıştır. Ayhan Işıyan (Işık) 1951 yılında kazandığı yarışmayla birlikte sinemaya girmiştir. Amerikan sinemasında o dönemde devam eden yıldız sistemi, bu tarihlerde Türk sinemasında Osman F. Seden ve Ayhan Işık’la birlikte başlamıştır. 1970’li yıllara kadar süren dönem “Yeşilçam Sineması’nın Altın Çağı” olarak bilinmektedir. 1971 yılında TRT’nin ülke çapında yayına geçmesiyle gerileme yaşanmıştır. 1980’lerde artık, Türk sineması yavaş yavaş durma noktasına gelmiştir. 1987 yılında sinemaya yaklaşık 16 yeni yönetmen giriş yapmıştır. Her ne kadar yeni isimler olarak sinemaya girseler bile; Yeşilçam’ı ayakta tutan yapıyı, eski film yapım sistemlerini takip etmeye çalışmışlardır. Sinema izleyicisinin salonlardan uzaklaşmasının nedenlerinden biri olan televizyon yayınlarında artık, uydu teknolojileri kullanılmaya başlanmış ve kanal sayıları artmıştır. 2000’li yıllarla birlikte Türk sinemasında yeni arayışlara girilmiştir. Bu bağlamda, Türk sinemasının ekonomik olarak sıkıntılarını çözmek adına yapımcılar genellikle ülkenin öz kaynaklarına, kendi paralarına, filmin hasılatlarına, televizyonlara filmin satışından elde edilecek gelirlere, Kültür Bakanlığı’ndan ve Eurimages’den yapılacak destek bütçeye yönelmiştir. 2019 yılında başlayan ve halen etkisi hissedilen COVID- 19 salgınının ise tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sinema endüstrisini durma noktasına getirdiği, salonların kapalı olmasının gişe hasılatlarından yapımcıları yoksun bıraktığı, salonların tekrar açılmasından sonra ise yarı kapasiteli bir şekilde hizmet vereceği düşünüldüğünde sektör üzerinde salgının etkisinin bir süre daha devam edeceği söylenebilir. Türk Sinemasının Temel Problemleri şunlardır: 1. Dağıtım ağlarındaki tekelleşme 2. Telif haklarındaki sorunlar 3. Altyapı eksiklikleri 4. İzinsiz gösterimler ve bunlardan doğan hak kayıpları 5. Sinema eğitimi veren kurumlardaki teknik yetersizlik 6. Sinema çalışanlarının özlük haklarındaki yetersizlik 7. Ekonomik desteklerin az olması

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında