LOJ331U-ULUSLARARASI İKTİSAT
Ünite 6: Dünya Ticaretinin Serbestleşmesi
Küreselleşme ve Dünya Ticaretinin Serbestleşmesi için Atılan Adımlar
Dünya ticaretinin serbestleşmesi ile küreselleşme iç içe geçmiş süreçlerdir. Bu sebeple tarihsel süreç içerisinde küreselleşmenin kırılma ve hızlanma noktaları anlaşılırsa dış ticaretin hangi dönemlerde ve hangi sebeplerle serbestleştiği ve içe kapandığı daha iyi anlaşılacaktır.
Küreselleşme ya da Dış Ticaretin Serbestleşmesi
Çağımızın en fazla tartışılan konularından birisi olmasına rağmen küreselleşmeye bakış konusu nesnel bir konu değildir ve farklı yaklaşımlara konu olmaktadır. Bu yaklaşımlar, hiper-küreselleşmeciler, şüpheciler ve dönüşümcüler olmak üzere üç gruba ayrılmaktadır. Özet olarak hiper-küreselleşmeciler, devletlerin ortadan kalkacağını ve ulus üstü organizasyonlara geçileceğini; şüpheciler küreselleşmenin bir fantezi olduğunu, yaşanılan gelişmelerin yeni olmadığını ve hep olan şeyler olduğunu savunmakta; ikisi arasında bir yerde konumlanan dönüşümcüler ise birçok şeyin değiştiğini ama bazı şeylerin ise değişmediğini savunmaktadırlar.
Küreselleşme, malların, hizmetlerin ve paranın (finansmanın) ülke sınırlarını dikkate almadan bütün dünyada serbestçe dolaşması olarak tanımlanabilir.
Küreselleşmenin ilk dalgasının 1450’li yıllardaki coğrafi keşiflerle başladığı kabul edilmiştir. İkinci dalga ise II. Dünya Savaşı sonrası yaşanan gelişmelerdir. ABD’nin savaştan çok güçlü çıkması ile dünyanın dümenine geçtiği bu dönemde düzenleyici kurumlar denen Dünya Bankası (DB), Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT) ile küreselleşme hızını iyice artırmıştır. Telekomünikasyonun hızlanması ve 1980 sonrası Neo-liberal politikalarla küreselleşmenin üçüncü dalgası yaşanmış, nihayetinde 1991 Sovyetler Birliği’nin dağılması ile küreselleşme dördüncü dalga ile hızlanarak devam etmiştir.
ABD’de Kasım 2016’da yapılan seçimlerle başa gelen Trump, 1973 Petrol Krizi sayılmazsa II. Dünya Savaşı’ndan bu tarafa aralıksız ve hızlanarak devam eden küreselleşme karşıtı tavırları ile küreselleşme bitiyor mu düşüncesini akla getirmiştir. Trump, iktidara geldiği günden sonra küreselleşme karşıtı bir tutum sergile- mektedir. ABD ile Çin’in karşılıklı olarak yaptıkları kısıtlayıcı önlemler ticaret savaşları olarak tanımlanmış, bu ise acaba yeni bir korumacı döneme mi giriyoruz sorusunun sorulmasına neden olmuştur. Bu gelişmelerle beraber küreselleşmenin sonuna geliniyor demek için daha çok erkendir. Ancak dünya tarihinde görülmemiş bir boyutta olan virüs tehdidi küreselleşme dâhil birçok faktörü değiştirme gücüne sahip görünmektedir.
Küreselleşmede bir başka bakış açısı ise Roma Barışı, Osmanlı Barışı ve İngiliz Barışı olarak bilinen dönemlerde başta insanlar ve kültürler olmak üzere malların ve hizmetlerin problem yaşamadan dünyayı dolaşması ve bu durumun yarattığı iletişimin hızlanması dönemidir.
Özellikle İngiliz Barışı denen zamanlar aynı zamanda klasik anlamda sömürgecilik akımlarının da zirvede olduğu dönemdir. Dünyanın bir ucundan diğer ucuna kadar malların ve hizmetlerin aktarılabildiği ve ticarete konu olduğu bir dönem olmuştur. Sömürgecilik döneminde Asya, Afrika ve Amerika’nın değerli mallarının ve insanlarının ticari mal olarak Batıya taşındığı, Batılı değerlerin çok hızlı bir şekilde dünyanın diğer yerlerine yayıldığı bir dönem olmuştur.
Savaş sonrası dönemde kurulan uluslararası kurum ve kuruluşlarla (DB, IMF, GATT) ticaretin önündeki engeller kaldırılmış, mallar, hizmetler ve sermaye sorunsuz bir şekilde Batılı ülkelerden diğer ülke ve bölgelere sorunsuz bir şekilde taşınabilmiştir. Bu dönemde istisnai bir zaman dilimi sayılacak olan 1973 Petrol Krizi dönemidir. Bu dönem küreselleşmenin yavaşladığı bir ara dönem olmuştur. 1980 sonrası dönem liberal politikaların uygulandığı, dış ticarette serbestleşmeye gidildiği ve gümrük duvarlarının mümkün olduğunca kaldırıldığı ABD’de Reagan, İngiltere’de Teacher ve Türkiye’de ise Özallı yıllara denk gelen yeni bir küreselleşme dalgasının başladığı yıllar olmuştur. Washington Uzlaşısı ile başlayan bu dönem aksamadan ABD ile Çin arasında yaşanan ticaret savaşlarına kadar sürmüştür.
Dünya Ticaretini Düzenleyen Uluslararası Kurumlar
1929 Bunalımının sebeplerinden birisinin de dünya ticaretinin azalmasına yol açan korumacılık önlemlerinin olmasıydı. Ülkeler Büyük Buhran sırasında kendilerini korumak için korumacılık önlemlerine başvurmuşlardı.
Bu dönemde ülkeler dış açıklarını kapatacak finans kaynaklarından, uluslararası ödeme aracı olarak kullanabilecekleri bir parasal sistemden yoksundular. Ayrıca açık veren ülkelerin borç bulmada zorluklar ya- şamaları ve bu açığa bağlı bir şekilde kriz çıkacağı beklentileri uluslararası düzlemde yeni bir ekonomik siste- min gerekliliğini gündeme getirmiştir. Temelleri ABD’nin Bretton Woods kasabasında yapılan konferansla sistemin temelleri atıldı. Uluslararası ödeme aracı olarak ABD dolarında karar kılındı. Bu sistem ABD’ye büyük bir avantaj sağlamıştır. Ülkeler ödeme aracı olarak doları talep ettiği sürece ABD buradan çok kârlı çıkacaktı ve hâlen de çıkmaktadır. Bu konferansın akabinde kalkınma ihtiyacı olan ülkelerin desteklenmesi için Dünya Bankası, finansal sorun yaşayan ülkelerin desteklenmesi için Uluslararası Para Fonu kuruldu. Ayrıca uluslararası ticaretin düzenlemesi ve önündeki engellerin kaldırılıp serbestleştirilmesi için Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması imzalanmıştır.
Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT) ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)
GATT, 1948’den 1994 yılına kadar dünya ticaretini düzenleyen ve amacı ticaretin serbestçe yapılmasını sağlamak olan geçici bir anlaşmadır. GATT, yirmi üç ülkenin Cenevre’de bir araya gelmesi ile DTÖ’nün müzakereler devam ederken belirli mallar üzerindeki
tarifeleri indirmek ve bunların uygulanmasını sağlamak amacı ile kurulmuştur. Ülkeler geçici bir anlaşma olmasına rağmen GATT’ın uygulamalarını kabul etmişlerdir. Türkiye’nin üyeliği 1951 yılında İngiltere’nin Torquay kasabasında yapılan görüşme sırasında görüşülmüş ve 1953 yılında anlaşma Türkiye tarafından imzalanmıştır.
GATT’ın en çok kayrılan ülke kuralı, ulusal muamele kuralı, gümrük vergilerinin indirilerek konsolide edilmesi kuralı ve tarifeler yoluyla koruma ilkeleri bulunmaktadır. En çok kayrılan ülke kuralına göre, GATT’a üye ülkeler ticaret yaptığı ülkeler arasında ayrım yapmaması gerekmektedir. Bu kural ancak gümrük birlikleri, serbest ticaret anlaşmaları, bölgesel ticaret anlaşmaları, gelişmekte olan ülkeler lehine düşük vergi alınması, anti- damping uygulamaları ve telafi edici vergiler söz konusu olduğunda uygulanmayabilir.
Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ): Dünya Ticaret Örgütü GATT’ın devamı olarak 1 Ocak 1995 yılında Uruguay Görüşmelerinin bir sonucu olarak kurulmuştur. Kapsam olarak GATT’a göre daha geniş, sürekliliği ve bağımsız sekretaryası olan bir kurumdur. DTÖ’nün kapsamına GATT’a olmayan fikrî mülkiyet hakları, hizmetler ticareti, tarım ürünleri ticareti, ticaretle ilgili yatırım tedbirleri, ticaret politikalarını gözden geçirme mekanizmaları alınmış, daha önce gönüllük esasına bağlı olan sübvansiyonlar, telafi edici vergiler, teknik engeller, ithalat lisansları, devlet alımları, gümrük değerleme ve anti-damping uygulamaları zorunlu hâle getirilerek kabul edilmiştir. DTÖ’nün amacı, dış ticaret gerçekleştirenlerin uluslararası pazarlara güvenli, serbest ve öngörülebilir bir şekilde ulaşmasını sağlamaktır.
DTÖ ile GATT arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. GATT, kurumsal yapısı olmayan sadece çok taraflı bir anlaşma iken DTÖ, kurumsal bir yapıya sahiptir. GATT geçici bir anlaşma iken DTÖ taahhütleri olan, zorlayıcı hükümler içeren ve sürekliliği olan bir kurumdur.
GATT’ın hükümleri sadece mal ticaretini kapsarken DTÖ bunun yanında, hizmetler ticareti ve fikrî mülkiyet haklarını da kapsamaktadır. GATT, çok taraflı bir anlaşma olup zamanla yeni anlaşmalarla kapsamı genişletilmişken DTÖ’de ise anlaşmaların tamamı çok taraflı ve bağlayıcı hükümler içermektedir. DTÖ, uluslararası anlaşmaların çözümünde daha hızlı ve otomatik mekanizmalara sahiptir.
DTÖ’nün karar organları bakanlar konferansı, genel konsey, konseyler, komiteler, sekretarya ve bütçeden oluşmaktadır. En yüksek karar organı olan bakanlar konferansı iki yılda bir toplanmakta ve kuruluşu ilgilendiren her konuda karar alabilmektedir. Genel konsey, bakanlar konferansının toplanmadığı zamanlarda olağan ve günlük çalışmaları yapmaktadır. Konseyler ise mal ticareti, hizmetler ticareti ve ticaretle bağlantılı fikrî mülkiyet hakları konseylerinden oluşmakta ve kendi alanlarına giren konuları tüm üyelerle beraber gö- rüşmektedirler. Bu organ da genel konseye karşı so- rumludur. Komiteler ise konseylerin altında daha özel konuları konuşmak için toplanırlar. Merkezi Cenevre’de
bulunan DTÖ sekretaryasının amacı ise konsey, komite ve çalışma gruplarına teknik ve idari destek vermektir. Ayrıca sekretarya örgüte aday olan ülkelere danışmanlık yapmak ve müzakereleri yürütmekle görevlidir.
GATS, 1994 tarihinde Marakeş’te uluslararası hizmet ticaretine ilişkin temel kural ve ilkeleri ortaya koyan çok taraflı bir anlaşmadır.
TRIPS, 1995 yılında, Uruguay görüşmelerinin sonucu olarak, ticaretle bağlantılı fikrî mülkiyet haklarında uluslararası alanda bütün ülkelerin kabul edebileceği normların noksanlığı dolayısı ile karara bağlanmıştır. Bütün telif haklarını kapsamak üzere, know-how, patentler, endüstriyel tasarım ve modeller, coğrafi işaretler, marka gibi ürünlerden doğan haklar güvenceye alınmıştır.
İktisadi Birleşmeler Teorisi ve Gümrük Birliğinin Etkileri
İktisadi birleşmeler, birleşmelerin özellikleri ve kapsam alanlarına göre beş türe ayrılmaktadır. Bunlar sırasıyla, tercihli ticaret anlaşmaları, serbest ticaret bölgesi, gümrük birliği, ortak pazar ve iktisadi ve parasal birliktir.
Tercihli ticaret anlaşmaları, birleşme türleri içerisinde en dar kapsamlı ticari birleşme türüdür. İktisadi birliklerin bu türünde anlaşma yapan ülkeler tek taraflı ya da karşılıklı olarak birbirlerine ekonomik tavizler vermekte ancak birlik ülkelerinin üçüncü ülkelere karşı bağımsız hareket edebilmelerine de izin vermektedir.
Serbest ticaret bölgesi, birlik türünün ikinci aşamasıdır. Bu birleşme türünde üye ülkeler arasındaki tarife ve miktar kısıtlamalarının tamamı kaldırılmaktadır. Serbest ticaret bölgesinde üye ülkeler kendi aralarındaki kısıtlamaları kaldırdıkları gibi üçüncü ülkelere karşı da bağımsız hareket edebilmektedirler.
Gümrük birliği, serbest ticaret bölgelerinden daha gelişmiş bir üst aşamadır. Birliğe üye ülkeler, kendi aralarındaki tarife ve kısıtlamaları kaldırdıkları gibi üçüncü ülkelere karşı da birbirlerine karşı sorumludurlar. Birlik ülkeleri diğer ülkelere karşı ortak bir gümrük tarifesi uygulamak zorundadırlar. Ayrıca birliğe üye ülkeler aralarında ortak ticaret ve ortak rekabet kuralları uygulamak zorundadırlar. Kurulan ilk gümrük birliği 1789 ABD Anayasası ile on üç eyaletin oluşturduğu gümrük birliğidir.
Gümrük birliklerinin ekonomik etkileri statik ve dinamik olmak üzere iki türlü olabilmektedir. Gümrük birliklerinin statik etkileri, tarifelerin kaldırılması ile ekonomik yapının ve teknolojik imkânların sabit kalması varsayımında yalnızca üretim faktörlerinin yeniden dağıtılması ile ortaya çıkacak ve bir defalık sonuçlar doğuracak değişmeleri ifade eder. Gümrük birliklerinin dinamik etkileri ise, piyasanın tamamını etkisi altına alan, piyasanın genişlemesi dolayısıyla, kaynak arzı ve çeşitliliği, üretim yöntemi ve yönetimi ve teknolojiyi değiştiren bir dizi sonuç doğurmaktadır.
İkinci En İyi Teori
1953 yılında Jacob Viner’ın Gümrük Birliği Sorunu çalışması ile ikinci en iyi teori olarak gümrük birlikleri kabul edilmiştir.
Kutuplaşma Teorisi
İsveçli iktisatçı Gunnar Myrdal tarafından ortaya atılan bu teoriye göre gelişme düzeyleri farklı olan ülkelerin bir iktisadi gruba katılmaları durumunda piyasa şartları bunların arasındaki gelişme farklılıklarını iyice artıracaktır. Bu gelişme farklılıklarının birden fazla ülkeyi ilgilendirmesi durumunda bir yığılma olacaktır. Buna kutuplaşma teorisi denmektedir.
Dünyada AB Dışında Ekonomik Gruplaşmalar
Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi (EFTA)
Merkezi Cenevre’de olan EFTA, 1960 yılında AB ülkelerine alternatif olarak, İsveç, Birleşik Krallık, Danimarka, Norveç, İsviçre, Portekiz ve Avusturya’nın kuruculuğunda kurulmuştur. Birliğe daha sonra İzlanda, Finlandiya ve Lihtenştayn katılmıştır. Anlaşılacağı üzere üyelerinin tamamı Avrupa kıtası bölgesindendir. Ancak daha sonra kurucu üyeler de dâhil olmak üzere farklı tarihlerde Birleşik Krallık, Danimarka, Portekiz, Avustur- ya, İsveç ve Finlandiya birliği terk etmişlerdir. Bu terk edişte tabii ki AB’nin gösterdiği başarının payı vardır. Bu ülkelerin tamamı daha sonra AB üyesi olmuşlardır. Bilindiği üzere İngiltere, adına Brexit denen ayrılma süreci ile AB üyeliğinden 31 Ocak 2020’de resmen ayrılmıştır. Hâlihazırda EFTA ülkeleri Norveç, İsviçre, İzlanda ve Liechtenstein’dir. EFTA ülkeleri ile birçok ülke arasında farklı zamanlarda özel anlaşmalar imzalanmıştır. Bu ülkelerden birisi de Türkiye’dir. Türkiye ile EFTA arasında 1991 yılında Serbest Ticaret ve İşbirliği Anlaşması imzalanmıştır.
Kuzey Amerika Serbest Ticaret Bölgesi (NAFTA)
Merkezi Washington’da bulunan NAFTA, 1988 yılında ABD ile Kanada arasında ticaretin serbestleştirilmesi için atılan adımla başlamış daha sonra ABD’nin en büyük ticaret ortaklarından olan Meksika’nın da birliğe girmesi ile 1994 yılında resmen kurulmuştur. Bir serbest ticaret anlaşması olan NAFTA ile üye ülkeler kendi içlerinde ticaretin önündeki bütün engelleri kaldırmışlar ancak birleşmenin türü gereği üçüncü ülkelere karşı üye ülkeler bağımsız tarifeler uygulamaya devam etmişlerdir.
Güney Doğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN)
Merkezi Cakarta’da bulunan ASEAN, 1967 yılında bazı Güneydoğu Asya ülkelerinin bir araya gelmesi ile oluşturulmuş bir serbest ticaret anlaşmasıdır. Birliğe üye devletler, kurucu üyeler Endonezya, Malezya, Tayland, Filipinler, Singapur olmak üzere, Brunei, Vietnam, Laos, Myanmar ve Kamboçya’dır. Türkiye’nin ASEAN’la ilişkisi 2010 yılında ASEAN Dostluk ve İşbirliği Anlaşması’na taraf olmasıdır.
İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD)
Merkezi Paris’te olan OECD, 1961 yılında savaş sonrası Avrupa’nın imarı için 1948 yılında kurulmuş olan Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütünün (OEEC) devamı niteliğinde kurulmuş olan organizasyondur. Coğrafya esasına göre kurulmamış olan örgütün üyeleri genellikle Avrupa ülkeleridir. Türkiye OECD’ye 1961 yılında kurucu üye olarak katılmıştır.
Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı (OPEC)
Merkezi kurulduğunda Cenevre olmasına rağmen sonradan Viyana’ya taşınan OPEC, 1960 yılında Venezüella’nın önerisi ile İran, Irak, Suudi Arabistan ve Kuveyt tarafından kurulmuş, daha sonra Katar, Libya, Endonezya, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Nijerya, Ekvador, Gabon, Angola, Ekvator Ginesi ve Kongo birliğe katılmıştır. Ancak Ekvador, Endonezya ve Gabon üyeliklerini zaman zaman askıya almışlardır. Katar 2019 yılında üyeliğini askıya almıştır. İran, ABD’nin siyasi ambargo kararı dolayısıyla birlik içerisinde Suudi Arabistan tarafından izole edilmiştir. Şu an üye sayısı toplamda 13’tür. OPEC yeni üyeler kabul etmekte, bunun için üye olacak ülkenin net petrol ihraç etmesini şart koşmaktadır.
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT)
Merkezi Cidde’de olan İİT, 1969 yılında Müslüman ülkeler tarafından din esasına göre kurulmuş bir organizasyondur. Kuruluşun 57 üyesi bulunmaktadır. Amacı, üye devletler arasındaki işbirliğini, dayanışmayı güçlendirmek ve Müslüman devletlerin çıkarlarını uluslararası alanda korumaktır. Teşkilatın en üst karar organı İslam Zirvesi’dir.
Avrupa Birliği
Merkezi Brüksel’de bulunan AB’nin temelleri Belçika, Fransa, Hollanda, Lüksemburg, Batı Almanya ve İtalya’dan oluşan altı ülkenin katılımı ile 1957 yılında yapılan Roma Antlaşması ile Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğuna dayanmaktadır. II. Dünya Savaşı’nın sonunda dünyada oluşan barış ortamını etkisi ile Avrupa’yı kasıp kavuran aşırı milliyetçi akımları engellemek, savaşın en önemli ham maddesi olan kömür ve çelikten doğabilecek çatışmaları önlemek için adı geçen kurucu devletler arasında birlik kurmak fikri doğmuştur.
AB ve Türkiye
Türkiye AB arasında ilk resmî ilişki 12 Eylül 1963 yılında gerçekleştirilen Ankara Anlaşması ile başlayabilmiştir. Türkiye, Anlaşma’nın üzerinden epeyi bir zaman geçtikten sonra 14 Nisan 1987 yılında tam üyelik başvurusunda bulunmuştur. Türkiye ile AB arasında 1993 yılında başlayan gümrük birliği müzakereleri sonuçlandırılarak 1 Ocak 1996 yılında birlik tesis edilmiştir. Türkiye Birlik’e üye olmadan Gümrük Birliğine katılan tek ülkedir. AB tarafından 1999 yılında Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’ye aday ülke statüsü verilmiştir. 2004 yılında ise Avrupa Konseyi, Türkiye ile üyelik görüşmelerini başlatma kararını vermiştir.