AÖF Soru Bankası

İşletme FinansmanıÜnite 5 Özeti

Faaliyet Kararları

LOJ306U-İŞLETME FİNANSMANI

Ünite 5: Faaliyet Kararları

Giriş

İşletmeler hangi yatırımları gerçekleştireceklerine, kaç kişiyi istihdam edeceklerine, hangi tedarikçilerle çalışacaklarına, yatırımlarını ve operasyonlarını hangi fonlarla sağlayacaklarına ilişkin ve buna benzer pek çok konuda sürekli olarak karar almak durumundadır. İşletmenin başarısı ve devamlılığı üzerinde önemli etkileri bulunan bu kararlardan biri de faaliyet kararlarıdır. İşletmeler, faaliyet kararları kapsamında geliştirdikleri stratejiler ve aldıkları kararlarla faaliyetlerin sürdürülebilirliği ve istenilen uygulamaların hayata geçirilebilmesi için yatırılan fonların etkin kullanımını amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda; pazarın beklentileri ve rekabet koşulları çerçevesinde hangi mal ve hizmetlerin üretileceği, alım satım fiyatları, satış hacmi ve maliyetler gibi işletme faaliyetleri üzerinde etkileri bulunan birçok konuda bir dizi karmaşık seçim yapılması ve karar alınması gerekmektedir.

İşletme Fonları ve Yönetimi

Nakit başta olmak üzere fonlar işletmenin oksijenidir, fonlar işletmeyi besler. Nakit ve nakit benzeri varlıklar olmadan işletme faaliyetleri durur. Bu nedenle; bir yöneticinin işletme için yapabileceği en önemli şeylerden biri, faaliyetleri sürdürmek için yeterli fon olup olmadığından emin olmaktır. İster başlangıç aşamasında olsun ister devam eden operasyonlar olsun, isterse yeni bir tesis açmak olsun işletmeler tüm faaliyetleri için yeterli fon miktarına sahip olmalıdır. Aksi hâlde, işletmelerin bahsi geçen faaliyetleri yerine getirmesi mümkün olmayacaktır. Bu bağlamda, nakit yönetimi ve çalışma sermayesi yönetimi, bir işletmenin yeterli oksijene sahip olmasını sağlamak için kullanılabilecek en önemli anahtarlardır. İşletme bünyesinde yaratılan ve dışsal kaynaklardan elde edilen fonların ve faaliyetlerin sürdürülebilmesi için ihtiyaç duyulan fonların, başka bir deyişle fon akışlarının nasıl yönetileceği işletme yönetimi için en önemli konulardan biridir. Bu nedenle, yöneticiler yatırım kararları, faaliyet kararları ve finansman kararları kapsamında gerçekleştirilen fon hareketlerini doğru bir şekilde analiz etmelidir. İşletme fonlarının yönetiminde mevsimsel inişler ve çıkışlar, döngüsel değişiklikler, hızlı büyüme veya küçülme gibi koşulların fon akışları üzerindeki etkileri dikkate alınmalıdır.

Fon Akış Döngüleri ve Fon Akışlarının Değişkenliği

İşletme fonlarının başarılı bir şekilde yönetilebilmesi için, işletmenin fon akış döngülerinin bilinmesi gerekmektedir. Her işletmenin fon akış döngüleri gerçekleştirdiği faaliyetlere ve içinde bulunduğu koşullara göre değişkenlik göstermektedir. Ancak her ne kadar büyüklükleri, yapıları, ürün veya hizmet türleri büyük farklılıklar gösterse de her işletme nihayetinde nakit ihtiyaçlarını ve kullanılabilirliğini etkileyen fon döngüleri yaşamaktadır. İşletmeler hem üretim hem satış hem de hizmet faaliyetleri sürecinde fon döngüleri yaşamaktadır. Üretim işletmeleri için, önemli miktarda fon akışının gerçekleştiği üretim döngüleri son

derece önemlidir. Üretim döngüsü hammaddelerin alımından tamamlanmış ürünlerin üretimine kadar geçen zaman aralığını ifade etmektedir.

Üretim işletmelerindeki üretim döngülerine benzer şekilde, hizmet işletmelerinde de hizmetler döngüsü bulunmaktadır. Hizmet işletmelerindeki fon akışları satış döngüsüne benzemektedir. Hizmet işletmelerinde fon akışları büyük ölçüde cari harcamalar için ödeme, mevcut altyapı desteği ve faturalanan hizmetlerin tahsilatı sırasında gerçekleşmektedir.

Çalışma Sermayesi Kavramı

Bir işletmenin bilançosu hem yükümlülüklerini hem de varlıklarını gösterir. Buradaki yükümlülükler kısa vadeli olabileceği gibi uzun vadeli de olabilmektedir. Benzer şekilde varlıklar da tesisler, makineler, arazi ve bina vb. gibi duran (sabit) varlıklar ve dönen varlıklardan oluşmaktadır. Duran varlıklar ticari amaçtan çok üretim faaliyetlerinde kullanılmak amacıyla alınan ve faaliyetlerde birden fazla kez kullanılması düşünülen ve işletmeye uzun dönemler boyunca yarar sağlayan varlıklardır. Sabit varlıklara yapılan yatırımlar sermaye bütçelemesinin konusu iken, dönen varlık kalemlerine yapılan yatırımlar çalışma sermayesi yönetimi kapsamında ele alınmaktadır. Dönen varlıklar, faaliyet dönemi içerisinde tekrar nakit şeklini alan varlıkları ifade etmektedir. Burada kastedilen faaliyet dönemi, genellikle bir yıldan daha kısa süreli zaman dilimini kapsamaktadır. Diğer bir ifadeyle; duran varlıklar işletmenin uzun vadeli kaynakları, dönen varlıklar kısa vadeli işletme kaynakları olarak nitelendirilmektedir.

Duran varlıklar, genellikle üretim faaliyetlerinde kullanılmak amacıyla alınan ve işletmeye uzun dönemler boyunca yarar sağlayan varlıklardır. İşletmenin duran varlıkları bina, arazi, tesis, makine, demirbaş gibi varlıklardır. İşletmenin dönen varlıkları ise

• Kasa ve bankalarda bulunan nakit, • Nakde yakın varlıklar veya fazla nakdin yatırıldığı kısa vadeli menkul kıymetler, • Senetler, diğer bir ifadeyle işletmenin alacakları, • Muhtelif borçluları veya kredili satışları içeren alacak hesapları ve işletmenin tedarikçilerine yaptığı peşin ödemeler, • Hammadde, yarı mamul ve mamul malları da içeren stoklarıdır.

Çalışma sermayesi terimi aslında dönen varlıklar anlamına gelmektedir. Ancak yaygın kullanımına bakıldığında, çalışma sermayesi teriminin net çalışma sermayesini belirtmek için kullanıldığı görülmektedir. Brüt çalışma sermayesi ise, geleneksel olarak işletmenin toplam dönen varlıkları olarak tanımlanmaktadır. Dönen varlıklar, işletmenin satış hacmini desteklemek için sahip olması gereken nakit veya likit yatırım miktarını temsil etmektedir. Bu bağlamda, brüt çalışma sermayesi terimi hem işletmenin yatırım gereksinimini hem de likit varlıklarını ifade etmektedir. Brüt çalışma sermayesi işletmenin toplam varlıklarını tanımlarken, net çalışma sermayesi dönen


varlıklardan kısa vadeli yükümlülüklerin düşülmesi ile elde edilmektedir. Faaliyette olan bir işletme, sürekliliğini sağlamak için kaynaklarının belirli bir kısmını rutin işlemelerini gerçekleştirmek üzere belirli varlıklara ayırmak zorundadır. Diğer bir ifadeyle, işletmenin faaliyetlerine devam edebilmesi için her zaman belirli bir düzeyde çalışma sermayesi bulundurulmalıdır. Çalışma sermayesine fonların bağlanması açısından sürekli (sabit) ve geçici (dalgalanan) çalışma sermayesi kavramları ortaya çıkmaktadır. Sürekli çalışma sermayesi, işletmelerin olağan faaliyetlerini yürütebilmesi için fonlarından devamlı olarak ayırması zorunlu olan miktarı ifade etmektedir. Diğer bir ifadeyle, faaliyetlerin sorunsuz bir şekilde yürütülmesi için işletmenin bulundurması gereken minimum dönen varlık miktarı, sürekli çalışma sermayesi olarak adlandırılmaktadır. Bununla birlikte, işletmeler belirli mevsimlerde veya dönemlerde meydana gelen değişimler sonucu sürekli çalışma sermayesinden ayrı olarak daha fazla fona ihtiyaç duyabilirler. Bu bağlamda, geçici çalışma sermayesi faaliyet dönemi içerisinde devamlı olarak ayrılan miktarın üstünde değişikliğe uğrayan çalışma sermayesi miktarını göstermektedir. Faaliyetlerinin devamlılığı için ihtiyaç duyulan çalışma sermayesine sahip olmak işletmeler için hayati öneme sahiptir. Çalışma sermayesi düzeyi ne yetersiz ne de fazla olmalıdır. Çünkü her iki durumunun da ortaya çıkardığı sorunlar bulunmaktadır. Yetersiz çalışma sermayesi, işletmenin tedarikçilerden gelen cazip indirimlerden yararlanamamasına ve kısa vadeli yükümlülüklerini karşılayamaması sonucu düşen kredi değerliliği nedeniyle zorlu kredi koşulları ile karşılamasına neden olabilmektedir. Yetersiz çalışma sermayesinin işletme açısından ortaya çıkardığı sakıncalara benzer şekilde, fazla çalışma sermayesi bulundurmak da işletme açısından dezavantajlar yaratmaktadır. Öncelikle fazla çalışma sermayesi bulundurmak, işletme için karlılık yaratmayan atıl fon bulundurulması anlamına gelmektedir ve etkin olmayan bir yönetim anlayışına işaret etmektedir. Atıl fon bulunduran işletmelerin toplam yatırımları üzerinden elde ettikleri getiri istenilen düzeylerde gerçekleşmemektedir. Kârlılığın düşük olması ise hisse başına kazançların, dolayısıyla hisse senetlerinin değerinin düşmesine ve işletme için kredi koşullarının kötüleşmesine neden olacaktır.

Çalışma Sermayesi İhtiyacını Belirleyen Faktörler

İşletmeler, faaliyetlerini ne çok fazla ne de çok az çalışma sermayesi bulunduracak şekilde planlamalıdır. Bu bağlamda, işletmenin faaliyetlerine bağlı olarak ihtiyaç duyacağı çalışma sermayesi miktarı da değişecektir. İşletmenin toplam çalışma sermayesi ihtiyacını belirleyen birçok faktör bulunmaktadır ve bu faktörler, farklı işletmeleri farklı şekilde etkilemektedir. Diğer yandan, söz konusu faktörlerin etkileri zamana bağlı olarak değişebilmektedir. Genel olarak, işletme için gerekli olan çalışma sermayesi miktarı üzerinde etkili olan faktörler;

• İşin Doğası • Üretim Döngüsü

• İş Döngüsü (Çevrimi) • Üretim Politikası • Kredi Politikası • Büyüme ve Genişleme • Hammaddeye Erişim Olanakları ve Değişkenlikler • Kâr Düzeyi • Kâr Payı (Dividant) Politikası • Vergi Düzeyi • Fiyat Seviyesi Değişiklikleri • Operasyonel Etkinlik

Çalışma Sermayesi Yönetimi

Çalışma sermayesinin yönetimi, gelecekte beklenen getiriler üzerindeki etkileri ve bu getirilerle ilişkili riskler yoluyla nihai olarak işletme başarısı üzerinde oldukça önemli bir etkiye sahiptir. Çalışma sermayesinin yönetimi, hem dönen varlıkların doğru miktarını ve bileşimini belirleme, hem de bu varlıkları finanse etmek için fon yaratma ilkelerinin anlaşılmasını gerektirmektedir. Çalışma sermayesi yönetimindeki etkinlik, işletmenin ihtiyaç duyduğu fon miktarını da etkilemektedir. İşletmelerin çalışma sermayesini daha iyi kullanabilmek için dikkat etmeleri gereken hususlar şunlardır:

• Kredi açarken daima ticari referans almak ve müşterinin ödeme gücü ve alışkanlıklarını değerlendirmek için geçmiş ticari ilişkilerine bakmak, • Stok kayıtlarını doğru bir şekilde tutmak sahip olunan ve yavaş dönen stokları takip etmek, • Fazla stok bulundurmamak ve olası talebe göre çalışabilmek için doğru bir satış tahmin sistemine sahip olmak, • Tedarikçilerden mümkün olan maksimum süreye kadar kredi almak, • Nakdi kasada tutmak yerine para piyasalarında değerlendirmek, • Erken ödeme koşullarını değerlendirmek ve uygun koşullar bulunduğunda indirimlerinden yararlanmak, • Mümkün olduğunca banka çeki ve nakitle çalışmak. Bu hem daha güvenli olacak hem de bir an önce faiz geliri elde etmenizi sağlayacaktır. • En büyük müşterilerin çek ödemelerini ne zaman yaptığını öğrenmek ve faturaların onlara zamanında ulaştığından emin olmak, • Geç ödeme yapan müşterilerin takibini yapmak ve ödemeleri sürekli olarak telefon görüşmesi ile hatırlatmak.

Çalışma sermayesi yönetimi, aşağıdakileri belirleyen bir dizi günlük operasyonu ve kararları içeren devamlı bir süreçtir;

• İşletmenin dönen varlık düzeyi, • İşletmenin varlıklarını finanse etmek için kullanacağı kısa ve uzun vadeli borç oranları,


• Her bir dönen varlık türüne yapılan yatırım düzeyi, • İşletmenin kullanması gereken kısa vadeli kredilerin (cari yükümlülüklerin) bileşimi ve diğer kaynaklar.

Yöneticilerin, işletmelerinde büyümeyi sağlamaları, kârlılığı artırmaları ve uzun vadeli başarı sağlamaları için etkili çalışma sermayesi yönetimini nasıl gerçekleştireceklerini belirlemeleri gerekmektedir.

Finans yöneticileri, işletmenin dönen varlıkları ve kısa vadeli yükümlülüklerini kârlılık ve riski dengeleyecek şekilde yöneterek işletme değerini maksimize etmeye çalışmaktadır. Dönen varlıklara yapılan yatırımlar işletme için uygun düzeyde olmalı, kısa vadeli yükümlülükler uygun bir seviyede tutulmalı ve bu iki kalem arasında denge mutlaka sağlanmalıdır. Dönen varlıkların yetersiz olması günlük faaliyetlerin aksamasına neden olurken, söz konusu varlıklara yapılan aşırı yatırımlar kârlılığı azaltarak işletme değerini düşürebilmektedir. Kısa vadeli varlıklar her ne kadar işletmeye düşük getiri sağlasalar da uygun şekilde yönetilmediklerinde yüksek fırsat maliyetlerine sebep olabilmektedir. İşletmenin çalışma sermayesine optimal yatırımını belirlemek, likidite ve kârlılık arasında bir denge kurmayı gerektirmektedir. Yöneticiler, devam eden faaliyetler için gereken likiditeyi tehlikeye atmadan çalışma sermayesi ile ilgili maliyetleri en aza indirmelidir.

Çalışma Sermayesinin Finansmanı

Yöneticilerin, çalışma sermayesi yönetiminde bu ödünleşmelere, diğer bir ifadeyle risk-getiri ilişkilerine yönelik farklı yaklaşımları bulunmaktadır. Bu yaklaşımlar şunlardır:

Atak yaklaşım: Atak finansman yaklaşımında, işletmenin geçici çalışma sermayesinin tümü ve sürekli çalışma sermayesinin tamamı kısa vadeli kaynaklarla finanse edilmektedir.

Tutucu yaklaşım: Duran varlıkların ve sürekli çalışma sermayesinin tamamının uzun, geçici çalışma sermayesinin ise kısa vadeli kaynaklar ile finanse edildiği yaklaşımı ifade etmektedir.

Ilımlı yaklaşım: Ilımlı yaklaşım diğer iki yaklaşımın arasında bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımda, uzun vadeli kaynakların çalışma sermayesinin belirli bir kısmını finanse etmek için kullanılması gerektiği ileri sürülmektedir. Çalışma sermayesinin sürekli dalgalan kısmı ise, yalnızca kısa vadeli kaynaklarla finanse edilmelidir. Bu yaklaşımın temel mantığı, finansman kaynağı ile varlığın yaşam süresini eşleştirebilmektir.

Nakit Kavramı ve Özellikleri

“Nakit”, gündelikle hayatta kişiler açısından sahip olunan ve ödeme anında kullanılan parayı ifade etmekle birlikte işletmeler açısından daha farklı anlamlar içermektedir. Nakit olarak ilk akla gelen unsur, işletme kasasında mevcut bulunan banknot, bozuk para ve dövizdir. Bir diğer nakit unsuru ise bankadan kısa sürede çekebilecek

mevduatlardır. Buna göre en basit haliyle nakit; bilançonun varlık kısmında yer alan ve kasa ve/veya bankada bulunan toplam mevcut olarak tanımlanabilir. Nakit; yerel para ya da döviz cinsinden işletmenin kasasında mevcut bulunan parayı veya bankalarda bulunan mevduatları, henüz tahsil edilmeyen çekleri ve kısa dönemde nakde çevrilebilecek varlıkları kapsamaktadır. Nakit kavramı ile nakit benzerleri, hazır değeler vb. kavramlar sıklıkla karıştırılmaktadır. Nakit benzerleri; yatırım ya da benzeri amaçlarla sahip olunan nakit varlıkları değil, işletmelerin kısa süreli nakit yükümlülükleri için bulundurduğu yüksek likiditeye sahip olan varlıkları ifade etmektedir. Nakit varlıklar, her bir işletme için kuruluş aşamasından başlayarak faaliyetlerin sürekli sorunsuz bir şekilde yürütülmesinde sahip olunması gereken en önemli varlıklardandır.

İşletmelerde Nakit Bulundurma Nedenleri

Nakdin kısa vadeli yatırımlara yöneltilmeyerek sadece elde tutulması, işletmeye herhangi bir getiri sağlamamaktadır. Ancak işletmeler nakit giriş ve çıkışları arasındaki uyumsuzluğu giderebilmek, ihtiyaçları karşılamak, olağanüstü gelişmelere karşı ihtiyatlı olmak, farklı türde yatırım fırsatlarını değerlendirebilmek, bankaların sunduğu avantajlardan faydalanabilmek gibi pek çok farklı nedenle nakit tutmayı tercih edebilirler.

• İşlem Nedeni ile Nakit Bulundurma • İhtiyat Nedeni ile Nakit Bulundurma • Spekülasyon Nedeni ile Nakit Bulundurma • Telafi Bakiyesi Nedeni ile Nakit Bulundurma

İşletmelerde Nakit Düzeyini Etkileyen Faktörler

İşletmelerde bulundurulacak nakit düzeyini etkileyen pek çok içsel ve dışsal faktör bulunmaktadır. İşletmelerde bulunması gereken nakit düzeyini etkileyen en önemli içsel faktörlerden biri, işletmenin büyüklüğü ve yaşıdır. İşletmelerin nakit düzeyini belirleyen bir diğer unsur; tedarikçiler, müşteriler ve fon sağlayan kuruluşlarla olan ilişkiler ve buna bağlı olarak alımda ve satışta geçerli olan koşullardır. İşletmenin kredibilitesi, nakit düzeyinin belirlenmesinde önemli bir içsel faktördür. İşletmelerin elinde tutacağı nakit düzeyini etkileyen bir diğer içsel faktör, borç yapısı ve özellikleridir. Nakit düzeyini etkileyen en önemli dışsal faktörlerden biri, işletmenin faaliyette bulunduğu sektör ve sektördeki rekabet yapısıdır. İşletmelerin elinde tutacağı nakit düzeyini etkileyen bir diğer dışsal faktör, işletmenin faaliyet gösterdiği ülkenin ekonomik koşullarıdır. Nakit düzeyini etkileyen bir diğer dışsal faktör ise krizlerdir. İşletmelerin gerek faaliyette bulunduğu ekonomide gerekse bölgesel veya küresel boyutta yaşanan krizler, maruz kalınan riskleri artırmaktadır.

Nakit Yönetimi

İşletmelerin nakdi nasıl temin edeceğini, hangi aşamada ve ne şekilde kullanılacağını ayrıntılı bir şekilde belirlemesi gerekmektedir. Nakit yönetimi; finansal planlama ile nakit giriş ve çıkışlarının dengelenmesi ve zamana bağlı olarak


nakit ihtiyacının belirlenmesi olarak tanımlanabilir. Diğer bir ifadeyle nakit yönetimi, işletmelerin hem faaliyetlerini hem de ödemelerini aksatmaması için gerekli olan nakit düzeyenin belirlemesini ve belirlenen bu nakdin de etkin bir şekilde yönetilmesini ifade etmektedir. Daha geniş açıdan nakit yönetimi; nakit giriş ve çıkışlarının tahmin edilerek, işletme riskini artırmayacak şekilde nakit girişlerin hızlandırılması ile birlikte çıkışların yavaşlatılması, ihtiyaç duyulan optimum nakit tutarının tespit edilerek bu tutarın etkin bir şekilde yönetilmesi, aynı zamanda nakit açığının da en uygun maliyetler ile temin edilmesi olarak tanımlanabilir. Nakit, işletmeler açısından faaliyetlerin devamlılığı için gerekli olan en önemli varlıktır. Aynı zamanda nakit, işletmeye ödeme gücü ve etkin kullanılması durumunda kâr sağlamaktadır. Bu bağlamda, nakit yönetiminin işletmenin başarısında oldukça önemli bir role sahip olduğu söylenebilir.

Nakit yönetiminin borç veren ve nakdi temin eden açısından iki temel amacı bulunmaktadır. Borç veren kurumun temel amacı, ödünç verilen nakit üzerinden mümkün olan en yüksek kazancı elde etmektir. Nakdi sağlayan işletmeler açısından ise nakit yönetimin temel amaçları; optimum nakit tutarının tespit edilmesi, nakit giriş ve çıkışlarının ayarlanması, fazla nakdin değerlendirilmesi şeklinde sayılabilir. Nakit yönetiminin temel amaçlarından biri nakit girişlerini hızlandırmanın yanı sıra nakit çıkışlarını da yavaşlatmaktadır. Nakit yönetimin bir diğer amacı ise, fazla nakdin değerlendirilmesidir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında