LOJ306U-İŞLETME FİNANSMANI
Ünite 1: İşletme Sistemi ve Finansal Kararlar
Giriş
İşletme yönetimi uzun vadeli yatırımlardan, günlük faaliyetlerin gerçekleştirilebilmesi için ihtiyaç duyulan operasyonlara ve bunlar için gerekli olan finansal kaynakların teminine kadar pek çok faaliyeti kapsamaktadır. Bu faaliyetler gerçekleştirilirken yapılabilecek hatalar veya başarısızlıklar işletme faaliyetlerinde aksamalara, başarısızlıklara neden olabilecek hatta işletmenin varlığını tehlikeye sokabilecektir. Bu nedenle, işletme yöneticileri karar alırken işletme içi faktörleri ve aynı zamanda işletmenin dış çevresini de gözetmelidir.
İşletme Çevresi
İşletmeler tıpkı insanlar gibi içerisinde yer aldıkları çevre ile ekonomik, sosyal, kültürel ve hukuksal koşullara uyum sağlamak durumundadır. Aksi takdirde, işletmenin faaliyetlerinde başarılı olabilmesi oldukça zor olacaktır. Öte yandan, işletmenin bir parçası olduğu çevresel koşullar ve sistemler sürekli değişip geliştiğinden, işletmeler de bu duruma adapte olmada güçlük yaşayabilmektedir. Özellikle teknolojide yaşanan değişimler, bilgi devrimi ve İnternet kullanımı başta olmak üzere iletişim kanallarında yaşanan gelişmeler dünya üzerinde yer alan tüm ülke ekonomilerini ve dolayısıyla işletmeleri etkilemektedir.
İşletme çevresinde yaşanan gelişmeler işletmelerin pazarlamadan, üretime, satıştan, insan kaynaklarına tüm birimlerini ve yatırımdan finansman kararlarına kadar tüm karar süreçlerini etkilemektedir. Bu bağlamda işletme sistemini etkileyen ekonomik, politik, yasal, sosyo kültürel, teknolojik vb. pek çok farklı dış çevre unsurundan söz edilebilir.
Ekonomik Çevre
İşletmelerin başarısı temel olarak ürettiği mal ya da hizmetleri optimal bir fiyat ile tüketicilere satmasına, söz konusu fiyatın belirlenmesi ise doğrudan ve dolaylı olarak ekonomik yapıya bağlıdır. İşletmeler, sınırlı kaynakları ile tüketicilerin ihtiyaçlarını karşılamak ve kâr elde etmek üzere piyasaya mal ve hizmet sunarlar. Bu bağlamda ekonomik çevre, kaynakların ve işletmeler tarafından sunulan ürünlerin tüketildiği, bununla birlikte gelirlerin paylaşıldığı genel bir ortamı ifade etmektedir. Ekonomik sistemin önemli bir bileşeni olan işletmeler, kâr amaçlı faaliyetleri dolayısıyla ekonomik çevre ile sürekli etkileşim içindedir. Bununla birlikte ekonomik çevre, mikro- ekonomi ve makro-ekonomi olmak üzere iki ayrı boyutta değerlendirilmektedir.
İşletmeler faaliyetlerinde başarılı olabilmek için öncelikle ekonomik çevrede meydana gelen konjonktürel ve mevsimsel dalgalanmalar ile bunlara bağlı olarak gelişen kısa ve uzun dönemli talep değişimlerini detaylı olarak analiz etmelidir. İşletmeler, söz konusu değişimlerin yaşanması durumunda, stok seviyelerini, üretim sistemlerini ya da fiyat politikalarını revize etmelidir.
Politik Çevre
Politika, iş dünyasını çeşitli şekillerde etkileyen evrensel bir faaliyettir. Siyasi sistemleri, kurumları ve süreçleri anlamak, işletme kararları ve faaliyetler ile ilgili sorunları anlamak için daha fazla bilgi sağlar. Ayrıca piyasaların her geçen gün artan küreselleşmesi göz önüne alındığında, politik çevrenin yerel olduğu kadar uluslararası bir unsur olduğu unutulmamalıdır.
Politik kurumların eylemleri ve politikaları, işletmelerin çalışma biçimleri üzerinde önemli düzeyde etkiye sahiptir. Tüm işletmeler, bulundukları ülkede resmî kurumların ve bunlara bağlı kuruluşların belirlediği yasal ve düzenleyici koşullar dahilinde faaliyetlerini sürdürmek zorundadır.
Girişimciliğin desteklenmesi, işletmelerin faaliyete geçmesi, büyüyebilmesi ve hatta iflas etmelerini etkileyen en önemli siyasi çevre faktörü devlettir. Devlet, temel olarak belirlediği yasa ve düzenleyici kurallar ile hem işletmenin yapısı hem de faaliyetleri üzerinde etkilidir. Diğer yandan siyasi çevrenin tek unsuru devlet değildir. Aynı zamanda belediyeler gibi yerel resmî kurumlar ile bunlara bağlı kuruluşlar, aldıkları politik kararlar ile işletme faaliyetlerini etkileyebilmektedir.
Yasal Çevre
Bir toplumda, işletmeler ve tüketiciler gibi yasal olarak sorumlu taraflar arasındaki karmaşık ilişkilerin düzenlenmesi gerekmektedir. Hem işletmelerin hem de tüketicilerin, faaliyetlerini ya da kararlarını tek taraflı ve çıkar göz ederek kullanmalarını önlemek üzere belirli sınırlamalar bulundurulmalıdır. Bu durum ise toplumda ve iş yaşamında belirli kuralların uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Ancak tüm kurallar aynı ağırlığa sahip olmadığı için hukuk kuralları ile diğer toplumsal kurallar arasında mutlak bir ayrımın yapılması da gerekmektedir.
Bireyler gibi işletmeler de yasal bir çerçeve içinde faaliyet göstermektedir. Ekonomik ve politik çevre unsurlarında olduğu gibi yasal çevre de işletme sistemi üzerinde kilit bir role sahiptir. Yasal çevre, işletme ve tüketiciler gibi farklı tarafların meşru ticari çıkarlarını koruyacak şekilde dizayn edilmektedir.
Toplumun hukuksal düzeni ile birlikte başta anayasa olmak üzere tüm kanunların işletme sistemi üzerindeki etkileri oldukça geniş kapsamlıdır. Aynı zamanda iş hayatı üzerinde belirlenmiş sınırlar içinde etkili olan yasal çevre, tüm yaşamı boyunca işletmelerin faaliyetlerini düzenlemektedir.
Sosyokültürel Çevre
Toplumun ayrılmaz bir parçası olan işletmeler çeşitli sosyal etkilere maruz kalmaktadır. Ayrıca demografi, sosyal sınıf ve kültürü içeren bu etkiler zamanla değişebilir ve ekonominin hem talep hem de arz tarafını etkileyebilir. Bu nedenle özellikle pazarlama kuruluşları, mal ve hizmet satışı için pazarları bölümlere ayırırken sosyokültürel unsurları dikkate alırlar.
Demografi, nüfusun hem genel büyüklüğü hem de yapısal özellikleri açısından incelenmesini ifade etmektedir. İşletmeler açısından ele alındığında ise temel ilgi alanları; belirli bir nüfusun yaş yapısını, cinsiyet dengesini, coğrafi dağılımını ve nüfusun hem büyüklüğü hem de yapısının zaman içinde değişme eğilimini içermektedir. Bu nedenle her bir işletme için demografik yapının detaylı olarak ele alınması oldukça önemlidir.
Bir ülke nüfusunun büyüklüğündeki ve/veya yapısındaki değişiklikler, hem kısa hem de uzun vadede tüm sektörlerde yer alan işletmeleri etkileyebilir. Ayrıca artan küreselleşme ve uluslararası ticaret göz önüne alındığında demografik değişimin etkisi, işletmeler için ulusal olduğu kadar uluslararası bir boyuta da sahiptir.
İşletme sistemi sadece ekonomik, politik ve yasal çevreden etkilenmemektedir. İşletmeler içinde bulundukları toplumun pek çok öğesinden etkilenirler. Bu noktada ele alınması gereken sosyokültürel öğelerden biri de kültürdür. Kültür, genellikle sosyalleşme süreci boyunca nesilden nesile aktarılan ve bireylerin dünyayı nasıl gördüklerini ve içinde nasıl davrandıklarını etkileyen karmaşık değerler, normlar, inançlar, tutumlar, gelenekler, sistemler ve eserler dizisini ifade etmektedir.
Teknolojik Çevre
Teknolojik çevre yeni materyaller, inovasyon, Ar-ge, süreçler vb. pek çok unsuru içermektedir. Söz konusu unsurlar yoğun rekabet ortamında işletmelere önemli faydalar sağlamakta, gerekli aksiyonu almakta hızlı davranamayan işletmeler ise faaliyet alanlarını değiştirmek zorunda kalmaktadır. Teknoloji, iş dünyası üzerinde çok büyük bir etkiye sahiptir ve bir ekonomide yatırım türleri ve düzeyi ile birlikte dolayısıyla ekonomik büyüme hızı üzerinde de önemli bir etkiye sahiptir.
Teknolojik değişim süreci başta bireysel konfor olmak üzere iş yaşamının da hemen her alanını derinden etkilemiştir. Diğer bir ifadeyle teknolojik değişim işletme sistemi ve üretim yöntemlerinde değişikliklere, yeni ürünlerin tanıtılmasına, kaynakların ve ürünlerin kalitesinde değişikliklere ve aynı zamanda yeni bilgi depolama ve iletme olanaklarına yol açmıştır.
Teknolojik değişim ve inovasyon birbirleriyle yakından ilişkilidir (Acs ve Audretsch, 2003, s. 56). Teknolojik değişimin bir sonucu olarak ortaya çıkabilecek iki tür yenilik bulunmaktadır. Bu yenilikler ürün yeniliği ve süreç yeniliği olarak sıralanabilir. Ürün inovasyonu, mikroişlemci gibi katma değeri yüksek ve iş üzerinde geniş kapsamlı etkileri olacak yeni ürünlerin geliştirilmesini ifade etmektedir.
Teknolojik çevre unsurları işletmelere maliyet, verimlilik, kalite, süreçler vb. pek çok konuda avantajlar sağlamaktadır. Öncelikle teknoloji, işletme maliyetlerinin azaltılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Bunu yapmanın en belirgin yollarından biri, işletme sistemi içerisinde yer alan belirli (insan kaynaklı) manuel görevlerin otomasyonla değiştirilmesidir.
Teknolojinin işletmelere sağladığı bir diğer avantaj ise kalite ile ilgilidir. Teknoloji, işletmede insan kaynaklı hataları azaltmakta ve daha tutarlı prosedürler ile kaliteyi artırma fırsatı sunmaktadır. Ayrıca artan otomasyonla hataların azaltılması, azaltılmış hata düzeltmeleri yoluyla daha fazla müşteri güveni ve daha düşük maliyet imkânı sunmaktadır.
Ekolojik Çevre
Günümüzde tüm dünya nüfusunu etkileyen en önemli konulardan biri küresel ısınmadır. Bu bağlamda temiz enerji, sera gazı salınımı, iklim değişiklikleri ve atıkların dönüşümü ekolojik çevrenin temel unsurları arasında sayılabilir. Her işletme faaliyetinin çevresel etkileri bulunmaktadır. En başta çevre mevzuatı kapsamında faaliyet gösteren ve en görünür emisyonları üreten ağır sanayi işletmeleri olmak üzere ofisler ve perakende satış mağazaları gibi diğer kuruluşların da çevre üzerinde olumsuz etkileri vardır.
Her geçen gün işletmeler, toplumun diğer üyelerine karşı sahip oldukları geleneksel sorumluluklarının yanı sıra daha geniş bir açıdan kamuoyunun görüşlerini ne ölçüde hesaba katmaları gerektiği sorusuna odaklanmaktadır. Çünkü tüketiciler, giderek tercihlerinde daha fazla çevresel etkileri baz almaktadır.
Bir işletmenin sosyal duyarlılığı; tüketici tercihlerinin yanı sıra çeşitli paydaş etkilerine ve yönetimi tarzı ile inançlarına bağlıdır. Bazı tüketiciler minimum ambalajlı ürün satın almaya, tüm cam, kâğıt vb. malzemeleri geri dönüştürmeye ya da hayvansal ürünlerden kaçınmaya özen gösterirken bazı tüketiciler ise çevresel etkilerden çok sadece fiyatları baz almaktadır. Bununla birlikte endüstri- yel kirlilik ve dönüştürülemez atık gibi toplumun endişe duyduğu çevresel konuların çoğu, pek çok farklı hukuki kurallar dahilinde düzenlenmektedir.
Uluslararası Çevre
Toplam ticaret hacminde yaşanan büyümenin en önemli nedeni, ulusal bazda faaliyet gösteren işletmelerin dışında artan uluslararası işletme faaliyetleridir. İhtiyaç duyulan malların ulusal sınırlar içinde karşılanamaması ile birlikte artan ticari faaliyet ve büyüme mallara, hizmetlere ve üretim faktörlerine olan talebi de artırmıştır.
Bir işletmenin uluslararası piyasalara giriş stratejisi pek çok farklı unsura göre değişim göstermektedir. Öncelikle ele alınması gereken konu işletmenin uluslararasılaşma hedefleridir. Uluslararasılaşma hedefleri mevcut kaynaklara göre detaylı olarak analiz edilmeli, kısa sürede birden fazla piyasaya giriş gibi nispeten büyük hedefler aşamalar dahilinde gerçekleştirmelidir.
İşletmelerin yabancı piyasalarda başarılı olabilmeleri, sadece uygulanan stratejilere değil aynı zamanda bulundukları ülkenin dış çevre unsurlarına göre dizayn ettikleri mevcut sistemin, uluslararası çevre unsurlarını da gözeterek yeniden düzenlemesine bağlıdır.
İşletmelerde Karar Alma
İşletmeler ekonomik, politik ve sosyal boyutları olan bir çevrede faaliyet gösterir ve bu çevrede genellikle değişmeyen tek şey sürekli olarak yaşanan değişimdir. Bu değişimler işletme stratejilerini ve işletme amaçlarını etkilemekte, bu durum ise işletmelerin hızlı ve doğru kararlar alabilmesini gerektirmektedir.
Karar alma işletmelerde önemli bir yönetim fonksiyonudur. Bu kapsamda alınacak kararlar işletme amaçlarına ulaşma ve işletme başarısında hayati bir rol oynamaktadır. İşletme yönetimin karar alma süreci her zaman belirli bir modeli izlemez çünkü kararlar kapsamları, aciliyetleri ve önemleri bakımından birbirlerinden önemli ölçüde farklılık göstermektedir. Ancak karar alma süreçlerine sıklıkla dahil olan bazı adımları belirlemek mümkündür. Bu bağlamda karar alma sürecinin dört adımdan oluştuğu söylenebilir. Bu adımlar;
• Sorunun belirlenmesi ve karar için sorumluların atanması, • Olası eylem planlarının belirlenmesi ve de- ğerlendirilmesi, • Yapılacaklara ilişkin karar alınması, • Alınan kararların sonuçlarının gözden geçi- rilmesidir.
İşletme kararları alınırken yönetim hem finansal hem de finansal olmayan bilgileri dikkate almaktadır. Finansal bilgiler; gelirler, maliyetler ve bunların kârlılık üzerindeki etkileriyle ilişkilidir. Finansal olmayan bilgiler ise personel değişim oranı, çevre veya şirketin toplumdaki genel imajı üzerindeki etkisi gibi faktörlerle ilgilidir ve bu bilgiler alınacak kararlar üzerinde en az finansal bilgiler kadar önemlidir. Birkaç aşamada bilgi toplama ve işlemeyi içeren karar süreci bir döngü olarak tanımlanmaktadır. Bir seçim yapma gerekliliğinin belirlenmesi ile başlayan süreç sonuçların istenilen şekilde gerçekleşip gerçekleşmediğine dair inceleme ile sonuçlanmaktadır.
Finansal Kararlar
İşletmelerde faaliyetlerin sürdürülebilmesi, yatırımların gerçekleştirilebilmesi ve elde edilen fonların yönetime ilişkin tüm önemli işlemler finansal kararlar çerçevesinde gerçekleştirilmektedir. Karar alıcıların aldıkları finansal kararlar dört ana başlıkta ele alınabilir;
1. Uzun vadeli yatırım alternatiflerinin değerlendirildiği sermaye bütçelemesi olarak adlandırılan uzun vadeli yatırım kararları, 2. İşletmenin günlük faaliyetlerini sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu sermayenin belirlendiği çalışma sermayesi kararları, 3. Varlıkların finansmanını sağlamak amacıyla fon teminini içeren finansman kararları, 4. Elde edilen kârın kâr payı olarak dağıtımını içeren kâr payı (temettü) kararları.
İşletmelerde Sürdürülebilirlik ve Risk
Günümüzde işletmeler ve işletmelerin başarısı yalnızca finansal performanslarına bağlı olarak değer- lendirilmemektedir. Bu bakış açısıyla, işletmeler için daha dengeli bir performans yönetimi, sürdürülebilirlik uyumluluğunun etkin bir şekilde uygulanmasını içermeli, yerel kültürel ve yasal gerekliliklere uygun olmalı ve bunlara saygı göstermelidir.
Sürdürülebilirlik, ekonomik, çevresel ve sosyal boyutların aynı anda işletmenin ana faaliyetlerine entegre edilmesi ile mümkün olmaktadır. Bu kapsamda düşünülerek oluşturulan işletme politikaları, işletmenin sürdürülebilir gelişimini teşvik etmekte ve bir bütün olarak sürdürülebilir bir ekonomiye ve topluma katkıda bulunmaktadır. Sürdürülebilirlik dikkate alınmadan oluşturulan politikalar ve sürdürülebilirliğin işletmenin esas faaliyet alanına entegre edilmemesi işletmeleri başarısızlığa götüren ve işletme faaliyetlerinin sona ermesine neden olan temel faktörlerden biri olmaktadır.
Sürdürülebilirlik işletmeye borç verenler ve işletmenin ihraç etmiş olduğu menkul kıymetlere yatırım yapan yatırımcılar için de önemli bir kavramdır. Yatırımcılar yatırım alternatifleri arasından seçim yaparken veya yatırım yapmayı düşündükleri işletmeyi değerlendirirken işletmenin sürdürülebilirliğini de dikkate almaktadır.
İşletmelerin faaliyetlerini sürdürürken dikkate almaları gereken ve sürdürülebilirliklerini etkileyen en önemli konulardan biri karşılaştıkları riskler ve bu risklere karşı geliştirecekleri tutumdur. Özellikle ulaşım ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler ile finansal ve ticari liberalleşmeye bağlı olarak işletmelerin maruz kaldıkları risklerin çeşitliliği her geçen gün artmakta ve dolayısıyla bu riskleri yönetmek giderek daha zor hâle gelmektedir.
Risklerin yönetilebilmesi için öncelikli adım işletmenin karşı karşıya kalabileceği riskleri belirlemektir (Frame, 2003, s.49). İşletme için potansiyel tehdit oluşturan risklerin belirlenmesi, işletmeye bu risklere karşı aksiyon alma imkânı tanımaktadır. Riskler belirlenebilirse işletme, faaliyetlerini ve projelerini etkileyebilecek riskli olayları azaltacak veya ortadan kaldırabilecek çözüm önerileri geliştirilebilecektir.
Değer Kavramı ve Değer Yaratma
Değer ve değer yaratma kavramları yalnızca işletmeler için değil tüm ekonomik, sosyal birimler ve insanlar için önemlidir. Söz konusu kavramların işletmeler açısından farklılıkları bulunsa da işletme için değer yaratma kavramı ve öneminin anlaşılabilmesi için öncelikle değer kavramının anlaşılması gerekmektedir. Daha spesifik olarak düşünülürse, uluslararası ticarette değer yaratmanın rolünün anlaşılabilmesi için değerin anlamlarının bilinmesi ve yorumlanması esastır.
Genel olarak, değer kavramı, bir faaliyet veya çıktının yararlılığı ve kıymeti ile ilişkilidir. Bu bağlamda değer, eylemlerimiz, inançlarımız, koşullarımız ve düşüncelerimiz
aracılığıyla kendimiz ve başkaları için yarattığımız iyilik, refah ve servettir. Değer kavramı piyasa ekonomisinde belirleyici bir ölçü olarak kabul edilmektedir. İnsanlar ve işletmeler yatırım yaptıklarında, yatırımlarının değerinin, aldıkları riskin yanı sıra paralarının zaman değerini de yeterince telafi edecek bir miktarda artmasını beklerler.
Bireyler ve kurumlar algıladıkları değer kavramına bağlı olarak değer yaratma amacı gütmektedir. İfade ettiği anlama bağlı olarak değer yaratma sürecinin kapsamı da değişmektedir. Ancak genel hâliyle değer yaratma; fikirler, ürünler, hizmetler, insanlar ile çalışanlar, müşteriler, ortaklar, hissedarlar da dahil olmak üzere tüm paydaşlar, toplumu içeren kurumlar ve hayata geçirilmeyi bekleyen planları içeren proaktif, bilinçli, ilham verici, yaratıcı veya genel iyiliği ve refahı artıran normal eylemleri hayata geçirme sürecini ifade etmektedir.
İşletmelerde Değer Yaratma
Günümüz iş dünyası giderek daha karmaşık ve çalkantılı hâle gelmekte ve işletmeleri küreselleşme, aşırı rekabet, azaltılmış ürün döngüleri ve sürekli yenilik gibi makro güçler karşısında varlıklarını sürdürebilmeleri için yeteneklerini geliştirmeye zorlamaktadır. Böyle zorlu bir piyasa ortamı ve rekabet senaryosu karşısında, işletmelerin rekabet avantajı ve değer yaratma için önemli kaynakları belirlemeleri ve yönetmeleri son derece önemlidir (Moustaghfir ve Schiuma, 2011, s.30). İşletme değeri dendiğinde tipik olarak işletmenin ekonomik değeri veya hissedar değeri düşünülmektedir. Bu nedenle 100 milyon TL hissedar değeri yaratma potansiyeli bulunan bir yatırım alternatifi 80 milyon TL hissedar değeri yaratma potansiyeli bulunan bir yatırımdan çok daha iyi bir alternatif olarak değerlendirilmektedir.
Hissedar değeri yaratmak, nihayetinde tüm örgütler ve işletmeler için ortak olan üç temel karar alanının, (yatırım, finansman ve faaliyet karar alanlarının) uygun şekilde yönetilmesine bağlıdır. Söz konusu karar alanlarında şu noktalara dikkat edilmesi gerekir:
• Tüm yatırımları sağlam, sürdürülebilir stratejiler, ekonomik analiz ve etkin yönetime dayalı olarak seçmek, uygulamak ve izlemek. • Uygun kararlar alarak kullanılan tüm kaynakların maliyet etkin kullanımı yoluyla işletmenin operasyonlarını (faaliyetlerini) kârlı bir şekilde yönlendirmek. • Sermaye yapısında iç ve dış finansmanın dengelenmesinde, karşılaşılan risklere karşı beklenen getirileri bilinçli bir şekilde takas ederek işi ihtiyatlı bir şekilde finanse etmek.
İşletme değeri dendiğinde yalnızca hissedar değeri üzerinden değerlendirilme yapılması uzun zamandır sıklıkla tartışılmaktadır. Günümüzde istihdama yapılan katkı, sosyal sorumluluk projeleri ve çevre ile ilgili duyarlılık gibi özelliklerin şirketin başarısı konusunda, hissedar değeri gibi önemli olduğu düşünülmektedir.
İşletmelerde değer yaratma sürecinin sonunda ortaya çıkan ürün veya hizmetin değer olarak adlandırılabilmesi için dört tür ihtiyaca hitap eden temel değer öğelerini taşıması gerekmektedir. Bu temel öğeler; işlevsellik, duygusal etki yaratma, yaşamı değiştirme ve sosyal etki yaratma öğelerdir.
Değer kavramı tüm işletmeler için önemlidir ve her işletme için hedeflenen doğrudan değerler ve dolaylı değerler bulunmaktadır. İşletmeler genellikle doğrudan değerlere ilişkin hedefler yerine işletmeyi doğrudan değerlere ulaştıracak araçlar niteliğindeki hedefleri takip etmektedir. İşletmeyi doğrudan değerlere götürecek bu araç değerlere dolaylı değer adı verilmektedir.
Dolaylı değerler işletmelerin doğrudan değerlere ulaşılabilmesi için oldukça önemlidir. Ancak, işletmenin yalnızca dolaylı değerlere ilişkin hedeflere odaklanması doğrudan değerlerin gözden kaçırılmasına neden olabilmektedir.
İşletmelerin dolaylı değerlere aşırı odaklanmaları dışında, doğrudan değerlerini artırabilmesinde sorun yaratabilecek diğer bir nokta maddi olmayan değerlerdir. Maddi olmayan değer, bir işletmenin sürekliliği olarak değerini ifade etmektedir ve normal getiri oranı üzerinde fazladan gelir elde etme yeteneğini göstermektedir.
Değer kavramını tanımlamak ve işletmelerde değer yaratmak oldukça zordur. Bununla birlikte, yaratılan değerin korunması da işletmeler için oldukça zordur. İşletme yöneticileri, işletme değerini korumak için birçok önlem almak, çeşitliliği yüksek işletme kararları arasından seçim yapmak ve bu kararları uygulamaya sokmak durumundadır.
İşletmelerin değer yaratırken veya yaratılan değeri korurken hayata geçirdikleri önemli uygulamalardan üçü; hisse geri alımları, şirket satın almaları ve finans mühen- disliği olarak sıralanabilir.
Hisse geri alımı işletmelerin kâr payı ödemelerine bir alternatiftir. Hisse geri alımının ana nedenlerinden biri, sermaye kazançları kâr payından daha az vergilendirilirse işletmenin yatırımcının vergi miktarını azaltabilmesidir.
İşletmelerin yaratılan değeri korumak için başvurdukları bir diğer yol şirket satın almalarıdır. Satın alma bir şirketin diğer bir şirketi veya şirketin bir kısmını satın aldığı, satın alınan şirketin satın alan şirket tarafından absorbe edildiği ve bu nedenle artık bir ticari işletme olarak varlığını sürdüremediği durum olarak tanımlanmaktadır.
Yaratılan değerin korunması sürecinde işletmeler için önemli uygulamalardan biri finans mühendisliği kapsamında gerçekleştirilen faaliyetlerdir. Finans mühendisliğinin standart bir tanımı bulunmamaktadır ancak Cornell Üniversitesi, finans mühendisliğini işletmelerin ihtiyaçlarını karşılamak için finansal sözleşmelerin tasarımı, analizi ve inşası olarak tanımlamaktadır.