LOJ301U-DIŞ TİCARETTE RİSK YÖNETİMİ VE SİGORTACILIK
Ünite 1: Risk Kavramı ve Risk Yönetimi
Giriş
Tıpkı insanlarda olduğu gibi, işletmeler de risklere maruz kalmakta ve devamlılıklarını sağlamak için bu riskleri yönetmeyi öğrenmek durumundadır. Rekabetin çok yüksek olduğu iş dünyasında işletme başarısının öncül koşullardan biri mevcut riskleri başarıyla yönetebilmekten geçmektedir. Dinamik bir yapıya sahip olan risk yönetimi, işletmeleri yeni ortaya çıkan risk alanlarını incelemeye ve sürdürülebilir risk analiz ve yönetim sistemleri geliştirmeye zorlamaktadır (Spedding ve Rose, 2008, s. 2).
Etkin bir yönetim sisteminin temel bileşenlerinden birinin başarılı bir risk yönetim süreci olduğu görüşü giderek daha fazla kabul görmektedir (Merna ve Al-Thani, 2005, s.1). Geçmişte, riskleri doğru analiz edemeyen, uygun stratejileri belirleyip doğru bir risk yönetim süreci geliştiremeyen başarısız işletme örneklerinin sayısı bir hayli fazladır.
Belirsizlik ve Risk
Belirsizlik, bir faaliyetin birden fazla olası sonucunun bulunduğu ancak her sonucun olasılığının bilinmediği durumu ifade etmektedir. Gelecekte ne olacağı veya olmayacağı hakkında bilgi eksikliğine dayanan, şüpheyle karakterize durumlar belirsizliği tanımlamaktadır.
İki tür belirsizlik bulunmaktadır (Merna ve Al-Thani, 2005, s.8):
• Salt şans durumundan kaynaklanan ve rassal (aleotorik) belirsizlik olarak bilinen belirsizlik • Çözümün kararın uygulanmasına bağlı olduğu problemli durumlardan kaynaklanan ve epistemik belirsizlik olarak adlandırılan belirsizlik
Belirsizlik kavramı risk kavramı ile yakın bir ilişki içerisindedir. Birçok risk tanımında belirsizlik kavramı da yer almaktadır. Genel kabul görmüş bir risk tanımına göre, risk gelecekteki bir olayın sonucunu çevreleyen belirsizliktir. Benzer şekilde, risk yönetimi de ticari girişimlerle ilgili olanlar dâhil normal faaliyetler sırasında ortaya çıkan belirsizliği yönetme süreci olarak tanımlanmaktadır (Banks, 2002, s.1).
Aslında, 1920’lere kadar iki kavram eş anlamlı olarak kullanılmıştır. Ünlü ekonomist Frank Knight’ın tezinden sonra risk hakkındaki araştırmacılar iki kavram arasında önemli bir ayrım yapmıştır. Bu ayrıma göre; belirsizlik hiç ölçülemeyen değişkenlik, risk ise olasılıklar açısından ölçülebilen değişkenliktir (Crouhy, Galai ve Mark, 2006, s. 9).
Risk üç boyutta ele alınabilir;
• Tehlike veya tehdit • Belirsizlik • Fırsat
Risk kelimesinin kökeninin Arapça “risq” veya Latince “riscum” kelimesi olduğu düşünülmektedir. Arapça risq, size verilen ve ondan kâr elde ettiğiniz her şeyi ifade eder
ve tesadüfi ve olumlu bir sonuç çağrışımları içermektedir. Latince riscum ise aynı derecede tesadüfi ancak olumsuz bir olayın çağrışımları olarak değerlendirilmektedir.
İşletmeler risklere karşı gereken dikkati göstermediğinde ortaya çıkabilecek doğrudan ve dolaylı iflas maliyetleri çok büyük miktarlara çıkabilmektedir. Yatırımcıların iflas olasılığını fark etmesi işletme değerini azaltan bir faktör olmaktadır (Christoffersen, 2003, s. 3). Riski yüksek işletmelerin borçlanma olanakları kısıtlı olmakta ya da borçlanma maliyetleri yükselerek işletme değeri olumsuz yönde etkilenmektedir. İşletmelerin riske karşı farklı alternatifleri bulunmaktadır. Risk (Doherty, 2000, s.5);
• Bir sigorta poliçesi satın alınarak veya finansal korunma (hedging işlemi) yoluyla bir karşı tarafa aktarılabilir. • Aktif veya pasif bir şekilde sürdürülebilir. Sigorta yaptırmamak, riski elinde tutmaktır. Ancak işletmeler, dâhilî fiyatlandırma, rezervler ve hasar tazminatları ile sigorta sürecini taklit edebilir. • Fıskiye, duman alarmı gibi ekipmanlar ile diğer güvenlik önlemlerine veya denetim süreçlerine yatırım yapılarak azaltılabilir. • İşletmelerin riskli faaliyetlerde bulunmaması veya daha az riskli süreçlerin tercih edilmesi yoluyla önlenebilir.
Risk dört temel parametreden oluşmaktadır (Merna ve Al- Thani, 2005, s. 10):
1. Gerçekleşme olasılığı 2. Etkinin şiddeti 3. Dışsal etkilere ve değişime yatkınlık 4. Diğer faktörlerle karşılıklı bağımlılık derecesi
Riskle İlişkili Kavramlar
Peril (muhatara); doğal olaylar sonucu ortaya çıkabilen, insan faktöründe veya ekonomiden kaynaklanabilen, işletme için beklenmedik bir kayba neden olabilen, finansal olmayan nitelikteki durumları ifade etmektedir.
Peril bir kayıp nedeniyken tehlike olumsuz bir sonuç çıkma olasılığı yaratan veya bu olasılığı artıran bir olaydır. Örneğin, mallarını ihraç etmek üzere bir depoya yerleştiren bir işletmenin, depodan malların çalınması nedeniyle kayba uğraması durumunda hırsızlık, kaybın nedeni diğer bir ifadeyle perildir. Mal kaybına neden olan yaygın periller arasında yangın, şimşek, fırtına, dolu, kasırga, deprem, sel ve hırsızlık yer almaktadır (Rejda ve McNamara, 2013, s. 23).
Tehlike (hazard); olumsuz sonuç olasılığı yaratan, peril ile ilgili bir kayıp meydana gelme olasılığını artıran durumdur.
Fiziksel tehlike; kayıp olasılığını ya da etkilerin şiddetini artıran maddi nitelikteki tehlike türüdür.
Tehlike türlerinden biri olan tutumsal tehlike, dikkatsizlik veya kayıtsızlık nedeniyle kaybın sıklığını veya ciddiyetini artıran tehlike türüdür. İşletmenin depo
kapılarını kilitlemeyi unutarak ürünlerin çalınma ihtimalini arttırmak davranışsal tehlike olarak da isimlendirilen tutumsal tehlikeye bir örnektir. Tehlike türlerinden sonuncusu olan yasal tehlike ise yasal sistemin ya da düzenlemelerin, kayıpların sıklığını veya ciddiyetini artıran özelliklerini ifade etmektedir. Mahkeme tarafından alınan olumsuz kararlar, sorumluluk davalarındaki büyük hasar ödemeleri ve alkolizm gibi hastalıkların sigorta kapsamına alınmasını içeren düzenlemeler yasal tehlikelere örnek olarak gösterilebilir (Rejda ve McNamara, 2013, s. 23).
Riskin Sınıflandırılması
Riskin sınıflandırılmasında pek çok faktör dikkate alınarak ayrım yapılabilmektedir. Bu bağlamda riskler;
• Endojen (içsel) ve ekzojen (dışsal) riskler: İçsel riskler işletmenin kendi dinamiklerine bağlı olarak insan faktörü, süreçler veya sistemlerden kaynaklanan şirkete özgü risklerdir. Dışsal riskler ise işletme çevresinden kaynaklanan stratejik risk ve itibar riski gibi risklerdir. • Saf ve spekülatif riskler: Yalnızca olumsuz çıktılarla sonuçlanabilecek belirli riskler vardır. Bu tip riskler tehlike riskleri veya saf riskler olarak adlandırılmaktadır (Hopkin, 2010, s. 13). Operasyonel faaliyetlerden kaynaklanan bu riskler genel itibarıyla sigortalanabilir niteliktedir. • Finansal ve finansal olmayan riskler: Finansal risk, işletmenin kârlılığını düşüren ve işletmenin iflasına dahi neden olabilen risk türüdür. Finansal sistemdeki başarısızlıklar, yasal uyumsuzluklar, aşırı borçlanma, döviz kurlarındaki olumsuz değişiklikler, tek bir tedarikçiye bağımlılık, önemli bir müşterinin kaybı, yanlış hedging kararları ve tesis, makine ve binalara yapılan yanlış yatırımlar finansal risklerin kaynağını oluşturabilmektedir (Chapman, 2006, s. 204). • Temel ve özel riskler: Temel risk, nüfusun büyük bir bölümünü veya büyük grupları etkileyen ve ekonomik, politik ya da doğal sebeplerle ortaya çıkabilen geniş kapsamlı bir risk türüdür. Temel riskin en önemli örnekleri savaşlar ve deprem gibi doğal olaylardır. Özel riskler, bireysel düzeyde kayıplara yol açan ve nüfusun geniş kesimlerini doğrudan etkilemeyen tekil, münferit olaylardır. Bir işletmenin ekipmanlarının çalınması, bankalara yapılan soygunlar gibi... • Statik ve dinamik riskler: Dinamik riskler, ekonomideki değişikliklerden kaynaklanan risklerdir. Ekonomideki değişikliklere bağlı olarak işletmelerde kayıp yaşanma olasılığı yaratan riskler olarak tanımlanabilir. Statik risk, ekonomide herhangi bir değişiklik olmasa bile kayıp yaratabilecek riskleri ifade etmektedir (Moosa, 2007, s. 15). Enflasyon, tüketici
zevklerindeki değişimler, gelirler ve üretim çıktılarında farklılıklar gibi... • Sistematik (kontrol edilemeyen) ve sistematik olmayan (kontrol edilebilir) riskler: Sistematik riskler; işletme tarafından kontrol edilemeyen, tahmin edilmesi oldukça zor olan, makro yapıya sahip, benzer bir akış altında faaliyet gösteren çok sayıda işletmeyi etkileyen, önceden değerlendirilemeyen, dışsal faktörlerin etkisine bağlı olan risklerdir (Cabrera, 2020, s. 272). Sistematik olmayan riskler ise işletme tarafından kontrol edilebilen, tahmin edilebilir nitelikteki, mikro yapıya sahip, işletmeyi bireysel olarak etkileyen, önceden değerlendirilebilen, uygun planlama ve risk değerlendirme teknikleriyle azaltılması mümkün olan risklerdir. • Öngörülebilir, öngörülemeyen ve katastrofik riskler: Öngörülebilir (beklenen) risk, işletmenin günlük operasyonlarını etkileyen kayıplara maruz kalma riskini ifade etmektedir. Şiddetli yağışlar gibi coğrafi, etnik farklılıklar gibi nüfussal, yolsuzluk gibi... Öngörülemeyen risk, işletme üzerinde olumsuz etkileri olan beklenmedik ani değişikliklerle ilişkili riskleri ifade etmektedir. Öngörülemeyen risklerin yarattığı olumsuz sonuçlar daha büyük boyuttadır ancak yine de firmanın kontrolü altındadır. Katastrofik riskler ise ortaya çıkarabileceği yıkıcı sonuçlar nedeniyle işletmenin faaliyetlerini tehdit eden, dış faktörlerden veya kasıtlı eylemlerden kaynaklanan risklerdir (Moosa, 2007, s. 16).
Risk Yönetimi
Risk yönetimi, dünya çapında birçok işletme tarafından uygulanan dinamik ve köklü bir disiplindir. Sigorta ve türev araçlar yoluyla gerçekleştirilen zarar kontrolü, zarar finansmanı ve risk azaltma gibi geleneksel risk yönetim teknikleri işletmeler tarafından uzun yıllardır kullanılmaktadır. Bununla birlikte, işletmenin büyüklüğü ve kurumsallığına bağlı olarak günümüzde pek çok işletme geleneksel risk yönetim tekniklerinin yanında yeni teknikleri de işletme stratejilerinin temel bir bileşeni olarak ele almaktadır (Banks, 2004, s. 3).
Risk yönetiminin görevi tamamen risksiz işletme yaratmak değildir. Boyutu ve karmaşıklığı ne olursa olsun üstlenilen hiçbir faaliyet risksiz olarak değerlendirilemez. Risk yönetiminin amacı paydaşları hem negatif hem de pozitif risklerin farkında kılmak, iyi hesaplanmış riskleri alma konusunda yardımcı olmak ve riskleri verimli bir şekilde yönetmektir (Tarantino ve Cernauskas, 2011, s. 3; Merna ve Al-Thani, 2005, s. 47). Etkili bir risk yönetimi işletmelere aşağıdaki faydaları sağlayacaktır:
• İşletmenin hedefleri ile bağlantılı risk ve fırsatlara spesifik olayların, durumların ve koşulların başlangıçta tanımlanmasına, netleştirilmesine ve anlaşılmasına olanak tanır.
• Yönetim kararları, erişilebilir verilerin kapsamlı analizi ile desteklenir. Tahminler daha güvenli bir şekilde yapılabilir. • Yaratıcı senaryolarla “ne olurdu” sorularını yanıtlayarak proje veya iş planlamasının iyileştirilmesine olanak sağlar. • Projenin veya işletmenin tanımı ve yapısı sürekli ve objektif olarak izlem altına alınmış olur. • Alternatif planların ve uygun koşulların yaratılmasını ve değerlendirilmesini sağlar. Risklere karşı yaratıcı tepkilerin üretilmesini mümkün kılar. Acil durum planlaması, ortaya çıkabilecek risklere hızlı, kontrollü ve önceden değerlendirilmiş çözüm önerileri ile tepki verilmesine izin verir. Gelecekteki faaliyetler için gelişmiş modellemeye izin veren istatistiksel bir tarihsel risk profili oluşturulmuş olur.
Etkin bir risk yönetimi için işletmenin tüm kademelerinin sürece dahil edilmesi, uygulanacak politikaların stratejik planlama süreciyle entegre edilerek örgütsel süreçlere yerleştirilmesi gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle risk yönetimi hem kurumsal olarak hem işletme bölümleri hem de projeler bazında ele alınmalıdır ve tüm kademeler arasındaki etkileşim göz önünde bulundurulmalıdır (Merna ve AlThani, 2005, s. 2).
İşletmenin risk yönetimi kapsamında gerçekleştireceği faaliyetlerin ve politikaların belirlenebilmesi için öncelikle işletmenin risk profilinin ortaya konması gerekmektedir. Bir işletmenin risk profili, başta risk toleransı, işletmenin faaliyet gösterdiği sektördeki konumu, yönetim kültürü, paydaşlar ve faaliyet gösterdiği rekabet ortamı gibi pek çok niteliğe bağlıdır (Horcher, 2005, s. 180).
Risk Yönetim Teknikleri
İşletmelerin maruz kaldıkları risklere karşı kullanabilecekleri teknikler iki kategoride toplanmaktadır (Rejda ve McNamara, 2013, s. 13):
• Risk kontrolü, işletmenin maruz kaldığı riskleri mümkün olan en az maliyetle en aza indirmek için tasarlanmış yöntemlerden oluşmaktadır. • Risk finansmanı ise riskin sebep olabileceği kayıplara odaklanmakta ve risk transferi ve risk tutma olmak üzere iki temel teknik yoluyla gerçekleştirilmektedir.
Risk kontrol yöntemleri, riskten kaçınma ve riski azaltma tekniklerini içermektedir.
Riskten kaçınma, işletmenin zarar verme ya da kayıp yaratma potansiyeli bulunan, diğer bir ifadeyle risk içeren faaliyetlerle karşılaşma olasılığını azaltmaya yönelik eylemleri ifade etmektedir. Riskten kaçınma çoğunlukla sözleşme öncesi aşamalarda görülmektedir. Yönetici sözleşmede yer alan belirli maddelerin kaldırılmasını, devreye sokulmasını veya değiştirilmesini talep ederek
belirli risklerden ve bu risklerin ortaya çıkaracağı sonuçlardan kaçınabilmektedir.
İşletmeler risk kontrolü amacıyla riski azaltma yoluna giderse bu durumda kullanabileceği stratejilerden biri çeşitlendirme yapmaktır. Çeşitlendirme “tüm yumurtaları aynı sepete koyma” prensibinden yola çıkmaktadır (Chapman, 2006, s. 188). Örneğin, yaptığı ihracat nedeniyle döviz alacağı olan bir işletme, sözleşme ile ödemeleri farklı döviz cinsleri üzerinden almayı sağlayabilirse kur riskini azaltmış olacaktır. Yönetimin risk azaltma amacıyla yararlanabileceği diğer bir yaklaşım ise iç kontroldür. İşletme iç kontroller yoluyla risk olasılığını, riskin ortaya çıkaracağı etkiyi ya da her ikisini azaltabilme olanağına sahiptir. İç kontrol, yöneticiler tarafından kurumsal hedeflere ulaşılmasını ve prosedürlere uyulmasını ve işletmenin ortamındaki değişikliklere uygun şekilde yanıt vermesini sağlamak için kullanılan tüm süreçleri kapsamaktadır.
Risk yönetiminde kullanılabilecek diğer bir yöntemleri kapsayan risk finansmanı riskin sebep olabileceği kayıplara odaklanmaktadır. Risk finansmanı, risk nedeniyle meydana gelebilecek kayıpları karşılamak için fon mevcudiyetini garanti altına almak için tasarlanmış tekniklerden oluşmaktadır. Risk finansmanında risk transferi ve risk tutma olmak üzere iki temel teknik kullanılmaktadır.
Risk transferi, maruz kalınan riskin doğuracağı kayıpların üçüncü bir kişiye devredilmesinin amaçlandığı risk finansmanı tekniğidir. Risk transferinin en yaygın şekli belirli bir maliyetle, belirli bir maruz kalma riskini üçüncü bir tarafa transfer etmeyi sağlayan sigorta yöntemidir. Yaygın bir şekilde kullanılan diğer bir risk transferi stratejisi ise hedging (korunma) işlemidir. Hedging, ileri bir tarihte yapılacak bir işlemde fiyat dalgalanmaları nedeniyle ortaya çıkabilecek kayıpları engellemek veya azaltmak amacıyla, vadeli kontratlarla alım ya da satım fiyatının bugünden belirlendiği bir risk transferi yöntemidir (Moore ve Steiner, 1946, s. 77). Hedging yoluyla riskin transfer edilmesindeki temel mantık sigorta yaptırmakla aynıdır. Hedging işlemi yapan bir işletme, faaliyetlerini etkileyebilecek fiyat dalgalanmalarından doğabilecek kayıplara karşı korunmuş olmaktadır. Örneğin ithal girdi kullanan bir üretim işletmesi, ürünün fiyatında veya kurlarda meydana gelebilecek fiyat artışlarından korunmak amacıyla ürün ya da döviz üzerine yazılmış bir kontratla kendini koruma yoluna gidebilmektedir.
Risk transferinde kullanılacak bir diğer yöntem menkul kıymetleştirmedir (sekürtitizasyon). Menkul kıymetleştirme kredi riskinin üçüncü kişilere devredildiği ve böylece finansal risklerin azaltıldığı bir risk transferi işlemidir (Acharya, Schnabl ve Suarez, 2013, s. 515).
Risk transferi işlemi riskin kaynağını ortadan kaldırmaz veya ortaya çıkaracağı sonuçların şiddetini değiştirmez. İşletmenin maruz kaldığı riskleri transfer edebilmesi riskin
doğuracağı sonuçların paylaşılabilmesine ya da tamamen devredilebilmesine olanak sağlamaktadır.
Öngörülemeyen risklerin bir hayli fazla olması nedeniyle, işletmelerin riske karşı benimsedikleri yaklaşımlardan en yaygın olanı risk tutmadır. Risk tutma bilinçli veya bilinçsiz (kasıtlı veya kasıtsız) olabilmektedir. Özellikle diğer yönetim teknikleri kullanılmasına rağmen önlenemeyen ya da artık olarak kalan riskler için uygun teknik risk tutma olmaktadır (Vaughan ve Vaughan, 2013, s. 19). Risk tutma aktif veya pasif bir şekilde gerçekleştirilebilir. Aktif risk tutma, işletmenin riskin farkında olması ve kasıtlı olarak tamamını veya bir kısmını elinde tutmayı planlaması anlamına gelmektedir. Örneğin, işletme mülküne ilişkin bir sigorta poliçesi satın alırken, yangın riski düşükse ödeyeceği primi düşürmek amacıyla yangın riskini kapsam dışında bırakabilmektedir.
Aktif risk tutma iki temel sebeple tercih edilmektedir:
• İşletmenin maliyetlerini kısarak tasarruf etmesine olanak tanınması; Bu yolla işletme sigorta, hedging vb. yöntemlerin ortaya çıkaracağı maliyetlerden tamamen veya kısmen kurtulmuş olmaktadır (Rejda ve McNamara, 2013, s. 13). • Maruz kalınan riske karşı bir sigorta vb. bulunmaması ya da işletmenin riske karşı alınacak tedbiri karşılayacak finansal gücünün bulunmaması; Bu durumda, risk tutma yaklaşımı bir zorunluluk hâlini almaktadır. Pasif risk tutma ise bilgisizlik, tembellik, ilgisizlik veya önemli bir riski tanımlayamama nedeniyle riskin tutulmasını ifade etmektedir.
İşletme yönetimin riske karşı tutumu ve uyguladığı risk yönetim teknikleri işletmenin pek çok paydaşı açısından önemlidir (Oxelheim ve Wihlborg, 2008, s. 21);
• Ortaklar • Çalışanlar • Tedarikçiler • Müşteriler • Kamu otoriteleri
Risk Yöneticisi
İşletme yönetiminin riske karşı tutumu risk yönetiminin temel belirleyicilerinden biridir. Kimi yönetimler riskten kaçınırken, kimi yönetimler riske karşı kayıtsız kalmakta, kimileri ise risk almaktadır.
Eğer işletme yöneticileri kâr, satış ve maliyet gibi verilerdeki değişkenlikleri sınırlamak veya işletme için olumsuz sonuçlar doğurabilecek olasılıkları azaltmak amacıyla tedbirler alıyorsa, bu durum işletme yöneticilerinin riskten kaçma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Riskten kaçan yöneticilerin riskten kaçınmaya konu olan doğal afet, döviz kuru oynaklığı, enflasyon ve faiz oranlarındaki değişimler gibi hedef değişkenler hakkında karar vermesi gerekmektedir (Oxelheim ve Wihlborg, 2008, s. 159).
İşletmelerin yönetici seçimlerinde ve risk yönetimi süreçlerinde dikkate almaları gereken noktalar şu şekilde sıralanabilir (Conrow, 2003, s. 84):
• Hem uygun eğitime hem de güvenilir risk yönetimi deneyimine sahip bir risk yöneticisi tercih edilmelidir. • Risk yönetimi sürecinin adımlarına hâkim, sınırlı deneyime sahip olduğu alanlarda ek bilgiler öğrenmek için kendini geliştirme becerisine sahip, yenilikçi bir yönetici seçilmelidir. • Risk yöneticisi pozisyonu kısa vadeli düşünülmemeli, risk yönetiminde etkinliğin düşmemesi adına sık sık yönetici değişimi yapılmamalıdır. • Nispeten düşük bütçeli ve/veya kısa süreli faaliyetlerde tam zamanlı bir risk yöneticisine sahip olmak pratik olmayabilir. Bu gibi durumlarda, risk yönetimi uygun eğitimi ve deneyimi olan biri tarafından yönetilmeli ve karar vermede kilit personel tarafından kullanılmalıdır. • Risk yönetimine ilişkin uygulama ve raporlama sorumluluğu risk yöneticisine verilmelidir. • Personelle etkileşimden kaçınan, planlanan durum toplantılarına katılmayan ve iletişim becerileri gelişmemiş yöneticiler tercih edilmemelidir. • Gerekmedikçe risk yönetimine ilişkin köklü değişiklikler yapılmamalıdır. • Koordinasyonun sağlanması ve zıtlıkların önüne geçilmesi adına risk yöneticisi işletme içi süreçlere dahil edilmelidir.
İşletmenin belirlemiş olduğu sınırlardan bağımsız olarak başarılı risk yöneticilerinin işletmede üç önemli rol üstlenmektedir (Hampton, 2009, s. 256):
• Risk yöneticisi işletme için stratejik bir konumdadır. Risk yönetimi programlarını tasarlamak için CEO ve yönetim kurulu ile birlikte çalışmaktadır. • Yönetici yetkili bir risk yöneticisidir. Güvenlik önemlerinin arttırılması, risk transferi vb. yöntemlerle riskleri azaltmaya çalışmakta ve yöneticilere risk azaltma stratejileri hakkında tavsiyelerde bulunmaktadır. • Yönetici risk uzmanlığı rolündedir. Sigorta satın alma, sigorta tazminat taleplerini yönetme, çalışan güvenliğini ve fiziksel güvenliği denetleme gibi teknik risk yönetim işlevlerini gerçekleştirmektedir.
Risk Yönetimi Aşamaları
Risk yönetimi sürecinde izlenecek adımlar beş aşamadan oluşmaktadır:
1. İşletme için kayıp yaratabilecek potansiyel risklerin belirlenmesi 2. Belirlenen risklerin analiz edilmesi ve ölçülmesi
3. Belirlenen riskler için çözüm önerileri Avustralya’da yayımlanan standartlar risk yönetim geliştirilmesi standartlarının iyi örnekleri arasındadır. Yine 2009 yılında 4. Geliştirilen önerilerin hayata geçirildiği yayımlanan ISO 31000 ile risk yönetiminde uluslararası uygulama aşaması standardizasyonunun ilk adımı atılmıştır (Hopkin, 2010, s. 5. Uygulamalardan elde edilen sonuçların 334). Yirmi birinci yüzyılda küreselleşmenin hız değerlendirilerek gerekli ise revizyonların kazanması, finansal piyasaların karmaşıklığı ve tedarik yapılması zincirindeki bağımlılıklar geleneksel risk yönetimi araçlarının üstesinden gelemediği ek risk kategorilerini Risk Yönetiminin Tarihçesi ortaya çıkarmıştır.
Günümüzde risk yönetimi hem kurumsal, hem stratejik hem de proje bazında planlama ve yönetim süreçlerinin önemli parçalarından biri olarak kabul görmektedir.
Yirminci yüzyıl risk yönetimi için bir dönüm noktası olmuştur. Bu dönemde yönetim biliminde olasılık hesapları kullanılmaya başlanmış ve günümüzdeki risk yönetiminin doğuşuna tanıklık edilmiştir. 1940’lardan önce, işletmeler çoğunlukla risk transferine odaklanmıştır (Hampton, 2009, s. 11).
1950’ler risk yönetimi uygulamalarının gelişmesi ve yaygın bir biçimde kullanılmaya başlanması açısından önemli bir tarihtir. Çünkü bu dönemde sigortalama maliyetleri yüksek seviyelere çıkmış ve sigortaların kapsamı oldukça daraltılmıştır.
1970’li yıllarda proje riski yönetiminin doğuşuna kadar risk, çok az tartışılan ve işletmeler üzerindeki etkileri büyük oranda göz ardı edilen bir konuydu.
Avrupa’da geliştirilen, risk finansmanı ve risk kontrolü kapsamında uygulanmaya başlanan teknikler ve bu tekniklerin kombinasyonunu içeren politikalar 1970’li yıllar boyunca kullanılmış ve önemli gelişmeler kaydetmiştir. Bu dönemde özellikle toplam risk maliyetine odaklanılmıştır. Toplam risk maliyetine ilişkin oluşan farkındalık ve risk yönetim tekniklerinin kullanılması ise işletmelerin karşı karşıya olduğu sigortalanamayan birçok risk türü olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu dönemde, sabit döviz kuru sistemi oluşturmak için 1940’ların ortalarında uygulamaya konulan Bretton Woods Anlaşması (doların altına endekslendiği, diğer ülkelerin para birimlerinin değerinin ise dolara endekslendiği Uluslararası Para Anlaşması)’nın 1972’de çökmesi, 1970’lerin başlarında ve sonlarında yaşanan petrol şoklarıyla birlikte oynaklık artışına neden olan enflasyonu ve daha aktif para politikası girişimlerini tetiklemiştir (Banks, 2002, s. 4).
Önceki dönemlerde risk yönetimi diğer işletme faaliyetlerden ayrışmış bir şekilde yürütülmekteydi ve analitik incelemeler oldukça düşük seviyelerdeydi. 1980’ler ve 1990’lar boyunca risk yönetimi araçları ve tekniklerinde büyük ilerlemeler olmuş, işletmelerde sorumlu risk yöneticileri görevlendirilerek nicel analizlerin kullanımı yaygınlaşmaya başlamıştır.
2000’li yıllarda risk yönetiminin öneminin anlaşılmasına bağlı olarak ülkeler risk yönetim standartları yayımlamıştır. Bir risk yönetimi standardı, risk yönetimi çerçevesi ile risk yönetimi sürecinin tanımının birleşimidir. 2002 ve 2008’de İngiltere’de, 2009’da