AÖF Soru Bankası

Laboratuvar Hayvanları Yetiştirme ve SağlığıÜnite 5 Özeti

Sık Kullanılan Deney Hayvanlarının Yetiştiriciliği

LBV210U-LABORATUVAR HAYVANLARI YETİŞTİRME VE

SAĞLIĞI

Ünite 5: Sık Kullanılan Deney Hayvanlarının Yetiştiriciliği

Giriş

İnsanoğlunun varoluşundan günümüze kadar merak duygusu insanı araştırmaya, bulmaya ve çözüm üretmeye yöneltmiştir. Günümüzde bazı çalışmalarda deney hayvanı kullanımı mecburidir. Yeni sentezlenen veya doğal yollarla elde edilen bir molekülün ilaç olma potansiyeli araştırılacaksa doğrudan insanlar üzerinde denenmesi mümkün değildir. Klinik öncesi araştırmaları, preklinik çalışmalar oluşturur. Preklinik çalışmaların ilk basamağında; sentez edilen ya da seçilen molekül, izole organlar, reseptör ve enzimler gibi in vitro koşullarda değerlendirilir. İn vitro koşullarda etkinliği kanıtlanan bir madde, klinik araştırmalardan önce deney hayvanları üzerinde de denenmelidir. Bu gibi durumlar, hayvan deneylerini zorunlu hâle getirmiştir.

Deneylerde Sıklıkla Kullanılan Sıçan ve Fare

Kobay, hamster, sıçan, fare, tavşan gibi hayvanlar deneylerde kullanılmak üzere özel olarak yetiştirilmektedir. Ancak bunlardan en çok kullanılanları sıçan ve faredir.

Sıçan

Sıçanlar, memeliler sınıfının kemirgenler takımındandır. Asya kökenli olduğu ve insanların seyahati sırasında tüm dünyaya yayıldığı düşünülmektedir. En yaygın türü Norveç sıçanıdır (Rattus norvegicus). Norveç sıçanı kahverengi- siyah, koyu krem- beyaz arası değişken renklere sahiptir. Norveç sıçanı, 19. yüzyılda laboratuvarlar araştırmalarında kullanılmaya başlanmıştır. Bunların albino olanları tercih edilmiştir. Yirminci yüzyılın başlarında ise üreme çalışmaları yapılmış ve farklı ırklar elde edilmiştir. Sıçanların ırkları inbred veya outbred olabilir. Irkları outbred olan sıçanlar genellikle stok, ırkları saf olan inbred ırklar ise strain olarak adlandırılır. Deneylerde kullanılan sıçanlar, Amerika’da bulunan Wistar Enstitüsünde Rattus norvegicus’tan köken almıştır. Bunlardan en çok kullanılanları Wistar albino, Spraque-Dawley albino, Long-Evans ırklarıdır.

Deneylerde kullanılan Fare ve Irkları

Fare, Asya’dan köken almış ve sonrasında Avrupa ve Amerika’ya yayılmıştır. Laboratuvarda kullanılan fare Mus musculus (ev faresi)’tan üretilen bir ırktır. Fare, insan genom girişiminde kullanılan ilk memeli model organizmadır. İnsandan oldukça farklı görünse de fare genomu, insan genomuna %99 oranında benzerdir.

Çalışmaların tekrarlanabilir olması, çalışmalar arasında ilişkilerin kurulabilmesi, sağlıklı deney sonuçlarının alınabilmesi için deneyde kullanılan hayvanların birbirine en yakın genetik benzer özelliklere sahip olması gerekir. Bu nedenle çeşitli yöntemlerle farklı fare strainleri, deneylerde kullanılmak üzere özel olarak laboratuvar ortamında üretilmiştir.

Inbred Irk: 20 veya daha fazla kardeş bireyin çiftleştirilmesi ile oluşur. İnbred bireyler fizyolojik ve

genetik olarak birbirlerine benzer ve homozigot özelliktedirler.

Hibrit Fare: İki inbred farenin çiftleştirilmesi ile oluşur.

Transgenik Fare: Bu fareler kendi DNA’larına eklenmiş yabancı bir DNA parçası daha taşırlar.

Knockout Fare: Knockout farelerde, belirlenen bir genin işlevsiz hâle getirilmesi ile oluşturulan farelerdir.

Deneylerde Kullanılan Sıçan ve Farenin Genel Özellikleri

Fare ve sıçan farklı türlerdir ancak her ikisi de memeliler sınıfının kemirgenler takımındandır. Kemirgenlerin özelliği önde iki çift kemirici dişlere sahip olmasıdır. Bu kemirici dişler sürekli büyüme özelliğine sahiptir ancak kemirme sırasında sürekli törpülenerek kısaltılırlar.

Sıçanların ve farelerin vücudu kıllarla kaplıdır. Ayak tabanları, kuyruk, kulak ve burun uçları kısmen tüylerle kaplıdır. Ter bezleri bulunmadığı için vücutlarının bu tüysüz kısımları ile ısı dengesini düzenleyebilirler. Kuyrukları oldukça uzundur ve dengeyi sağlamakta kullanırlar. Bıyıkları sayesinde yüzeyleri hissedebilir ve hava hareketlerini algılayabilirler.

Yetişkin bir sıçanın ağırlığı 200-250 gr arasındadır. Ağırlıkları 500-600 gr’a kadar ulaşabilir, laboratuvar ortamında 800 gr ağırlığına ulaşabilirler ve obez kabul edilirler. Farelerin yetişkin dönemdeki ağırlıkları ise 20-40 gr civarındadır. Yaşam süreleri ortalama 2-4 yıldır.

Sıçanlar ve fareler nokturnal canlılardır. Yani geceleri aktif ve hareketlidirler, gündüzleri ise yediklerini sindirme ve dinlenme evreleridir. Beslenme açısından omnivor canlılardır. Omnivor oldukları için geniş bir beslenme aralıkları mevcuttur.

Koku, işitme ve dokunma duyuları iyi gelişmiştir. Sıçanların gözleri göz çukurunun biraz dışındadır. Anestezi altında gözleri sürekli açıktır. Bu nedenle kurumanın engellenmesi için krem sürülebilir. İnsanların gördüğü kadar çok rengi ayırt edememelerine rağmen; kızılötesi ve ultraviyole ışınları görebilirler. Sıçanlar, çıkardıkları düşük frekanslı sesler ile birbirleri ile iletişim sağlayabilirler. Feromonları aracılığı ile de birbirleri ile iletişim kurabilirler. Çiftleşme zamanları, feromonların yaydığı koku aracılığı ile algılanabilir. Oldukça sosyal canlılardır.

Memeli canlılar oldukları için diğer memeliler gibi yavrularını doğururlar. Doğum sonrasında yavru bakımı ve emzirme gözlenir. Sıçan strese karşı dayanıklı bir canlıdır; fareler ise sıçanlar kadar strese dayanıklı değillerdir.

Anatomik ve Fizyolojik Özellikleri

Sindirim Sistemi

Sıçanların ve farelerin gastrointestinal sistemleri, bazı farklılıklar olmakla birlikte çoğunlukla benzerdir. Ağızla başlar ve anüs ile son bulur. Dillerinde tat alma tomurcukları bulunur ancak insanlardakine göre oldukça azdır. Yenilen besinlerin nefes borusuna kaçmasını engelleyen epiglottis bulunur. Uzun bir yemek borusu


(özefagus) mideye açılır. Mideleri iki kısımdan oluşur: Fundus ve pilorik. Yemek borusunun mideye girdiği kısımda meydana gelen anatomik katlanmadan dolayı sıçanlar kusma refleksi gösteremezler. geçer. Kalın bağırsak çekum, kolon ve rektumdan oluşur. Çekum kemirgenlerde daha uzundur. Karaciğer 4 kısımdan oluşur. Sıçanlarda safra kanalları bulunmasına rağmen; safranın biriktiği bir safra kesesi bulunmaz ve safra salgıları farelere göre daha yoğundur.

Solunum Sistemi

Farelerde ve sıçanlarda solunum sistemi anatomisi birbirine benzerdir ve soluk borusu iki bronşa ayrılır. Sıçanlar, dakikada 70-115 nefes alıp verirler.

Dolaşım Sistemi

Fare ve sıçan kapalı dolaşım sistemine sahiptir ve kalpleri dört odacıklıdır. Farelerin kalp atışı dakikada 310-840’dır.

İnsanların ve fare ile sıçanın dolaşım sistemlerinde bazı anatomik farklılıklar bulunmaktadır. Sıçanlarda ve farelerde boyun ve kafa bölgesinden gelen vena kava dallanma gösterirken; insanlarda dallanma göstermez. İnsanlarda kan sol kulakçığa 4 ayrı pulmoner venden oksijence zengin kan gelirken; farelerde pulmoner venler sol kulakçığın arkasında birleşerek tek bir ana yol şeklinde sol kulakçığa boşalır.

Üreme Sistemi ve Üreme

Fare ve sıçanların erkek-dişi bireyleri arasında diğer canlılarda da olduğu gibi anatomik ve fizyolojik farklılıklar bulunmaktadır. Dışarıdan bakıldığında ilk dikkat çeken dişi bireylerin, erkek bireylere göre daha ince ve zayıf olmalarıdır. Dişilerde yavrularını besleyebilmeleri için meme bezleri bulunur. Erkek bireylerde bir çift testis bulunur. Bazen bu testisler genç bireylerde dışarıdan fark edilmeyebilir. Bu nedenle genellikle ürogenital açıklık ile anüs arasında kalan mesafeye yani “anogenital mesafe”ye bakarak dişi/erkek olduklarını ayırt etmek daha güvenilirdir. Dişilerde anogenital mesafe daha kısayken; erkeklerde daha geniştir.

Erkek üreme sistemi, testisler, epididimis, vas deferans, salgı bezleri ve penisten oluşur. Erkek sıçanlarda doğumdan 20-30 günden itibaren sperm görülebilir, 70. günde neredeyse yenidoğan tüm erkek bireylerde testisler olgunluğa erişir ve sperm oluşturur.

Dişi üreme ve erkek üreme sistemi insanlardakine benzerdir.

Fareler 7-8 haftalıkken cinsel olgunluğa erişirler. Dişi sıçanlarda erginliğe doğumdan sonra yaklaşık 33-42 günde ulaşılır ve dişi sıçanların erginliğe ulaşıp ulaşmadığı vajinal açıklıktan ya da alınacak sürüntü örneğiyle birinci proöstrus zamanından teşhis edilebilir. Dişilerde çiftleşme olup olmadığı vajinal tıkaç oluşumu ile anlaşılabilir. Vajinal tıkaç, gebeliğin olduğunun kesin belirteci değildir ancak vajinal tıkaç oluşmuş ise %80 gebelik ihtimali vardır. Sıçanlarda vajinal tıkacı belirlemek zordur. Bu nedenle

vajinal sürüntü örneği alınarak sperm varlığı mikroskopta incelenebilir. Çiftleşmeden 12 saat sonra sürüntüde sperm gözlenebilir.

Dişilerde östral siklus görülür ve 4 fazda incelenir: Proöstrus, östrus, metaöstrus ve diöstrus.

Proöstrus: Vajinal sürüntüde büyük çekirdekli epitel hücreleri baskındır. Sıçanlarda 12-14 saat sürer. Farelerde 1-1,5 gün sürer. Foliküllerin gelişimi bu fazda gerçekleşir.

Östrus: Dişilerin erkek bireyi kabul ettiği dönemdir. Çekirdeksiz kübik hücreler baskındır. Ovulasyon meydana gelir. Sıçanlarda 25-27 saat sürer. Farelerde 1-3 gün sürer.

Metaöstrus: Az sayıda lökosit, çekirdekli kübik hücreler ve mukus gözlenir. Sıçanlarda 6-8 saat sürer. Farelerde 1-5 gündür. Olgunlaşan yumurtanın atılmasıyla arta kalan corpora lutea oluşur. Eğer gebelik söz konusuyla corpora lutea dan salgılanan progesteron ile yeni foliküllerin olgunlaşması engellenerek tekrar bir gebeliğin oluşmasının önüne geçilir.

Diöstrus: Baskın olan hücreler lökositlerdir. Oldukça fazla mukus gözlenir. Sıçanlarda 55-57 saat sürer. Eğer gebelik meydana gelmediyse corpora lutea bozulmaya başlar. Farelerde 2-4 gündür.

Proöstrus ve östrus evresinde dişi çiftleşme için hazırdır. Metaöstrus evresinde dişi, erkek bireyi kabul etmez. Çiftleşme gerçekleştikten sonra dişi, ayrı bir kafese alınmalı ve çok fazla rahatsız edilmemelidir. Eğer gebelik varsa bu çiftleşmeden 15 gün sonra elle muayene ile anlaşılabilir ya da yuva yapma davranışıyla anlaşılabilir. Yavrular 21 günlükken sütten kesilebilir ve ayrı kafeslere cinsiyetlerine göre ayrılarak, gruplar şeklinde koyulabilir.

Farelerde hamilelik süresi 19-21 gündür ve bir seferde 6-12 yavru verebilirler. Sıçanlarda gebelik süresi 21-23 gündür. Sıçanlar genellikle 8-15 yavru doğururlar ve yavrularını sütle beslerler. Yenidoğan yavru 5 gr’dır (Sıçan) ve oldukça aktif, henüz gözleri açılmamış, tüysüz ve bakıma muhtaçtır.

Sıçanların üretiminde de monogam (1 dişi, 1 erkek) veya poligam (harem sistemi, 1 erkek, 2-6 dişi) üretim teknikleri kullanılır. Farelerde Poligam ve monogam üretim dışında özel üretim teknikleri de kullanılır.

Bir kafeste çok sayıda yaşayan dişi farelerde östral siklus görülmez ve bu etkiye Lee-Boot Etkisi denir. Ne zaman ki bir erkek fare dişilerin yaşadığı kafese bırakılırsa, dişilerin hepsi birden östral siklusa geçebilirler ki bu etkiye ise Whitten Etkisi denir. Bunun dışında yeni çiftleşmenin gerçekleştiği bir dişinin yanına, çiftleştiği erkek fareden farklı bir erkek fare konulursa döllenmiş yumurta rahme yerleşemez ve düşer. Buna sebep olan sonradan dişinin yanına konan erkek farenin feromonudur. Bu duruma ise Bruce Etkisi denir.

Boşaltım Sistemi

Boşaltım sistemi, böbrekler, üreter, mesane ve üretradan oluşur. Sağ böbrek, sol böbreğe göre biraz daha


yukarıdadır. Her iki böbrek de koruyucu yağ dokusu ile kaplıdır.

Fare ve Sıçan Yetiştiriciliği

Fare ve sıçan yetiştiriciliğinde kafes, nem, sıcaklık, ışık, havalandırma gibi faktörler önemlidir. Bununla birlikte hijyen ve beslenme koşulları sürdürülebilir olmalıdır. Sadece kafes değil; bina da bu devamlılığa uygun tasarlanmalıdır. Günümüzde hayvanların yetiştirileceği binaların hangi özelliklere sahip olması gerektiği yasa ve yönetmeliklerle belirlenmiştir.

Kafes

Çoğunlukla günlük olarak kullanılan filtresiz kafeslerde havalandırma kafesin üst kısmında bulunan tel ızgaradan sağlanır. Ayrıca bu ızgarada yem ve su koymak için bölmeler bulunur. Izgaralar, kafeslere tam oturmalı ve mümkünse kilit sistemi olmalıdır. Kafesler hijyen için sürekli yıkandığından, ızgara paslanmaz çelikten yapılmış olmalıdır. Kafesler yıkamaya, deterjana, kimyasala, amonyağa karşı dayanıklı olmalı ve hayvanların kemiremeyeceği polietilen, polipropilen, polikarbonat kafesler kullanılmalıdır. Otoklavlanabilen kafesler tercih edilmelidir. Konvansiyonel kafesler dışında, filtreli kafes (IVC) ve metabolik kafes olmak üzere farklı özellikte kafesler de bulunur.

Kafesler, hayvanların rahatlıkla hareket edebilecekleri uygun genişlikte olmalıdır. Deneylerde sıklıkla kullanılan fare ve sıçan türleri, sosyal hayvanlar olduğu için kafes içinde grup hâlinde yetiştirilmektedir. Bazı çalışmalar gereği hayvanlar tekli barındırılması gerekebilir. Gebe dişiler ayrı kafeslere alınmalıdırlar. Yavrular sütten kesildikten sonra grupların oluşturulması tercih edilmelidir.

Kafeslerin taban kısmına altlık materyali konularak, hayvanlar için hem yumuşak bir zemin sağlanır hem de ısı regülasyonuna yardımcı olur. Altlık materyali idrarı emerek koku oluşumunu engeller. Altlık materyali, yumuşak olmalı, çok küçük parçalı olmamalı toz üretimine izin vermemelidir. Genellikle odun talaşının iri taneli olanları kullanılır.

Sıcaklık ve Nem

Sıcaklık değişiklikleri, hayvanların aktivitesini ve metabolizmasını etkileyebilir. Sıçanlar için oda sıcaklığı 20-24°C olmalıdır. Nem oranı ise %50 olmalıdır. Yüksek sıcaklık ve nem enfeksiyon riskini artırır. Düşük nem oranı kemirgenlerin kuyruklarında mekanik değişikliğe sebep olur. Halka kuyruk denilen bu rahatsızlık kuyruğun kısa ve halkalı boğumlar şeklinde görünüme sahip olmasına sebep olur.

Aydınlatma

Işık, hayvanların fizyolojisi, davranışlarını ve morfolojilerini etkiler. Deneylerde kullanılan fareler/sıçanlar albino olduğu için ışığa oldukça duyarlıdırlar ve retinopati geliştirebilirler. Dişilerde östrus döngüsü etkilenebilir. Uzun süre aydınlık ya da uzun süre karanlığa maruz kalan hayvanlarda diurnal ritm bozulur.

Deney hayvanlarının yetiştirildiği odada karanlık/aydınlık döngüsünü düzenleyen bir zamanlayıcı bulunur. Bu düzenin bozulmaması için odada pencere bulunmaması önemlidir. Karanlık aydınlık döngüsü genellikle 12-14/12- 10 saat olmalıdır.

Havalandırma

Hayvanların yetiştirildiği odada karbondioksit, termal ısı, fazla nemin uzaklaştırılması için havalandırmanın iyi olması gerekir. Dışarıdan alınan havanın partiküllerden uzaklaştırılması için HEPA filtreli havalandırmalar tercih edilmelidir. Saatte 10-15 hava değişimi genel standart olarak kabul edilir. IVC kafesler, bireysel havalandırma sistemlidir. Bu kafeslerde saatte 40-50 hava değişimi idealdir.

Gürültü

Çoğu hayvan türü insanlara göre daha iyi bir işitme yeteneğine sahiptir. Fare/sıçan, kur yapma, yavru bakımı, kavga vb. için çıkardığı sesler sayesinde sosyal ilişkilerini yönetirler. Yüksek sesli ortamın üreme oranını düşürdüğü ve adrenal bez ağırlığını artırdığı gösterilmiştir. Sıçanlar 500 Hz ile 60-80 kHz aralığındaki sesleri işitebilirler ve ortamın ses düzeyi 85 dB’i geçmemelidir. Hayvanların yetiştirildiği odalar, deney odaları yüksek sesten uzakta yerlerde olmalıdır.

Beslenme

Deney hayvanlarının su ve besinlerine erişimi ad libitium olmalıdır. Yani istedikleri zaman su ve yemlerine ulaşabilmelidirler. Enerji ihtiyaçları deney hayvanlarının yaşamlarının hangi safhada olduğuna, cinsiyetlerine ve genetiklerine göre farklılıklar gösterir. Laktasyon döneminde, üreme zamanında, büyüme döneminde enerji gereksinimleri, durağan yetişkinlik fazına göre daha yüksektir. Aynı zamanda ortamın sıcaklığı ve hareketliliklerine göre besin tüketimi değişebilir. Yine de ortalama bir değer vermek gerekirse sıçanın besin ve su tüketimi 10-20 gr besin ve 20-45 ml sudur. Farelerde ise bu değer; 3-6 gr besin ve 3-7 ml sudur.

Besin içeriği, protein, aminoasitler, lipid, karbonhidrat, vitamin, mineral ve liften oluşur. Hayvanların besin içeriğinde karbonhidrat olarak nişasta, glukoz ve lif (selüloz) önerilebilir. Ancak fruktoz ve ksilozun diyet içerisinde olması önerilmez. Lipidler hem enerji kaynağı hem de yağda çözünen vitaminlerin emilimine yardımcı olur. Ortalama lipid miktarı sıçan diyetinde %4-6 olmalıdır. Sıçan ve farenin bağırsaklarında bulunan mikroorganizmalar sayesinde vitamin K üretilebilir. Koprofaji nedeniyle K vitamini ve bazı suda çözünen vitaminleri alırlar. Koprofaji bu tür hayvanlarda çokça görülen bir durumdur ve “kendi dışkılarını yeme” olarak tanımlanır. Diyetlerinde olması gereken mineral oranları önemlidir. Kalsiyum oranının diyette fazla miktarda olması böbrek büyümesine ve nefrokalsinoza sebep olur.

Sıklıkla kullanılan deney hayvanlarına verilen yemlerin şekli, otoklavlanabilir olması, doğal içerikli ya da sentetik olması gibi farklılıklar gösterebilir. Genellikle doğal


içerikli pellet yemlerin kullanımı yaygındır. Bunun dışında sentetik ve yarı sentetik olarak tanımlanan diyetler de mevcuttur.

Kafes ve Oda Temizliği

Kafesler ve ızgaralar uygun deterjanla temizlenmeli ve iyi durulanıp kurutulmalıdır. Kafeslerin temizliği elle yapılabileceği gibi özel sistemler ile de gerçekleştirilebilir. Kafes altlık materyali haftada 1-2 kez değiştirilmelidir.

Fare kafeslerinin bulunduğu odaların temizliği de önemlidir. Odalar yerdeki kalıntıların giderilmesi için her gün düzenli olarak temizlenmelidir. Deney hayvanlarının yetiştirildiği tesislerde istenmeyen böcek, yabani fare gibi zararlılardan korunması gerekir.

Kayıt ve Taşınması

Hayvanların doğum tarihleri, cinsiyetleri, ırkları, sağlık durumları sürekli takip edilmeli ve kayıt altına alınmalıdır. Bazı kısa bilgiler kafeslerde bulundurulması gereken kayıt kartlarına yazılmalıdır. Bazı çalışmalarda ise aynı kafeste yaşayan hayvanların çalışmaya göre (uygulanan maddenin sırası, zamanı vs.) kayıt altına alınması gerekebilir. Bunun için geliştirilmiş farklı işaretleme yöntemleri vardır. En basit işaretleme yöntemlerinden bir tanesi kuyruğu farklı renkte boyamak veya numaralandırmak olabilir.

Bazı durumlarda deney hayvanlarının üretimi yapılan tesisten başka bir tesise taşınması gerekir. Böyle durumlarda deney hayvanının kontrollü bir şekilde taşınması gerekir. Nakli yapılacak olan deney hayvanlarının, hareketlerinin kısıtlanmadığı uygun büyüklükte taşıma kutularında ve uygun sayıda taşınmalıdır. Taşıma kutularının içinde, taşıma süresince oluşan idrarı emecek miktarda altlık malzemesi olması gerekir. Nakil sırasında uygun havalandırma, ısı aralıkları, yeterli su ve besin sağlanmalı ve nakil öncesi mümkünse hayvanlar sakinleştirilmelidir. Kafeslere dışarıdan gelebilecek kontaminasyon riskine karşı filtreler kullanılmalıdır.

Sıklıkla Kullanılan Deney Hayvanlarını Tutma, Hareketlerini Kısıtlama ve Madde Uygulama Metodları

Deney hayvanları ile çalışan/bakım yapan kişilerin, hayvanların kafesini değiştirirken, tartım yaparken, enjeksiyon yapmak için hayvanlara zarar vermeden ve onları strese sokmadan tutması mecburidir. Bu kişilerin uygun tutma/zapt etme şekliyle kendilerini de ısırılmaya karşı koruyabilirler. Bununla birlikte yapılan deneysel çalışmalarda, fare ve sıçan gibi küçük deney hayvanlarına ilaç, sıvı besin, serum fizyolojik gibi enjeksiyonların yapılması gerekli olabilir.

Deney Hayvanlarını Tutma ve Hareketlerini Kısıtlama Metodları

Deney hayvanını tutacak kişi sakin olmalı ve ani hareketlerden kaçınmalıdır. Ani ve hızlı hareketler deney hayvanını ürkütebilir ve tutulmasını zorlaştırabilir.

Tek kişinin yapacağı bazı prosedürler olabilir. Bunlardan birincisi; hayvan kuyruğun dip kısmına yakın yerinden tutularak, kafes telinin üzerine koyulur. Sıçanın/farenin sırt kısmının üst tarafından tutulur. Başparmak hayvanın karın kısmından, ön üyelerinin arasından geçirilerek çene bastırılmak suretiyle sabitlenir. Başka bir tutma/zapt etme yöntemi de koltuk altlarından yukarıya doğru hafif iterek hem ön ayakların hem de kafanın sabitlendiği yöntemdir. Bu yöntemde hayvanın kafası geriye doğru gider. Diğer bir yöntemde sırt derisinden tutarak hareketsiz kalmasını sağlamaktır. Başparmak ve işaret parmağı boynunun üzerinde kulaklara yakın olacak şekilde hayvanın sırtından tutulur, gevşek deri tamamen avuç içine alınır.

Fare ve Sıçanlarda Madde Uygulama Yöntemleri

Gavaj

Diyet, su, ilaç gibi maddeler hayvanları besleyerek istenilen dozda verilemeyebilir. Bu nedenle gavaj metoduyla istenen dozda ve miktarda ilaç, diyet vb. doğrudan hayvanın mide içine verilebilir. Gavaj, bir enjektör ve ucunda yer alan plastik kateter aracılığı ile deney hayvanının doğrudan midesine sıvının enjeksiyonu yöntemidir.

İntraperitoneal Enjeksiyon (i.p)

Verilecek olan maddenin, sindirim sisteminde, sindirim yoluyla değişikliğe uğraması istenmiyorsa kullanılacak yöntemlerden biridir. İntraperitoneal enjeksiyon, karın boşluğuna maddenin enjeksiyonudur. Çalışmalarda sıklıkla kullanılan rotalardandır. Verilen maddenin hızlıca emilmesini ve dağılmasını sağlar. Ancak intraperitonal enjeksiyonda, madde, portal sirkülasyon tarafından emilir ve karaciğerde değişikliğe uğradıktan sonra genel dolaşıma katılabilir. Bu nedenle intravenöz enjeksiyondan farklıdır. İntraperitoneal enjeksiyon yapılırken hayvanın sol alt kısmı tercih edilmeli, bağırsaklara ve çekuma dikkat edilmelidir.

Subkutan Enjeksiyon (s.c)

Deri altına yapılan enjeksiyondur. Bu enjeksiyonun avantajı sıvıların yavaş emilimini sağlamaktır. İntramüsküler enjeksiyondan daha yavaş, intragastrik enjeksiyondan daha hızlı bir emilim gerçekleşir. Genellikle boyun kısmındaki gevşek derinin kaldırılmasıyla enjektörün hayvana göre paralel tutulmasıyla yapılan bir enjeksiyondur. Bu rota kimyasallara ve fizyolojik olmayan pH’a daha hassastır.

İntravenöz Enjeksiyon

İntravenöz enjeksiyon için en çok tercih edilen yan kuyruk venidir. Çapı oldukça küçüktür ve tecrübe ister. Enjektör iğnesinin ince olmasına özen gösterilmelidir. Enjektör iğnesi deriye paralel 1-2 mm olacak şekilde batırılmalıdır.

İntramüskülerEnjeksiyon

İntramuskuler enjeksiyon baldır kasının arka tarafına ya da üst kısmına yapılır. Enjektör iğnesi kas içine batırılarak enjeksiyon gerçekleştirilir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında