KMT204U-TÜRKİYE’NİN KÜLTÜREL MİRASI II
Ünite 8: UNESCO Dünya Mirasında Türkiye VIII
Giriş
Bu ünitede; tümü kültürel kategoride olmak üzere nitelik ve değer olarak (i), (iv) ölçütlerine uyduğu gerekçesiyle 2011 tarih/1366 dosya numarasıyla UNESCO Dünya Mirası Listesine giren Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi ile UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesine alınan kültürel varlıklarımızdan Edirne Sulatan II. Bayezid Külliyesi, Uzunköprü, İstanbul Nuruosmaniye Külliyesi, İstanbul Yıldız Sarayı Kompleksi, İshak Paşa Sarayı, İsmail Fakirullah Türbesi ve Işık Kırılma Mekanizması, Ayvalık Endüstriyel Peyzajı ile Çanakkale ve Gelibolu I. Dünya Savaşı Alanları tanıtılmaktadır.
Edirne II. Bayezid Külliyesi, Selimiye Külliyesi ve Uzunköprü
Edirne II. Bayezid Külliyesi
Sultan II. Bayezid, 1484-1488 yılları arasında Tunca Nehri’nin kuzey kıyısına adıyla anılan II. Bayezid Külliyesi’ni yaptırmıştır. Külliye yapılarından imaret/aşhane, tabhaneli cami, darüşşifa ve tıp medresesi duvarla çevrelenen bir alana (Resim 8.1); duvarların dışına da suyu Tunca’dan dönme dolapla çekilen bir çifte hamam ile Tunca Nehri üzerine külliyeyi şehre bağlayan beş sivri kemerli 5,6 m eninde 126,55 m uzunluğunda bir taş köprü inşa edilmiştir. 1964 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilen külliyenin cami haricindeki yapıları 14.09.1984 tarihinde düzenlenen bir protokolle Trakya Üniversitesi’ne devredilmiş, üniversite tarafından restorasyonları tamamlanan darüşşifa ve tıp medresesinin bazı bölümleri eğitim ve öğretim amaçlı olarak kullanılmıştır. Beş kapılı alçak bir duvarla çevrelenen külliyenin merkezinde revaklı avlulu çift tabhaneli cami, caminin doğusunda da iki ayrı blok halinde imaret/aşhane yapıları, batısında darüşşifa, tuvaletler ve tıp medresesi yer almaktadır.
II. Bayezid Camii: Ünlü hattat Şeyh Hamdulah’ın yazdığı, Zenbilli Ali Efendi’nin metnini kaleme aldığı kitabesine göre 1487-1488 tarihinde tamamlanmıştır (Eyice, 1992: 43). Kubbe, 20,55 m çapında 19,34 m yüksekliğindedir. Yapının kündekâri tekniği ile yapılmış ahşap kapı kanatları, Edirne Türk İslam Eserleri Müzesi’nde korunmaktadır. Camii’nin doğu ve batı yanında aynı boyut ve planda inşa edilmiş kare tabanlı kubbe örtülü dokuz birimden oluşan orta sofalı, dört eyvanlı ve köşe odalı plan şemasına sahip birer tabhane bulunmaktadır.
Darüşşifa: Darüşşifa; havuzlu ve kubbeli avlusu, aydınlatma ve havalandırma sistemleri, nehir kıyısında oluşu, iç avlusunun ilaç hazırlık, depolama ve ayakta tedaviye imkân veren mekânlara sahip olması, dış avluda mutfak, çamaşırhane gibi hizmet birimlerinin yer alması ve uygulanan tedavi yöntemleriyle Türk mimarisinin çok işlevli olarak tasarlanmış ilk planlı hastanesi olmuş, Avrupa’daki benzerleri ancak 200 yıl sonra yapılabilmiştir (Terzioğlu, 1992: 45; Şengül, 2008:129).
Tıp Medresesi: Darüşşifanın kuzeybatısında yer alır. Evliya Çelebi’nin; “Külliyenin içinde Medresetü’l Etıbba ve odalarında talebeler vardır ki, her biri daima Eflatun, Sokrat, Filbos, Aristoteles, Galen, Pisagor gibi alimlerden söz eden olgun tabiplerdir, her biri bir fenne yönelip, hekimlik ilminde kıymetli kitaplara değer vererek, âdemoğullarının derdine deva bulmaya çalışırlar” biçiminde tıp medresesi olarak tanımladığı açık avlulu yapı, kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen tabanlı bir alana oturmaktadır. Medrese, giriş aksına göre simetrik planlıdır. Giriş aksının batı ucunda, medresenin batı cephesinden dışarıya taşan kare tabanlı büyük dershane bulunmaktadır.
İmaret ve Diğer Yapılar: Yeni İmaret adıyla tanınan ve bulunduğu mahalleye adını veren imaret, külliyenin doğu çevre duvarına dayanmaktadır. İki büyük yapı bloğundan oluşan, mutfak, mumhane, aşevi, helvahane, fodlahane (pide fırını), kiler, ahır ve depo gibi bölümleri bulunan imarette günde iki öğün yemek pişirildiği bilinmektedir. İmaretin kuzey bloğunda ise bir mutfak ve depolama mekânı bulunmaktadır. Ahır olabileceği ileri sürülen mutfağın batısındaki kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen tabanlı depolama mekânı ise kuzey-güney aksına sıralanan eş aralıklı üç payeyi birbirlerine ve duvarlara bağlayan sivri kemerlerle her biri kubbe örtülü sekiz birime ayrılmıştır.
Selimiye Külliyesi
Selimiye Camii ve Külliyesi, Edirne kent merkezindeki Sarıbayır/Kavak Meydanı olarak bilinen Eski Saray (Saray-ı Atik) alanında yer almaktadır. Mimar Sinan, ustalık eserim dediği Selimiye Camii’ni ve külliyesini inşa etmiştir. Cami; planı, boyutu, estetiği ve iç tasarımındaki ince işçiliğiyle Klasik Osmanlı mimarisinin baş yapıtlarındandır. Eşsiz mimari özelliklerinin yanı sıra taş, mermer, çini, kalem işi, sedef ve ahşap işçiliğiyle Osmanlı sanatının zirvesini temsil eden külliye; cami, iki medrese, dua kubbeli bir arasta, sıbyan mektebi ve muvakkithaneden oluşur.
Selimiye Camii: Mimar Sinan’ın doruğuna ulaştırdığı sekiz dayanaklı ve tek kubbeli cami yapılarının en başarılı örneğidir. Edirne’nin silüetini belirleyen üçer şerefeli dört minaresi bulunan caminin doğu, batı ve güney cephe duvarlarının dışına daha alçak tutulmuş sivri kemerli galeriler, kuzeyine revaklı avlu inşa edilmiştir. Revaklı avlunun güneyinde, caminin galerileriyle aynı yükseklikte beş kubbeli, yedi kemer gözlü son cemaat yeri bulunur. Caminin revak birimleriyle çevrelenen avlusunun ortasında üstü açık bir şadırvan bulunur. Selimiye Camii’nin çini süsleme programı daha sonra inşa edilen yapılara örnek olmuş ve Klasik Osmanlı üsluplarının ortaya çıkmasında etkili olmuştur (Yenişehirlioğlu, 1982: 33).
Medreseler: Dış avlunun güneydoğu ve güneybatı köşelerine yer alırlar. Revaklı avlulu, eş planlı medrese yapılarından güneydoğu köşede yer alanı Müderris Medresesi adıyla tanınan dârülhadis, güneybatı köşede yer alanı dârülkurradır (Resim 8.3). Dârülkurra yapısı, Mimar
Sinan’ın yaptığı hücreli düzene sahip dârülkurralar içinden günümüze gelebilen tek yapıdır.
Arasta: Evliya Çelebi’nin, Kavaflar Çarşısı olarak tanımladığı arastada kare tabanlı beşik tonoz örtülü 124 dükkân bulunmaktadır (Resim 8.3). Arastanın dua kubbesi ile sıbyan mektebini mimar Dâvud Ağa’nın tamamlandığı düşünülmektedir.
Uzunköprü
Çok geniş bir yatağa ve bataklık bir çevreye sahip olan Ergene Nehri üzerine Sultan II. Murad’ın yaptırdığı Ergene Köprüsü adıyla da tanınan Uzunköprü’nün inşaatı, Gazi İshak Bey ile kardeşi Timurtaş Bey ve Timurtaş Bey’in oğlu Osman Çelebi’nin nezaretinde Mimar Müslihiddin ile Mehmed usta tarafından gerçekleştirilmiştir. Osmanlı ordusunun kış aylarında da kesintisiz olarak akınlarını sürdürebilmesini sağlayan, farklı genişlik ve yükseklikte 174 kemerden oluşan köprü, 1238,55 m uzunluğundadır (Resim 8.10). Genişliği yer yer değişmekle birlikte yaklaşık 6,80 m’dir. Köprünün kemer, korkuluk ve duvarlarında Anadolu Selçuklu geleneğini ve Osmanlı estetik anlayışını yansıtan geometrik motifli, aslan, fil, kuş figürleri ile rumi ve palmet kabartmaları yer almaktadır (Resim 8.11).
Daha önce yapılan tahta köprüler, Ergene Nehri’nin taşkınları ile yıkıldığından Uzunköprü, Horasan harcı kullanılarak Yağmurca, Eskiköy ve Hasırcıarnavutköy taş ocaklarından temin edilen kireçtaşı ve traverten cinsi kesme taşlarla inşa edilmiştir. Toplam 18 farklı kabartmalı kilit taşı bulunduğundan köprüde 18 ayrı işçi grubunun çalıştırıldığı düşünülmektedir. Köprü 2863 Sayılı Türk Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Mevzuatı Kanunu, 1978 ve 10729 sayılı Edirne Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 19.02.2009 tarih ve 2314 sayılı kararı ile koruma altına alınmış ve tescil edilmiştir.
Nuruosmaniye Külliyesi ve Yıldız Sarayı Kompleksi
Nuruosmaniye Külliyesi, İstanbul’un Çemberlitaş semtinde, Kapalıçarşı girişinde bulunmaktadır. Osmanlı mimarisinin son büyük külliyesi olarak tanımlanan Barok ve Rokoko üsluplarının görüldüğü külliye, at nalı şeklindeki ünik avlusuyla Türk Barok üslubunun doğduğu bir geçiş dönemi örneği olarak diğer külliyelerden farklı özellikler taşır (Resim 8.12-13). Külliye, Klasik Osmanlı sanatı ile çağdaş Batı sanatının eşsiz bir sentezi ve Osmanlı Baroğu’nun en iyi örneği olarak kabul edilen yapısal bütünlük ve özgünlüğünü koruyarak günümüze hiç değişmeden gelmiştir. 16. yüzyıldan itibaren padişahların av alanı olarak kullandığı İstanbul Beşiktaş’taki bu bölgeye yapılan ilk yapı, Sultan III. Selim’in annesi Mihrişah Sultan için yaptırılan köşktür. Yıldız Sarayı Kompleksi zamanla ilave edilen saray, köşk, yönetim, koruma, servis yapıları ve parklardan oluşmaktadır.
Nuruosmaniye Külliyesi
Külliye cami, hünkâr mahfili, sebil ve çeşme, muvakkithane, imaret, türbe, medrese ve dükkanlardan
oluşmaktadır. Sultan III. Osman’ın adını ve hanedanını ölümsüzleştirdiği Nuruosmaniye Külliyesi, Klasik Osmanlı mimarisinin değişmeye başladığı bir dönemin en önemli dini mimari yapısı ve sembolüdür. Zengin süslemeleri, hareketli profilleri, kartuşları, sütun başlıklarındaki volütleri, saçağı ve natüralist desenli demir şebekeleriyle Barok özellikler taşımaktadır.
Nuruosmaniye Camii: Barok üslubun Osmanlı mimarisindeki ilk önemli örneği, Batılılaşma döneminin simge yapısı olan Nuruosmaniye Camii, mimari ve plan olarak tek kubbeli harim kısmı, revaklı bölümleri, minareleri ve çoğu ögeleriyle klasik şemayı ve geleneksel özellikleri sürdürse de Barok özellik taşıyan oval avlusu, beşgen tabanlı mihrap nişi, taç kapıları, sütun başlıkları, cephelerindeki plaster ve katlı silmeleri, yuvarlak kemerleri, payandalı duvarları, yüksek kubbesi, kubbe kasnağı ve süslemeleriyle Klasik Osmanlı yapılarından kesin bir ayrılışı gösterir. İstanbul kent görüntüsünün en Barok yapısı olarak adlandırılan ve dönüm noktası olarak kabul edilen caminin revzen pencerelerinde, mermer mihrap ve minberinde Barok üslubun etkisi belirgindir (Resim 8.13-14).
Medrese ve İmaret: Klasik Osmanlı mimarisini yansıtan, ortadaki avluyu çevreleyen 12 odalı medrese, Osmanlı sultani medreselerinin sonuncusudur. Sadece revakların oranları farklıdır ve klasik medreselerden ayrı olarak dar ve çok yüksek açıklıklardan oluşmaktadır. Asimetrik planlı imaret ise küçük bir avlu, mutfak ve yemekhaneden meydana gelmektedir. İmaretin ilginç, olağanüstü büyük bacaları külliyenin şehirdeki silüetini belirleyen önemli öğelerdir.
Kütüphane: Caminin iç avlusunda yer alan Barok tasarımın en özgün örneklerinden olan 1755 tarihli iki katlı binanın üst katı kütüphane alt katı depodur (Resim 8.17). Kütüphanenin okuyucular ve padişahın özel kullanımı için yapılmış iki ayrı giriş kapısı bulunur.
Şehsuvar Vâlide Sultan Türbesi: Caminin doğusunda, hünkâr mahfili rampasının arkasında yer alan türbe, Sultan III. Osman’ın 1756 yılında ölen annesi için yaptırılmıştır (Resim 8.18). Klasik şemalı bu türbenin köşelerine yerleştirilen ağır dairesel ayaklar ile bunların silindirik kulecikleri, kubbe kasnağının eğik cepheleri ve köşe pilasterları Barok özellik taşımaktadır.
Yıldız Saray Kompleksi
Sultan Abdülhamid döneminde (1876-1909) hükümet merkezi olarak inşa ettirilen surlarla çevrelenmiş Yıldız Sarayı Kompleksi, çevre düzenlemeleri ve alan genişletme çalışmaları sonucunda İstanbul Boğazı’na hâkim yaklaşık 500.000 m2lik alanda inşa edilen çok sayıda köşk, tiyatro, müze, kütüphane, cami, tamir atölyeleri, marangozhane, porselen fabrikası, çeşitli endüstriyel, askeri ve kültürel binalarla üç ana avludan oluşan işçiler dahil yaklaşık 12.000 kişinin yaşadığı bir komplekse dönüşmüştür (Bilgin, 2013: 541-544). Birinci avluda, Büyük Mabeyn Köşkü (Resim 8.19), Çit Köşkü, Yaveran Köşkü (Resim
8.20), Silâhhâne, Set Köşkü, Marangozhane ile resmi daireler ve hizmet binaları bulunur. Padişah ve ailesinin özel yaşam merkezi olan ikinci avluda, Hasbahçe, Küçük Mabeyn Köşkü, Harem Binaları, Cihannüma Köşkü, Ada Köşkü ve Tiyatro binası yer almaktadır. Üçüncü avluda, Malta Köşkü, Çadır Köşkü, Sera ve Yıldız Çini Fabrikası ile dış bahçeler bulunmaktadır. Vâlide Sultan Kapısı, Koltuk Kapısı, Mecidiye Kapısı, Saltanat Kapısı olmak üzere saray kompleksinin dört ana kapısı bulunmaktadır.
Yıldız Sarayı Kompleksi, son Osmanlı saray kompleksidir. Osmanlı Devleti’nin siyasi, sosyal, kültürel ve sanatsal alanlardaki gelişmelerinin istisnai bir tanığı olan Yıldız Sarayı Kompleksi, özellikle Sultan Abdülhamid’in ekonomik, sosyal ve kültürel vizyonunu yansıtan bir şehir modeli gibidir. Yıldız Sarayı Kompleksi, bir yandan geleneksel saray özelliğini taşırken diğer yandan Klasik Osmanlı ve Avrupa sanatının sentezlenmiş olduğunu gösteren, Barok, Neoklasik ve Art nouveau gibi üslupların kaynaştığı tasarım ve süslemeleriyle geç Osmanlı önemini yansıtan, eklektik bir yapı topluluğudur. Alan, Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından ilan edilen doğal ve tarihi sit alanı olarak, 2863 sayılı Kanun değişikliği ile Türkiye Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Mevzuatı ile koruma altına alınmıştır.
Büyük Mabeyn Köşkü: Sultan II. Abdülhamid döneminde devletin yönetim merkezi olarak hizmet veren iki katlı kâgir yapı, eklektik üsluptadır. Padişahın bazı resmî toplantılarını gerçekleştirdiği, davetler verdiği ve resmî odasının yer aldığı en büyük binadır. Çit Köşkü’ne bakan cephesinde, Neo-klasik ve Ampir özellik taşıyan bir selsebil bulunur.
Küçük Mabeyn Köşkü: 1901 yılında Sultan II. Abdülhamid tarafından özel ikametgâh olarak yaptırılmıştır. Köşk, tavan süslemeleri (kalem işleri ve manzara resimleri) ve Art nouveau tarzında çiçek dalları ile süslenmiş korkulukları ile ünlüdür. Fransa’dan getirilen mobilyalarla döşenen yapıdaki natüralist çiçek kompozisyonlu pencere vitrayları, Fransız sanatçı Bonet’nin imzasını taşır.
Pavyon Köşkü ve Vâlide Sultan Köşkü (Hünkâr Dairesi): Küçük Mabeyn Köşkü’nün bitişiğinde bulunan Pavyon Köşkü, padişahın dinlenme köşklerinden olan tek oda ve koridordan oluşan Çit Kasrı ile bağlantılıdır. Daha ileride solda, iki katlı bağdâdî tekniğinde yapılmış, tavanları kalem işleriyle süslü geniş salonları bulunan Vâlide Sultan Köşkü (Hünkâr Dairesi) yer almaktadır.
Cihannüma Köşkü: Sultan II. Abdülhamid için dinlenme yeri olarak tasarlanmıştır. Boğaz manzarasına hâkim üç katlı köşk, panoramik görüntüsünden dolayı Cihannüma olarak adlandırılmıştır (Resim 8.21). Tavanları manzara resimleri, naturalist bitki ve çiçeklerle, duvarları kalem işleriyle süslenmiştir.
Şale Köşkü: 19. yüzyıl Osmanlı mimarisinin en önemli yapılarından biridir (Resim 8.22). Köşk, yüksek duvarlarla çevrili bir bahçe içinde farklı zamanlarda inşa edilmiş yan yana üç bölümden oluşmaktadır. Şale Köşkü Yıldız Kompleksi’ne son dönemde eklenen en görkemli yapıdır.
Saray Tiyatrosu ve Kütüphanesi: Günümüze ulaşan tek saray tiyatrosu olan tiyatro binası, Sultan II. Abdülhamid tarafından 1889 tarihinde Mimar Yanko İoannidis’e yaptırılmıştır (Resim 8.23). Bu tiyatroda İtalyan ve Türk sanatçılar ile yabancı tiyatro toplulukları sahne almıştır (Polat, 2001: 78-79).
Yıldız Çini ve Porselen Fabrikası: Orta Çağ şatolarını andıran bir görünüme sahip olan ve geleneksel Türk çini ve seramik sanatını yeniden canlandırmak amacıyla 1890’lı yılların başında Sultan II. Abdülhamid (1876-1909) tarafından kurulmuş, ilk imparatorluk fabrikalarından biridir. Fabrikada üretilen porselenler saray, köşk ve kasırların dekorasyonlarında kullanılmış ve üst sınıfın Avrupa biçimi seramik gereksinimini karşılamıştır.
İshak Paşa Sarayı
Ağrı, Doğubayazıt’ta bulunan İshak Paşa Sarayı, İran’dan Anadolu’ya, Gürcistan’dan Kafkasya’ya kadar çok değişik kültürlerin izlerini taşıyan, Osmanlı döneminde yapılmış en önemli sivil mimari örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Kesme taş kullanılarak inşa edilen çok özenli taş işçiliğine sahip olan yapı, dünyadaki taş işçiliğiyle öne çıkan sayılı saray yapılarındandır. İnşasında kesme ve moloz taş ile birlikte ahşap malzemenin de kullanıldığı İshak Paşa Sarayı’nda kullanım yerlerine göre farklılık gösteren 6 taş türü ve birbirinden farklı 150’den fazla taşçı işareti tespit edilmiştir. Taşçı işaretlerinin çokluğu saraya istisnai bir özellik katmaktadır. Osmanlı döneminde cami kubbeleri kurşunla kaplanırken İshak Paşa Sarayı’nda farklı olarak cami kubbesi Selçuklu döneminde olduğu gibi taş kaplanmıştır. Caminin kuzeybatı köşesinde yer alan iki renkli düzgün kesme taş işçilikli silindirik gövdeli tek şerefeli minaresi de Selçuklu dönemi etkilerini taşımaktadır. Medrese bölümünün yüksek tonozlarının merkezinde bulunan yıldız motifli mozaikler Osmanlı mimarisinde olmayan daha çok Selçuklu ve Artuklu mimarisinde görülen uygulamalardır.
Anadolu’dan günümüze gelebilmiş tek Osmanlı Sarayı olan İshak Paşa Sarayı, Karahanlı, Gazneli, Büyük Selçuklu saray mimarisinin ve geleneklerinin Osmanlı mimari ve gelenekleriyle yoğrulduğu bir yapı topluluğudur. Mimarisi ve süsleme repertuarı ile kuvvetli Selçuklu etkisi bulunan sarayın hasbahçesinde avlulu ve bahçeli Selçuklu Saray geleneği sürdürülmüş, taç kapılarının Barok, Rokoko ve Ampir üsluplarını yansıtan bezeme ve motiflerinde yeni bir sentez oluşturulmuştur (Resim 8.25).
İsmail Fakirullah Türbesi ve Işık Kırılma Mekanizması
İsmail Fakirullah’ın (1657-1734) ölümünden sonra öğrencisi yazar, şair ve âlim Erzurumlu İbrahim Hakkı (1703-1780) tarafından Siirt’in Aydınlar ilçesinde (Tillo) yaptırılan türbe ve ışık kırılma mekanizması, tasavuffi inanışın mimariye yansıtıldığı istisnai bir örnek olarak değerlendirilmektedir. UNESCO sayfasında; Dünya Mirası Listesinde buna benzer hiçbir yapının olmadığı, bir dini inancın ve insanlık tarihindeki aşamasının mimari kanıtını
temsil ettiğinden söz edilen İsmail Fakirullah Türbesi ve onun ışığı kırılma mekanizmasının, yüzyıllardır devam eden güçlü bir manevi ve kültürel geleneğin istisnai bir tanığı olduğu belirtilmiştir. İsmail Fakirullah Türbesi ve Işık Kırılma Mekanizması, sadece kendi döneminde olağanüstü olmasıyla değil, 1742’den beri çalışır durumda olan tüm temel parçalarıyla ayakta kalması ve hâlâ yapılış amacına uygun olarak işlevini sürdürüyor olmasıyla da öne çıkmaktadır.
Ayvalık Endüstriyel Peyzajı
Ayvalık, Balıkesir iline bağlı en büyüğü Cunda/Alibey olmak üzere 22 ada topluluğu ile tepeler ve koylardan oluşan eşsiz bir coğrafyaya sahiptir. Ege Denizi’nin ana kara ile birleştiği, kuzeyde Kaz Dağları, doğuda Madra Dağları ile tanımlanan zeytinliklerle kaplı endemik türlerin bolca bulunduğu bu bölgede yaşları 500 yılın üstünde olan yüzlercesini de içeren yaklaşık 2 milyondan fazla zeytin ağacı ve endemik türe dönüştürülen yabani zeytin (olea oleaster) ağaçları yer almaktadır. Ayvalık’ta zeytinyağı ve diğer yan ürünlerin üretimi ve/veya depolanması için kullanılan endüstriyel yapılar, zeytinyağı fabrikaları ile atölyeler ve/veya depolar bulunmaktadır. Ayvalık Belediyesi’nin kültürel mirasın korunmasına yönelik girişimleri ve yerel Sivil Toplum Kuruluşlarının (STK) desteği ile başlatılan organize koruma hamlesiyle tarihi kent merkezinde ve konut alanlarında bulunan terk edilmiş çok sayıdaki bakımsız tarihi yapı bazı işlevsel değişikliklerle korumaya alınmıştır.
Günümüzde müze olarak hizmet veren Taksiyarhis Kilisesi çevresinde gelişen eski kent dokusu, doğuda Sakarya Tepesi’ne doğru uzanan organik bir doku içinde yer alır (Resim 8.29). Ayvalık merkezde yer alan zeytinyağı atölyesi, günümüzde farklı amaçlarla da kullanılan sabunhane, atölye ve/veya depoların büyük çoğunluğu (yaklaşık %71) tek mekânlı ve tek katlıdır. İki ve üç katlı örnekleri de bulunan, benzer planda inşa edilen bu yapılar, simetrik olup olmamalarına, bina girişlerine, cephe elemanlarına, çatı ve alınlık biçimlerine göre çeşitlilik gösterirler. Ayvalık’ın kent dokusunu oluşturan yapıların bir kısmını camiye çevrilen kiliseler, kiliselerin bitişiğine yapılmış okul ve evler oluşturur. Bunlara ek olarak, az sayıda dükkân, kahve dükkânı ve atölye bulunmaktadır. Mübadeleden önce 11 kilise olduğu bilinen Ayvalık ve yakın çevresinden günümüze ulaşan 7 kilisenin dördü camiye çevrilmiştir. Onarılarak müzeye dönüştürülen Taxiarchis Kilisesi (1844) kentin en eski ve merkezi kilisesidir.
Çanakkale ve Gelibolu I. Dünya Savaşı Alanları
Kuzeybatısından Saros Körfezi, batısından Ege Denizi, güneydoğusundan 70 km uzunluğundaki Çanakkale Boğazı ile sınırlanan Avrupa ve Asya kıtaları arasında yer alan Gelibolu Yarımadası, Neolitik Çağ’dan itibaren kesintisiz yerleşim görmüş ve farklı kültürlerin geçiş ve kesişme bölgesi olarak tarih boyunca stratejik önemini korumuştur. I.Dünya Savaşı sırasında dünya ve Osmanlı-Türk tarihinin en önemli savaşlarından olan deniz ve kara savaşları
Çanakkale ve Gelibolu I. Dünya Savaşı Alanlarında gerçekleşmiştir. Gelibolu Savaş Alanlarındaki pek çok yerin adı, savaş sırasında konmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923’de kurulmasından sonra büyük ölçüde yıkılan ve terk edilen Çanakkale ve Gelibolu bölgesindeki yerleşimler yeniden inşa ve ihya edildi. Şehitler Abidesi, Çanakkale Savaşları sırasında şehit düşen 250.000 askerimiz adına tamı tamına 250.000 mimari parçadan oluşturuldu ve Türk Milleti’nin yıkılmazlığının ve sağlam temellerini sembolize eden dört ayağıyla İngilizlerin 25 Nisan 1915’de işgal ederek 27 Nisan’da Fransızlara devrettiği Çanakkale Boğazı’nın girişiyle Morto Koyu arasında bulunan Hisarlık Tepe üzerine inşa edildi. Üstte bir kubbesi, ayakları arasında 10’ar metre açıklık bulunan 41,70 m yüksekliğindeki Şehitler Abidesi’nin ayaklarında yer alan sekiz rölyeften denize bakan dördü Çanakkale Boğaz Savaşlarını, karaya bakan dördü Gelibolu Kara Savaşlarını temsil etmektedir.
Orman Bakanlığı tarafından tarihi ve kültürel değerleri dikkate alınarak Gelibolu Yarımadası’ndaki 33.000 hektarlık alan, 2.11.1973 tarihinde “Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı” adıyla milli park ilan edilmiştir. 1974’de Eceabat’ta Milli Park Müdürlüğü kurulmuş, 1980’de Gelibolu Yarımadası’nın tamamı Kültür Bakanlığı tarafından tarihi, arkeolojik, kültürel ve doğal sit alanı ilan edilmiştir (Yaşar, 2001:172). 1992’de parktaki tarihi, doğal, kültürel ve arkeolojik alanlar ayrı ayrı belirlenmiştir. Park alanı, 13.650 hektar olan tarihi miras alanları, yoğun savaş bölgeleri ve geniş savaş alanları olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Parkın, I. Dünya Savaşı›nın izlerini taşıyan Çanakkale Boğazı ve Gelibolu Yarımadası Savaş Alanlarında Türk, Avustralya, Yeni Zelanda, İngiliz ve Fransız savaş mezarları ve anıtları ile birlikte batık gemiler, silahlar, siperler, kaleler, burçlar yer almaktadır.