AÖF Soru Bankası

Türkiye'nin Kültürel Mirası IIÜnite 5 Özeti

UNESCO Dünya Mirasında Türkiye V

KMT204U-TÜRKİYE’NİN KÜLTÜREL MİRASI II

Ünite 5: UNESCO Dünya Mirasında Türkiye V

Giriş

Bu ünitede, Divriği Ulu Camii ve Şifahanesi ile Ahşap Tavanlı ve Ahşap Direkli Anadolu Camileri başlıkları altında UNESCO Dünya Mirası Listesine giren kültürel miraslarımız ile UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesine alınan miraslarımızdan Yivli Minare Camii, Anadolu Medreseleri ve Denizli-Doğubayazıt Yolu üzerindeki Selçuklu Kervansarayları tanıtılmaktadır.

Divriği Ulu Camii ve Şifahanesi, nitelik ve değer olarak (i, iv) ölçütlerine uyduğu gerekçesiyle 1985 tarih/358 dosya numarasıyla; Ahşap Tavanlı ve Ahşap Sütunlu Anadolu Camileri nitelik ve değer olarak (ii, iv) ölçütlerine uyduğu gerekçesiyle 19.9.2023 tarihinde UNESCO’nun Dünya Mirası Listesine girmiştir. Tümü kültürel kategoride olmak üzere Yivli Minare Camii, nitelik ve değer olarak (ii, iv) ölçütlerine uyduğu gerekçesiyle 2016 tarih/6119 referans numarasıyla; Anadolu Selçuklu Medreseleri nitelik ve değer olarak (ii, iv) ölçütlerine uyduğu gerekçesiyle 2014 tarih, 5907 referans numarasıyla; Denizli-Doğubayazıt Yolu üzerindeki Selçuklu Kervansarayları nitelik ve değer olarak (ii, iii, iv) ölçütlerine uyduğu gerekçesiyle 2000 tarih/1403 referans numarasıyla UNESCO’nun Dünya Geçici Listesine alınmıştır.

Divriği Ulu Camii ve Şifahanesi

Divriği Kalesi’nin bulunduğu tepenin güneybatı eteğinde tek bir binanın içerisinde ortak bir duvarla ayrılmış olarak yer alan ulu cami ve şifahane, yakınlarda bulunan Bekir Çavuş Hamamı ve bir çeşmeyle birlikte dahil oldukları Divriği Ahmed Şah Külliyesi’nin iki ana yapısını oluştururlar. 1228-29 tarihli inşa kitabelerine göre, Ulu Cami Erken dönem Türk Beyliklerinden Mengüceklilerin Divriği kolu hükümdarı Ahmed Şah, şifahane Ahmed Şah’ın eşi olduğu genel kabul gören Mengüceklilerin Kemah-Erzincan kolu hükümdarı Behramşah’ın kızı Melike Turan Melek tarafından yaptırılmıştır.

Ulu Caminin mihrap önü kubbesini taşıyan batı kemerin üstündeki duvarda yer alan kitabesinden “Ahlatlı Muğis oğlu Hürremşah yaptı”, doğu taç kapı kitabesinden “Ahlatlı Ahmed yaptı” biçiminde okunan metinlere göre, yapının mimarları Ahlatı Muğis oğlu Hürremşah ile Ahlatlı Ahmed’dir. Şifahanenin ana eyvan duvarındaki kitabeden “Ahlatlı Hürremşah yaptı” biçiminde okunan metinden cami ve şifahane yapılarında çalışan ekibin baş mimarının her iki yapıda da çalışan Ahlatlı Hürremşah olduğu anlaşılmaktadır. Kitabelerine göre, yapının minberini ahşap ustası Tiflisli İbrahim oğlu Ahmed yapmış, yazılarını Mehmet adlı yazı sanatçısı yazmıştır. Caminin kuzey taç kapısının doğu kapı kanadının üst kısmında yer alan tarihsiz kitabe, kapı kanatlarının İsmail Ağa adlı bir kişi tarafından bilinmeyen bir tarihte yaptırıldığını bildirmektedir.

Yapı, tepe eteğine kısmen doldurulmak kısmen tesviye edilmek suretiyle düzleştirilen bir alana oturtulduğundan zemin itki kuvvetlerinden çok zarar görmüş, doğu ve batı

cepheleri dışa meyletmiş, özellikle kuzeybatı köşesinde büyük hasar oluşmuştur. 16. yüzyıla tarihlenen kalemişi kitabeye göre yapı, Mehmet oğlu Ahmet’in sorumluluğunda kapsamlı bir onarıma alınmıştır. Bu onarım sırasında etrafı duvarla sarılan kuzeybatı köşe payandası genişletilmiş ve üzerine kalın gövdeli bir minare inşa edilmiştir. 19. yüzyılda geçirdiği çok şiddetli bir depremle minarenin petek kısmı, caminin mihrap önü kubbesinin külâhı ve mihrap önü kubbesinin hemen kuzeyindeki biriminin tonozu tamamen, kuzeybatı köşedeki biriminin tonozu kısmen çökmüş; şifahane taç kapısında çatlamalar oluşmuş ve avlusunun tonozu ile aydınlık feneri yıkılmıştır. Su aldığı için bozulan cephe kaplamaları 20. yüzyıl başında yenilenmiştir.

Ulu Cami, kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen biçimli bir alana oturmaktadır. Mihrap aksının iki yanına yerleştirilen sekizgen prizma gövdeli dörder payeli ikişer destek sırasının payelerinin, başlıkları üzerinden kuzey- güney ve doğu-batı doğrultularında atılan sivri kemerlerle birbirlerine ve duvarlara bağlanmalarıyla mekân, farklı boyutlarda 25 birime ayrılmıştır. Caminin birbirinden farklı kuruluş ve bezemelere sahip kuzey, doğu ve batı olmak üzere üç taç kapısı bulunmaktadır.

Şifahane, Doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen tabanlı bir alana oturmaktadır. Kuzey duvarı, caminin güney duvarını oluşturmaktadır. Kapalı avlulu ve üç eyvanlı, batıdaki giriş kanadı ile güney kanatta iki katlıdır. Batı cephe ekseninde yer alan cepheden dışa taşkın sivri kemerli taç kapı kuruluşunun sivri kemerli kapı açıklığından, şifahanenin kare tabanlı dört kollu yıldız biçimli aynalı tonoz örtülü giriş mekânına girilmektedir. Giriş mekânının yan duvarlarından basık kemerli birer kapıyla iki yanındaki dikdörtgen tabanlı sivri kemer profilli beşik tonoz örtülü birer mekâna, doğu duvar ekseninden büyük boyutlu sivri kemerli boşaltma kemerinin altından, aynalı üçgen kemerli açıklıkla kapalı avlunun batı revak koluna geçilmektedir. Şifahanenin giriş aksında, doğu uçta ana eyvan, kuzey- güney aksının uçlarında birer yan eyvan, eyvanların iki yanında birer dikdörtgen tabanlı mekân yer almaktadır. Şifahane Taç Kapısı ana yapısını, kademeli kaidelere oturan aynı yükseklikte ve birbirine paralel inşa edilmiş iki sivri kemer oluşturmaktadır. Kemerler, oturdukları ayaklarla birlikte kesintisiz bir bütünlük içindedir. Gotik üsluplu demet silmelerle heykel gibi oluşturulan sivri kemerlerden, dışta yer alanının alınlık kısmına geometrik motifler kabartılmıştır. Taç kapı nişinin hafifçe çökertilmiş dikdörtgen biçimli duvar yüzeyinde yer alan sivri kemerli kapı açıklığı, özgün kapı harap olduğundan daha sonra yapılmıştır.

Ahşap Bindirme Tavanlı ve Ahşap Sütunlu Camiler

Orman bakımından zengin Karadeniz ve Batı Anadolu bölgeleri başta olmak üzere ülkemizin hemen her yerinde ahşap bindirme tavanlı ve ahşap sütunlu cami inşa edilmiştir. Günümüze gelen örneklerin çoğunluğu Osmanlı dönemine tarihlenmektedir. Bu bölümde Ahşap


Tavanlı ve Ahşap Sütunlu Anadolu Camileri başlığı altında 19.9.2023 tarihinde UNESCO’nun Dünya Mirası Listesine giren Türkiye’nin Selçuklu ve Beylikler dönemlerine tarihlenen ahşap bindirme tavanlı ve ahşap sütunlu Ankara Arslanhane, Sivrihisar Ulu, Afyon Ulu, Beyşehir Eşrefoğlu Süleyman Bey ve Kasabaköy Mahmut Bey Camileri tanıtılmaktadır.

Ankara Arslanhane (Ahi Şerafeddin) Camii

Arslanhane adını yakınındaki Ahi Şerafeddin Türbesi’nin devşirme aslan heykelinden, Ahi Şerâfeddin adını Ahi Şerâfeddin’den alan caminin iki inşa evresi bulunmaktadır. İlk inşa evresi, batı cephe taç kapısının güney yanındaki duvarda yer alan bozulmuş kitabe parçasından okunabilen “Allah’ım, Merhum Emir Şerefeddin’i bağışla” ifadesinde geçen Emir Şerefeddin ismine dayanarak 1223 öncesine tarihlenmektedir. Yapının, ahşap ustası/neccar Mehmed b. Ebû Bekir’in eseri olan 1289-90 tarihli minberinin kitabesinden, Ahi Hüsameddin tarafından 1289-90 tarihi civarında ikinci kez inşa ettirildiği öğrenilmektedir. Yapının ilk inşa evresinin mimarı bilinmemektedir. İkinci inşan evresi ahiler tarafından gerçekleştirilmiştir. Kuzeyden güneye doğru alçalan çok eğimli bir araziye oturtulan yapının, güney ve batı cepheleri arazi eğimi nedeniyle önlerine yapılan paralel birer istinat duvarıyla korunmaya alınmıştır. Yapının doğu cephesinde iki, batı cephesinde tek kademe ile duvar yüzeyinden geri çekilen erken dönem Selçuklu özellikleri gösteren iki taç kapısı daha bulunmaktadır. Cephe duvarları moloz taş örgülü olan yapının pencere alt ve üstleriyle saçak altlarında devamlılık göstermeyen ahşap hatıllar yer almaktadır. Mermer kaplamalı kuzey taç kapının, doğusuna kare prizma biçimli yüksek minare kaidesi dayanmaktadır.

Sivrihisar Ulu Camii

Camii Kebir mahallesinde, çarşı içinde yer alır. Minare kaidesi ve kapılarında kesme taş, duvarlarında yer yer ahşap hatıllı düzensiz örgü tekniğinde moloz taş, kapı çerçeve ve kitabelerinde mermer, mihrabında alçı malzeme kullanılmıştır. İki inşa evresi bulunan cami, doğu cephe kapısının beş satırlık kitabesine göre, ilk kez 1231- 32 tarihinde Selçuklu devlet adamlarından Sivrihisarlı kadıskar (kadı leşker) Cemaleddin Ali Bey tarafından vefat eden babası Cemaleddin İsmailoğlu Akça Bey için yaptırılmıştır. 1259 öncesinde maliye nazırlığı sonrasında saltanat naipliği görevlerinde bulunan Selçuklu devlet adamlarından Emineddin Mikail, yapının kuzey cephe kapısında bulunan üç satırlık kitabeye göre, 1274 tarihinde camiyi yeniletmiştir. Kalıplama tekniğinde yapılan, bezemeli alçı mihrabının 1339-40 tarihli Osmanlı onarımı sırasında yerine yerleştirildiği ileri sürülmektedir. Osmanlı döneminde 1409 tarihinde yapının güneydoğu köşesine silindirik gövdeli tek şerefeli tuğla minare inşa edilmiştir. 1924’te yıkılan Sivrihisar Kılıç Mescidi’nin 1245-46 tarihli sahte kündekârî teknikli minberi, Sivrihisar Ulu Camii’ne taşınarak bugünkü yerine yerleştirilmiştir. 1956- 1959 arasında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından

onarılan cami, 2013-2015 arasında kapsamlı bir projeyle restore edilmiştir. Doğu-batı doğrultusunda uzanan dikdörtgen biçimli bir alana oturan yapının kapıları doğu, kuzey ve batı cephelerinde bulunur. Cami mekânı, güneyden itibaren ilk ikisi ile dördüncüsünde 13, güneyden ikincisi ile beşincisinde 12 ahşap sütunun bulunduğu, beş destek sırasının ahşap sütunlarının, başlıkları üzerinden doğu-batı doğrultusunda atılan ana taşıyıcı kirişlerle birbirlerine ve duvarlara bağlanmalarıyla mihraba paralel altı sahına ayrılmıştır.

Afyon Ulu Camii

Afyon Kalesi’nin güneybatı eteğinde, doğu-batı doğrultusunda uzanan yamuk tabanlı bir alana inşa edilen yapının inşa kitabesi bulunmamakta, mimarı bilinmemektedir. Kitabesine göre, yapının bilinen ilk onarımı 1341 tarihinde Sâhib Ataoğullarından Nusretüddevle Ahmed zamanında, Mugīsüddin Emîr Îsâ b. Muzafferüddin tarafından gerçekleştirilmiştir. Caminin çift katlı taş kaide üzerinden yükselen silindirik gövdeli tek şerefeli tuğla minaresinin bu onarım sırasında 1341 tarihinde inşa edildiği tahmin edilmektedir. Minare gövdesinde turkuaz ve patlıcan moru renkli sırlı tuğlalarla normal tuğlaların birlikte örülmesiyle eşkenar dörtgen biçimli desenler oluşturulmuştur. 1765, 1851, 1947 ve 1984’de onarım gören caminin 1984 onarımında minaresinin şerefe üstündeki bölümü yenilenmiştir. Doğu ve batı cephelerinde birer kapısı bulunan yapının, doğu duvarı batı duvarından kısa olduğundan mihrap duvarı kıbleye, güneydoğuya bakmaktadır. Batı cephesinin önündeki yol kotu oldukça yükseldiğinden, günümüzde cami harimine batı kapısının hemen önüne mekân içine kurulmuş çok basamaklı bir merdivenle inilerek girilmektedir. Mekân, mihrap aksının iki yanına yerleştirilen her birinde mermer kaide ve ahşap başlıklı beşer ahşap sütunun bulunduğu dörder destek sırasının ahşap sütunlarının, mukarnaslı ahşap başlıkları üzerinden kuzey-güney doğrultusunda atılan ana taşıyıcı kirişlerle birbirlerine ve duvarlara bağlanmalarıyla ortadakinin daha geniş olduğu mihraba dik dokuz sahına ayrılmıştır.

Beyşehir Eşrefoğlu Süleyman Bey Camii

Medrese, han, çifte hamam, türbe, sebil ve kütüphâne yapılarını içeren büyük çaplı bir külliyenin ana yapısını oluşturmaktadır. Kuzeydoğu cephesinde bulunan taç kapısının iki satırlık vakfiye kitâbesine göre, 1296-97 tarihinde Eşrefoğlu Emîr Seyfeddîn Süleyman Bey tarafından inşası başlatılan cami, giriş mekânının sivri kemerli kapısı açıklığının kitabesine göre 1299- 1300 tarihinde tamamlanmıştır. Cami, kuzeydoğu köşesinden üçgen biçimli büyükçe bir parçası eksik olarak kuzey- güney doğrultulu dikdörtgen biçimli bir alana oturmaktadır. Abidevi taç kapısının yer aldığı meydana bakan kuzeydoğu cephesi kesme taş kaplamalı, diğer cepheleri üst seviyelerde ahşap hatıllı kaba yonu ve moloz taş örgülüdür. Güney cephesinin saçak altında beş, mihrap duvarının iki yanında birer pencere bulunur. Doğu ve batı cephelerde eksenlerin güneyine kaymış basık kemerli birer


kapısı daha bulunan yapının bu cephelerinin saçak altlarına pencereler açılmıştır. Cami mekânı, taş kaideleri ve mukarnaslı ahşap başlıkları bulunan 7 metre yükseklikteki ahşap sütunların eş aralıklarla sırlandığı altı destek sırasının ahşap sütünlarının, başlıkları üzerinden kuzey-güney doğrultusunda atılan ana taşıyıcı kirişlerle ortadakinin diğerlerinden daha geniş ve yüksek tutulduğu mihraba dik yedi sahına ayrılmıştır.

Kastamonu Kasabaköy Mahmut Bey Camii

Kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen biçimli bir alana oturan, yanları kapalı son cemaat yeri bulunan yapının duvar örgüsünde kaba yonu ve moloz taş, cephe köşeleri ile pencere söve ve lentolarında kesme taş; kitabe panosu, mihrap sütunceleri ve kapısının söve ve lentolarında mermer kullanılmıştır. Cami, son cemaat yerinin güney duvarı ekseninde bulunan giriş kapısının sivri kemerli alınlığında yer alan dört satırlık inşa kitabesine göre, Candaroğullarından Adil Bey’in oğlu, büyük emir Mahmut Bey tarafından 1366 tarihinde yaptırılmıştır. Mimarı bilinmemektedir. Giriş kapısının ahşap kapı kanatlarını, kitabesine göre nakkaş Mahmud oğlu Abdullah yapmıştır. Özgün ahşap kapı kanatları Etnoğrafya Müzesi’nde (Liva Paşa Konağı) sergilenmektedir. Bilinen ilk onarımı 1852’de gerçekleştirilen cami, 1940’lı yıllarda kapsamlı bir onarım görmüştür. 1943 depreminde hasar gören minaresi 1945’de sökülerek yeniden yapılmıştır. Son cemaat yerinin batı duvarına dıştan dayanan minaresi 1961-62’de kaidesine kadar yıkılarak yenilenmiştir. Son restorasyonu 2007-2008 arasında gerçekleştirilen caminin, kârgir minaresi ortadan kaldırılmış, son cemaat yerinin güneybatı iç köşesine tek şerefeli yeni bir ahşap minare kurulmuştur. İkisi duvarlara dayanan, ikisi serbest dört sütunla taşınan ahşap tavanla örtülü son cemaat yerinin güney duvar ekseninden dikdörtgen biçimli kapıyla cami mekânına girilmektedir. Mekân, mihrap aksının iki yanına yerleştirilen mukarnaslı ahşap başlıkları bulunan ikişer ahşap sütunun bulunduğu birer destek sırasının ahşap sütunlarının, başlıkları üzerinden atılan kuzey-güney doğrultusundaki ana taşıyıcı kirişlerle ortadakinin daha geniş ve yüksek tutulduğu mihraba dik üç sahına ayrılmıştır. Ana taşıyıcı kirişlere profilli konsollar üzerinden atılan sık aralıklı ahşap kirişlerin üzerinden kirişlemesi üstten kaplamalı ahşap tavanla örtülen mekânın kuzey duvarı önüne özel ahşap sütunlar üzerine oturtulmuş, merdivenlerle çıkılarak ulaşılan farklı kuruluşlara sahip, farklı seviyelerde kademelenen dört ahşap mahfil kurulmuştur. Mahfillerin korkuluk şebekeleri geometrik oymalarla bezenmiştir. Ahşap kirişlerin üzerine oyma ahşap levhalar takılmış, mukarnaslı başlıklar, kiriş yüzeyleri, kirişler arasından görünen tavanın alt yüzü renkli kalemişi nakışlarla bezenmiştir.

Yivli Minare Camii

Adını Türkiye Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad’ın (1220-1237), inşa ettirdiği cami, minare, medrese ve hamamdan oluşan külliyenin Yivli Minaresi’nden alan

cami, doğu cephedeki girişinin üst kısmında bulunan kitabesine göre, 1372-73 tarihinde Hamidoğulları Beyliği’nin hükümdarı Emîr Mübârizüddin Mehmed Bey tarafından yaptırılmıştır. Mimarı Balaban et-Tavâşî’dir. I. Alâeddin Keykubad’ın bir kilise kalıntısı üzerine inşa ettirdiği ileri sürülen Selçuklu camisinin yerine inşa edildiği genel kabul gören yapıya, biri doğu cephe ekseninin kuzeyine kaydırılmış, diğeri kuzey cephe ekseninde yer alan basık kemerli iki kapıyla girilmektedir. Tüm duvarları kaba yonu taşlarla inşa edilen yapının doğu cephe ekseninin güneyinde altta dikdörtgen, üstte sivri kemer biçimli birer pencere; kuzey cephe ekseninde ve eksenin iki yanında sivri kemerli birer üst, altta kapının batısında üç, doğusunda iki dikdörtgen biçimli pencere bulunmaktadır. Batısından bir başka yapıya bitişik olan caminin güney cephe ekseninde ve eksenin doğusunda birer, eksenin batısında iki sivri kemerli üst pencere, eksende zemine yakın bir, eksenin doğusunda iki, batısında üç dikdörtgen biçimli alt pencere bulunmaktadır. Cami mekânının doğu-batı aksında eşit aralıklı altı devşirme sütun bulunmaktadır. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 2007 tarihinde aydınlık fenerli birimin zemininde gerçekleştirilen arkeolojik kazı çalışmalarıyla ortaya çıkarılan su dağıtım sistemine ait büyükçe bir su küpü ile su künkleri cam zemin altına alınarak sergilenmiştir (Resim 5.18). Caminin, I. Alâeddin Keykubad döneminde inşa edilen kuzeybatısındaki hamamdan getirilen ve zemin altından dolaştırılan sıcak su ile ısıtıldığı tahmin edilmektedir. Tüm sütunları ve sütun başlıkları devşirme olan yapının iki kademeli sivri kemerlerinin alt kademeleri tabaka tuğlalarla üst kademeleri kaba yonu taşlarla örülmüştür. Yapının tüm duvarları ile tonoz ve kubbelerinde kaba yonu taş kullanılmış, tüm örtüleri kiremit kaplanmıştır.

Anadolu Selçuklu Medreseleri

Medrese yapılarının ana ögelerini toplanma ve dağılım yeri olarak işlev gören avluları oluşturur. Revaklı veya revaksız olabilen avlulara açılan eyvanlar, genellikle yapıların giriş aksı ile yan akslarının uçlarında yer alırlar. Taç kapının açıldığı giriş eyvanının karşısında ana eyvan bulunur. Avluyu, eyvanlar ve eyvanlar arasına yer alan öğrenci odaları çevreler. Genellikle yan eyvanlardan daha büyük boyutlu olan ana eyvanlar dershane ve mescit, ana eyvanın yanında bulunan mekânlardan biri bani türbesi olarak düzenlenir. Medreseler, avlularının örtülü olup olmamalarına göre kapalı avlulu medreseler ve açık avlulu medreseler olmak üzere iki ana grupta toplanmaktadır. UNESCO’nun Dünya Mirası Geçici Miras Listesine alınan medreselerden Konya Karatay Medresesi, Konya İnce Minareli Medrese, Kırşehir Cacabey Medresesi ve Erzurum Yakutiye Medresesi kapalı avluludur. UNESCO’nun Dünya Mirası Geçici Miras Listesine alınan medrese yapılarından Kayseri Çifte Medrese, Kayseri Sahibiye Medresesi, Sivas Çifte Minareli Medrese, Sivas Gök Medrese, Sivas Buruciye Medresesi ve Erzurum Çifte Minareli (Hatuniye) Medrese açık avluludur.


Denizli-Doğubeyazıt Yolu Üzerindeki Selçuklu Kervansarayları

Selçuklu döneminde uluslararası doğu ticaretinin Anadolu topraklarından geçen ana yol güzergâhını başkent Konya’dan geçerek Anadolu’nun batısı ile doğusunu bağlayan, Denizli’den Doğubayazıt’a uzanan yol oluşturmaktaydı.

Kervanların konaklaması için inşa edilen han yapılarının, Selçuklu döneminden günümüze gelen örnekleri kitabelerinde rıbat ya da han olarak adlandırılmaktadır. Sağladıkları yüksek konfor ve güvenlik nedeniyle geçen yüzyıldan itibaren hak ettikleri kervansaray ünvanıyla tanımlanan bu yapıların, Türkiye topraklarında Bizans döneminde inşa edilmiş herhangi bir örneği bilinmemektedir. Türk illerinden başka kültürlerde bulunmayan ticaret yapıları olarak kervansaraylar, Türkiye Selçuklu Uygarlığı’nın en başta gelen temsilcileridir. Cepheleri payanda ve köşe kuleleriyle desteklenen kale sağlamlığındaki bu yapıların inşa malzemesi taştır. Sandıklama tekniğinde inşa edilen sur kalınlığındaki cephe duvarları, içten ve dıştan kesme taş kaplamalıdır. Hanlar, avlularının bulunup bulunmamasına göre; 1- sadece avludan oluşan hanlar, 2-sadece kapalı bir binadan oluşan hanlar, 3-hem avlulu hem kapalı bölümü bulunan karma/klasik tipteki hanlar ve 4-eş odaklı ya da münferit tipli hanlar olmak üzere başlıca dört grupta sınıflandırılmaktadır. Ak Han (1253-54), Çardak Han (1230), Eğirdir Han, Atabey Ertokuş Hanı (1223), Kızılören Hanı, Kuruçeşme Hanı, Horozlu Han, Zazadin Han (1236), Obruk Han, Aksaray Sultan Hanı (1229), Aksaray Ağzıkara Han, Öresun Han, Avanos Sarı Han, Kayseri Tuzhisarı Sultan Han, hem kapalı bölümü hem avlulu bölümü bulunan karma/klasik tiptedir. Tercan Mama Hatun Hanı ise farklı olarak eş odaklı han tipinde inşa edilmiştir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında