KMT204U-TÜRKİYE’NİN KÜLTÜREL MİRASI II
Ünite 2: UNESCO Dünya Mirasında Türkiye II
Giriş
Bu metin, UNESCO'nun Dünya Mirası Geçici Listesine alınan çeşitli kültürel mirasların niteliklerini ve değerlerini açıklamaktadır. Her bir mirasın UNESCO tarafından kabul edilme gerekçesi farklıdır ve belirli ölçütlere uyduğu belirtilmiştir. St. Pierre Kilisesi mimari ve teknolojik gelişmeler açısından önemli bir alışverişi sergilemektedir (ölçüt ii), St. Nikolaos Kilisesi bir kültürel geleneğe veya uygarlığa tanıklık etmektedir (ölçüt iii), St. Paul Kilisesi, St. Paul Kuyusu ve çevresi önemli bir aşamayı gösteren mimari bir örnektir (ölçüt iv), Zeynel Abidin Camii ve Mor Yakup Kilisesi mimari ve kültürel öneme sahiptir (ölçüt iii, iv), Justinianus Köprüsü mimari ve tarihsel açıdan önemli bir yapıdır (ölçüt iii, iv), Sarıkaya Roma Hamamı mimari açıdan önemli bir örnektir (ölçüt iv), Ceneviz Ticaret Yolu üzerindeki Kale ve Surlu Yerleşimler, mimari ve kültürel açıdan önemli bir alışverişi sergilemektedir (ölçüt ii, iv), Bodrum Kalesi mimari ve tarihsel açıdan önemli bir yapıdır (ölçüt ii, iii, iv).
UNESCO'nun belirlediği ölçütler şunlardır: (ii) İnsanlık değerleri arasında önemli bir etkileşimi gösteren mimari veya teknolojik gelişmeleri sergilemek, (iii) Benzersiz veya en azından olağanüstü bir şekilde bir kültürel geleneğe veya uygarlığa tanıklık etmek, (iv) İnsanlık tarihinde önemli bir aşamayı temsil eden mimari, teknolojik veya tarihsel bir örnek olmak.
St. Pierre ve St. Nikolaos Kiliseleri
St. Pierre Kilisesi, Hatay ilinin Antakya ilçesinde bulunmakta olup dünyanın ilk kilisesi olarak kabul edilir. Burası, farklı dinlerden insanların bir arada yaşadığı bir inanç merkezi olan Antakya'nın merkezindedir. Aynı şekilde, Antakya'da bulunan Habibi Neccar Camii de Anadolu'nun ilk camisi olarak kabul edilir, bu da kenti hem Hristiyanlar hem Müslümanlar için önemli bir merkez haline getirir. St. Nikolaos Kilisesi ise Antalya ilinin Demre ilçesinde yer alır ve Hristiyanlık açısından önemlidir. Bu kilise, Akdeniz'e uzanan Teke Yarımadası'nda bulunmaktadır.
St. Pierre Kilisesi
Hz. İsa'nın 12 havarisinden biri olan Aziz Petrus, İsrail'in Taberiye Gölü'nün kuzeyinde doğmuş ve Hristiyanlık inancına göre İsa'nın ona "Sen Petrus'sun ve ben kilisemi bu kayanın üzerine kuracağım" dediği belirtilir. Hz. İsa’nın ölümünden sonra, Aziz Petrus Anadolu'ya ve özellikle Antakya'ya yolculuklar yaparak Hristiyanlık dinini yaymak için misyonerlik faaliyetlerinde bulunmuş, Antakya Kilisesi'nin kurucusu ve ilk başpapazı olmuş, ardından Roma'ya giderek ilk Hristiyan topluluğunu kurmuş, 67'de tutuklanarak çarmıha gerilerek öldürülmüştür. Aziz Petrus, Hz. İsa'nın diğer havarilerin öncüsü ve sözcüsü olarak kabul edilir. Ayrıca Roma Katolik Kilisesi’nin ilk piskoposu, ilk Papa’sı olarak kabul edilmektedir. Kilise, kayalara oyulmuş 13 m derinliğinde, 9,5 m genişliğinde ve 7 m yüksekliğinde bir mağaradan oluşmaktadır. Bu doğal mağaranın oyularak biçimlendirilmek suretiyle
dönüştürülmesi ve Aziz Petrus’a/Saint Pierre’e ithaf edilmesiyle St. Pierre Kilisesi meydana getirilmiştir. İnşa tarihi kesin olarak bilinmese de bu kilisenin, dünyanın en eski ve ilk kilisesi olduğu kabul edilmektedir. Mağaranın, altarın sağ kısmında yer alan duvar resimlerine ait bazı izlerle MS 4.-5. yüzyıllara tarihlenen yer mozaiklerinden bazı parçalar günümüze gelebilmiştir. St. Pierre Kilisesi 1983’de Papalık tarafından hac yeri ilan edilmiştir. 1997’de T.C. Turizm Bakanlığı tarafından kilisenin restorasyon ve çevre düzenlemesi için proje hazırlanmış ve yapının önündeki alanın batısına ikinci bir giriş eklenmiştir. Günümüzde anıt müze olarak işlevini sürdüren kilisede her yıl 29 Haziran’da ayin yapılmaktadır.
St. Nikolaos Kilisesi
St. Nikolaos Kilisesi, Antalya'nın Demre ilçesinde bulunur ve Antik dönemde Myra olarak adlandırılan bu bölge, Aziz Nikolaos'un yaşadığı ve piskoposluk yaptığı yerdir. Demre, kuzeyde Toros Dağları ve kuzeydoğuda Demre Çayı ile çevrili düz bir ovada konumlanmıştır. Aziz Nikolaos'un vefatından sonra Demre, önemli bir dini merkez haline gelmiştir, özellikle Ortodoksluğun bölgede geliştiği dönemde Roma İmparatorluğu'nun Likya eyaletinin başkenti olmuştur. Aziz Paul'un Demre'yi ziyaret etmesi de kenti siyasi ve dini anlamda önemli hale getirmiştir. Aziz Nikolaos'un vefatının ardından Demre, Antik Likya bölgesinin metropolisi olmuştur. Aziz Nikolaos ile ilgili bilgilere 6-14. yüzyıllar arasındaki kaynaklardan ulaşılabilir. Kaynaklara göre, Aziz Nikolaos'un doğum yılı kesin olarak bilinmemekle birlikte, İmparator I. Konstantinos döneminde Demre'de piskoposluk yaptığı ve 565 tarihli bir kaynaktan Aziz Nikolaos'un mezarının Demre'de bulunduğu bilinmektedir. Ayrıca, 814-842 yılları arasındaki Vita per Michaelem adlı kaynağa göre, Aziz Nikolaos'un Patara'da doğduğu belirtilmektedir. Aziz Nikolaos, 3. yüzyıl sonu ile 4. yüzyıl arasında yaşamış, ancak 5. yüzyıl başından itibaren ünlenmiş bir azizdir. Özellikle 9. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kültü büyük önem kazanmıştır. Aziz Nikolaos, çocukların ve denizcilerin koruyucusu olarak bilinir ve iyilik, koruyuculuk ve yardımseverlikle özdeşleştirilir. Gerçekleştirdiği mucizeler nedeniyle 11. yüzyıldan itibaren aziz olarak kabul edilmiş, kültü Bizans İmparatorluğu sınırları dışına yayılmıştır, özellikle Rusya ve Batı Avrupa'da etkili olmuştur. St. Nikolaos'un, yardıma muhtaç ailelere armağanlar bırakarak Noel kutlamalarını başlattığına inanılır.
St. Nikolaos Kilisesi'nin üç yapım evresi bulunmaktadır. İlk kilisenin 6. yüzyılda inşa edildiği ve bazilika planlı olduğu kabul edilir. İkinci evrede ise 8. yüzyılda Arap yayılmaları veya bir deprem sonucunda harap olan ilk kilisenin yerine üç nefli kubbeli bir yapı inşa edilmiştir. Üçüncü evrede ise 11. yüzyılda kilise çevresine ek yapılar eklenerek manastır kurulmuştur. Kilise, bölgenin en zengin anıtsal resim sanatı örneklerini barındırmaktadır ve iç narteksinde 11-12. yüzyıla tarihlenen duvar resimleri bulunmaktadır. 19. yüzyılda Demre ve St. Nikolaos Kilisesi'ni ziyaret eden batılı seyyahlar ve bilim adamları, yapının tanınmasını
sağlamış ve kilisenin restore edilmesi için çalışmalarda bulunmuşlardır. Kilisenin restorasyon ve arkeolojik çalışmaları 20. yüzyılın sonlarına kadar devam etmiştir.
St. Paul Kilisesi ve Kuyusu
St. Paul Kilisesi ve Kuyusu, Tarsus'ta bulunmaktadır. Tarsus, Antik dönemde Kilikya olarak adlandırılan bölgede yer alır ve tarihi açıdan birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bölgeyi, İç Anadolu’ya bağlayan tarihi yolların kavşağında bulunan Tarsus, coğrafi koşullar ve iklimi nedeniyle birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Kur’an da sözü edilen Eshab-ı Kehf Mağarası’nın Tarsus sınırları içinde bulunduğu yolundaki inanç ve St. Paul’un Tarsus’ta doğması Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar için Tarsus’u önemli bir inanç merkezi haline getirmiş, burada Danyal Peygamberin mezarı ile ilgili arkeolojik kazı çalışmaları gerçekleştirilmiştir. St. Paul, MS 6-15 yılları arasında Tarsus'ta doğmuştur ve Roma vatandaşı olarak yetiştirilmiştir. St. Paul, Hristiyanlık inancını yaymak için önemli bir figür olarak kabul edilir ve misyonerlik gezileri yapmıştır. St. Paul Kilisesi'nin ilk evresi 11-12. yüzyıla dayanmaktadır ve 1862'de büyük çapta onarılarak günümüzdeki halini almıştır. St. Paul Kuyusu, Tarsus'un Kızılmurat mahallesinde, St. Paul'un doğduğu ve yaşadığı kabul edilen evin avlusunda bulunmaktadır. 2000 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kamulaştırma çalışmaları gerçekleştirilmiş ve çevre düzenlemesi yapılmıştır. Arkeolojik kazılar sonucunda Roma dönemine ait döşeme kalıntıları ortaya çıkarılmış ve çelik strüktür üzerine kurulan cam döşeme ile koruma altına alınmıştır. St. Paul Kuyusu, Hristiyanlar için önemli bir inanç merkezi olarak kabul edilir ve Tarsus'un inanç turizmine katkı sağlar. Tarsus Müze Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen arkeolojik kazılar, Roma dönemine ait kalıntıları ortaya çıkarmıştır. St. Paul Kilisesi ve Kuyusu, Hristiyanlar için önemli bir hac ve inanç turizmi merkezidir.
Zeynel Abidin Camii ile Mor Yakup Kilisesi
Zeynel Abidin Camii ve Mor Yakup Kilisesi, Mardin'in Nusaybin ilçesinde bulunmaktadır. Bu bölge, Orta Çağ'da Süryani-Hristiyan ruhaniliğinin merkezi olarak bilinirken, 7. yüzyılda Arap-İslam ordularının fethetmesiyle İslam kültür dairesine girmiştir. Günümüzde Süryani, Yezidi ve Müslümanların bir arada yaşadığı Tur Abdin bölgesinde, Süryani dini ve eğitiminde aktif rol oynayan manastır ve kiliseler bulunmaktadır. Zeynel Abidin Camii ve Mor Yakup Kilisesi'nin korunması ve geleceğe aktarılması için Nusaybin Belediyesi ve ÇEKÜL Vakfı tarafından 1999 yılında başlatılan çalışmalar kapsamında 2000-2007 yılları arasında arkeolojik kazılar gerçekleştirilmiştir. Bu iki farklı dini inanca sahip yapılar, Hristiyan ve Müslümanların yüzyıllarca bir arada yaşadığı ve ibadet ettiği bir alanı oluşturur. Bu alandaki yapılar, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Nusaybin Belediyesi tarafından Nusaybin Kültür ve İnanç Parkı ilan edilmiştir.
Zeynel Abidin Camii
Molla Zeynel Abidin ve kız kardeşi Sitti Zeynep'e ait olan kubbeli sanduka biçimli iki ayrı türbenin etrafında gelişen Zeynel Abidin Camii külliyesi, Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin’in 13. kuşaktan torunu olan bu şahısların Müslümanlarca kutsal sayılmaktadır. Külliye içerisinde, camiye ek olarak sıralı odalara sahip bir medrese, şadırvan, mezarlık alanları ve yeni bir abdesthane bulunmaktadır. Türbe kapısında H.553/M.1159 tarihli bir kitabe yer almaktadır. Külliye yapıları, aynı bahçeli açık avluda konumlanmıştır. Caminin güney ve doğusunda ise Osmanlı dönemine ait sanduka tipli mezarlar bulunmaktadır. Osmanlı Dönemi kayıtlarında Zeynel Abidin Camii ile Mor Yakup Kilisesi’nin ortak vakıf mülkiyetine sahip oldukları bilgisi yer almaktadır. Cami, küçük bir mescit olarak inşa edilmiş ve daha sonra genişletilmiştir; 1956 yılında ise doğusuna güney köşeye yakın bağımsız bir minare eklenmiştir.
Mor Yakup Kilisesi
Geç Antik dönemde askeri, ticari ve entelektüel merkez olan Nusaybin, Sasaniler ve Bizans arasında sınır oluşturmaktaydı. Doğu’nun en güçlü kalesi olarak kabul edilen kent, Süryanice konuşan Hristiyanların teoloji okulunun yer aldığı önemli bir merkezdi. Nusaybin, Antakya ve Urfa’dan sonra Hristiyan teolojisinin öğretildiği üçüncü büyük merkez olarak bilinmektedir. Süryanice konuşan Hristiyanlar için önemli bir teoloji okulu ve dini merkezdi. Kent, Antakya ve Urfa'dan sonra Hristiyan teolojisinin öğretildiği üçüncü büyük merkez olarak bilinir. Kentin 4. yüzyılda Persler tarafından fethedilmesinin ardından teoloji merkezi Urfa'ya taşınmış olsa da, 410 yılında Nusaybin'de yeniden kurulan okul, 14. yüzyıla kadar faaliyet göstermiştir. Mor Yakup Kilisesi, bu dönemin fiziksel yapısını aydınlatacak nadir yapılarından biridir. Kilisenin, Piskopos Yakub (308-338) tarafından 313-320 yılları arasında inşa edildiği tarihi kaynaklardan bilinmektedir. Yapılan arkeolojik kazılar, kilisenin ilk evrede beş nefli bazilikal plana sahip olabileceğini göstermektedir. Ayrıca, kilisenin güneydoğusunda bulunan bir yapıda tespit edilen bir yazıttan, bu yapının 359/360 yıllarında inşa edilmiş bir vaftizhane olduğu anlaşılmaktadır. Kilisenin taş işçiliği ve süslemeleri oldukça dikkat çekicidir.
Justinianus Köprüsü ve Sarıkaya Roma Hamamı
Anadolu'da Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde inşa edilen çok sayıda taş köprü bulunmaktadır. Bu köprüler, askeri ve ticari yolları birleştirmek için tasarlanmış olup, tarihi yol ağlarıyla ilişkilidir. Anadolu'daki taş köprü geleneği Roma döneminden başlamış olup, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de devam etmiştir. Köprüler, çeşitli felaketler ve insan etkileri nedeniyle zaman içinde kısmen ya da tamamen hasar görebilmiştir. Taş köprülerin çeşitli tipleri, topografik özellikler ve kullanılan malzeme açısından farklılık gösterir. Köprülerin ana taşıyıcı elemanları arasında temeller, ayaklar, kemerler, tempan duvarları ve
döşemeler bulunur. Mimari öğeler arasında baba taşı, çörten, korniş, korkuluk, hafifletme gözü, selyaran, seyir terası ve kitabe yer alır. Anadolu'daki köprüler genellikle taş malzeme kullanılarak inşa edilmiştir. Roma ve Bizans dönemi köprülerinde genellikle yuvarlak kemerler tercih edilirken, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde sivri kemerler kullanılmıştır. Osmanlı döneminin önemli bir örneği olan Uzunköprü, dünyanın en uzun taş köprüsüdür. 1427-1443 yılları arasında inşa edilen bu köprü, 174 kemerli ve 1392 metre uzunluğundadır.
Justinianus Köprüsü
Roma İmparatorluğu'nun doğuya doğru genişlemesi, Anadolu'da güçlü bir yol ağının gelişmesine yol açmış ve başlıca nehirler üzerine köprülerin inşasını gerektirmiştir. 1.-6. yüzyıllarda arasında Anadolu'da Seyhan, Ceyhan, Dicle, Göksu, Gönen, Sakarya gibi nehirler üzerinde tek gözlü, çift gözlü ve sürekli kemerli birçok taş köprü inşa edilmiştir. Bu köprülerden biri, Marmara Bölgesi'nde, Sakarya ili, Serdivan mahallesinde Sapanca Gölü'nün göl ayağı olan Çarksuyu Deresi üzerinde bulunan Justinianus Köprüsü'dür. Günümüzde Çarksuyu Deresi, köprünün orta kemerinden kuzeye doğru yönelerek Sakarya Nehri ile birleşmekte ve Sapanca Gölü'nün fazla sularını Karadeniz'e boşaltmaktadır.
Sakarya Nehri, tarih boyunca taşkınlara ve sellere neden olarak su ve kara yolculuğunun güvenli bir biçimde yapılmasını engellemiştir. 1. yüzyılda yaşayan Bithynia Eyaleti valisi Plinius’un mektuplarından bu problemin çözülmesine yönelik bazı planlamaların yapıldığı anlaşılmaktadır. İmparator Justinianus, İstanbul’dan (Konstantinopolis) başlayarak doğuya yönelen askeri ve ticari yolun bölgedeki nehirlerden güvenli biçimde geçmesi için, Sakarya Nehri ile Çarksuyu Deresi’nin geçtiği bölgelerde kanallar açtırmış ve köprüler inşa ettirerek bu problemin çözümüyle uğraşmıştır. Geç Antik Çağ ve Bizans dönemi kaynaklarından, İmparator Justinianus’un (527-565) Sakarya Nehri üzerinde büyük bir köprü inşa ettirdiği bilinmektedir. Yaklaşık olarak 10 m yüksekliğindeki köprü, mermer ve kireçtaşı kesme bloklarla kireç harcı kullanılarak inşa edilmiştir. Uzunluğu 346,52 m, genişliği (çörtenler dahil) 10,50 m'dir. Köprünün güney yöndeki memba ve kuzey yöndeki mansap cephelerindeki selyaranlarla birlikte genişliği 17,70 m'ye ulaşmaktadır. Köprü geniş açıklıklı yedi ana kemer ve altı küçük kemer olmak üzere toplam on üç kemerlidir. Justinianus Köprüsü olarak adlandırılan bu köprü, Sakarya Nehri'nin her iki kolunu da gemi taşımacılığına elverişli hale getirmek amacıyla inşa edilmiştir. İmparator Justinianus'un planının bir parçası olarak, Sakarya Nehri'nin Çarksuyu üzerinden Sapanca Gölü ile birleşmesini sağlamak için bu köprü yapılmıştır. Günümüzde halk arasında "Beşköprü" olarak adlandırılan köprü, İmparator Justinianus'un planının bir parçası olan antik köprülerden biri olabilir.
Sarıkaya Roma Hamamı
Sarıkaya ilçe merkezinde bulunan ve MS 2. yüzyıla tarihlenen Sarıkaya Termal Roma Hamamı, antik dönemde önemli bir yapı kompleksi olarak hizmet vermiştir. Roma hamamları sadece yıkanma alanları değil, aynı zamanda dinlenme, eğlenme, spor yapma ve kültürel etkinliklerin gerçekleştirildiği mekânlar olarak da kullanılmıştır. Bu hamam, günümüzde hala 48°C sıcaklığında akan termal su kaynağına sahip olup, Roma döneminde Therma Basilica olarak anılan bölgede bulunmaktadır. 1987 yılında korunması gereken bir kültürel varlık olarak tescil edilen Sarıkaya Roma Hamamı, 2018 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası Geçici Listesine alınmıştır. Hamamın yapılarında gerçekleştirilen arkeolojik kazılar sonucunda, iç ve dış mekânlarda üç adet havuz bulunmuş, batı cephesi üzerinde Korint başlıklı pilastrlarla süslenmiş ve iki katlı olarak inşa edilmiştir. Batı cephede, termal sularla beslenen büyük bir havuz (natatio) bulunmaktadır. Ayrıca, cephenin arkasında bir iç havuz ile üçüncü bir termal havuz yer almaktadır. Sarıkaya Roma Hamamı, sadece yıkanma ve temizlenme ihtiyacını karşılamakla kalmamış, aynı zamanda antik dönemde sosyal ve kültürel etkinliklerin de merkezi olmuştur.
Akdeniz’den Karadeniz’e Ceneviz Ticaret Yolu Üzerindeki Kale ve Surlar
Genova, İtalya'nın kuzeybatısında Akdeniz kıyısında bulunmaktadır ve 12. yüzyılın başlarında bağımsız bir şehir devleti olarak kurulmuştur. Cenevizlilerin kontrolündeki bu liman kenti, Orta Çağ'dan itibaren uluslararası ticaretin yapıldığı önemli bir merkez haline gelmiştir. Cenevizliler, özellikle Akdeniz ticaretinde etkin bir rol oynamışlardır ve çeşitli ticaret kolonileri kurarak geniş bir ticaret ağı oluşturmuşlardır. Cenevizliler, Antakya'nın ele geçirilmesinden itibaren Doğu Akdeniz'de birçok liman şehrini kontrol etmiş ve ticaret kolonileri kurmuşlardır. Bu koloniler arasında Lazkiye, Arsuf, Kayseriye, Akka, Trablus ve Beyrut gibi önemli şehirler bulunmaktadır. Ayrıca, Ege ve Karadeniz'de de ticari faaliyetlerini sürdürmüşlerdir ve bölgedeki çeşitli beyliklerle ticari ilişkiler kurmuşlardır. Cenevizlilerin ticari gücü, Bizans'ın 1261'de İstanbul'u geri almasının ardından daha da artmıştır. Cenevizliler, Galata semtine yerleşmiş ve Pera adı verilen bölgede kale inşa etmişlerdir. Ayrıca, Ege ve Karadeniz'de birçok ticaret kolonisi kurmuşlardır. Cenevizlilerin kaleleri, genellikle stratejik yerlerde, geçitlerde ve limanlarda inşa edilmiş savunma yapılarıdır. Bu kaleler, Bizans döneminde Venediklilerin güçlenmesini önlemek amacıyla Cenevizlilere verilen ticari imtiyazlar sonucunda hızla gelişmiştir. Kalelerin iç yapıları, nöbetçi odaları, barbakalar ve savunma amaçlı açıklıklar gibi unsurları içerir. Bu kaleler, Osmanlı döneminde de onarılarak günümüze ulaşmıştır.
İstanbul Galata Kulesi: Venedik'in Galata'yı ateşe vermesinin ardından Cenevizliler, bölgeyi surlarla çevrelemek istemiş ancak başlangıçta Bizans yönetimi buna izin vermemiştir. Ancak Cenevizliler, sonradan elde
ettikleri imtiyazlarla 14. ve 15. yüzyıllarda Galata'da sur ve burçlar inşa etmeyi başarmışlardır. Galata Surları, çevreledikleri alanı beş farklı mahalleye ayırmıştır ve limanı, Latin halkını ve canlı ticaret hayatını içine almaktadır. Galata Surlarının büyük bir kısmı 19. yüzyılın ikinci yarısında yıkılmıştır ve kalan bölümleri zamanla çevresel etkenlerle harap olmuştur, bu nedenle surların çok azı günümüze ulaşabilmiştir.
İstanbul Yoros Kalesi: İstanbul Boğazı'nın Asya yakasında, Beykoz ilçesinde bulunan Yoros Kalesi, İstanbul'un tek Orta Çağ Bizans Kalesi olarak bilinir. Doğu-batı yönünde yaklaşık 500 metre, kuzey-güney yönünde ise 60-130 metre arasında değişen bir alanı kaplayan kalede, 1352'de bir deniz savaşının ardından Ceneviz askeri ve ticari garnizonu kurulmuştur. Bu garnizon, ticari gemilerin geçişini yönetmek ve başkente yapılacak saldırıları önlemek amacıyla konumlandırılmıştır. Yaklaşık yarım asır süren Ceneviz egemenliği döneminde kale "Ceneviz Kalesi" olarak anılmıştır. Sultan II. Bayezid döneminde (1481- 1512), kalede asker aileleri için bir cami, hamam ve birçok ev inşa edilmiştir. Kale, 15. ve 17. yüzyıllarda birçok kez onarılmıştır.
İzmir Foça Kalesi: Tunç Çağı, Arkaik, Klasik, Helenistik, Roma, Bizans, Osmanlı devirlerinde aralıksız yerleşim gören İzmir’in Foça ilçesinde, yarımada üzerine 11.-12. yüzyılda Bizans Kalesi olarak inşa edilmiştir. Bizans İmparatoru I. Aleksios Komnenos'un 1082'de Venediklilerle yaptığı antlaşma sonrasında Venediklilere ait bir liman haline gelmiştir. 1275'te Bizans İmparatorluğu'nun Ceneviz'e devredilmesiyle Ceneviz yönetimine geçmiştir. Ceneviz kolonisinin varlığı, 1455'te Osmanlılar tarafından fethedilinceye kadar sürmüştür. Cenevizliler, kale surlarında onarımlar gerçekleştirmiş ve iki kule daha eklemiştir. Osmanlı fethinden sonra kale yeniden inşa edilmiş ve yeni kuleler eklenmiştir. Foça'dan batıya ihraç edilen önemli ürünler arasında dericilik, eczacılık ve boyacılıkta kullanılan şap bulunmaktadır.
İzmir Çeşme Kalesi: İzmir'in Çeşme ilçesinde, Sakız Adası'nın karşısında, dik bir yamaçta dikdörtgen tabanlı bir alana inşa edilen Çeşme Kalesi, Osmanlı fethinden sonra 1508 yılında onarılmış ve bazı mimari eklemeler yapılmıştır. Kalenin mimari özellikleri, 16-18. yüzyıllarda Osmanlı egemenliğini doğrulamaktadır. Deniz kıyısına inşa edilmiş olan kale, deniz yönü dışındaki yerleri hendekle çevrilidir. Deniz tarafında iki silindirik kule ve arkasında kare prizma gövdeli iki yüksek kule bulunmaktadır. Kara tarafında ise deniz yönündekilerden daha küçük olan iki silindirik kule yer almaktadır. Kulelerdeki dizi kemerler ve mazgal biçimleri, Ceneviz kale mimarisinde kullanılan özellikleri yansıtmaktadır. Ancak kale, cami, çeşme, su depoları ve kapalı alanlarıyla Osmanlı döneminin özgün mimari yapılarından biridir.
İzmir Çandarlı Kalesi: İzmir Çandarlı Kalesi, Dikili ilçesinde bulunmakta olup, 14. yüzyılda Cenevizliler tarafından restore edilmiştir. İnşa tarihi kesin olarak bilinmemektedir, ancak Osmanlı döneminde Çandarlı Halil
Paşa tarafından restore edilmiştir. Dikdörtgen tabanlı olan kale, beş kuleden oluşmakta olup, kapı ve surları iyi durumda korunmuştur.
Aydın Güvercinada Kalesi ile Kuşadası Surları: Aydın'ın Kuşadası ilçesinde yer alan Güvercinada Kalesi, doğal bir kayalık üzerine inşa edilmiştir. 13.-14. yüzyıllara tarihlenen bu kale, Osmanlı İmparatorluğu döneminde de onarım görmüştür. Sur hattı tek sıra olan kale, dört kuleye sahiptir. Ana girişte ise silindirik ve beşgen prizma gövdeli iki kule bulunmaktadır. Kuşadası Surları ise batı yönde dik bir yamaca ve sahile paralel bir düzlüğe inşa edilmiştir ve günümüzde korunmaktadır.
Amasra Kalesi: Amasra Kalesi'nin büyük bölümü Erken Bizans dönemine tarihlenmektedir. Plan şeması iki ana bölümden oluşmakta olup, bir bölümü Boztepe Adası'nın üzerinde, diğer bölümü ise Zindan Kalesi olarak adlandırılan dikdörtgen tabanlı bir alanda yer alır. Cenevizliler döneminde önemli değişikliklere uğramış ve Osmanlı döneminde kapsamlı bir şekilde onarılmıştır.
Düzce Akçakoca Kalesi: Düzce Akçakoca Kalesi Düzce ili, Akçakoca ilçesinde bulunmaktadır. İnşa tarihi kesin olarak bilinmemektedir, ancak Cenevizliler tarafından eklemeler yapılmıştır ve bu nedenle Ceneviz Kalesi olarak da bilinir. Kalenin güney surlarında yüksek bir kule ve iç avlusunda bir sarnıç bulunmaktadır.
Bodrum Kalesi
Bodrum Kalesi, Doğu Akdeniz ticaretinde önemli bir rol oynamış olup, Bodrum Yarımadası'nın ucundaki bir burun üzerinde bulunmaktadır. Antik Halikarnassos kenti üzerinde yer alan Bodrum, Geç Tunç Çağı'na kadar uzanan bir tarihe sahiptir. Kale, MÖ 4. yüzyıla tarihlenen yapı bakiyelerine ve Rodos St. Jean Şövalyeleri tarafından inşa edildiği düşünülen bir akropol üzerine yapılmıştır. Kent, Persler, Makedonyalılar, Romalılar ve Bizanslılar tarafından yönetilmiş, Türklerin eline geçmiş ve 15. yüzyıl başlarına kadar Menteşe Beyliği'nin hakimiyetinde kalmıştır. St. Jean Şövalyeleri, Osmanlı Sultanı I. Mehmet döneminde günümüzdeki Bodrum Kalesi'ni inşa etmek için izin almışlardır.
Kalenin bilimsel çalışmalarında dört yapım evresi tespit edilmiştir: MÖ 4. yüzyıl-1415, Rodos St. Jean Şövalyeleri devri (1415-1522), Osmanlı dönemi (1522-1923), ve Cumhuriyet dönemi (1923- ). Osmanlı döneminde kalede çeşitli onarımlar gerçekleştirilmiş, kale garnizon üssü olarak kullanılmış ve çeşitli amaçlar için kullanılmıştır. Kale, II. Dünya Savaşı sırasında askeri üs olarak kullanılmış, ardından müze olarak hizmet vermeye başlamıştır. 2018 yılında tamamlanan restorasyon çalışmalarıyla, Bodrum Kalesi bugün Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi olarak hizmet vermektedir. Kalenin mimari yapısı ve tarihi, antik dönem yapılarıyla Osmanlı dönemi mimarisini barındırarak önemli bir anıt eser olarak kabul edilmektedir.