AÖF Soru Bankası

Türkiye'nin Kültürel Mirası IÜnite 8 Özeti

İstanbul’un Tarihi Alanları, Diyarbakır Kalesi ve

batısına yeni bir kara suru inşa ettirerek kent alanını Giriş büyütmüştür. I. Justinianus (527-565), kentin su ihtiyacını

Bu ünitede; İstanbul’la ilgili olarak hazırlanan başvuru karşılamak için Lausos Sarayı’nın bulunduğu yere 64 dosyasında Dünya Mirası olarak önerilen yerlerin nitelik x56.4 m ölçülerinde 224 sütunlu Binbirdirek Sarnıcı’nı, ve değer olarak (i, ii, iii, ve iv) ölçütlerine uyduğunun Ayasofya’nın karşısına da 138x64.6 m ölçülerinde 336 Dünya Mirası Komitesince onaylamasından sonra 1985 sütunlu Yerebatan (Bazilika) Sarnıcı’nı yaptırmıştır. tarih/356 dosya numarasıyla UNESCO’nun Dünya Mirası Listesine giren İstanbul’un Tarihi Alanları; Diyarbakır’la Türk Dönemi: Fatih Sultan Mehmed (1451-1481), ilgili olarak hazırlanan başvuru dosyasında Dünya Mirası İstanbul’u fethettikten (1453) sonra Ayasofya’yı camiye olarak önerilen yerlerin nitelik ve değer olarak (iv), çevirtmiş, 1454’te Tauri Forumu’nun kuzeyinde ölçütüne uyduğunun Dünya Mirası Komitesince (günümüzde Beyazıt) bir saray inşa ettirmeye başlamıştır.

onaylamasından sonra 2015 tarih/1488 dosya numarasıyla Yeni Saray/Saray-ı Cedid tamamlanınca Saray-ı Atik/Eski UNESCO’nun Dünya Mirası Listesine giren Diyarbakır Saray olarak adlandırılan ve 16. yüzyıl ortalarına kadar Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Peyzajı ile nitelik ve değer sultanların ana konutu olarak kullanılan ilk saray 1617’de olarak (iii, iv ve vi) ölçütlerine uyduğu gerekçesiyle 2016 yangın geçirerek onarılmıştır. Sultan Abdülaziz, 1866’da tarih/6113 referans numarasıyla UNESCO’nun Dünya Eski Sarayı yıktırarak yerine başmimar Sarkis Balyan’a Mirası Geçici Listesine alınan Silvan Malabadi Köprüsü Harbiye Nezareti binasını inşa ettirmiştir. tanıtılmaktadır. I. Mahmud’un (1730-1754), deniz surlarının Haliç’e İstanbul’un Tarihi Alanları bakan kesiminde bulunan Topkapı olarak adlandırılan sur Constantinus’un kendi adını verdiği Konstantinopolis kapısının yakınına yaptırdığı için Topkapu Sahil Sarayı kentini Araplar Konstantiniyye, Türkler, 1245’te yazıya olarak adlandırılan ahşap sahil sarayı, 1862’de yanarak geçirilen Danişmend Gazi Destanında kaydedildiği gibi yok olunca Fatih Sultan Mehmed’in yaptırdığı Saray-ı 13. yüzyıl başlarından itibaren İstanbol olarak Cedid/Yeni Saray, Sultan Abdülaziz (1861-1876) adlandırmışlardır. Osmanlı fethinden (1453) sonra döneminden itibaren Topkapı Sarayı adıyla anılmıştır.

Konstantiniyye, Dersaadet, İstanbol, İstanbul ve daha Süleymaniye Koruma Alanı birçok isimle adlandırılan kent, 1930’da yasal bir düzenlemeyle resmen İstanbul adını almıştır. Süleymaniye semti adını, Kanuni Sultan Süleyman’ın İstanbul’un üçüncü tepesinin Haliç’e hakim kuzey Sultanahmet bölgesi “Arkeolojik Park” olarak belirlenmiş yamacına Mimar Sinan’a inşa ettirdiği kent siluetinin en ve tarihî yarımadanın kentsel ve arkeolojik nitelikteki belirgin ögesini oluşturan Süleymaniye Camii ve Sultanahmet, Süleymaniye ve Zeyrek bölgeleri ile Kara Külliyesi’nden alır. Surları, Koruma Alanları (sit) olarak tescil edilmiştir. Roma-Bizans Dönemi: Süleymaniye’de Bizans Sultan Ahmet Koruma Alanı döneminden günümüze ulaşan çok sayıda sarnıç ve Topkapı Sarayı’nın ve antik Bizantion’un bulunduğu Sur- mahzen bulunmaktadır.

u Sultani bölgesiyle Sultanahmet Meydanı ve çevresini Vefa semtinde Molla Şemseddin Camii Sokağı’nda yer içeren Sultanahmet Koruma Alanı, kuzeyden Haliç, alan 11-12. yüzyıllara ait olduğu kabul edilen, ortada doğudan İstanbul Boğazı, güneyden Marmara Denizi ile pencereli yüksek bir kasnak üzerine oturtulmuş kubbeyle çevrelenmekte, Sirkeci’nin doğusundan Marmara örtülen haç planlı Ayios Teodoros (Hagios Theodoros) kıyılarına uzanan hattın doğusunda yer almaktadır. Kilisesi, Latin işgali sona erince büyük ölçüde onarılmış

Bizantion-Roma-Bizans Dönemleri: İstanbul’un birinci ve batısına bir dış narteks eklenmiştir. Vefa semtinde tepesinde günümüzde Topkapı Sarayı’nın yer aldığı Katip Çelebi Caddesi’nde yer alan Ayın Biri Kilisesi yüksek platoda akropolisi bulunan antik Bizantion’un, olarak adlandırılan yapının, 1080 tarihinde burada bulunan kara surunun yaklaşık olarak Topkapı Sarayı’nı sarnıçın, tünel ve ayazma ile ilişkili olduğu sanılmaktadır. çevreleyen Sur-u Sultani’nin yakınlarından geçtiği kabul İmparator Anastasios döneminde (491-518) burada bir görmektedir. Bizantion MÖ 695’te kurulmuştur. Roma kilisenin bulunduğu bilinmektedir. 1750’li yıllarda İmparatoru Septimius Severus (193-211), üç yıllık bir buradaki ayazma yeniden inşa edilmiş, 1921’de sarnıcın uğraştan sonra 196’da Bizantion’u alarak surlarıyla üzerine Meryem Ana Kilisesi yapılmıştır.

birlikte yıktırmış ve daha sonra akropolis çevresine 8. Türk Dönemi: Fatih Sultan Mehmed, Bozdoğan yüzyıla kadar ayakta kalan bir amfitiyatro (kynegion), Kemeri’nin su şebekesini onartmış ve yeni kurulan su Haliç’e bakan yeni bir tiyatro, Roma’daki Maximus şebekesine dâhil etmiştir. II. Bayezid döneminde (1481- Circus örneğinde bir hipodrom, hipodromun yanına 1512) su kemerinin üstüne yeni bir su yolu yapılmıştır. Trakların atlı tanrısı Zeuksippos adına Zeuksippos Şeyhülislam Ahmed (Molla Gürani), fetihten (1453) sonra Hamamı ile Apollon-Helios ve Afrodit Tapınaklarını inşa Ayios Teodoros (Hagios Theodoros) Kilisesi’ni, bir ettirerek kenti batıya doğru genişletmiştir. Roma minare ekleterek mescide çevirtmiştir. Molla Gürani imparatoru Constantinus, hipodrom ile Zeuksippos Camii/Vefa Kilise Camii adıyla anılan yapı günümüzde Hamamı’nı tamamlatmış, Septimus Severus surunun cami olarak hizmet vermektedir. Kanuni Sultan Süleyman,


Süleymaniye semtinde Mimar Sinan’a iki külliye inşa Mimar Sinan’ın yaptığı külliye ve camilerin yanı sıra ettirmiştir. Şehzade Mehmed Külliyesi (1548), Mimar tarikat yapıları, mezarlıkları ile özgün kent dokusuna Sinan’ın inşa ettiği ilk padişah (selatin) külliyesidir. sahiptir. Kanuni Sultan Süleyman’ın Mimar Sinan’a inşa ettirdiği Süleymaniye Külliyesi, kısmen Fatih Sultan Mehmed’in Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri

yaptırmış olduğu Eski Saray’ın bahçesine (İstanbul Diyarbakır, Karacadağ’ın püskürttüğü lavların oluşturduğu Üniversitesi Rektörlük alanı), kentin üçüncü tepesinin volkanik bazalt platonun Dicle’ye bakan doğu ucuna Haliç’e hakim kuzey yamacına oturmaktadır. kurulmuştur. Kentin bilinen ilk adı, Orta Asur Kralı I. Adad Ninari döneminden (MÖ 1310-1281) kalan bir kılıç Zeyrek Koruma Alanı kabzasındaki yazıya göre Amidi ya da Amedi’dir. Roma

İstanbul’un Fatih ilçesinde, dördüncü tepe ve Haliç’e inen ve Bizans dönemlerinde Amida, Arap fetihlerinden, Hz. oldukça dik bir yamaçta yer alan Zeyrek Koruma Alanı, Osman döneminden (644-656) itibaren Amid, 13. batıda Eski İmaret’e, kuzeyde Haydar Külliyesi’ne, yüzyıldan sonra Kara Amid, Kara Hemid, 14. yüzyıl güneyde Çinili Hamam’a doğuda Zeyrek Kilise Camii’ne sonunda Karaca Kale, Kara Kale, 20. yüzyıl başlarından ve Atatürk Bulvarı’na kadar uzanır. itibaren Diyarbekir, 10 Aralık 1937’de Bakanlar Kurulu Roma-Bizans Dönemi: Bazı yapıları günümüze gelen kararı ile Diyarbakır olarak adlandırılmıştır.

Pantokrator ve Pantepoptes Manastırları ile başka yapı Kent Tarihi ve Surları kalıntıları 12. yüzyıl başlarında Zeyrek semtinin manastır Diyarbakır iç kalesinde Amida Höyük’te gerçekleştirilen bölgesi olduğuna işaret ederler. Manastır kiliseleri fetihten yüzey araştırmalarında ele geçen yüzey buluntuları, Geç sonra camiye dönüştürülmüş ve Zeyrek Kilise Camii Kalkolitik’ten Erken Tunç Çağı’na geçiş evrelerine (MÖ olarak adlandırılmıştır. Günümüzün Haydar Mahallesi’nde 3050-2800) tarihlendirilmektedir. bulunan ve fetihten sonra imaret-zaviye olarak kullanılan Pantepoptes Manastırı’nın camiye dönüştürülen kilisesi, Sur kapıları, burçları ve duvarları üzerine kentin savaş Eski İmaret Camii adıyla hizmet vermiştir. tarihinin büyük ölçüde takip edilebildiği pek çok kitabe bulunmaktadır. Tespit edilen 63 kitabeden biri Latince, Türk Dönemi: Fatih Külliyesi tamamlanıncaya kadar dördü Yunanca’dır. Kente hakim olanların her seferinde medrese olarak kullanılan Pantokrator Manastırı’nın yan tahrip olan kesimleri onararak, yıkılan bölümleri yeniden yana sıralanan üç kilisesi, camiye dönüştürüldüğünde inşa ederek gerçekleştirdikleri tahkim çalışmalarıyla ilgili buradaki medresede müderrislik yapan Molla Mehmet olan bu kitabelerden altısı Roma-Bizans dönemine, Efendi’nin taşıdığı Zeyrek lakabı cami ve mahalleye adını diğerleri İslami döneme aittir. vermiştir. Diyarbakır Dış Suru Zeyrek’te halktan kişilerin yaptırdığı mescit ve camiler çevresinde oluşan mahalleler, özgün sokak dokuları, sıralı Diyarbakır dış suru Constantinus’un (324-337) evler ve mezarlıklar bulunmaktadır. Kanuni, devrinin imparatorluğu sırasında oğlu II. Constantius’un eliyle 336- devlet adamlarından Haydar Paşa’nın (öl.1563), Zeyrek 337 tarihleri arasında inşa edilmiştir. Diyarbakır surlarının Cibali mahallesinde yaptırdığı medrese, mescit, çifte mimari yapısı hakkında ilk bilgiler, kentin birbirine paralel hamam ve çeşmeden oluşan külliyeden sadece Haydar iki sur duvarıyla çevrelendiğini, bir hendeğinin ve adlarını Paşa Medresesi ve Çeşmesi günümüze gelebilmiştir. verdiği dört kapısının bulunduğunu belirtir. Kentin kuşatmalarla tahrip edilen ve yıkılan sur duvarları, her 16. yüzyıldan sonra yoğun Müslüman yerleşmesi savaşın ardından kent hakimlerince yeniden inşa edilmek olduğunda Zeyrek’teki Bizans yerleşimin sıra ev dokusu ve onarılmak suretiyle tahkim edilmiş ve bu işlerin büyük korunup geliştirilmiş, ancak burada bulunan üç prenses çoğunluğu burç ve duvarlarına yerleştirilen hükümdar adı sarayı ile diğer bazı Bizans konakları yok olmuştur. ve tarih veren kitabelerle belgelenmiştir. Zeyrek’te Eski İmaret Camii Sarnıcı, Hacı Hasan Sokağı Sarnıcı, İbadethane Sokağı Sarnıcı ve çok sayıda sarnıç Dış Sur Bezemeleri

bulunmakta; cami ve medreselerin bulundukları yerlerde Diyarbakır Surunun Dağ ve Mardin Kapılarında Abbasi, ayrıca manastır kalıntılarına rastlanmaktadır. Tek Beden Burcu’nda Mervanoğulları, Akrep Burcu’nda Eyyubi, Selçuklu ve Melikşah/Nur Burçlarında Büyük Kara Surları Koruma Alanı Selçuklu, Urfa Kapı, Ulu Beden ve Yedi Kardeş

Kara Surları Koruma Alanı, kuzeyde Haliç’ten Burçlarında Artuklu dönemine ait figürlü kabartmalar Ayvansaray bölgesi ve Tekfur Sarayı’ndan başlayarak bulunmaktadır. Edirnekapı, Yenikapı, Silivrikapı, Yedikule ve Atınkapı üzerinden Marmara Denizine kadar uzanan hat üzerinde İç Kale

bulunan kara suru ile bu surun içinde ve dışında kalan Diyarbakır’ın kuzeydoğu ucunda, Dicle Irmağı’na ve yakın çevresini içermektedir. Hevsel Bahçelerine hakim konumda bulunan ve Hurri kentinin yer aldığı Amida Höyüğü içeren iç kale, kentin en Kara Surları Koruma Alanı, üçlü savunma sistemine sahip erken tarihli yerleşim nüvesini oluşturmaktadır. İç kale, sağlam surları, Haliç’e bakan Bizans sarayları, sur içinde kentin tarih boyunca idari, askerî ve yönetim merkezi kalan manastırları, Marmara’ya yakın Yedikule Hisarı,


olmuş, hükümdar saray ve konutları ile resmî binalar burada yer almıştır.

Hevsel Bahçeleri

Arapça aşağıdaki bahçeler anlamında Esfel Bahçeleri olarak adlandırılan, tarih boyunca sebze-meyve yetiştirilen yaklaşık 700 hektarlık bir alanı kapsayan verimli topraklar, günümüzde Hevsel Bahçeleri adıyla tescillenmiştir.

Hevsel Bahçeleri tarih boyunca kentin tarım, eğlence ve dinlenme merkezi olmuş, Mervanoğulları döneminde Dicle üzerine On Gözlü Köprü inşa edilmiş, Orta Çağ boyunca Dicle’den keleklerle tek yönlü olarak Basra’ya yolculuk yapılmıştır.

Dicle Irmağı üzerine inşa edilen genişliği 7-8 metre arasında değişen, 18 metre uzunluğundaki On Gözlü Köprü (Dicle Köprüsü), aynı yerde yaptırılan üçüncü köprüdür. 19. yüzyıl sonu 20. yüzyıl başlarında On Gözlü Köprü yakınlarına Ağuludere, Bekir Paşa, Erdebil, Hacı Ağa, Hami, Kuşdili, Pamuk ve I. Dünya Savaşı sırasında Atatürk’ün karargâh binası olarak kullandığı Gazi (Selman) Köşkleri gibi eyvanlı ve bahçeli çok sayıda yazlık köşk inşa edilmiştir.

Silvan Malabadi Köprüsü

Diyarbakır’a bağlı Silvan ilçe merkezine 20 km uzaklıkta yer alan, Arapça mal ve Farsça âbâdî sözcüklerinden Malâbâdî biçiminde oluşturulmuş bir tamlama olarak, bayındır mülk, bayındır köprü anlamına gelen Malabadi adıyla anılan köprüyü, kitabesine göre Mardin Artuklu hükümdarı Timurtaş, kendi servetinden harcayarak 542/1147-48 tarihinde inşa ettirmiştir.

Artuklu hükümdarı Timurtaş’ın, masraflarını kendi kazancından karşılayarak büyük bir bayındırlık projesi olarak inşa ettirdiği Malabadi Köprüsü, ortadaki tek büyük sivri kemeriyle Batman Çayı’nı geçmektedir. Artukluların mühendislik ve mimarlık şaheseri olan, adının da bildirdiği gibi bayındır bir mülk olan köprü, duvar kalınlığı içinde çözümlenerek kemer köşelerine duvar içine yapılan tonozlu iki büyük oda ile küçük bir helaya sahiptir. Türk köprü mimarisinin içinde hela bulunan tek, oda bulunan en erken tarihli ve ilk köprüsüdür.

Artuklular, köprü mühendisliğindeki yüksek başarılarıyla ünlüdürler. Köprülerinin pek çoğunun ortasında büyük bir sivri kemer bulunur. Diğer kemerler, ortadaki kemerin iki yanında daha alçak ve dar açıklıklıdır. Malabadi Köprüsü’nün biçimsel olarak en yakın benzeri 1566 tarihinde Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayreddin tarafından Bosna Hersek’te Neretva Irmağı üzerine inşa edilen daha küçük açıklıklı Mostar Köprüsü’dür.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında